Arap Hristiyanlarmın hükümdarı idi. Soy kütüğü şöyledir: Cebele b. Eyhem b. Cebele b. Haris b. Ebi Şimr. Ebu Şimr'in asıl adı Münzir b. Haris'tir. Münzir de iki küpeli Mariye'nin oğludur. Babası Salebe b. Amr b. Cefhe'dir. Cefne'nin asıl adı ise, KsJb Ebu Amir b. Harise b. îmru'1-Kays'tır. Mariye ise, Erkam b. Salebe b. Amr b. Cefne'nin kızıdır. Cebele'nin soy kütüğü hakkında başka rivayetlerde bulunanlar da vardır. Cebele'nin künyesi, Ebu Münzir el-Gassanî el-Cefnf dir. Gassan hükümdarı idi. Gassanlılar, Heraklius zamanındaki Arap Hristiyanlarıy-dılar. Gassanlılar, Evs ve Hazredi bütün Ensârîlerin amcazadeleridirler. Cebele, Gassanlıların son hükümdarıydı. Rasûlullah (s.a.v.), îslâm-'a davet ederek ona Şüca b. Vehb'le birlikte bir mektup göndermişti. Bunun üzerine Cebele Müslüman olmuş, Müslüman olduğunu bir mektupla Rasûlullah (s.a.v.)'a arzetmişti. İbn Asakir'in ifadesine göre ise Ce-bel'e asla Müslüman olmamıştı. Vakidî ile Said b. Abdülaziz de bunu açıkça ifade etmişlerdir. Ancak Vakidî şöyle demiştir: "Hz. Ömer zamanında Cebel'e Rumlarla birlikte Yermük savaşma katılmıştı. Daha sonra Hz. Ömer'in zamanında Müslüman olmuştu."
Şam'da iken Cebele, Müzeyneli bir adamın abasına basmış, Müzey-neli adam da onu tokatlamıştı. Cebele'nin adamları, Müzeyneli adamı tutup Ebu Ubeyde'ye götürdüler ve:
- Bu adam Cebele'yi tokatladı, dediler. Ebu Ubeyde de:
- Cebele de onu tokatlasın, dedi. Adamları şöyle karşılık verdiler:
- Yani bu adam Cebele'yi tokatladığı için öldürülmeyecek mi?
- Hayır.
- Eli kesilmeyecek mi?
- Hayır. Cenâb-ı Allah, ancak kısasa kısası emretmiştir. Cebele, bu olay üzerine şöyle dedi:
- Benim kendi yüzümü, Medine taraftarlarından gelen vn Müzeyneli adamın yüzüne denk tutacağımı mı sanıyorsunuz? Bu ne kötü bir dindir.
Böyle dedikten sonra tekrar Hristiyanlığa geçti ve ailesiyle birlikte Şam'dan ayrılıp Bizans'a gitti. Hz. Ömer, bunu duyunca çok üzüldü ve Hassan da kendisine şöyle dedi: "Dostun Cebele İslâm'dan irtidat etti." Hz. Ömer: "İnna lülah ve inna ileyhi raciun" dedi. Sonra Hassan, Cebele'nin niçin İslâm'dan irtidat ettiğini sordu. Hz. Ömer: şöyle cevap verdi:
- Müzeyneli bir adam onu tokatladığı için İslâm'dan irtidat etti.
- iyi ki tokatlamış, onun müstahakıdır.
Hassan'm böyle demesi üzerine Hz. Ömer, kalkıp Hassan'a bir kırbaç vurmuştu."
Ibn Kelbî ile diğerlerinin rivayetlerine göre Hz. Ömer, Cebele'nin Müslüman olduğunu duyunca sevinmiş, sonra onu görmek için Medine'ye davet etmişti. Başka bir rivayette anlatıldığına göre ise Cebele'nin kendisi Medine'ye gelip Hz. Ömer'i ziyaret etmek için izin istemiş, Hz. Ömer ona izin vermiş. Cebele de kavminden 150 veya 500 süvari ile birlikte Medine yoluna koyulmuştu. Hz. Ömer de ,Medine'den birkaç konak ötede ona hediyelerini takdim ettirip kendisini karşılatmıştı. Cebele'nin Medine'ye girişi önemli bir gün olmuştu. Şehre girdiğinde atlarının boyunlarına altın ve gümüşten gerdanlıklar takmış, kendisi de başına inci ve cehverlerle işlenmiş murassa bir tac koymuştu. Tacında ninesi Mariye'nin küpeleri de vardı. Kadınıyla erkeğiyle bütün Medine halkı ona bakmak için evlerinden dışarı çıkmışlardı. Cebele, Hz. Ömer'e selam verdiğinde Hz. Ömer selamım almış, ona hoş geldin demiş, yanına oturtmuştu. Cebele, bu senede Hz. Ömer'le birlikte haccetmişti. Ka'be'yi tavaf ederken Fezare oğulları kabilesinden bir adam, onun ihramına basmış, ihramı çözülmüştü. Bu yüzden Cebele de elini kaldırıp ihramına basan adamı yumruklamış ve burnunu ezmişti. Bazılarına göre adamın gözünü çıkarmıştı. Fezareli adam, Cebele'yi Hz. Ömer'e şikayet etmişti, şikayete giderken beraberinde kabilesinden birçok adamı da götürmüştü. Bunun üzerine Hz. Ömer, Cebele'yi huzura çağırmış, Cebele gelip suçunu itiraf etmişti. Hz. Ömer de ona kısas tatbik edeceğini söyleyince Cebele şöyle itirazda bulunmuştu:
- Nasıl olur? Ben bir hükümdarım. Hasmım ise halktan bir adam?
- İslâmiyet, seninle onu eşit kılmıştır. Sen, takva dışında başka hiçbir cihetten ona üstün olamazsın. - Ben, İslâm'a girdiğim takdirde cahiliye döneminden daha çok yüksek bir makama ulaşabileceğimi sanıyordum.
- Bırak bunları, eğer adamı razı etmezsen onun için sana kısas tatbik edeceğim.
- Öyleyse ben de Hristiyanlığa dönerim.
- Hristiyanlığa dönersen, boynunu vururum. Cebele, kendisine had tatbik edileceğini görünce:
- Bu gece düşüneceğim, bana mühlet tanı, dedi ve Hz. Ömer'in yanından ayrılıp gitti. Gece karanlığı bastırınca kavmi ve kendisine uyan kimselerle birlikte harekete geçti, önce Şam'a, sonra Bizans'a gitti. He-raklius'un yanına, Kostantiniye şehrine vardı. Heraklius, onu hoş karşıladı ve ona birçok şehirleri ikta olarak verdi. Ayrıca bol miktarda erzak da verdi. Güzel hediyeler takdim etti ve onu geceleri sohbet meclisinde bulunmak üzere yanında tuttu. Uzun süre Heraklius'un yanında kaldı.
Hz. Ömer, daha sonra Heraklius'a Cüsame b. Müsahik el-Kinanî adındaki biri ile bir mektup gönderdi. Hz. Ömer'in mektubu Heraklius'a ulaştığında, Heraklius, mektubu getiren elçiye şöyle dedi:
- Amcan oğlu Cebele ile görüştün mü?
- Hayır.
- Git onunla görüş.
Elçi Cüsame b. Müsahik, gidip Cebele ile görüştü, onun refah ve dünya serveti içinde zevku safa sürdüğünü, güzel elbiseler giyindiğini, güzel yataklarda yattığım, konforlu bir mecliste oturduğunu, rahat olduğunu; çevresinde cariyeler, güzel hizmetçiler, şarkıcı kadınlar bulunduğunu; nefis yiyecekler ve leziz içecekler yiyip içtiğini, İslâm diyarına karşılık küfür diyarında kaldığını görmüştü. Onu İslâm'a dönüp tekrar Şam'a gelmeye çağırdı, ancak Cebele şöyle dedi:
- Ben mürted olduktan sonra nasıl Şam'a geri döner, nasıl tekrar Müslüman olurum. Bu mümkün müdür?
- Evet mümkündür. Çünkü Eş'as b. Kays, İslâm'dan irtidat etti. Müslümanlarla savaştı. Tekrar hakka döndüğünde Ebu Bekir, onun islâm'a girmesini kabul etti ve kız kardeşi Ümmü Ferve'yi onunla evlendirdi.
Ancak Cebele, bu sözlere aldırış etmeyip kendini yemeye, içmeye verdi. Elçi Cüsame b. Musahik'a içki ikram etti, ancak Cüsame içmedi. Cebele'nin kendisi çok mimarda içki içti, nihayet sarhoş oldu, sonra yanındaki şarkıcı cariyelere ;mir verdi onlar da ud çalarak şair Hassan'm şu şiirini ona okudular. Şair Hassan, şiirinde Gassanlı amcazadelerini övüyordu. Şiir, Cebele'nin babasıyla ilgiliydi:
"İlk zamanlarda Şam'da birgün kendilerine nedimelik yaptığım, içki sofralarında bulunduğum topluluğun Allah hayrım versin.
Onlar Cefne evladı idiler. Dedelerinin mezarının çevresinde oturuyorlardı. Faziletli, âlicenâb İbn Mariye'nin mezarı çevresinde duruyorlardı.
Parlak gülün suyundan içiyorlardı.
Serin bir su ki, Selsebil ırmağından gelen suyu andırıyordu.
Parlak yüzlü, âlicenâb ve soylu kimseler idiler. Birinci kaliteden olan şahin burunlu idiler. Köpekleri havlayıncaya kadar gece yarılarını buldular.
Kendilerine yönelen gece karanlığını hesaba katmıyor ve sormuyorlardı."
^ Cariyelerin bu şarkıları Cebele'nin hoşuna gitti. Sonra elçi Cüsa-me'ye şöyle dedi: "Bu, Hassan b. Sabit el-Ensârf nin biz ve mülkümüz hakkında söylediği bir şiirdir. Sahi Hassan ne durumda?" Ben do dedim ki: "Ben gelirken o yaşlı, âmâ bir adamdı." Bundan sonra Cebele, yanındaki şarkıcı cariyelere: "Beni neşelendirin." dedi. Onlar da yine Hassan'm bir şarkısını okumaya başladılar:
lermük'ün üst taraftarıyla Samman arasındaki Muğan mevkiin-
e diyar kimler için ıssız kaldı? Belamis ve Seka köyleri, alçalan köşkler
Çındır. Durun ey Casım! Safer vadileri, kabilelerin ve cariye çocuklanaçlarım karşılar. Şu köşeleri ulu aziz diyarlar, insanlarla dolup atıktan sonra çoraklaşıp değişti.
116
Mesih, şu kilisede dua etti. Keşiş ve Ruhbanlar burada dua ettiler.
Bu da zaman içinde Cefhe oğullarının ihtiyacını karşıladı, ancak zamanların peş peşe gelip geçmesi bunu yok etti.
Tac sahibinin yanında meclis ve mekanın vardır. Sağlam hak burada bana gösterilmiştir.
Anaları ağlasın! Ben de onların analarını Haris el-Holanî'ye çöktükleri günde ağlattım. îş açığa çıkmak üzeredir. Çocuklar, mercandan yapılan taçların tanelerini çabucak ipe geçirip diziyorlar."
Sonra Cebele şöyle dedi: "Bu şiir de îbn Feria'nm (yani Hassan b. Sabit'in) biz, bizim mülkümüz, evlerimiz ve Dımaşk'a bağlı Guta taraflarındaki diyarımız hakkında söylediği bir şiirdir." Bundan sonra Cebele uzun uzadıya sustu, sonra da cariyelerine: "Beni ağlatın." dedi. Onlar da udlarını bırakıp başlarını önlerine eğerek şöyle bir şiir okudular:
"Bir tokatın utancı yüzünden şerjfli kimseler Hristiyan oldular. Eğer sabretselerdi, bunda onlar için zarar olmazdı
O esnada inat ve gurur beni çevreledi. Ben de sağlara gözü, kör göze değiştim.
Keşke anam beni doğurmasaydı ve keşke Ömer'in bana yaptığı tavsiyeye uysaydım.
Keşke çölde deve gütseydim.
Rabia ya da Mudar oğulları kabilesinde esir olsaydım.
Şam'da en düşük bir geçimle geçinebilseydim.
Gözlerimi ve kulaklarımı kaybetmiş olarak kendi milletimin arasında yaşasaydım.
Onların bağlı oldukları şeriata bağlı kalsaydım.
Büyük bir dal, bakarsın ki sayılamayacak derecede mal ve servet olmuştur."
Cebele bu şarkıyı dinledikten sonra elini yüzüne kapatıp, ağlamaya başladı. Öyle ki göz yaşları sakalını ıslattı. Ben de onunla birlikte ağladım. Sonra 500 Bizans altım getirilmesini emretti. Getirdiler, altınları bana verdi ve: "Bunları Hassan b. Sabit'e ulaştır", dedi. 500 altın daha getirilmesini emretti, altınlar getirildi. "Bunlar da senin." dedi. Ben ona şöyle dedim: "Benim bu altınlara ihtiyacım yok. Ayrıca senden hiçbirşey almayı kabul etmem. Çünkü sen İslâm'dan irtidat etmişsin."
Anlatıldığına göre elçiye vermek istediği ikinci 500 altını da Has-san'm 500 altınına eklemiş, böylece Hassan b. Sabit'e 1000 Bizans altını göndermiştir ve elçiye de Hattab oğlu Ömer'e ve diğer Müslümanlara benden selam söyle, demişti.
Elçi Cüsame diyor ki: Hz. Ömer'in yanma vardığımda Cebele'nin durumunu ona anlattım. Hz. Ömer, bana şöyle sordu:
- Sen onun içki içtiğini gördün mü?
- Evet.
- Allah, onu rahmetinden uzaklaştirsin. O, dünyayı ahirete değiştiriyor, bu ticareti de karlı bir ticaret olmamıştır. Hassan'a ne gönderdi?
- 500 Bizans altım gönderdi.
Hz. Ömer, Hassan'ı çağırdı ve Cebele'nin gönderdiği altınları ona teslim etti. Hassan da altınları teslim alıp şöyle bir şiir okudu:
"Topluluklardan geriye kalan Cefhe oğulları, ataları kınayarak ikram etmediler.
Şam'da iken dahi beni unutmadı. Hayır o, Bizans'ta Hristiyan oldu.
Bol miktarda bağış verir ve verdiği kimseyi de görmez. Ancak mahrum kimseye verilen bağış gibi bağış verir.
Birgün ona gittim. Meclisinde beni yakınında oturttu. İçti ve bana da kötü içkiden doyasıya içirdi." Sonra hicretin elliüçüncü senesinde Muaviye, Abdullah b. Mes'ade el-Fezarî'yi Bizans hükümdarına elçi olarak gönderdi. Abdullah da, Cebele b. Eyhem'le görüştü. Onun dünyevi saadet içinde, mal ve mülk sahibi bir kimse olduğunu, etrafında hizmetçilerle cariyeler bulunduğunu, bol miktarda at ve altına sahip olduğunu gördü. Cebele, ona şöyle dedi: "Muaviye'nin, menzillerimizin bulunduğu Besine arazisini ve Dı-maşk'm Gutasma bağlı yirmi köyü bana ve grubuma ikta olarak vereceğini, bize güzel armağanlar sunacağını bilsem Şam'a geri gelirim."
Abdullah b. Mes'ade de gidip Muaviye'ye Cebele'nin bu sözünü nakletti. Muaviye de: "Olur, bu istediklerini kendisine veririm." dedi ve bu hususta bir mektup yazarak Cebele'ye teslim etmesi için ulağına verdi. Ancak ulak ona ulaşamadan Cebele bu sene içinde vefat etti. Allah, onu kahretsin. Bu haberleri "el-Muntazam" adlı eserde Şeyh Ebu'l Ferec îbn Cevzî anlatmış ve onun hicri elliüçüncü senede öldüğüne dair tarih düşürmüştür.
Hafız Ibr Asakir de tarihinde, Cebele'nin biyografisini uzun uzadıya güzel bir şekilde anlatmış, biyografisinin sonunda da şöyle demiştir: Bana ulaşan bir habere göre Cebele, Muaviye'nin halifeliği döneminde Kum diyarında hicretin kırkıncı senesinden sonra ölmüştür."

