Ebu Hüreyre'nin gerek cahiliye gerekse îslâmî dönemdeki ismi hususunda ihtilaf edilmiştir. Babasının adı hususunda da ihtilaf vardır. Bu hususta çeşitli görüşler ileri sürülmüştür ki, "Tekmil" adlı kitabımızda bu isimlerin çoğunu nakletmiştik. İbn Asakir de bunu tarihinde nakleder. Meşhur rivayete göre Ebu Hüreyre'nin adı, Abdurrahman b. Sahr'dır. Ezd kabilesinden sonra da Devs kabilesindendir. Başka bir rivayette anlatıldığına göre cahiliye döneminde adı Abdüşems idi. Abdi-nehim, Abdiganem olduğuna dair bazı zayıf kaviller de vardır. Ebul-Es-ved künyesi ile çağrılırdı. Rasûlullah (s.a.v.), ona Abdullah adını taktı. Abdurrahman adını taktığına dair bir rivayet de vardır. Rasûlullah (s.a.v.), ona Ebu Hüreyre künyesini de taktı. Rivayete göre o şöyle demiştir: "Yabani bir kedi gördüm, onun yavrularını yanıma aldım. Babam bana: "Şu kucağındaki nedir?" diye sorunca ben de kedi yavrusu olduğunu söyledim. Bunun üzerine babam bana: "Sen Ebu Hüreyre'sin." yani kedi babasısın, dedi."
Sahih hadiste rivayet olunduğuna göre Rasûlullah (s.a.v.), ona "Ebahirr" demiştir. "Ebu Hüreyre" dediği de sabittir.
Muhammed b. Sa'd, îbn Kelbî ve Taberanî dediler ki: Ebu Hüreyre'nin anasının adı, Meymune binti Safıh b. Haris b. Ebi Sa'd b. Hibbe b. Sa'd b. Salebe idi. Bu kadın Müslüman oldu ve Müslüman olarak vefat etti.
Ebu Hüreyre, Rasûlullah (s.a.v.)'dan çok güzel sözler ve hadisler nakletmiştir. sahabelerin hafızlarındandı. Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Ub b. Ka'b, Üsame b. Zeyd, Nadre b. Ebi Nadre, Fadıl b. Abbas, ve mü'minlerin annesi Hz. Aişe'den hadis rivayet etmiştir. İlim ehlinden birçok kimse de ondan hadis rivayet etmişlerdir. "Tekmil" adlı eserimizde bu rivayetleri alfabetik sıraya göre naklettik. Şeyhimiz, "Tenzih" adlı eserinde bunu böyle anlatır.
Buharı dedi ki: 800 veya daha fazla sayıda sahabe ve tabiinden ilim adamı, Ebu Hüreyre'den hadis rivayet etmişlerdir.
Amr b. Ali el-Fellas dedi ki: "Ebu Hüreyre gelip Medine'ye yerleşti ve Hayber senesinde Müslüman oldu."
Vakidî dedi ki: "Ebu Hüreyre'nin Zül-Hüleyfe'de bir evi vardı." Başkalarının anlattıklarına göre Ebu Hüreyre, esmer tenli ve omuzlarının arası geniş bir kimse olup Ön dişleri birbirine bitişik bir kimse idi.
Ebu Davud et-Teyalisî, Ebu Aliya'nm şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Ebu Hüreyre, Müslüman olduğunda Rasûlullah (s.a.v.) ona: — Sen kimlerdensin? diye sorunca o, Devs kabilesinden olduğunu söyledi. Rasûlullah (s.a.v.) da elini alnının üzerine koyarak şöyle dedi: "Devs kabilesinde hayırlı bir adam olduğunu sanmıyordum."
Zührî, Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: " Rasûlullah (s.a.v.yia birlikte Hayber gazvesine katıldım."
Abdürrezzak, Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Müslümanlar savaşı tamamladıktan sonra Hayber gününde ben geldim."
Yakub b. Süfyan, Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Rasûlullah (s.a.v.) (Hayber'e gitmek üzere) Medine'den çıktı ve Medine'ye vekil olarak Siba b. Urfuta'yı bıraktı. Ben Medine'ye geldiğimde onlar gitmişlerdi. Sabah namazım Siba'mn arkasında kıldım. Birinci rekatta Meryem sûresini, ikinci rekatta ise Mütaffinn sûresini okudu. Mütaffifm sûresini okuyunca ben kendi kendime dedim ki: Falan adamın babasının vay haline! Ezd diyarında bir adam alış veriş yaparken iki ölçek kullanır. Bunlardan biri tam ölçektir ki, bununla bir mal satın aldığında onu kullanır. Diğeri de eksik ölçektir ki, insanlara mal satarken onu kullanır."
Sahih-i Buharî'de sabit olan bir rivayette anlatıldığına göre sabahında Rasûlullah (s.a.v.)'la buluşacağı gecede Ebu Hüreyre'nin bir kölesi kayıp olmuş, Ebu Hüreyre de bunun üzerine şöyle bir şiir okumuştu:
"Bu gece ne uzun ve meşakkatli bir gecedir.
Sanki bu küfür diyarından dönüp gelen bir gecedir."
Ebu Hüreyre yanma geldiğinde Rasûlullah (s.a.v.), ona: "İşte kölen budur." demiş, o, kölesini görünce: "Bu, yüce Allah'ın rızası uğruna azad edilmiştir." diye cevap verdi. Müslüman olduktan sonra Rasûlullah
(s a.v.)'m yanında kaldı. Hazar'da ve seferde yanından asla ayrılmadı. Ondan hadis dinlemeye çok tutkun idi. Dini bilgileri ondan öğrenmek için çok çaba harcıyordu. Karın tokluğuna onun yanında kalıyordu.
Ebu Hüreyre, bir gün ketenden bir gömlek giyinmiş olarak yürürken vere düşer gibi olmuş ve kendi kendine şöyle demişti: "Ebu Hüreyre, keten gömlek giydiği halde yere düşecek gibi oluyor. Ben minber ile hüc-re-i saadet arasında iken açlıktan dolayı yere düşecek gibi olduğumu hissettim, yere düştüm, yanımdan geçen biri: "Bu delirmiş" diyordu. Oysa ben delirmemiştim, açlıktan öyle yapıyordum. Kendisinden başka ilah bulunmayan Allah'a yemin ederim ki, açlıktan dolayı karnımı yere dayıyor ve yine açlıktan dolayı karnıma taş bağlıyordum. Kendisinden daha iyi bildiğim halde bir ayeti başka bir adama okuyor ve yanlışım olup olmadığım kendisine soruyordum. Böyle yapmakla da beni yanma alıp evine götürmesini, bana birşeyler yedirmesini ümit ediyordum."
îmam Ahmed b. Hanbel, Yezid b. Abdurrahman b. Ezine es-Sahimi el-A'mâ'dan rivayet etti ki, Ebu Hüreyre şöyle demiştir: "Allah'a yemin ederim ki, Allah'ın yaratmış olduğu mü'minlerden her kimse benim adımı işitir veya görürse mutlaka beni sever." Ravi Yezid b. Abdurrahman diyor ki: Ben kendisine şöyle dedim:
- Bunun böyle olduğunu nereden biliyorsun ey Ebu Hüreyre?
- Benim annem müşrike bir kadındı. Ben onu İslâm'a davet ediyordum, ama o bu davetime icabet etmiyordu. Yine günün birinde onu İslâm'a davet ettim. Rasûlullah hakkında hoşuma gitmeyecek şeyleri söyledi, ben de ağlayarak Rasûlullah (s.a.v.)'ın yanına gidip şöyle dedim:
- Ey Allah'ın Rasûlü! Ben annemi İslâm'a davet ediyorum, ama o benim bu davetime icabet etmiyor. Bugün yine onu davet ettim ve senin hakkında hoşuma gitmeyecek şeyler söyledi. Allah'a dua et de Ebu Hüreyre'nin annesine hidayet nasib etsin.
Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) şöyle dua etti: "Allah'ım, Ebu Hüreyre'nin annesine hidayet nasib et." Rasûlullah'm bu duasından sonra koşarak yanından çıkıp gittim. Rasûlullah'm duasını anneme müjdelemek istedim. Kapıya vardığımda kapının kapalı olduğunu gördüm. İçeriden ayak sesleri duydum, annem bana dedi ki: "Ey Ebu Hüreyre! Ger-Çek, senin dediğin gibiymiş." Sonra kapıyı açtı, elbisesini giymişti. Başını Örtmek için aceleyle elini başörtüsüne uzatıp şöyle dedi: "Allah'tan başka ilah bulunmadığına ve Muhammed'in de onun kulu ve elçisi olduğuna şahadet ederim." Bu sözü duyar duymaz hemen Rasûlullah (s.a.v.)'m yanma döndüm, daha Önce üzüntüden ağlamıştım. Bu defa da sevinçten ağlıyordum, ona şöyle dedim:
- Ya Rasûlallah, sana müjdeler olsun. Allah, senin duana icabet etti. Ebu Hüreyre'nin annesine hidayet nasib etti. Ya Rasûlallah, beni ve annemi, mü'min kullarına sevdirmesi için Allah'a dua et. Rasûlullah (s.a.v.) de şöyle dua etti: "Allah'ım, Şu kulcağızını ve annesini mü'min kullarına sevdir, onları da bunlara sevdir."
Cenâb-ı Allah'ın yarattığı mü'min kullardan her kim benim adımı duyar, beni veya annemi görürse mutlaka bizi sever." Bu hadis, peygamberlik delili erindendir. Zira Ebu Hüreyre, bütün insanlara sevdi-rilmiştir. Cenâb-ı Allah, onun namını yaymıştır. Cuma günlerinde hatip minberde iken her ülkede ve her camide cemaatın huzurunda onun hutbe esnasında konuşulmamasına dair rivayet ettiği hadis okunmaktadır. Bu da Allah'ın bir takdiridir. Böylelikle onun namı her tarafa yayılmış olmaktadır. Bu, herşeyi bilen güçlü ve muktedir olan yüce Allah'ın takdiridir, insanlar böylece onu severler. Allah ondan razı olsun.
Hişam b. Ammar, Ebu Hüreyre'den rivayet etti ki, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Ben sadece bir beşer olan Muhammed'im. Bir beşerin öfkelenişi gibi ben de öfkelenirim. (Ey Rabbim), ben senden bir söz almışım, o sözü mutlaka yerine getirmeni dilerim. Müslümanlardan bir kimseye eziyet etmiş veya sövmüş veya kırbaçlamış isem o adama yaptığım bu hakareti kıyamet gününde kendi katında o adam için sana yakın olma vesilesi yap."
Ebu Hüreyre dedi ki: "Rasûlullah (s.a.v.), günün birinde beni dövmek için kırbacım kaldırdı, keşke vursaydı. Vurmuş olsaydı kızıl tüylü davarlara sahip olmaktan benim için daha iyi olurdu. Bana vuracağı o darbe sebebi ile mü'min bir kimse olacağımı ve Allah'a yaptığı duanın Allah tarafından kabul edileceğini ümid ederdim."
Ibn Ebi Zib, Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Dedim ki:
- Ya Rasûlallah! Senden çok hadis dinliyorum ama unutuyorum.
- Abanı yere ser.
Abamı yere serdim. Sonra Rasûlullah (s.a.v.):
- Abanı topla, dedi. Ben de abamı topladım. Ondan sonra artık hiçbir hadisi unutmadım."
İmam Ahmed b. Hanbel, Abdurrahman el-A'rec'den rivayet etti ki, Ebu Hüreyre şöyle demiştir: "Siz, Ebu Hüreyre'nin çok hadis rivayet ettiğini iddia ediyorsunuz. Allah sanidinidir ki, ben daha önceleri miskin bir adamdım. Karın tokluğuna Rasûlullah (s.a.v.)'a arkadaşlık ediyor, yanında bulunuyordum. Muhacirler pazarda alış verişle meşgul oluyorlardı. Ensâr da mallarının idaresiyle uğraşıyorlardı. Bir gün Rasûlullah (s.a.v.) meclisinde hazır bulundum. Şöyle dedi:
- Sözümü tamamlayıncaya kadar kim abasını yere serer, ben sözümü tamamladıktan sonra o abasını toplar ve bundan sonra benden duyduğu hiçbir sözü unutmaz.
Rasûlüllah'm böyle demesi üzerine abamı çıkarıp yere serdim. Konuşmasını tamamladıktan sonra toplayıp kaldırdım. Nefsim kudret elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki, ondan sonra artık Rasûlul-lah'tan duyduğum hiçbir sözü unutmadım."
Anlatıldığına göre bu hadis, Rasûlüllah'm o esnada yaptığı konuşmayla ilgilidir. Yani Ebu Hüi'eyre, Rasûlullah'ın o esnada yaptığı konuşmadaki kelimelerden hiçbirim unutmamıştır. Ama başka zamanlarda ve yerlerde yapmış olduğu konuşmalardan Ebu Hüreyre'nin unuttuğu olmuştur. Nitekim bu husus, sahih rivayetlerde de açıkça anlatılmaktadır. Çünkü Ebu Hüreyre: "Hastalıkların (kendiliklerinden) bulaşmaları ve uğursuzlukları yoktur." ile "Sakın sağlıklı deveyi, hasta devenin yanına getirmeyiniz." hadislerini unutmuştur. Başka bir rivayete göre ise Rasûlullah (s.a.v.)'m mezkur duası, Ebu Hüreyre'nin bütün hadisleri rivayet edişiyle ilgilidir. Doğrusunu Allah bilir.
Deravurdi, Said el-Makberî'den rivayet etti ki, Ebu Hüreyre, Rasûlullah (s.a.v.)'a şöyle demiştir:
'ya Rasûlallah, kıyamet gününde insanlar arasında senin şefaatin sebebi ile en mutlu olacaklar kimlerdir?
- Ey Ebu Hüreyre, bu soruyu senden önce başkasının sormayacağını anlamıştım. Çünkü sen insanlara çok tutkulusun. Onlar üzerine titrersin. Kıyamet gününde benim şefaatim sebebi ile en fazla mutlu olacak kimse, gönülden ve ihlasla lâilahe illallah diyendir."
İbn Ebi Zib, Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Rasûlullah (s.a.v.)'dan iki kap hıfzettim, bunlardan birisini insanlar arasına saçtım, diğerine gelince eğer onu da saçsaydım şu boğazım kesilirdi."
Ebu Hüreyre'nin açıklamadığı kap, fitneler ve savaşlarla ilgili kaptı. İnsanlar arasında meydana gelen çarpışma ve mücadeleler kabı idi. İleride meydana gelecek anlaşmazlık, ihtilaf ve kavgalar kabı idi. Eğer onu zamanından önce açıklayacak olsaydı, insanların çoğu onu hemen yalanlayacaktı, onun nakledeceği gerçek haberi reddedeceklerdi. Nitekim kendisi de demişti ki: "Eğer sizin imamınızı öldüreceğinizi, kılıçlarla birbirinizi vuracağınızı önceden söylemiş olsaydım beni tasdik etmezdiniz." Batıl bid'at ve fasid amel sahibi birçok gruplar ve taifeler, bu hadise dayanmışlardır. Yaptıkları kötülükleri, çıkardıkları kargaşalıkları da Ebu Hüreyre'nin açıklamadığı o söz kabına dayandırmışlardır. Kendilerinin de, tuttukları yolda Ebu Hüreyre'nin açıklamadığı söz kabı içinde olduğuna inanmışlardır. Batıl yolda olan herkes -sözleri çelişik olmakla birlikte- bunu iddia etmektedir. Hepsi de yalan söylüyorlar. Ebu Hüreyre, bunu açıklamadığına göre ondan sonra kimin bu konuda bılŞİsi olabilir? İçinde fitneler, savaşlar, kavgalar bulunan söz kabına gelince Ebu Hüreyre ve diğer sahabeler, onu sonraları açıklamışlardır ki, bunu "el-Fiten ve Mealim" adlı kitapta anlattık.
Hamraad b. Zeyd, Mervan b. Hakem'in katibi Ebu Zuayzia'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir; Mervan, Ebu Hüreyre'yi yanına çağırdı ve onu tahtın arkasına oturttu. Mervan sormaya başladı, bende yazıyordum. Sene başına kadar böylece devam ettik. Sonra onu çağırdı ve onu perdenin arkasına oturttu. Şu yazdıklarımı ona sormaya başladı, o da bu yazılanları ne fazlalaştırdı ne de eksiltti, ne iler" aldı, ne de geri aldı.
Ebu Bekir b. Ayyaş ve diğerleri, Ebu Salih'in şöyle dediğini rivayet etmişlerdir:
"Ebu Hüreyre, Rasûlullah (s.a.v.)'ın sahabelerinin en faziletli ve en üstünü olmadığı halde onların arasında hafızası en sağlam olandı."
Rebi, Şafii'nin bu hususta şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Ebu Hüreyre, kendi zamanındaki hadis ravileri arasında hafızası en sağlam olan kimse idi."
Ebu'l-Kasım el-Beğavî, Mekhul'ün şöyle dediğini rivayet etmiştir: "İnsanlar bir gece Muaviye'nin kubbelerinden birinin altında toplanıp bir araya geldiler. ElAi Hüreyre kalkıp onlara sabaha dek Rasûlullah'tan hadisler rivayet etti."
Süfyan b. Uyeyne, Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Rasûlullah'm sahabeleri arasında benden daha çok hadis rivayet eden kimse yoktur. Ancak Abdullah b. Ömer müstesnadır. O yazardı, ben yazmazdım."
Ebu Zur'a ed-Dımaşkî, Saib b. Yezid'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: Ömer b. Hattab'ın, Ebu Hüreyre'ye şöyle dediğini işittim: "Ya Rasûlullah'dan hadis rivayetini terk edeceksin ya da seni Devs diyarına sürerim."
Ömer b. Hattab, Ka'bül-Ahbar'a da şöyle demişti: "Önceki kavimler hakkındaki hadisleri rivayet etmeyi terk et, yoksa seni maymunlar diyarına sürerim."
Hz. Ömer, bazı kimselerin hadis uydurmalarından korktuğu veya hadisi yerine göre nakletmediği ve ruhsatlarla ilgili hadisleri naklettiklerinden endişe ettiği için böyle bir tedbir almıştı. Bir adam çok hadis rivayet edince bazı hata ve yanlışlıklar yapabilir. Bunu duyan kimseler de o yanlışlıklan başkalarına aktarabilirler. Fakat daha sonra gelen rivayetlerden anlaşıldığına göre Hz. Ömer, hadis rivayet etmesi için bilahare Ebu Hüreyre'ye izin vermiştir.
Müsedded, Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: " Benim hadis rivayet ettiğimi duyan Ömer bana haber gönderdi. Yanma gittim. Bana şöyle bir soru sordu:
- Falan günde falan adamın evinde Rasûlullah (s.a.v.)'la birlikte iken sen de yanımızda miydin?
- Evet, bunu biliyorum, ama niçin soruyorsun?
- Niçin sorduğumu sen söyle.
- Rasûlullah (s.a.v.) o gün şöyle buyurmuştu: "Kim kasıtlı olarak
bana yalan isnad ederse, ateşteki yerini hazırlasın."
- Eh madem böyle, git, o zaman hadis rivayet et."
imam Ahmed b. Hanbel, Asım'ın babası, Küleyb'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Ebu Hüreyre'nin hadis rivayet ederken söze şöyle başladığını işittim: Allah'ın, sözü doğru ve sözü tasdik edilmiş Rasûlü dedi ki: Her kim kasıtlı olarak bana yalan isnad ederse, ateşteki yerini hazırlasın."
İbn Vehb, Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Ben öyle
hadisler rivayet ediyorum ki, eğer bunları Ömer'in zamanında söylemiş olsaydım veya onun yanında nakletmiş olsaydım Ömer benim başımı yarardı."
Salih b. Ebul-Ahdar, Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Ömer vefat edinceye kadar biz: "Rasûlullah (s.a.v.) dedi İd" diyemi-yorduk.»
Muhammed b. Yahya ez-Zühelî, Zührî'den rivayet etti ki; Hz. Ömer şöyle demiştir: "Rasûlullah (s.a.v.)'dan mamulün bih(kendileri ile amel edilen) olanlar dışındaki hadisleri az rivayet edin." Sonra Ebu Hüreyre şöyle diyordu: Ömer hayatta iken bu hadisleri size nakledebilir miydim? Vallahi eğer o hayatta iken ben bu hadisleri size nakledecek olsaydım, kesin olarak biliyorum ki sırtım kırbaçlanır di."
Hz. Ömer, Müslümanlara şöyle dedi: "Kurân'la meşgul olun. Çünkü Kur'ân Allah kelamıdır." Bu sebepledir ki Hz. Ömer, Ebu Musa'yı Irak'a gönderirken ona şöyle demiştir: "Sen öyle bir milletin yanma gidiyorsun ki, onların mescitlerinde arı vızıltısı gibi Kur'ân okuma sesleri duyulur. Onları kendi hallerine bırak. Kur'ân okusunlar, onları hadislerle meşgul etme. Bu hususta ben de sana yardımcı olurum."
îmam Ahmed b. Hanbel, îbn Ömer'in şöyle dediğim rivayet etmiştir: Ebu Hüreyre'nin yanma uğradım. Peygamber (s.a.v.)'den şöyle bir hadis nakletti: "Bir kimse bir cenazenin peşine gidip namazını kılarsa, onun için bir kırat sevap vardır. Defni esnasında hazır bulunursa iki kırat sevap vardır. Bir kırat, Uhud dağından daha büyüktür." Ben de Ebu Hüreyre'ye dedim ki: "Ey Ebu Hirr! Dikkat et, sen Rasûlullah'tan nasıl bir hadis rivayet ediyorsun?" Ebu Hüreyre kalkıp beni Aişe'nin yamna götürdü. Ona şöyle dedi: "Ey mü'minlerin annesi! Allah aşkına söyle. Sen, Rasûlullah (s.a.v.)'m şöyle buyurduğunu işitmedin mi: "Bir kimse bir cenazenin arkasından gider, onun namazını kılarsa onun için bir kırat sevap vardır. Eğer defni esnasında hazır bulunursa onun için iki kırat sevap vardır." Hz. Aişe: "Allah için evet, duydum." dedi. Bunun üzerine Ebu Hüreyre de şöyle dedi: "Vadide ağaç dikmek veya pazarda alış veriş etmek beni Rasûlullah'm yanından alıp götürmedi. Ben Rasûlullah'tan sadece bana öğreteceği bir kelime veya bana yedireceği bir lokma istiyordum."
Ben de kendisine dedim ki: "Ey Ebu Hirr, sen bizden daha çok Rasûlullah'm yanında bulunuyordun ve onun hadisini de bizden daha iyi bilirsin."
Vakidî, Abdullah'ın babası Nafi'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Ebu Hüreyre'nin cenazesinde İbn Ömer'le beraberdim. O, cenazenin önünde yürüyor ve ona çok rahmet okuyor, sonra da şöyle diyordu: "Ebu Hüreyre, Rasûlullah (s.a.v.)'dan hadis hıfz edip Müslümanlara nakleden kimselerdendi."
Rivayet olunduğuna göre Hz. Aişe, Ebu Hüreyre'nin rivayet ettiği hadislerin çoğunu tevil etmiş, bir kısmında da yanılgı bulunduğunu ifade etmiştir. Sahih rivayette anlatıldığına göre Hz. Aişe, Ebu Hüreyre'nin aynı anda birçok hadis rivayet etmesinden ötürü Ebu Hüreyre'yi kınamıştır.
Ebu'l-Kasım el-Beğavî, Hz. Aişe'nin Ebu Hüreyre'ye şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Ey Ebu Hüreyre! Sen Rasûlullah (s.a.v.)'dan çok hadis rivayet ediyorsun.
- Vallahi ben onun yanında sürekli bulunuyordum. Sürme çekmek, kına yakmak gibi işler beni ondan alıkoymuyordu. Sen benim rivayet ettiğim hadisleri çok görüyorsun. Bu, senin sürme çekmek ve kına yakmakla meşgul olduğundandır.
- Olabilir."
Ebu Ya'lâ, Ebu Rafı'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Kureyşli bir adam, gösterişli bir elbisesi ile Ebu Hüreyre'nin yanına geldi. Ona şöyle dedi:
- Ey Ebu Hüreyre! Sen Rasûlullah (s.a.v.)'dan çok hadis rivayet ediyorsun. Benim şu elbisem hakkında ondan birşey duymuşluğun var mıdır?
- Vallahi siz bize eziyet ediyorsunuz. Eğer Cenâb-ı Allah'ın ehli kitaptan almış olduğu: "Onu insanlara açıklayacaksınız, onu gizlemeyeceksiniz." şeklinde bir ahdi olmasaydı, ben size birşey söylemez ve hadis nakletmezdim. Ebu'l-Kasım (s.a.v.)'m şöyle buyurduğunu işittim: "Sizden önceki milletlerden bir adam bir ara kendi elbisesi içinde salınarak gururla yürümükte iken Cenâb-ı Allah, onu aniden yere batırdı. O, yere batmaya kıyamete dek devam edecektir." Allah'a yemin ederim ki, bilmiyorum, belki de o adam senin kavmindendir."
Muhammed b. Sa'd, Velid b. Rebah'm şöyle söylediğini rivayet etmiştir: "Ebu Hüreyre'nin Mervan'a şöyle dediğini işittim: "Sen vali değilsin. Vali senden başkasıdır. Sen bu işe karışma (Hz. Hasan'ı Rasû-lullah'ın yanında defnetmek istedikleri zaman Mervan, men etmek is-
temişti). Seni ilgilendirmeyen işlere müdahale ediyorsun, böyle yapmakla da burada bulunmayan Muaviye'yi hoşnud etmek istiyorsun." Bu konuşması üzerine Mervan, öfke ile Ebu Hüreyre'ye dönüp şöyle dedi- "Ey Ebu Hüreyre, insanlar, senin Rasûlullah'tan çok hadis rivayet ettiğini söylüyorlar. Oysa sen, Rasûiullah'ın vefatına az bir zaman kala Medine'ye gelmiştin." Ebu Hüreyre de Mervan'a şöyle cevap verdi:
"Evet, hicretin yedinci senesinde Hayber vak'ası esnasında Medine'ye geldim. Rasûlullah, o zaman Hayber'deydi. Otuz yaşını geçmiştim, yanında kaldım. Vefat edinceye kadar yanından ayrılmadım. Zevcelerinin odalarına onunla beraber gidip dolaşıyor, ona hizmet ediyordum. Vallahi o zaman ben yoksul bir kimseydim, onun arkasında namaz kılıyor, onunla beraber hac ediyor, onunla birlikte gazaya gidiyordum. Allah'a yemin ederim ki, insanlar arasında onun hadisini en çok bilen ben oldum. Evet, vallahi bazı kimseler, benden önce ona arkadaş oldular. Sohbetinde bulundular. Ona hicret ettiler. Kureyş'ten ve Ensâr'dan olup da benden daha kıdemli kimseler vardır ama onlar benim Rasûiullah'ın yanında kaldığımı hep bilirler. Onun hadisini benden sorarlar, soranlar arasında Ömer, Osman, Ah, Talha ve Zübeyr de vardır. Allah'a yemin ederim M, Medine'de onun söylediği hadislerin tamamı benden saklı değildir. Allah Rasûlünün sevdiği herkesi tanırım. Rasûlullah yanında mertebesi ve itibarı bulunan herkesi, onun bütün arkadaşlarını bilirim. Ebu Bekir, onun mağaradaki arkadaşı idi. Rasûiullah'ın ondan başka arkadaşı da vardı. Ancak o diğer arkadaşı, Medine'de yanında ikamet etmesin diye sürgün etmişti (Ebu Hüreyre'nin kasdettiği sürgünlük adam, Merva'nm babası Hakem b. As'tı.). Ebu Abdilmelik bunu ve benzeri kimseleri bana soruyor, bu hususta benim yanımda da söylenecek çok söz ve kapsamlı bilgiler bulunuyor."
Allah'a yemin ederim ki bundan sonra Mervan, Ebu Hüreyre'den çekinmeye, onun cevabından ve şahsiyetinden korkmaya başladı.
Başka bir rivayette anlatıldığına göre Ebu Hüreyre, kendisiyle tartışan Mervan'a şöyle demiştir: "Ben kendi irademle gönüllü olarak Müslüman oldum ve hicret ettim. Rasûlullah'ı da çok sevdim. Siz Darü'n-Nedve sahibi olup davet mahalli idiniz, ama davetçiyi diyarından, Rasûlullah (s.a.v.)'ı beldesinden sürdünüz. Ona ve ashabına eziyet ettiniz. Siz benden sonra Müslüman oldunuz, sıkıştığınızda İslâm'a girdi-nız-" Mervan, Ebu Hüreyre ile konuştuğuna pişman oldu. Artık ona karŞi tedbirli oldu. Ondan sakınmaya başladı."
*°n Hayseme, Urve b. Zübeyr'in şöyle söylediğini rivayet etmiştir: Baban Zübeyr bana dedi ki:
- Şu Yemenliyi (Ebu Hüreyre'yi) yanıma yaklaştır. O, Rasûlullah ^s-a.v.)'dan çok hadis rivayet ediyor.
Ben de Ebu Hüreyre'yi babamın yanına yaklaştırdım. Ebu Hüreyre,
hadis rivayet etmeye başladı. Babam da:
- Doğru söyledi, yalan söyledi, doğru söyledi, yalan söyledi, demeye başladı.
Ben de dedim ki:
- Babacığım, şu: "Doğru söyledi, yalan söyledi." demenin anlamı ne?
- Oğlum, eğer bu hadisleri Rasûlullah (s.a.v.)'dan duymuş ise benim bunda bir şüphem yok. Ama bunlardan bazısını yerli yerince ifade ediyor ve yerine oturtuyor. Bir kısmını da yerine oturtamıyor." Ali b. el-Medinî, Ebu Yüsr b. Ebi Amir'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Ben, Talha b. Ubeydullah'ın yanında idim. O esnada adamın biri gelip ona şöyle dedi:
- Ey Ebu Muhammed! Vallahi bilemiyoruz. Şu Yemenli (Ebu Hüreyre), Rasûlullah'ı sizden daha mı iyi biliyor, yoksa duymadığı şeyleri mi Rasulullah'a isnad ediyor veya Rasûlullah'ın söylemediklerini mi söylüyor?
Talha, o adama şöyle cevap verdi:
- Vallahi bizim duymadıklarımızı onun Rasûlullah'tan duyduğunu, bizim bilmediklerimizi onun bildiğini bilmekteyiz. Çünkü biz zengin bir kavimdik. Bizim evlerimiz ve ayalimiz vardı. Gündüzün iki ucunda yani sabah ve akşam Rasûlullah'a gelir, sonra evlerimize dönerdik ama Ebu Hüreyre yoksul bir kimseydi. Mal ve ailesi yoktu, o hep Rasûlullah'ın yanında bulunuyordu. Rasûlullahla beraber dolaşırdı, böyle olunca da bizim bilmediğimizi Ebu Hüreyre'nin bildiği, bizim duymadığımızı Ebu Hüreyre'nin duyduğu hususunda şüphemiz kalmamaktadır."
Şube, Eş'as'm babası Selim'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Ebu Eyyüb'ün, Ebu Hüreyre'den hadis rivayet ettiğini işittim. Bunun üzerine Ebu Eyyüb'e dediler kî:
- Sen, Rasûlullah'ın sahabesisin. Ama yine de Ebu Hüreyre'den hadis rivayet ediyorsun. Olacak şey mi bu?
- Ebu Hüreyre, bizim duymadığımızı duymuştur. Benim ondan hadis rivayet etmem, kendisinden duymadığım şeyi Rasûlullah'tan rivayet etmemden daha çok hoşuma gider."
Müslim b. Haccac, Bişr b. Said'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Allah'tan korkun, hadis hususunda dikkatli olun, iyi ezberleyin. Allah'a yemin ederim ki, Ebu Hüreyre ile aynı mecliste otururduk, o bize Rasûlullah'tan ve Ka'bu'l-Ahbar'dan rivayetlerde bulunur, sonra da kalkıp giderdi. Ama o mecliste bulunanlardan birinin, Rasûlullah'a ait bir hadisi, Ka'bu'l-Ahbar'a aitmiş gibi ezberlediğini, Kab'a ait bir sözü de Rasûlullah'ın hadisiymiş gibi ezberlediğini gördüm. Onun için Allah'tan korkun ve hadis hususunda çok dikkatli olun. Hadisi iyi ezberleyin."
Yezid b. Harun, Şube'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Ebu Hüreyre, Ka'b'dan ve Rasûlullah'tan duyduğu sözleri birbirinden ayırd et-menıeksizin rivayet ederdi. Bunları birbirine karıştırırdı." Şube, bununla, Ebu Hüreyre'nin rivayet etmiş olduğu "Cünüb olarak sabahlayan kimsenin orucu yoktur." hadisine işarette bulunmuştur. Bu hadis tahkik edildiği zaman Ebu Hüreyre şöyle savunma yapmıştır: "Bunu bize haber veren bir kişi bana nakletti, ben bunu bizzat Rasûlullah'tan işitmedim." Şureyk, Muğire tariki ile ibrahim'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Bizim ashabımız (arkadaşlarımız), Ebu Hüreyre'nin rivayet ettiği hadislere itibar etmezlerdi."
Sevrî, İbrahim'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Bizim ashabımız, Ebu Hüreyre'nin rivayet ettiği hadislerde birşeyler görürlerdi ve bu sebeple onun rivayet ettiği hadislerin hepsini delil olarak ele almazlar, ancak Cennet veya Cehennem'in evsafını bildiren veya salih bir amel işlemeye teşvik eden veya Kur'ân'ın bildirdiği bir kötülükten men eden bir hadis olursa onu kabul ederlerdi."
îbn Asakir, bu sözlerle ilgili olarak Ebu Hüreyre'yi müdafaa etmiş ve İbrahim en-Nehaf nin yukarda söylediği sözleri reddetmiştir. Ancak bazı Kûfeliler de İbrahim en-Nehaf nin sözünü teyid etmişlerdir. Ancak cumhur onlara muhaliftir.
Ebu Hüreyre'nin, sadakat, diyanet, ibadet, zahidlik, salih amel ve hadis hıfzı hususunda Önemli derecede payı vardı. Hammad b. Zieyd, Ebu Osman en-Nehdî'nin bu konuda şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Ebu, Hüreyre'nin kendisi gecenin üçte birinde, karısı gecenin ikinci üçte birinde, kızı da üçüncü üçte birinde ibadet ederlerdi. Biri nöbetini tamamlayınca diğerini uyandırdı. Ö da nöbetini tamamlayınca üçüncüsünü uyandırırdı. Böylece geceyi sabaha dek evlerinde ibadetle geçirirlerdi." Buharı ve Müslim'in sahihlerinde sabit olan bir rivayette Ebu Hüreyre şöyle demiştir: "Dostum Rasûlullah (s.a.v.), bana her aydan üç gün oruç tutmayı, iki rek'at kuşluk namazı kılmayı ve uyumadan önce vitr namazı kılmayı vasiyet etti."
İbn Cüreyc, Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Ben geceyi üç dilime ayırırım. Bir dilimini Kur'ân okumaya, bir dilimini uyumaya, bir dilimini de Rasûlullah'ın hadisini okuyup tekrarlamaya tahsis ederim."
Muhammed b. Sa'd, Ebu Eyyüb'ün şöyle dediğini rivayet etmiştir: Ebu Hüreyre'nin yatak odasında bir mescidi, evinde bir mescidi, odasında bir mescidi ve evinin kapısında bir mescidi vardı. Evden çıkarken *>u naescidlerin tamamında namaz kılardı. Eve girerkende bu mescidle-
tamamında namaz kılardı. "
tkrime dedi ki:"Ebu Hüreyre, her gece 12 000 teşbih yapardı ve: "Diyetim, kadar teşbih ederim." derdi."
Hüşeym, Meymun b. Ebi Meysere'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Ey Hüreyre hergün iki çığlık atardı. Günün başlagıcmda ilk çığlığı atarak şöyle derdi:
- Gece geçip gitti, gündüz geldi. Firavun ailesi ateşe arzedildi. Akşam olunca da şöyle derdi;
- Gündüz gitti, gece geldi. Firavun ailesi ateşe arzedildi.
Onun bu çığlını duyan herkes ateşten Allah'a sığınırdı."
Abdullah b.Mübarek, Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
" Facir ve günahkar kimseye verilen nimete imrenme. Çünkü onun arkasında onu yakalamak isteyen Cehennem vardır. Onun ateşi ne zaman sönmeye yüz tutsa hemen alevini artırırız."
İbn Luhey'a.Ebu Yunus'un şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Ebu Hüreyre, bir gün insanlara namaz kıldırdı. Selam verdikten sonra sesini yükselterek şöyle dedi:" Dini dosdoğru ayakta tutan ve karın tokluğuna ayaklarını dik tutubilmek için yetecek miktarda yemek karşılığında Gazvan'ın kızma ücretli bir işçi olduktan sonra Ebu Hüreyre'yi imam yapan Allah'a hamd olsun."
İbrahim b. îshak el-Harbî, Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Öksüz olarak büyüdüm, yoksul olarak hicret ettim. Karın tokluğuna ve ayaklarımı yürütebilecek kadar çorba karşılığında Gazvan'ın kızına ücretli bir hizmetkar oldum. Onlar, bineklerine bindiklerinde peşleri sıra yürürdüm. Onlar, bineklerinden indiklerinde de onlar için odun toplardım. Dini dimdik ayakta tutan ve Ebu Hüreyre'yi imam yapan Allah'a hamd olsun. Ey Müslümanlar, Allah'a yemin ederim ki, benim onlara yaptığım hizmetkarlık kuru bir ekmek parçası ve karanlık tozlu gecede bir tas çorba karşılığında idi. Sonra Allah, Gazvan'ın kızını bana zevce olarak verdi. Onlar, bineklere bindiklerinde ben de biniyordum. Onlar, hizmet gördüklerinde ben de hizmet görüyordum. Onlar, binekten indiklerinde ben de iniyordum."
İbrahim b. Yakup el-Cürcanî, Ebu Seleme'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Ebu Hüreyre ile Ebu Zerr dediler ki:"Bir ilim babını öğrenmek bizim için 1000 rekat nafile namaz kılmaktan daha hoştur. Kendisi ile amel ettiğimiz veya etmediğimiz bir ilim babım öğrenmek, bizim için yüz rekat nafile namaz kılmaktan daha hoştur. Biz, Rasûluîlah (s.a.v.)'m şöyle buyurduğunu işttik:
"Bir ilim talebesi, ilim tahsili halinde iken ölürse şehit olur."
Birçok kişinin rivayetine göre Ebu Hüreyre, secdeye kapanarak zina yapmaktan veya kafir olmaktan veya büyük günah işlemekten Allah'a sığınırmış, kendisine:
- gen bu durumlardan korkuyor musun? diye sorulduğunda şu cevabı vermiş:
- iblis hayatta olduğu surece ben kendimi güvende hıssedemem.
Kalpleri çeviren Allah, onları dilediği gibi çevirir, dilediği şekle sokar, ben nasıl güvende olabilirim. Kızı kendisine demişti ki:
- Babacığım, başka kızlar beni ayıplayarak şöyle diyorlar: Baban sana niçin altın takı takmıyor?
- Ey kızcağızım, sen onlara de ki: "Benim babam, Cehennem alevinin sıcaklığından korkuyor."
Ebu Hüreyre diyor ki: "Ömer b. Hattattın yanına gittim. Onu ayakta bekledim. O namazdan sonra tesbihatla uğraşıyordu, bekledim. Tes-bihatı tamamladıktan sonra yanma yaklaştım,ona dedim ki:
- Bana Allah'ın kitabından birkaç âyet okut (böyle demekle ben, onun bana yemek yedirmesini istiyordum. Başka bir amacım yoktu.)"
Bana, Al-i îmrân sûresinden birkaç ayet okuttu. Evine varınca içeri girdi. Beni kapıda bıraktı. Ben de herhalde elbiselerini çıkaracak, ailesine benim için yemek hazırlamalarım emredecek diye düşündüm. Ama birşey hazırlamalarını emredecek diye bekledikten sonra kalkıp yürümeye başladım. Yolda Rasûluîlah (s.a.v.) benimle karşılaştı, konuştu ve dedi ki:
- Ey Ebu Hüreyre, bu gece senin ağzından çok şiddetli bir koku geliyor.
- Evet ya Rasûlallah, ben oruçluydum, ama henüz iftar edemedim. İftar için yiyecek birşey de bulumadım.
- Benimle gel. Kendisiyle birlikte yürümeye başladım, evine vardık. Siyahı bir cariyesini çağırdı. Ona şu emri verdi:
- Bize o yemek tabağım getir. Cariye bir yemek tabağı getirdi. Tabakta yağ ve süt bulaşığı vardı.Biraz arpa ekmeği kırıntısı vardı, yenilmişti. Kenarında azıcık birşeyler kalmıştı. Besmele çekip yemeğe başladım. Doyuncaya kadar yedim."
Taberanî, Ebu Hüreyre'nin kendi kızma şöyle dediğini rivayet et-miştir:"Altm takı takınma. Çünkü ben, Cehennem ateşinin sıcaklığının sana zarar vermesinden korkarım."
^ İmam b. Hanbel, Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet etmiş-hr:"Şu süprüntüler (şehvetler ve yediğiniz şeyler) dünyanızı ve ahireti-nizi mahveder."
Taberanî, İbn Sirin'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: Hz. Ömer, kendisine valilik vermek için Ebu Hüreyre'yi yanma çağırdı, ancak Ebu Hüreyre valilik yapmak istemedi. Hz. Ömer, ona şöyle dedi: - Sen valilik yapmaktan hoşlanmıyormusun? Oysa senden daha
hayırlı kimseler de valilik ve yöneticilik yapmışlardır.
- Kim?
- Yusuf (a.s.)
- Yusuf (a.s) peygamberdir. Peygamber oğludur. Ben ise Ümey-me'nin oğlu Ebu Hüreyre'yim. Üç ve ikiden korkarım.
- Üç ve iki diyeceğine beş desen olmaz mı?
- îlimsiz konuşmaktan ,akılsızca hüküm vermekten, bu sebeple de sırtıma kırbaç vurulmasından, malımın elimden alınmasından ve ırzıma sövülmesinden korkarım."
Said b. Ebi Hind, Ebu Hüreyre'den rivayet etti ki, Rasûlullah (s.a.v.) kendisine şöyle demiştir: "Arkadaşlarının istediği şu ganimetlerden isteme. Bunun için benden talepte bulunma.
- Ya Rasûlallah, ben Allah'ın sana Öğrettiği şeylerden bana öğretmeni istiyorum. Ben böyle dedikten sonra Rasûlullah (s.a.v.) sırtındaki örtüyü çıkarıp yere benimle kendi arasına serdi. Ben de sanki o sergi üzerinde yürümekte olan bir karıncayı takip eder gibi pür dikkat kesildim. Rasûlullah (s.a.v.) konuşmaya başladı,sözünü bitirdi. Sonra da:
- Şu yerdeki sergiyi topla, dedi. Ben de artık Rasûlullah (s.a.v.) 'in bana söylediği sözlerden bir harfi dahi unutmaz oldum."
Ebu Osman en-Nehdf den rivayet edildiğine göre kendisi:
Ebu Hüreyre'ye demiş ki:
- Sen nasıl oruç tutuyorsun?
- Ayın başında üç gün oruç tutarım, ama başıma bir hadise gelir de tutamazsam, o ayın sevabını kazanırım.
Hammad b. Seleme Ebu Osman en-Nehdfnin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Ebu Hüreyre, bir yolculuğa çıkmıştı. Beraberinde bir topluluk ta vardı. Bunlar mola verdiklerinde sofrayı kurdular. Kendileri ile birlikte yemek yemesi için Ebu Hüreyre'ye teklifte bulundular, ancak o,1 oruçlu olduğunu söyledi. Onlar yemeğe başladılar. Yemeğin sonuna gelindiğinde Ebu Hüreyre gelip yemeğe başladı. Arkadaşları yemeğe gelmesi için Ebu Hüreyre'ye göndermiş oldukları habercilerine bakmaya başladılar. Haberci de onlara şöyle dedi:
- Görüyorum ki bana bakıyorsunuz. Vallahi Ebu Hüreyre bana oruçlu olduğunu söylemişti.
Bunun üzerine Ebu Hüreyre'de arkadaşlarına şöyle dedi:
- Arkadaş doğru söyledi, ancak ben Rasûlullah (s.ı\v.)'ın şöyle buyurduğunu işittim: "Ay boyunca oruç tutmak sabır orucudur. Her aydan üç gün oruç tutmaksa, bütün zamanı oruçlu geçirmiş kadar fazilet ve sevap getirir." Ben de ay başında üç gün oruç tuttum ve Allah'ın ruhsat vermesi sebebiyle orucumu açtım. Aziz ve Celil olan Allah'ın sevabı kat kat vermesi sebebiyle de oruç tuttum."
îmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Mütevekkil'in şöyle dediğini rivayet
trniştir:"Ebu Hüreyre ile arkadaşları oruç tuttuklarında mescitte otu-6 rlar ve: "Biz orucumuzu temizliyoruz." derlerdi." rJ İmam Ahmed b. Hanbel, Ferkad es-Sabhfnin şöyle dediğini rivayet etmiştir:"Ebu Hüreyre, Beyt'i tavaf ediyor ve şöyle diyordu:
"Vay şu karnımın elinden! Onu doyurursam beni rahatsız eder. Aç bırakırsam beni zayıflatır."
İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet et-İştir-"Ben hergün Aziz ve Celil olan Allah'tan 12 000 kez mağfiret dilemi
nm. Bu da benim diyetim miktanncadır.'
îmam Ahmed b. Hanbel'in oğlu Abdullah'tan rivayet olunduğuna göre Ebu Hüreyre'nin 12 000 düğümlü bir ipi varmış.Uyumadan önce bu düğümler sayısınca teşbih çekermiş. Başka bir rivayette anlattığına göre ise o ipinin üzerinde 2 000 düğüm varmış, Uykuya varmadan o düğümler sayısınca teşbih çekermiş. Bu ikinci rivayet, öncekine nisbetle daha doğrudur.
Ebu Hüreyre, can çekişirken ağladı. Kendisine niçin ağladığını sorduklarında şu cevabı verdi: Şu dünyamza ağlamıyorum. Ama ben, seferimin uzunluğuna, azığımın azlığına ağlıyorum. Ben, Cennet'e giden yokuşta ve Cehennem'e giden uçurumda bulunuyorum. Hangisine götürüleceğimi bilemiyorum."
Kuteybe b. Said, Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Mescidlerinizi yaldızlayıp Mushaflarımzı süslediğiniz zaman harap oldunuz demektir."
Taberanî, Mamer'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: Bana ulaşan bir habere göre Ebu Hüreyre'nin önünden bir cenaze geçtiği zaman yanında bulunan kimselere şöyle dermiş: "Gelin biz de gidelim, çünkü biz de bunun gideceği yere gideceğiz. Ölüm, tesirli bir vaazdır. Hızlı bir düşünmedir. Öndeki gidiyor, arkadaki kalıyor ama bunu düşünemiyor."
Hafiz Ebu Bekir b. Malik, Ebu Yezid el-Medinî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Ebu Hüreyre,Rasûlullah (s.a.v.)'ın minberine çıktı. Ancak onun durduğu basamağın bir aşağısında durdu ve şöyle dedi:
"Yaklaşmakta olun bir serden Ötürü Arapların vay haline. Çocukların onlara emirlik yapmalarından ötürü Arapların vay haline. Bu çocuk emirler, onlar arasında hevesleri doğrultusunda hüküm verirler ve öfkelenerek adam öldürürler."
îmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
Benim on beş tane meyvem vardı. Beş tanesi ile iftarımı açtım.Beş
^esi üe sahur yaptım, beş tanesini de ikinci günün iftarına bıraktım."
İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Mütevekkil'in şöyle dediğini rivayet
e«mştir: "Ebu Hüreyre'nin zenci bir cariyesi vardı. Düzgün çalışmadığından Ebu Hüreyre'yi Öfkelendirdi. Ebu Hüreyre bir gün kırbacını kaldırdı. Cariyeyi dövmek istedi. Sonra şöyle dedi:
- Eğer kıyamet gününde kısas olmasaydı şu kırbacı vücuduna vuracaktım, ama seni, bedelim bana tam olarak ödeyecek birine satacağım. Zaten onun vereceği bedele de çok ihtiyacım var. Haydi git bakalım sen, Aziz ve Celil olan Allah rızası için hür ve serbestin."
Hammad b. Seleme, Ebu Seleme'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Ebu Hüreyre hastalandı, ziyaretine gittim." Allah'ım, Ebu Hüreyre'ye şifa ver" diye dua ettim.Ebu Hüreyre ise:"Allah'ım, Ebu Hüreyre'yi tekrar hayata döndürme." diye <Jua ettti. Sonra da bana şöyle dedi:
"Ey Ebu Seleme, yakında insanlar Öyle bir devre ulaşacaklar ki, onlardan birine ölüm, kızıl altından daha sevimli olacaktır."
Ata, Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Altı şeyi görürseniz o zaman eğer ruhunuz elinizde ise ruhunuzu salıverin (yani ölümünüz elinizde ise ölün). Bunun içindir ki ben ölmek istiyorum. O zamana ulaşmaktan korkuyorum. Beyinsizler yönetici olurlarsa,hüküm para ile satılırsa, can güvenliği kalmaz ise, dostluk ve akrabalık bağları koparsa, güvenlik görevlileri çoğalırsa ve Kur'ân'ı müzik malzemesi yapan bir zümre meydana çıkarsa, o zaman ölümünüz elinizde ise ölün."
Ibn Vehb, Salebe b. Malik el-Kurazf nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Ebu Hüreyre, Mervan b. Hakem tarafından tayin edilmiş bir yönetici iken iki bağ odun sırtında taşıyarak pazara gitti. Pazar girişinde: "Emire yol verin ey İbn Ebi Malik!" diye seslendi. Ben de kendisine ^Allah sana rahmet etsin. Yeter artık, bu kadarı da fazla." dedim.Ama o yine -odun bağı sırtında olduğu halde-:"Emire yol verin!" dedi.
Ebu Hüreyre'nin birçok faziletleri, üstünlük ve menkibeleri ile güzel sözleri, öğüt ve nasihatları vardır. Önceki kısımlarda da anlattığımız gibi Hayber senesinde Müslüman olmuş,Rasûlullah (s.a.v.)'m yanında ikamete başlamıştır. Onun yanından hiç ayrılmamıştır. Sadece Rasûlullah (s.a.v.)'m onu Ala b. Hadremî ile birlikte Bahreyn'e gönderişi esnasında Rasûlullah'm yanından geçici bir süre için ayrılmıştı. Rasûlullah(s.a.v.), Ala b. Hadremfye, Ebu Hüreyre'ye iyi bakmasını, onu gözetmesini tavsiye etmişti. Ala da onu yanında müezzin yapmıştı. Ebu Hüreyre, Ala'ya şöyle dedi:"Ey emir, benden önce amin deme."
Hz. Ömer, hilafeti zamanında onu yönetici yapmıştı. Diğer valilerle birlikte ona da yöneticilik vermişti.
Abdürrezzak, İbn Sirin'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Hz. Ömer, Ebu Hüreyre'yi Bahreyn'e vali olarak gönderdi. O da dönüşünde 10 000 dirhem getirdi. Hz. Ömer, ona şöyle çıkıştı:
- Ey Allah'ın ve kitabının düşmanı olan adam, sen şu malları kazanmayı mı tercih ettin?
- Ben, Allah'ın ve kitabının düşmanı değilim, ama Allah'a ve kitabına düşman olanların düşmanıyım.
- O halde bu malları nereden getirdin?
- Atım doğurdu, kölem çalışıp kazandı. Bir de maaşlarımdan biriktirdim.
Durumu araştırdılar ve Ebu Hüreyre'nin ifadesinin doğruluğunu tesbit ettiler. Bundan sonra Hz. Ömer, onu valiliğe tayin etmek istediği zaman o kabul etmedi. Hz.Ömer de ona şöyle dedi:
- Yöneticilik yapmaktan hoşlanmıyorsun, oysa bu işi senden daha hayırlı olun kimseler taleb etmiştir.
- Kim?
- Yusuf(a.s.)
- Yusuf (a.s.), peygamber oğlu peygamberdir. Bense Ümeyme'nin oğlu Ebu Hüreyre'yim. Üç ve ikiden korkarım.
- Üç ve iki diyeceğine beş desen olmaz mı?
- Ben ilimsiz konuşmaktan, akılsızca hüküm vermekten ve bu yüzden sırtıma kırbaç vurulmasından, malımın elimden alınmasından ve ırzıma sövülmesinden korkarım."
Başkalarının anlattıklarına göre Hz.Ömer, ilk valiliğinde Ebu Hüreyre'ye 12 000 dirhem para cezasına vermişti. Bu sebepten Ebu Hüreyre, ikinci valilik teklifinde görev kabul etmemişti.
Abdürrezzak, Muhammed b. Ziyad'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Muaviye, Ebu Hüreyre'yi Medine'de vali olarak görevlendirdi. Ancak ona kızınca görevden aldı. Yerine Mervan b.Hakem'i vali olarak atadı. Ebu Hüreyre, Mervan'm yanma girmek istediğinde kapıcılar engel oluyorlardı. Mervan azledilip Ebu Hüreyre yeniden valiliğe atandığında kapıcısına şu talimatı verdi:"Yanıma gelip görüşmek isteyen olursa asla geri çevirme. Sadece Mervan'ı geri çevir. Onu benimle görüştürme." Mervan valiliğe geldiğinde kapıcı onun göğsüne bir yumruk vurdu. İçeri girmesine engel oldu. Ancak büyük bir zorlukla içeriye girebildi. Girince de: "Kapıcın seninle görüşmemize engel olmak istedi." dedi. Ebu Hüreyre de ona: "İnsanlar arasında bu duruma kızmaması gereken biri varsa o da sen olmalısın." dedi.Doğrusu şu ki, Ebu Hüreyre'yi Medine valiliğine tayin ettirmek isteyen kimse Mervan'm kendisi idi.Ancak bunu Muaviye'nin/izni ile yapmıştı. Doğrusunu Allah bilir.
Hammad b. Seleme, Ebu Rafı'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Mervan, bazen Ebu Hüreyere'yi Medine'ye vali vekili olarak tayin ederdi. O da merkebe biner, sokalarda dolaşır ve karşılaştığı adama: 'Yol ver emir geliyor." derdi. Emir kelimesiyle kendisini kastederdi, bazen de bedevi oyunu oynamakta olan çocukların yanına geceleyin uğrar. Onlar farkında değillerken kendini aralarına atar, deliler gibi ayaklarını birbirine vurur, böylece çocukları güldürmek isterdi. Çocuklar da paniğe kapılarak sağa sola gülüşerek kaçışırlardı."
Ebu Rafi dedi ki: "Ebu Hüreyre, beni bazen akşam yemeğine çağırı-rır ve: "Eti parçalama işini bana bırak." derdi.Ben de yemeğe bakar-dım.Yaptığı yemeğin zeytin yağından yapılma tirit olduğunu görürdüm."
İbn Vehb, Salebe b. Ebi Malik'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Ebu Hüreyre, Medine valisi Mervan'ın vekili olduğu sıralarda bir gün odun bağına omuzuna vurmuş olarak pazara geldi ve bana hitaben: "Ey İbn Ebi Malik, valiye yol ver." dedi. Ben de kendisine: "Allah seni ıslah etsin, bu ne haldir." dedim, o odun bağı sırtında olduğu halde yine: "Valiye yol ver." dedi.Mervan'ın katibi Ebu Zuayzia dedi ki: Mervan, Ebu Hüreyre'ye 100 dinar gönderdi. Ertesi gün ona haber salarak: "Ben bu parayı yanlışlıkla sana gönderdim. Aslında başkasına göndermek istemiştim, parayı geri ver." dedi.
Ebu Hüreyre de şu karşılığı verdi: "Ben, göndermiş olduğun parayı sarfettim,aybaşında bu parayı aylığımdan kes." Ebu Hüreyre, Mervan tarafından kendisine gönderilen o paraları sadaka olarak dağıtmıştı. Mervan böyle yapmakla onu denemek istemişti.
İmam Ahmed b. Hanbel, Yahya b. Said b. Müseyyeb'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Muaviye, Ebu Hüreyre'ye mal verdiği zaman susardı. Vermediği zaman konuşurdu."
Birden fazla ravinin rivayetine göre gencin biri, Ebu Hüreyre'ye gelip şöyle demişti:
"Ey Ebu Hüreyre, ben oruçlu olarak sabahladım.Sabahleyin babamın yanına gidip oturdum. Bana et ve ekmek getirdi, ben de oruçlu olduğumu unutarak yemeği yedim, durumum nedir?
- O, Allah'ın sana yedirdiği bir yemektir. Bunun oruca bir zararı olmaz.
- Sonra ailemin yanma gittim. Bana deve sütü getirdiler, oruçlu olduğumu unutarak o sütü içtim, durumum nedir?
- Sonra uy udum, uy andığım da su içtim(veya oruçlu olduğumu unutarak karımda cinsel ilişkide bulundum) durumum nedir?
- Ey kardeşimin oğlu! Sen orucunun dışına çıkmış olmadın (orucun bozulmadı."
Birden fazla ravinin rivayetlerinde anlatıldığına göre Ebu Hüreyre bir cenaze gördüğü zaman şöyle dermiş:"Siz gidin. Biz de peşiniz sıra geleceğiz."
Yine birden fazla ravinin rivayetlerinde anlatıldığına göre Ebu Hüreyre, öleceği esnada ağlamış, kendisine sormuşlar:
- Niçin ağlıyorsun?
- Azığımın azlığına ve tarlanın çoraklığına ağlıyorum. Ben yokuş aşağı inmekteyim.Ya Cennet'e yada Cehennem'e gideceğim. Bu ikisinden hangisine gideceğimi bilemiyorum.
Malik, Said b.Said el-Makberî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Vefat edeceği esnada Mervan, Ebu Hüreyre'nin yanma uğradı ve ona: "Ey Ebu Hüreyre, Allah sana şifa ihsan etsin." dedi. Ebu Hüreyre de şu karşılığı verdi:"Allah'ım, ben senin huzuruna varmak istiyorum, sen de benimle buluşmayı iste."
Mervan, oradan ayrılıp gittikten sonra Ashabu'1-Kutn mıntıkasına varır varmaz Ebu Hüreyre vefat etti.
Yakup b. Süfyan, Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Allah'ım, beni hicretin altmışıncı senesine ulaştırma." Ebu Hüreyre, ya hicretin altmışına senesinde ya da ondan bir sene önce vefat etti. Vakidî, Ebu Hüreyre'nin hicri elli dokuzuncu senesinde ve yetmiş sekiz yaşında vefat ettiğini söylemiştir. Yine Vakidfnin ifadesine göre aynı sene Ramazan ayında vefat eden Hz.Aişe'nin cenaze namazı ile yine aynı senenin şevval ayında vefat eden Ümmü Seleme'nin de cenaze namazını Ebu Hüreyre kıldırmış tır. Bu iki peygamber zevcesinden sonra da Ebu Hüreyre'nin kendisi aynı yıl vefat etmiştir. Vakidî, her ne kadar böyle dese de doğrusu Ümmü Seleme, Ebu Hüreyre'den sonra vefat etmiştir. Birden fazla ravinin rivayetlerine göre Ebu Hüreyre hicretin elli dokuzuncu senesinde vefat etmiş olduğuna dair rivayetlerde vardır.
Meşhur kavle göre hicri ellidokuzuncu senede vefat etmiştir. Cenaze namazım Velid b. Utbe b. Ebu Süfyan ( Medine valisi) kıldırmıştı, cenaze namazım kılan topluluk arasında İbn Ömer, Ebu Said ve diğer bazı sahabeler de vardı. Cenaze namazı, ikindi namazından sonra kılınmıştı. Akik mevkiindeki evinde vefat etmişti. Oradan alınarak Medine'ye getirilmiş ve orada cenaze namazı kılındıktan sonra Baki mezarlığına def-nedilmişti. Allah ona rahmet etsin ve ondan razı olsun. Medine valisi Velid b. Utbe, Ebu Hüreyre'nin vefatım Muaviye'ye bir mektupla bildirdi. Muaviye'de cevabi mektubunda şöyle demişti:"Ebu Hüreyre'nin varislerini gözet, onlara ihsanda bulun, onlara 10 000 dirhem harca, onlarla güzel bir komşu ol, onlara iyilikte bulun.Çünkü Ebu Hüreyre, Hz. Osman'a yardım edenlerdendi, kuşatma altında bulunduğu sırada onunla birlikle evinde kalmıştı.
Allah onlara rahmet etsin."

