El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Fasıl

Hz. Hüseyin, hicri altmışbirinci senenin muharrem ayının onuncu günü olan aşura gününde -ki o gün cumaya rastlamakta idi- öldürüldü. Allah, ondan razı olsun. Hişam b. Kelbî'nin ifadesine göre Hz. Hüseyin, hicri …

Hz. Hüseyin, hicri altmışbirinci senenin muharrem ayının onuncu günü olan aşura gününde -ki o gün cumaya rastlamakta idi- öldürüldü. Allah, ondan razı olsun. Hişam b. Kelbî'nin ifadesine göre Hz. Hüseyin, hicri altmışikinci senede öldürülmüştür. Ali b. el-Medinî de böyle demiştir, îbn Luhey'a ise hicri altmışikinci veya altmışüçünçü senede öldürülmüş olduğunu ifade etmiştir. Başkaları ise, hicri altmışıncı senede öldürüldüğünü söylemişlerdir, ama sahih olan rivayete göre Hz. Hüseyin, hicri altmışbirinci senede öldürülmüştür. Irak'ın Kerbela beldesinde Taf denen yerde şehid olmuş olup, şehadeti esnasında elli sekiz yaşındaydı. İbn Nuaym, onun şehid edilirken altmış beş veya altmış altı yaşında olduğunu söylemekle hata etmiştir.

İmanı Ahmed b. Hanbel, Enes'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Yağmur meleği, Peygamber (s.a.v.)'m yanma girmek için izin istedi. Kendisine izin verildi, melek içeri girince Peygamber (s.a.v.), Ümmü Se-leme'ye: "Kapıya kapa, kapıda dur ki kimse yanımıza gelmesin." dedi. Ancak Ali'nin oğlu Hüseyin geldi. Koşarak içeri girdi ve Peygamber (s.a.v.)'m omuzuna tırmandı. Melek, Hz. peygamber'e sordu: .

- Sen bunu seviyor musun?

- Evet.

- Senin ümmetin bunu öldürecektir. İstersen öldürüleceği yeri de sana göstereyim.

Böyle dedikten sonra melek elini çırptı ve peygambere kızıl bir toprak gösterdi. Ümmü Seleme de o toprağı alıp elbisesinin bir ucuna sak-*ayıp düğümledi. Biz, Hüseyin'in Kerbela'da öldürüleceğini daha önceleri işitirdik."

Ebu Kasım el-Beğavî, Enes b. Haris'ten rivayet etti ki, Rasuiullan (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"Şu oğlum (Hüseyin) Kerbela denen bir yerde öldürülecektir. Sızden bu durumu gören olursa ona yardım etsin."

Enes b. Haris de Kerbela'ya gitti ve Hüseyin'le beraber öldürüldü

İmam Ahmed b. Hanbel, Abdullah'ın babasının şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Ben, Ali ile beraber yolda gidiyordum. Onun ibriğini taşıyordum Ninova'ya vardığımızda o Siffin'e doğru giderken şöyle seslendi: "Sabret ey Ebu Abdillah, sabret ey Ebu Abdillah, Fırat kıyısına vardığında sab ret."

Ben kendisine böyle demekle neyi kasdettiğini sordum. O da şu cevabı verdi: Bir gün Rasûlullah (s.a.v.)'m yanma gitmiştim, gözlerinden yaşlar akmaktaydı. Kendisine sordum:

"Ya Rasûlallah, niçin ağlıyorsun?

- Az önce Cebrail yanımdaydı, kalkıp gitti. Bana, Hüseyin'in Fırat kıyısında öldürüleceğim söyledi ve istersem, öldürüleceği yerin toprağını bana koklatabileceğini de söyledi. Elini uzattı, bir avuç toprak getirip bana verdi. Ben de o toprağı görünce gözlerime hakim olamadım, yaşlar akmaya başladı."

Muhammed b. Sa'd ile diğerleri dediler ki: Ali, Siffin'e giderken Ker-bela'da hanzel ağaçlarının bulunduğu yere uğradı. O mıntıkanın adını sorduğunda Kerbela olduğunu söylediler. O da "Kerb ve bela" (sıkıntı ve bela) dedi. İnip o ağacın yanında namaz kıldı. Sonra şöyle dedi: "Burada bazı kimseler şehid edilecektir. Onlar sahabelerden başka, şehitlerin en hayırlılarıdırlar, hesapsız olarak Cennet'e gireceklerdir." Böyle derken oradaki bir yere işaret etti, orayı bellediler ve Hüseyin de orada öldürüldü.

Kabü'l-Ahbar'dan Kerbela ile ilgili olarak birçok rivayetler varid olmuştur. Ebu'l-Cenab el-Kelbî ile diğerlerinin anlattıklarına göre Kerbela halkı, Hüseyin'in öldürülmesinden sonra cinlerin ona ağıt yaktıklarım hep işitirlermiş ve cinler ağıt yakarken de şöyle derlermiş:

"Rasûl, onun alnındaki kanlan sildi, Onun yanaklarında parlaklık vardır. Ebeveyni, Kureyş'in en yüksek soyundandır. Dedesi de dedelerin en hayırhsıdır."

Adamın biri, bu ağıta şu cevabı vermişti:

"Heyet olarak onu karşılamaya gittiler, ama onlar,

Heyetlerin en kötüleri ve şerlileri idiler.

Peygamberlerinin kızının oğlunu öldürdüler.

Onu hendeklere düşürüp durdurdular."

İbn Asakir'in rivayetine göre bir grup Müslüman, Bizans'a gazayali derlerken bir kilisede şöyle bir yazıya rastlamışlardı:

"Hüseyin'i öldüren bir ümmet,

Hesap gününde onun dedesinin şefaatini umar mı?"

Gaziler, kilisedeki bu yazıyı kimin yazdığını sorduklarında ilgililer: "Bu yazı, sizin peygamberinizin bisetinden 300 sene önce buraya yazılmıştır." demişlerdi.

Başka bir rivayette anlatıldığına göre Hz. Hüseyin'i öldürenler dönüp gecelediklerinde onun kesik başı yanlarında olduğu halde içki içme-ve başlamışlardı. O esnada demirden bir kalem ortaya çıkarak o evdeki duvara şu satırı kanla yazmıştı:

"Hüseyin'i öldüren bir ümmet,

Hesap gününde onun dedesinin şefaatini umarlar mı?"

İmam Ahmed b. Hanbel, İbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Rasûlullah (s.a.v.)'ı günün ortasında rüya halinde tozlu ve saçı başı dağınık vaziyette gördüm. Elinde içi kan dolu bir şişe vardı. Kendisine dedim ki:

- Anam babam sana feda olsun ya Rasûlallah, bu nedir? Buyurdu ki:

- Bu, Hüseyin'in ve arkadaşlarının kanıdır.

Ben o günden itibaren bu olayın ne zaman olacağını hep beklemeye başladım."

Ammar dedi İd: Biz o güriü tesbit ettik ve sonradan anladığımıza göre Hüseyin, o günde öldürülmüştü.»

İbn Ebi'd-Dünya, Ali b. Zeyd b. Cüda'nm şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«İbn Abbas, uykusundan uyandı ve: "Doğrusu biz Allah'a aidiz ve O'na dönücüleriz." mealindeki ayet-i kerimeyi okudu. Sonra da: "Vallahi Hüseyin öldürüldü." dedi. Arkadaşları: "Niçin ey İbn Abbas?" diye sorunca o şöyle cevap verdi: Rasûlullah (s.a.v.)'ı rüyada gördüm, elinde kan dolu bir şişe vardı. Bana dedi ki: "Biliyor musun, benden sonra ümmetim ne yaptı? Hüseyin'i öldürdüler. İşte bu, onun ve arkadaşlarının kanıdır. Bu kanları Allah'a arz edeceğim." Arkadaşları, İbn Abbas'm bu konuşmayı yaptığı günü ve o saati bir kenara yazdılar. Yirmi dört gün geçtikten sonra Hz. Hüseyin'in o günde ve o saatte öldürüldüğüne dair haber Medine'ye geldi.»

Tirmizî, Selma'mn şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Ümmü Solome'nin yanma gittim, ağlıyordu, kendisine sordum:

- Niçin ağlıyorsun?

- Rasûlullah (s.a.v.)'ı gördüm. Saçında ve sakalında toprak vardı. Kendisine: "Neyin var ya Rasûlallah, bu ne haldir?" diye sorduğumda bana şu cevabı verdi: Az önce Hüseyin'in öldürüldüğünü gördüm:»

Muhammed b. Sa'd, Şehr b. Havşeb'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Biz, Peygamber (s.a.v.)'m eşi Ümmü Seleme'nin yanındaydık. Bir imdat sesi duyduk. Ümmü Seleme'ye bir kadın geldi. Yanımda durup-"Hüseyin öldürüldü." dedi. Ümmü Seleme de şu karşılığı verdi: "Demek böyle yaptılar. Allah onların mezarlarını (veya evlerini) ateşle doldursun." Böyle dedikten sonra Ümmü Seleme bayılıp yere düştü. Biz de kalkıp gittik."

İmam Ahmed b. Hanbel, Ümmü Seleme'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Cinlerin, Hüseyin için ağladıklarını ve ona ağıt yaktıklarını işittim."

Hüseyin b. İdris, Ümmü Seleme'nin şöyle dediğim rivayet etmiştir: Cinlerin Hüseyin'e şu şiirle mersiye okuduklarını işittim;

"Ey cahilce Hüseyin'i Öldürenleri Azabı ve cezayı müjdelerim size! Gökteki herkes size beddua ediyor, Ne kadar melek ve peygamber varsa, Süleyman da, Musa da, İncil sahibi İsa da, Bütün bunlar size lanet okuyorlar."

Hatib, İbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Cenâb-ı Allah, Muhammed (s.a.v.)'e şöyle vahyetti: Ben, Zekekiya oğlu Yahya'nın öldürülmesine karşılık 70.000 kişiyi öldürdüm. Senin kızının oğlu (Hüseyin'in) öldürülmesine karşılık da 70*000.000 kişiyi öldüreceğim." Bu, cidden garib bir hadistir. Hakim, bunu "el-Müstedrek" adlı eserinde rivayet etmiştir. Taberanî de bununla ilgili çok garib rivayetlerde bulunmuştur.

Şiîler, aşura günü ile ilgili olarak abartılı rivayetlerde bulunmuş ve bu konuda yalan ve asılsız birçok hadisler uydurmuşlardır. Mesela, Hz. Hüseyin'in öldürüldüğü aşura gününde güneşin tutulduğu ve yıldızların ortaya çıktığını, o gün hangi taş kaldırılsa altında mutlaka kan göründüğünü, göğün kenarlarının kızardığım, güneşin doğarken kan gibi ışınlar saçtığını, semanın kan emen bir kuz*tçuk gibi olduğunu, yıldızların birbirlerine çarpıldığım, semanın kırmızı renkli yağmur yağdırdığını, o güne kadar daha önce o şekilde semada bir kırmızılık görülmediğini ifade etmişler. Buna benzer birçok yalanlar uydurmuşlardır.

İbn Luhey'a, Ebu Kubeyl el-Meafirî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Hüseyin'in öldürüldüğü gün güneş tutuldu, yıldızlar göründü. Vakit de öğle vaktiydi. Hüseyin'in kesik başını hükümet konağına götürdüklerinde konağın duvarlarından kanlar sızmaya başladı. Yeryüzü üçgün süreyle karardı. Safran ve alaçehre bitkilerine elini süren kimsenin eü yanıyordu. Kudüs'te hangi taş kaldırılırsa, altında mutlaka taze kan görülüyordu. Hz. Hüseyin'e ait develeri ganimet eden düşmanlar bu develeri kesip pişirdiklerinde etleri çok acı olup Ebu Cehil karpuzunu andıran bir tad veriyordu..."

Şiîler, buna benzer daha birçok yalan ve uydurma hadisler ortaya sürmüşlerdi ki, bunlardan hiçbiri doğru değildir.

Hz. Hüseyin'i öldürenlere isabet eden bela ve musibetlerle ilgili olarak rivayet edilen hadislere gelince bunların çoğu sahihtir, onu öldürenlerden olup da dünyada bela ve musibetlerden kurtulan çok az kimse olmuştur. Bunlar bir hastalığa yakalanmadan dünyadan çıkıp gitmiş değildirler. Çoğu delirmiştir. Hz. Hüseyin'in öldürülmesiyle ilgili olarak Şiîler ve Rafıziler, çok yalan ve asılsız haberler nakletmişlerdir. Burada bu haberlere Örnek olarak yeteri kadar nakilde bulunduk. Bazı nakillerimizde de şüphe vardır. İbn Cerir ve diğer hadis hafız ve imamları, eğer bunları anmış olmasalardı, bu haberleri buraya almazdım. Naklettiğim haberlerin çoğu, Şiî olan Ebu Mihnef Lut b. Yahya'ya aittir ki o da hadis imamları nezdinde rivayet bakımından zayıf bir kimsedir. O, sadece haber hıfzeden bir kimse olup bu gibi haberler başkasının nezdinde mevcut olmayıp onun nezdinde mevcuttur. Bu sebepledir ki konuyla ilgili eser tasnif eden müelliflerin çoğu ona dil uzatmışlardır. Doğrusunu Allah bilir.

Hicri dördüncü asır da Büveyhîler devleti zamanında Rafiziler, aşırı giderek aşura gününde Bağdat'ta ve benzeri beldelerde def çalıp yollara ve çarşılara kül ve saman savurup dükkanlara mendil asıp hüzünlerini açığa vurur ve ağlarlardı. Çokları da susuz olarak öldürüldüğü hatırasına saygı göstermek maksadıyla aşura gecesinde su içmezlerdi. Sonra kadınlar, yüzlerini açıp ağlayarak yüzlerini ve göğüslerini tokatlayarak yalın ayak sokaklara dökülürlerdi. Buna benzer daha birçok çirkin bid'at ve rezilane âdetler icad ettiler. Böyle yapmakla da Emevi devletini protesto etmek istiyorlardı. Çünkü Hz. Hüseyin, Emevi devletinin hakim olduğu zamanda öldürülmüştü.

Şam'daki Rafızi ve Şii düşmanlarına gelince, onlar da aşura gününde tam tersi bir âdet ortaya çıkardılar. Bunlar da aşura gününde bazı hububat çeşitlerini bir araya katıp pişirirler, yıkanır, koku sürünür, en güzel elbiselerini giyinir ve aşura gününü âdeta bayram gibi kutlarlardı- Bu günde çeşitli yemekler yapar, sevinç ve ferahlarını açığa vururlardı. Böyle yapmakla da Rafîzilere ters bir hava meydana getirmek ve °nlara karşı olduklarını göstermek isterlerdi.

Hz, Hüseyin'i öldürenler, güya onun Müslümanların -bir araya gelip ittifak etmelerinden sonrabirliklerini bozmak, onları parçalamak ve insanların ittifakla kendisine bey'at ettiği kimseyi hilafetten halletmek maksadıyla Kûfe'ye geldiğini söyleyip tevilde bulunarak onu öldürmüşlerdi. Sahih-i Müslim'de insanların böyle bir duruma girmekten sakınmaları gerektiğini bildiren bir hadis varid olmuştur. Bazı cahillerin hakları olmadığı halde böyle bir tevilde bulunarak Hz. Hüseyin'i öldürdükleri ifade edilmiştir. Ancak onların, Hz. Hüseyin tarafından ileri sürülen üç tekliften birini kabul etmeleri gerektiği anlatılmıştır. Bunlar ümmetten zorba bir grubu yermekle bütün ümmeti yeriyorlar ve dolayısıyla peygamberini itham ediyorlardı. Aslında hakikat onların iddia ettikleri gibi değildi, tuttukları yol doğru değildi. Aksine imamların öteden beri hepsi, Hz. Hüseyin'in ve arkadaşlarının öldürülmesine razı olmamışlardır. Bundan hoşlanmamışlardır. Sadece Kûfelilerden az bir grup buna razı olmuşlardır. Allah onlara lanet etsin. Çokları da fasit maksat ve amaçlarına ulaşmakta onu vasıta etmek için Kûfe'ye gelmesi gerektiğine dair Hz. Hüseyin'e mektup yazmışlardı.

İbn Ziyad, Kûfelilerin dünyalık peşinde olduklarım anlayınca onları Hüseyin'e karşı -gerek teşvik ederek gerek korkutarak- yönlendirdi. Onlar da bu yüzden Hüseyin'den el çektiler. Onu yardımsız bıraktılar, sonra da öldürdüler. Aslında Irak ordusundaki askerlerin hepsi, Hz. Hüseyin'in öldürülmesine razı değildi. Muaviye oğlu Yezid de -doğrusunu Allah bilir ya- buna memnun olmadığı gibi bundan hoşlanmadığını da belirtmiş değildi. Akla gelen kuvvetli ihtimale göre Yezid eğer öldürülmesinden önce- Hz. Hüseyin'in yanma gidebilseydi onu affederdi. Nitekim babası Muaviye de ona bu şekilde vasiyette bulunmuştu. Zaten bunu da kendisi açıkça ifade etmişti. Hüseyin'i öldürmesinden dolayı İbn Ziyad'ı kınamış, ona sövmüştü, zahiri ifadelerinden anlaşılan budur. Ancak yine de onu görevden azletmemiş ve cezalandırmamıştı. Onu kmayıcı bir haber de göndermemişti, doğrusunu Allah bilir.

Her Müslünıanın, Hz. Hüseyin'in öldürülmesi sebebiyle üzülmesi gerekir. Çünkü o, Müslümanların efendilerinden, sahabelerin âlimlerinden olup Rasûlullah'ın en faziletli kızı Hz. Fatıma'mn oğluydu. İbadet eden yürekli ve cömert bir kimseydi. Ama belki de çoğu riyakarlık ve yapmacık hareketlerden ibaret olan -Şiilerin yaptığı gibi- aşırı derecede vücuda işkence etmek ve matem tutmak, güzel bir davranış değildir. Hz. Hüseyin'in babası Hz. Ali, daha faziletli bir kimse olup şehid edildiği halde Şiiler, onun öldürülüş gününü Hz. Hüseyin'in öldürülüş günü gibi matemle geçirmemektedirler. Babası Hz. Ali, sabah namazına gitmekte iken hicri kırkbirinci senenin ramazan ayının on yedisinde, cuma günü öldürülmüştü. Hz. Osman da aynı şekilde öldürülmüş ve o, Hz. Ali'den daha faziletli bir kimse idi. Ehl-i sünnet ve'1-cemaat bu görüştedir.

Hz. Osman, hicri otuzaltıncı senenin zilhicce ayında teşrik günlerinde evinde mahsur halde iken öldürülmüştü. Boğazının damarlarına kadar koparılmıştı, ama insanlar onun öldürülüş gününü matemle geçirmemektedirler. Aynı şekilde Hattab oğlu Ömer de hem Osman'dan, hem Ali'den daha faziletli idi. Mihrapta sabah namazını kılarken ve Kur'ân okurken Öldürülmüştü. Ama insanlar, onun öldürülüş gününü matemle geçirmemektedirler. Ebu Bekir es-Sıddık da Hz. Ömer'den daha faziletli bir kimse olduğu halde onun vefat gününü hiç kimse matemle geçirmemektedir. Rasûlullah (s.a.v.), dünya ve ahirette ademoğlu-nun efendisidir. Allah, onun ruhunu kendisinden Önceki peygamberler gibi teslim aldı, vefat ettirdi. Ama hiç kimse, ne onun ne de diğer peygamberlerin vefat günlerini şu bilgisiz Rafizilerin Hz. Hüseyin'in ölüm gününü matemle geçirişleri gibi matemle geçirmemektedir.

Ve hiç kimse bütün bu yüksek şahsiyetlerin vefat günlerinde Hz. Hüseyin'in öldürüldüğü günde güneşin tutulması ve semada kızarıklığın belirmesi gibi harika hallerden birinin zuhur ettiğini iddia etmemiştir.

Bu gibi durumlarda ve musibetlerde söylenecek en güzel söz, Hz. Hüseyin'in oğlu Ali'nin, dedesi Rasûlullah (s.a.v.)'dan rivayet ettiği şu

sözdür:

«Bir Müslüman, başına gelen bir musibeti -aradan ne kadar zaman geçsede- andığı zaman istirca eder, (Doğrusu biz Allah'a aidiz ve biz O'na dönücüleriz." derse, Allah ona o musibete uğradığı gündeki kadar sevap verir.» Bu hadisi, İmam Ahmed b, Hanbel ile İbn Mace rivayet etmişlerdir.