İbn Cerir dedi ki: Bu senede İbrahim b. Ester, Ubeydullah b. Zi-yad'm üzerine gitti. Bu hadise, bu senenin zilhicce ayının bitimine sekiz gün kala meydana geldi.
Ebu Mihnef, üstadlannın şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Muhtar, Cubanetü's-Sebi ve Künase savaşlarım tamamlar tamamlamaz ıkı gün sonra İbn Eşter'i Şamlılarla savaşmak üzere harekete geçirdi- O da İnen atmışaltıncı senesinin zilhicce ayının bitimine sekiz gün kala cumartesi günü yola çıktı. Muhtar da özellikle onlarla beraber harekete geçti, beraberlerinde doru bir katır üzerinde Muhtar'm kürs-usu de vardı. Bu kürsüyü düşmanlara karşı zafer kazanmak umuduyla beraberlerinde götürdüler. Kürsünün etrafında halka oluşturuyorlar, yalvarıp yakarı-yor ve medet diliyorlardı. Muhtar da İbn Eşter'e şu üç tavsiyeyi yaptıktan sonra geri döndü: "Ey İbn Ester! Gizli, açık herhalde Allah'tan kork, yürüyüşünü hızlandır ve düşmana önce sen saldır."
Kürsüyü götürenler, tbn Eşter'le birlikte yollarına devam ettiler. İbn Ester, şöyle dua etmeye başladı: "Allah'ım, İsrailoğuîlarında olduğu gibi beyinsizlerimiz yüzünden bizleri sorumlu tutma, nefsim kudret elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki, İsrail oğulları, buzağılarına taptılar."
İbn Ester ve adamları köprüyü geçtikten sonra kürsüyü götürenler geri döndüler.
îbn Cerir dedi ki: "Bu kürsüyü beraberlerinde savaşa götürmelerinin sebebi şuydu: Abdullah b. Ahmed b. Şibeveyh, Tufeyl b. Ca'de b. Hü-beyre'nin bu hususta şöyle dediğini rivayet etmiştir. "Oldukça şiddetli bir sıkıntıya düşmüştüm. Bir gün komşularımdan birinin kapısına vardım, onun bir kürsüsü vardı. Kürsü çok kirlenmişti, kendi kendime şöyle dedim: "Ben bu konuda Muhtar'a birşeyler uydurup söylesem ne olur?" Gidip Muhtar'a şöyle dedim: "Senden birşeyi gizliyordum, ama şimdi onu sana anlatmayı düşünüyorum."
Muhtar: "Nedir o anlatacağın şey?" diye sorunca şöyle cevap verdim: "Bir kürsüden sözetmek istiyorum. Ca'de b. Hübeyre, o kürsünün üzerinde oturuyor. O, bu sandalyede ilimden eser bulunduğunu düşünüyor"
Ben böyle dedikten sonra Muhtar bana: "Fesübhanallah! Bunu şimdiye kadar niye açıklamadın? Haydi git, o kürsüyü bana getir." dedi. Ben de gidip o kürsüyü getirdim. Kürsü yıkanmıştı, tahtaları parlıyordu. Çünkü içine pek çok yağ çekmişti. Kürsüyü kendisine teslim ettiğimde Muhtar bana 12.000 dirhem verilmesini emretti. Sonra insanların camide toplanmaları için duyuru yaptırdı. Herkes camide toplanınca Muhtar, onlara şöyle dedi:
- Bundan önce geçmiş bulunan ümmetlerde her ne var idiyse bu ümmette de onun benzeri olur. Şunu biliniz ki, îsrailoğullarmın bir tabutu vardı. O tabuttan medet dilerlerdi. İşte bu kürsü de o tabut gibidir.
Sonra Muhtar emir verdi. Kürsünün üzerindeki örtü kaldırıldı. Sebeîler, bu durumu görünce ellerini üç kez kaldırıp tekbir aldılar.
Şebes b. Ribzi, kalkıp insanlara karşı bu durumu protesto etti ve kürsüye bu kadar saygı gösteren kimselerin neredeyse kafir olacaklarını söyledi. Kırılmasını ve mescitten çıkarılıp arka taraflara atılmasını tavsiye etti. İnsanlar, onun bu tavrından ötürü kendisine teşekkür ettiler.
Ubeydullah b. Ziyad'ın gelmekte olduğu söylenince Muhtar da İbn Eşter'i ona karşı harekete geçirdi ve yanında da doru bir katır üzerinde kürsüyü bağlayıp gönderdi. Kürsü, ipek kumaşlarla örtülmüştü. Sağında ve solunda yedişer kişi vardı. İbn Ester ve askerleri, ileride de anlatılacağı gibi Şamlılarla karşılaştıklarında onları mağlub ettiler ve ibn Zi-vad'ı Öldürdüler. Bu yüzden de sandalyeye daha fazla saygı gösterdiler ve nihayet bu saygı onları küfre kadar götürdü.»
Tufeyl b. Ca'de dedi ki: "Onların kürsüye bu kadar saygı gösterdiklerini görünce, înnâ lillah ve innâ ileyhi râciun, dedim ve yaptığıma pişman oldum."
İnsanlar o kürsü hakkında çok konuştular. Ona karşı kusurları çoğaldı, bu yüzden kürsü kayıp oldu, artık hiç görünmez oldu.
İbn Kelbi dedi ki: Muhtar, Ca'de b. Hübeyre ailesinden, Ca'de'nin üzerinde oturduğu kürsüyü istedi. Onlar da: "Emir'in bizden istediği o kürsü yanımızda değildir." deyince Muhtar ısrar etti. Neticede onlar herhangi bir kürsüyü de getirirlerse, Muhtar'ın onu kabul edeceğini anladılar. Ona evlerinden bir kürsüyü alıp götürdüler ve: "İstediğin kürsü işte budur." dediler. Siyam, Şakir ve diğer Muhtara gruplarla liderleri ortaya çıktılar. Kürsüyü ipek ve ibrişimle bağladılar.
Ebu Mihnef in anlattığına göre o kürsüye ilk hizmetkarlık yapan kişi, Ebu Musa el-Eş'arf nin oğlu Musa olmuştur. Sonra insanlar, onu bu hareketinden ötürü kınadılar. O da kürsüyü alıp Havşeb elBersemf ye götürdü. Havşeb, onun arkadaşıydı. Nihayet Muhtar öldü. Allah onu kahretsin.
Rivayete göre adamlarının o kürsüye aşırı saygı gösterdiklerim bilmiyormuş gibi davranırdı. O kürsü hakkında Hemedan A'şa'sı şöyle bir şiir söylemiştir:
"Ben şahitlik ediyorum ki, siz Sebeiyye'siniz,
Ey şirkin muhafızları, sizi iyi tanıyorum.
Yemin ederim ki, kürsünüz sekine değildir.
İstediğiniz kadar sarıp sarmalasamz da,
Bizde tabut gibi birşey yok.
Bebeler, gençler ve yaşlılar etrafında dönse de,
Ben Muhammed'in soyunu seven birisiyim,
Ve mushaflardaki vahye uyarım,
Abdullah'a bey'at ettim ben,
Hizmetçileriyle ve liderleriyle bütün Kureyşlıler ona, uyunca.
Mütevekkil el-Leysfde bu konuda şöyle der:
«Yanına gidersen Ebu İshak'a bildir ki, ben sizin kürsünüze inanım-yorum,
Bebeleri görürsün, tahtaları etrafında, Şükredenlerse ona vahyi taşıyor, Gözleri kızarmış onun çevresinde, Dışarı fırlamış nohut tanesi gibidir."
Ben derim ki: Ayak takımlarını yoldan saptırmak, cahil avam tabakasını etrafında toplamak için bu ve benzeri durumlar, Muhtardın ve kendisine uyan kimselerin akıllarının kıtlığına, zaaflarına, bilgilerinin azlığına, cahilliklerinin çokluğuna, anlayışlarının kıtlığına delalet etmektedir. Yine bu gibi durumlar, Muhtardın kendisine uyan kimselere karşı bâtılı revaçlandırmak ve bâtılı hak ile karıştırmak istediğini göstermektedir.
Vakidî dedi ki: Bu senede Mısır'da veba salgım görüldü. Bu yüzden çok sayıda Mısırlı öldü.
Yine bu senede Mısır'da Abdülaziz b. Mervan, sikke bastırdı Mısır'da ilk sikke bastıran o oldu. "Mir'atu'z-zaman" adlı eserin sahibi dedi ki: "Bu senede Abdülmelik b. Mervan, Kudüs'te Mescid-i Aksa'daki kayanın üzerine bina yaptırmaya ve Mescid-i Aksa'yı onarmaya başladı. Bu onarım işi hicretin yetmişüçüncü senesinde tamamlandı. Bunun sebebi de şu idi: Abdullah b. Zübeyr, Mekke'yi istila ettiği zaman Mina ve arefe günlerinde insanların Mekke'de ikamet ettiği günlerde hutbe irad ediyor, hutbesinde Abdülmelik'in aleyhinde konuşuyor ve Mervan oğullarının kötülüklerini anlatıp şöyle diyordu: "Peygamber (s.a.v.), Ha-kem'e ve onun nesline lanet etti. Peygamber (s.a.v.) onu kovdu ve lanetledi."
Abdullah b. Zübeyr, insanları kendisine bey'ata davet ediyor, çok fasih konuşuyordu. Şamılılarm büyük çoğunluğu ona meylettiler. Abdülmelik, bunu duyunca insanları hacdan menetti. Hacca gitmelerine müsaade etmeyince insanlar ona kızdılar. Bundan sıkıntı duymaya başladılar. O da Mescid-i Aksa'daki kayanın üzerine kubbe yapmaya ve Aksa mescidini inşa etmeye başladı ki, bu sayede insanları hacca gitmekten alıkoysun ve gönüllerini Kudüs'e yöneltsin. Nihayet insanlar inşaatın tamamlanmasından sonra Kudüs'e gidip kayanın etrafında, tıpkı KaTae etrafında tavaf eder gibi dönüp tavaf etmeye başladılar. Bayram gününde orada kurban kesiyor, saçlarını traş ediyorlardı. Abdülmelik böyle yapmakla îbn Zübeyr'in kendisine karşı çirkin söz söylemesinin yolunu açmış oldu. îbn Zübeyr de Mekke'de onun aleyhinde konuşarak şöyle diyordu: "Abdülmelik böyle yapmakla Eyvan-ı Kisrada Kisralıların ve Hadra'da da Muaviye'nin yaptığına benzer işler yaptı,"
Abdülmelik, Beyt-i Makdis'i tamir etmek istediği zaman oraya bol miktarda para ve işçi gönderdi. Onarım işini de Reca b. Hayve ile Yezid b. Selam adındaki azatlısına tevdi etti. Memleketin çeşitli yerlerinden sanatkarları toplayıp Beyt-i Makdis'e gönderdi. Ayrıca bol miktarda da para gönderdi. Reca b. Hayve ile Yezid'e, bu iş için tereddütsüz olarak bol masraf yapmalarım emretti. Onlar da bu için büyük miktarda para harcadılar. Kubbeyi inşa ettiler, çok güzel bir yapı meydana geldi. Orayı renkli mermerlerle döşediler. Kubbenin üzerine de biri kış mevsimine mahsus olmak üzere kırmızı maden filizinden, diğeri de yaz mevsimine mahsus olmak üzere deriden iki örtü yaptılar. Kubbeyi çeşitli perdelerle çevrelediler. Oraya hizmetçiler tahsis ettiler, çeşitli kokular, misk-i amber ve safranları oraya saçtılar.
Çok masraflar yapıyorlar, geceleyin kubbeyi ve mescidi buhurlarla tütsülüyorlardı. Altın ve gümüşten kandiller, altın ve gümüşten zincirler asarak orayı süslediler. Miskle kaplı, ay parçasını andıran dallarla süslediler. Mescidi ve kayanın üzerine yapılan kubbenin üstüne renkli sergiler serdiler. Buhurları tütsüledikleri zaman kokusu uzak mesafeden hissediliyordu. Orayı ziyaret eden bir kimse dönüp memleketine vardığında kendisinden günlerce misk, tütsü ve güzel kokular saçılıyordu ve onun Mescid-i Aksa'daki kayalığa gittiği ve Kudüs'ten geldiği anlaşılıyordu. Mescid-i Aksa'da çok sayıda hizmetçi ve kayyum vardı. O gün yeryüzünde ondan daha güzel bir bina ve kayalığın üzerindeki kubbeden daha göz alıcı bir kubbe yoktu. Öyleki insanlar, Ka'be'ye haccetmeye gitmeyip oraya gelmeye başladılar. Hac mevsiminde ve diğer zamanlarda Mescid-i Aksa'dan başka bir yere gitmez oldular.
İnsanlar böylece büyük bir fitneye düştüler. Her taraftan insanlar Mescid-i Aksa'ya geldiler.
Abdülmelik ve adamları, Mescid-i Aksa'da ve kayalığın kubbesinde ahiretteki manzaraları andıran yalancı işaretler ve alametler koydular. Sırat köprüsünün, Cennet kapısının, Rasûlullah (s.a.v.)'m mübarek ayağının ve Cehennem vadisinin tasvir ve resimlerini Mescid-i Ak-sa'nm kapılarına ve birçok yerlerine yaptılar. Böylece insanlar aldandılar. Bu aldanış zamanımıza kadar sürmüştür. Kısaca diyeceğimiz şudur ki, Beyt-i Makdis'teki kayalığın üzerine yapılan kubbenin inşaatı tamamlandığında, yeryüzünde o kubbe kadar güzel ve göz alıcı başka bir kubbe yoktu. Oraya birçok taşlar, mücevherler ve mozaikler yerleştirdiler. Göz alıcı birçok şeyleri taktılar.
Reca b. Hayve ile Yezid b. Selam, Mescid-i Aksa'mn tamiratını ve kayalığın üzerine yaptırdıkları kubbenin inşaatını en mükemmel bir şekilde tamamlamış oldukları halde yine de 600000 miskal (başka bir rivayete göre ise 300000 miskal) altın arttı. Bu durumu bir mektubla kendisine bidirdikerinde Abdülmelik, onlara: "Ben artan altınları size hibe ettim." diye cevabî bir mektup yazdı. Onlar da bu altınları kabul etmeyerek: "Eğer yapabilseydik mescidin tamiratına kendi zevcelerimizin ziynet eşyalarım da katardık." diye mektub yazdılar. Bunun uzerme Abdülmelik, onlara: "Eğer kabul etmiyorsam* o altınları kubbenin ve kapılarının üzerine dökün." diye mektub yazdı. Herhangi bir kimse, kubbenin üzerindeki eski ve yeni altınların miktarını tahmin edemezdi. Ebu Cafer el-Mansur halifeliğe geçince hicretin 140. senesinde Kudüs'e gitti. Mescidin harab olduğunu görünce o kubbe ve kapılar üzerindeki altınların ve mücevher levhalarının sökülerek bu paralarla ve ziynet eşyalarıyla mescidin harap olan yerlerinin onarılmasını emretti. Bu emrini yerine getirdiler. Mescid, uzundu. Uzunluğundan birazının alınıp enine katılmasını emretti. Bina tamamlanınca da kıble kapısı tarafında kubbenin üzerine şu yazıyı yazdırdı: "Harab olmasından sonra yeniden onarılmasını hicretin atmışikinci senesinde mü'minlerin emin Abdülmelik emretti."
Mescidin kıble ile kuzey cihetindeki uzunluğu 765 zira, eni de 460 zira idi. Kudüs, hicretin onaltmcı senesinde fethedilmişti. Doğrusunu noksanlıklardan münezzeh olan Yüce Allah daha iyi bilir.

