El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Fasıl

îbn Abbas, kuşatma altındaki Hz. Osman'ın emri üzerine Meretin otuzbeşinci senesinde hac emirliğini üstlendi. O, hac emirliğini ifa ederken Hz. Osman öldürüldü. îbn Abbas, Hz. Ali ile birlikte Cemel savaşma katıldı. …

îbn Abbas, kuşatma altındaki Hz. Osman'ın emri üzerine Meretin otuzbeşinci senesinde hac emirliğini üstlendi. O, hac emirliğini ifa ederken Hz. Osman öldürüldü. îbn Abbas, Hz. Ali ile birlikte Cemel savaşma katıldı. Sıffin savaşında Hz. Ali ordusunun sol cenah komutanı idi. Haricilerle yapılan savaşa katıldı. Hz. Ali tarafından Basra valiliğine atandı. Basra'dan ayrıldığı zamanlarda yerine namaz kıldırması için Ebu Esved ed-Düelfyi, haraç işlerini yürütmesi için de Ziyad b. Ebi Süfyan'ı vekil olarak bırakırdı. Basralılar, onu severlerdi. Onlara fıkıh öğretir, cahillerini bilgilendirir, suçlularına öğüt verir, yoksullarına mal bahşederdi. Hz. Ali'nin vefatına kadar Basra valiliğini yürüttü.

Başka bir rivayette anlatıldığına göre, Hz.Ali ölmeden önce onu Basra valiliğinden azletmiştir. Sonra kendisi kalkıp Muaviye'nin yanına gitmiş, Muaviye ona ikramda bulunmuş, onu yakınları arasına katmış, saygı ve hürmet göstermişti. Çözümü zor meseleleri ona sorar, îbn Abbas ta hemen cevap verirdi. Muaviye ona: "îbn Abbas'tan daha hazır cevap bir kimse görmedim." derdi. Hz. Hasan in ölüm haberine dair mektub geldiği zaman İbn Abbas, Muaviye'nin yanında bulunuyordu. Muaviye, ona güzelce taziyetlerini sundu. İbn Abbas ta ona güzel cevap verdi. Nitekim bunu Önceki kısımlarda da anlatmıştık. Muaviye, oğlu Yezid'i de İbn Abbas'a göndermiş, Yezid gidip onun önünde oturmuş ve ona fasih ve veciz ifadelerle taziyetlerini sunmuştu. İbn Abbas ta bundan ötürü ona teşekkür etmişti.

Muaviye vefat edipte Hz. Hüseyin, Irak'a gitmeye niyetlindiğinde îbn Abbas onu bu hareketinden menetmişti. Gözlerini ömrünün son zamanlarında yitirmiş olan îbn Abbas, Hz. Hüseyin'i yolundan alıkoymak için eteğine tutunmak istemiş, ancak Hz. Hüseyin bunu kabul etmemişti. Neticede Hz. Hüseyin'in ölüm haberini duyunca çok üzülmüş ve evine kapanıp şöyle demişti:

"Ey dil! Hayırlı şey söyleki kazançlı olasın, şerli sözleri söyleme ki selamette kalasın. Eğer böyle yapmazsan pişman olursun."

Cündeb adlı bir adam onun yanma gitmiş ve: "Bana tavsiyede bulun." demiş, tbn Abbas ta ona şöyle demişti: "Allah'ı birlemeni ve Allah için çalışmanı, namaz kılıp zekat vermeni sana tavsiye ederim. Böyle yaptıktan sonra yapacağın her iyilik ve hayırlı iş kabul edilir, Allah'a arzedilir. Ey Cündeb, zaman geçtikçe ölüme daha da yaklaşmaktasın. Namazı kılarken vedalaşır gibi kıl. Dünyada garip bir yolcuymuşsun gibi davran. Çünkü sen, eninde sonunda mezar sakinlerinden olacaksın. Günahlarından ötürü ağlayıp tevbe et. Dünya senin ayakkabı bağından daha kıymetsiz olsun. Kendim dünyadan ayrılmış ve Allah'ın adaletine yönelmiş gibi kabul et. Geride bıraktığın şeylerden yararlanamazsın. Sana ancak amelin fayda verir."

Bazılarının anlattıklarına göre İbn Abbas, doru attan daha kıymetli kelimelerle tavsiyede bulunarak şöyle demiştir: 'Yersiz biçimde seni ilgilendirmeyen şeyleri söyleme. Beyinsizlerle tartışma, yumuşak huylularla da tartışma. Çünkü yumuşak huylu kimse seni mağlub eder. Beyinsiz kimse ise, sana hakarette bulunur. Kardeşini gıyabında anarken seni11 gıyabında seni nasıl anmalarım istiyorsan sende öyle an. Yaptığı iyiliklerin mükafatım göreceğini ve işlediği suçların cezasını göreceğini bilen kimse gibi amel et." Yanında bulunan bir adam da ona şöyle dedi: "Ey îbn Abbas! Bu sözün 10.000'den daha hayırlıdır." İbn Abbas ta ona şu karşılığı verdi: "Bu sözlerimin her bir kelimesi 10.000'den daha hayırlıdır."

îbn Abbas dedi ki: "İyiliğin tamamlanması onu acele yapmak, çok büyük bir iyilikte bulunulduğunu belirtmemek ve gizlice yapmaktır. Yani kişiye bağışını çabucak vermelisin ve onu verdiğin kimsenin nazarında da küçücük birşeymiş gibi göstermelisin. Ayrıca verirken de insanlardan gizli olarak vermeli ve açığa vurmamalısm. Açığa vurduğun zaman gösteriş kapısını açmış ve yardım ettiğin kimsenin kalbini kırmış olursun. Onu, insanlardan utanacak hale getirirsin."

Yine îbn Abbas dedi ki: "İnsanlar arasında benim için en kıymetli olan şahıs odur ki, meclisimde bulunur, yüzüne sinek konmasını önleye-bilsem önlerim. Beni, ihtiyaçlarını karşılamaya ehil bir kimse olarak görüp yamma gelen kimsenin mükafatını ancak Aziz ve Celil olan Allah verir.

Bana önce kendisi selam veren veya bir meclise vardığımda bana yer veren veya oturduğu yerden benim için kalkan veya susadığım zaman bana bir yudum su veren veya gıyabımda gıybetimi yapmayıp hakkımı muhafaza eden bir kimsenin mükafatını ancak Aziz ve Celil olan yüce Allah verir."

îbn Abbas, gözlerinden birini kaybetti. Bedeni zayıfladı. Diğer gözünü de kaybedince tekrar eskisi gibi şişmanladı. Bunun sebebim kendisine sorduklarında şöyle cevap verdi: "Gözlerimden birini kaybettiğimde diğerini de kaybetmekten korktuğum için zayıfladım. Ama ikinci gözümü de şişmanladım." kaybedince

artık

kalbim

rahatladı

ve

tekrar

eskisi

gibi

. ,.

Ebul Kasım el-Beğavî, İkrime'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir, «îbn Abbas'm gözlerine su indi. Tabip ona dedi ki: «Gözlerindeki *>u suyu çıkarırız, ancak yedi gün süreyle namaz kılamayacaksm uoKtorun Du sözü üzerine îbn Abbas şöyle cevap verdi: «Hay*! Kjlabı di*J^Lde namazı terkeden kimse, AUah'm huzuruna vardanda Allah ona gazab eder."

Başka bir rivayette anlatıldığına göre tabib ona şöyle demiştir: "Şu suyu gözlerinden çıkarırız ancak beş gün süreyle ya bir dal üzerinde veya sırt üstü namaz kılarsın." Tabibin bu sözü üzerine îbn Abbas, şöyle dedi: "Hayır vallahi bir tek rekatı dahi o şekilde kılmam. Bir kimse kasıtlı olarak namazlardan birini terkederse, Allah'ın huzuruna vardığında Allah ona gazab eder."

Gözlerini kaybettiği zaman îbn Abbas şu şiiri okumuştu:

"Allah gözlerimdeki aydınlığı alsa da, Dilimde ve kulağımda gözlerimin nuru kalır. Kalbim zekidir, aklım bozulmamıştır, Dilim kılıç gibi keskindir."

Abdullah b. Zübeyr ile Abdülmelik b. Mervan arasında anlaşmazlık çıktığında İbn Abbas ile Muhammed b. el-Hanefiyye, toplumdan ayrılıp uzlete çekildiler. Abdullah b. Zübeyr, kendisine bey'at etmeleri için onlara çağrıda bulundu. Ama onlar bu çağrıya icabet etmeyip her biri ona: "Sana ne bey'at ederiz ne de muhalefet" dediler. Abdullah b. Zübeyr, onların üzerine yürüdü. Onları öldürmek istedi, onlar da Ebu Tufeyl Amir b. Vail'e haber göndererek kendilerine yardımcı olmasmı istediler. O da Iraklılar arasındaki taraftarlarından yardım istedi. Bunun üzerine 4000 kişi onlara yardım için Mekke'ye geldiler. Hep birlikte tekbir aldılar. Abdullah b. Zübeyr'in üzerine hücum ettiler. O da kaçıp Kabe'ye sığındı ve Ka'be'nin örtüsüne tutunarak: "Ben, Allah'a sığınıyorum." dedi. Bunun üzerine onlarda Abdullah b. Zübeyr'den vazgeçtiler. Sonra İbn Abbas ile İbn Hanefıyye'nin yanma gittiler. Abdullah b. Zübeyr de onların evlerinin etrafına odun yığdı ki onları yaksın. Bunun üzerine ikisi evlerinden çıkıp Taife gittiler. İbn Abbas, iki sene orada ikamet etti, hiç kimseye bey'at etmedi. Bunu önceki kısımlarda da anlatmıştık.

Hicretin altmış sekizinci senesinde îbn Abbas, Taifte vefat etti. Cenaze namazını Muhammed b. Hanefîyye kıldırdı. Defnetmek için onu mezarına koyduklarında misli görülmemiş beyaz bir kuş geldi. Kefeni içine girdi ve onunla birlikte defnedildi.

Affan dedi ki: İbn Abbas'm ilim ve amelini rivayet ediyorlardı. Mezara konulduğunda görünmeyen ve tanınmayan bir kimse şu aşağıdaki ayet-i kerimeyi okudu. Başka bir rivayette anlatıldığına göre bu ayeti onun mezarından işitmişlerdir:

"Ey huzur içinde olan can! O, senden, sen de O'ndan hoşnut olarak Rabbine dön! Ey can! iyi kullarımın arasına gir. Cennet'ime gir." (el-Fecr, 27-30.)

İbn Abbas'ın vefatı ile ilgili olarak söylenecek sözler bunlardır, birçok imam bu sözleri tashih etmişlerdir.

Başka bir rivayette anlatıldığına göre İbn Abbas, hicretin altmışü-çüncü senesinde vefat etmiştir. Hicretin altmışyedinci senesinde, alt-mışyedinci senesinde, yetmişinci senesinde, yetmişüçüncü senesin-de,vefat ettiğine dair bazı rivayetler de vardır. Ama esah olan kavle göre o, hicretin altmış sekizinci senesinde vefat etmiştir. Diğer kavillerin hepsi garip, merdud ve şazdır. Doğrusunu noksanlıklardan münezzeh olan yüce Allah daha iyi bilir. Vefat ederken yetmişiki yaşındaydı, yetrnişbü* veya yetmişdort yaşında olduğuna dair rivayetler de vardır. Ama yetmişiki yaşındayken vefat ettiğine dair nakledilen kavil daha sahihtir. Doğrusunu Allah bilir.