Bu senede Malik b. Abdullah, Suriye'ye gidip gaza yaptı. Vakidf nin ifadesine göre bu senede Cünade b. Ebu Ümeyye, Rodos adasına girdi. Yine bu sene de Muaviye, Ubeydullah b. Ziyad ile birlikte Şam'a gelen heyetten oğlu Yezid için bey'at aldı. Yine bu senenin recep ayında Muaviye ölümle sonuçlanan hastalığa yakalandı. Nitekim bunu ileride de açıkl ayağız.
Ibn Cerir'in rivayetine göre Muaviye, ölümle sonuçlanan hastalığına yakalandığı zaman oğlu Yezid'i yanına çağırdı ve ona şöyle dedi:
"Ey oğulcuğum! Ben yükünü tutman için sana gerekli imkanları ve-adamları hazırladım. Herşeyi senin emrine verdim.Güçlü adamları sana boyun eğdirdim. Arapların boynunu senin Önünde uzattım. Onları sana itaat ettirdim. Kurmuş olduğum bu düzende kimsenin seninle çekişmesinden korkmuyorum. Sadece dört kişi hariç. Onlar da Ali'nin oğlu Hüseyin, Ömer'in oğlu Abudullah, Zübeyr'in oğlu Abdullah ve Ebu Bekir'in oğlu Abdurrahman'dır."
Sahih rivayetlerde anlattığına göre Hz. Ebu Bekr'in oğlu Abdurrah-man, Muaviye'nin vefatından iki sene önce vefat etmiştir.
Muaviye, oğlu Yezid'e nasihatim şöyle sürdürmüştü:"Ömer'in oğlu Abdullah'a gelince o, mutemet bir kimse olup kendim ibadete vermiştir. Kendisinden başka kimse kalmadığı zaman o sana bey'at eder. Hüseyin'e gelince Iraklılar, onun arkasmdadırlar. Sana isyan ettirinceye kadar onu kışkırtırlar. Eğer isyan eder de onu mağlup edersen onu affet. Çünkü onun Rasûlullah'a büyük bir yakınlığı ve akrabalığı vardır. Ebu Bekir'in oğlu Abdurrahman'a gelince arkadaşları ne yaparsa o da aynı şeyi yapar. O, kadınlardan ve eğlenceden başka birşey bilmez. Senin karşında aslan gibi dikilecek, tilki gibi kurnazca hareket edecek, fırsat bulursa üzerine atılacak olan kişi ise Zübeyr'in oğlu Abdullah'tır. Şayet Abdullah sana bunu yapacak olursa ve sen de onu ele geçirirsen onu paramparça et, elinden geldiği kadar da kavminin kanını akıtmamaya ça-hş."
Babasının hastalığı ve ölümü sırasında Yezid'in orada hazır bulunmayıp av partisinde bulunduğu, Muaviye'nin Dahhak b. Kays ile Mürre kabilesinden Müslim b. Ukbe'yi huzuruna çağırtarak onlara bu mesajı oğlu yezid'e iletmelerini emrettiği söylenmiştir: "Hicaz bölgesi halkını iyi gözet. Çünkü onlar senin aslındır. Irak halkına da göz kulak ol. Herktin senden üzerlerindeki bir valiyi görevden almanı isteseler bile bunu yap. Çünkü bir valiyi görevden almak, sana karşı yüz kılıç çekilmesinden daha hayırlıdır. Şam halkına da dikkat et. Senin sırdaşların onlar olsun.Sırlannı onlara söyle. Yardımcıların onlar olsun. Onların hukukuna riayet et. Kureyşliler arasında sana zorluk çıkarmalarından korktuğum sadece üç kişidir. Ali'nin oğlu Hüseyin, Ömer'in oğlu Abdullah ve Zübeyr'in oğlu Abdullah (Burada Muaviye, Hz.
Ebu Bekir'in oğlu Ab-durrahman'dan söz etmemiştir. Doğru olan rivayet de budur.). Ömer'in oğlu Abdullah kendini ibadete vermiştir. Ali'nin oğlu Hüseyin zayıf bir adamdır. Umarım ki Allah, babasının katilleri ve kardeşini yardımsız bırakanlarla uğraştığından ötürü onu sana iliştirmez. Onun Rasûlullah'a büyük bir akrabalığı, yakınlığı ve büyük bir hakkı vardır. Onu sana isyan ettirmedikçe Iraklıların onun peşini bırakacaklarını sanmıyorum. Eğer isyan ederde sen onu ele geçirirsen bağışla. Zübeyr'in oğlu Abdullah'a gelince o, hilekar ve dessastır. Onunla karşılaşırsan ona vur, ancak seninle barışmak isterse o zaman vurma, barış isteğini kabul et.Elinden geldiği kadar kavminin kanını akıtmaktan vaz-geç."
Muaviye, hicri altmışıncı senenin receb ayının başında vefat etti. Hişam b. Kelbî böyle demiştir. Bu ayın ortalarında vefat ettiğine dair zayıf bir rivayette vardır ki, bu Vakidî'ye aittir. Bu senenin receb ayının yirmi ikisinde vefat etmiş olduğuna dair Medainf nin bir rivayetide vardır. Ibn Cerir'in ifadesine göre Muaviye hicri altmışıncı senenin receb ayında vefat etmiş ve bu hususta icma yapılmıştır. Bağımsız yöneticiliği hicretin kırk birinci senesinin cemaziyelevvel ayında başlamıştı. O zaman Edrec'de Hz.Ali'nin oğlu Hüseyin ona bey'at etmişti. Böyle olunca da onun vefatına kadar bağımsız yöneticiliği ondokuz yıl üç ay sürmüştür. Takriben Şam'daki yöneticiliği yirmi seneyi bulmuştur. Başka ifadeler kullananlar da vardır. Vefat ederken yetmiş üç yaşındaydı. Yetmiş beş yaşında, yetmiş sekiz yaşında, seksen yaşında olduğuna dair rivayetler de vardır. Bu husustaki değişik ifadeleri biyografisinin sonunda nakledeceğiz.
Ebu Seken Zekeriya b. Yahya, Humeyd b. Münhib'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
'Hind binti Utbe, Fakih b. Muğire el-Mahzumfnin zevcesi idi.Kureyş delikanlılardandı. Onun bir misafirhanesi vardı ki,insan îzin almaya gerek duymaksızın oraya girip çıkarlardı. Bir gün misafirhane boştu, o esnada Fakih misafirhanede yan gelip uzanmıştı. Hind istirahatı esnasında orada bulunuyordu. Sonra Fakih, bir iş için ısafırhaneden dışarı çıkıp gitti. Misafirlerden biri içeriye girdi.
md'ın orada bulunduğunu görünce kaçıp dışarı çıktı. Misafirhaneye dönmekte olan Hind'in kocası Fakih de yabancının misafirhaneden çıkmakta olduğunu gördü. Hind'in yanına gitti. Hind, uzanmış yatıyordu. Ayağıyla ona vurdu ve şöyle dedi:
- Az önce yanından çıkan adam kimdi?
- Kimseyi görmedim, uykudaydım. İşte şimdi sen beni uykudan uyandırdım.
- Haydi, babanın evine git.
İnsanlar, bu hadiseyi duyunca ileri geri konuşmaya başladılar. Babası da Hind'e şöyle dedi:
- Kızım, insanlar senin hakkında fazlaca dedikodu yapıyorlar.Olayı sen bana anlat. Eğer kocan senin hakkında doğru konuşuyorsa, o yabancıyı bir yolunu bulup öldürtürüm. Böylece hakkındaki dedikodular sona erer. Eğer kocan iftira ediyorsa, onu Yemen'deki bir kahine götürüp muhakeme ettiririm.Babasının böyle demesi üzerine Hind, cahiliye döneminde yapılan yeminlerden birini ağzına alarak kocasının yalan söyleyip kendisine iftira ettiğini söyledi.
Hind'in babası Utbe de damadı Fakih'e şöyle dedi:
- Be adamlSen kızıma büyük bir iftira attın .Ona büyük bir leke sürdün. Bu lekeyi su yıkamaz. Araplar arasında bizi utandırıp küçük düşürdün. Eğer yakınım olmasaydın, seni öldürürdüm. Ama seni Yemen'deki kahinlerden birine götürüp muhakeme ettireceğim. Haydi benimle gel de Yemen'deki falan kahinin yanına gidelim.
Fakih, Beni Mahzum kabilesinden bir grup yakını ile birlikte yola çıktı. Kayın pederi Utbe de Abdumenaf kabilesinden bir toplulukla yola çıktı. Bunlar Hind'i de birkaç kadınla birlikte yanlarına alıp yola çıktılar. Yemen yolunu tuttular, kahinin beldesine yaklaştıklarında: "Yarın kahinin yanına varalım." dediler. Hind, babasının ve etrafındaki adamların böyle konuştuklarını işitince yüzünün rengi değişti. Durumu fenalaştı, ağlamaya başladı. Babası ona dedi ki: "Ey kızcağızım, durumun kötüleşti. Çokça ağlıyorsun, yoksa bir kötülük mü işledin ki sende bu durumu görüyorum. Eğer böyle bir suç işlemişsen keşke yola çıkışımızı kimse duymadan bize anlatsaydm."
- Allah'a yemin ederim ki ey babacığım, bendeki bu fena durum, işlediğim bir kötülükten dolayı değildir. Ben suçsuzum, ama bende gördüğün bu fenalaşma ve üzüntünün sebebi şudur: Biliyorum ki beni yanına götürdüğünüz kahin yamlabilen, bazen de doğru söz söyleyen bir insandır. Korkarım ki benim hakkımda yanlış birşey söyler, hata yapar. Bu da zamanın sonuna dek benim üzerimde bir utanç lekesi olur. İnanamıyorum, belkide bu bana kötü bir damga vurur ve bu, Araplar arasında benim için bir küfür sebebi olur.
- Korkma, ben, senin hakkında konuşmadan önce onu imtihan edeceğim. Eğer imtihanda başarısız olursa, senin hakkında konuşmasına firsat vermeyeceğim.
Bu konuşmadan sonra Hind'in babası Utbe, topluluktan ayrılıp bir-tepenin arkasına gitti. Bir ata binmişti. Tepenin arkasında atından indi. Islık çaldı. Atı erkeklik organım uzattı, Bir buğday tanesini alıp organın deliğine yerleştirdi ve ucunu sağlamca bir iple bağladı. Sonra yine ıslık çaldı. At organını geri çekti. Bundan sonra Utbe, arkadaşlarının yanına döndü. Onlar, Utbe'nin def-i hacette bulunmak için yanlarından uzaklaşmış olduğu kanısına vardılar. Sonra kahinin yanma gittiler. Yanına vardıklarında kahin onlara ikramda bulundu. Onlar için kurban kesti. Utbe, kahine şöyle dedi:
- Biz bir iş için senin yanma gelmiş bulunuyoruz. Ancak senin için gizlediğim şeyi açıklamadan işimiz hakkında konuşmana müsaade etmiyorum. Ben, senir açığa çıkarmanı istediğim birşeyi gizledim. Söyle bakalım, o şey nedir?
- Erkeklik organı ucunda bir bitki tanesi.
- Bunu daha da açıkla.
- Atının penisinin deliğinde bir buğday tanesi.
- Doğru söyledin. Senin için getirdiğimiz şeyi al, meselelerimizi açıkla, şu kadınların durumuna bak. Utbe, getirdiği kadınları Hind'le birlikte kahinin arka tarafına oturtmuştu. Kahin, Hind'i tanımıyordu.Sonra Utbe, kadınları birer birer kahinin yanına yaklaştırdı. Elini kadınların omuzuna vuran kahin, suçsuz olduklarını birer birer söyleyip; "Haydi kalk bakalım." diyordu. Sonunda Hind, kahinin yanma yaklaştı. Kahin elini onun omuzuna vurdu ve şöyle dedi:
- Kalk bakalım. İffetin sağlamdır. Kötülük yapmamışsın, zinakar değilsin. Sen Muaviye adında bir hükümdar doğuracaksın.
Kahinin böyle demesinden sonra Fakih kalkıp karısı Hind'in elini tuttu. Hind elini çekti ve ona şöyle karşılık verdi:
- Benden uzak dur. Allah'a yemin ederim ki artık seninle birlikte aynı yastığa baş koymayacağım ve Allah'a yemin ederim ki, benden doğacak hükümdar, senden başka bir koca ile evlenmemden sonra doğacaktır.
Bundan sonra Hind, Ebu Süfyan b. Harb ile evlendi ve Muaviye'yi doğurdu. Başka bir rivayette anlatıldığına göre bu sözleri Hind'in babası Utbe, Fakih'e söylemiştir. Doğrusunu noksanlıklardan münezzeh olan yüce Allah bilir.

