El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Hicretin Ellîbîrîncî Senesi

Bu senede Hicr b. Adiy b. Cebel b. Adiy b. Rebia b. Muaviye el-Ekber b. Haris b. Muaviye b. Sevr b. Beziğ b. Kindi el-Kufi vefat etti. Kendisine Hicru'1-Hayr denilirdi. Arkadan vuran adam anlamına gelen Edber oğlu Hicr …

Bu senede Hicr b. Adiy b. Cebel b. Adiy b. Rebia b. Muaviye el-Ekber b. Haris b. Muaviye b. Sevr b. Beziğ b. Kindi el-Kufi vefat etti. Kendisine Hicru'1-Hayr denilirdi. Arkadan vuran adam anlamına gelen Edber oğlu Hicr de denilirdi. Çünkü babası Adiy, savaşta arkasını dönüp kaçan bir adamı vurmuş bu sebeple ona arkadan vuran kişi anlamına gelen Edber adı verilmişti. Hicr, Küfe halkının reislerinden olup Kinde kabilesinden di.

İbn Asakir dedi ki: Hz. Ali'yi, Amma^ı, Şurahil b. Mürre'yi (veya Şu-rahbil b. Mürre'yi) dinlemiştir. Bunlardan hadis almıştır. Azadlısı Ebu Leyla da kendisinden rivayette bulunmuştur. Ayrıca Abdurrahman b. Abbas ile Ebu'l-Bahteri et-Taî de ondan hadis rivayet etmişlerdir. Azra kentini fetheden askerlerle birlikte Şam'a gazaya gitti. Hz. Ali ile birlikte Sıffin savaşına komutan olarak katıldı. Dımaşk'a bağlı kasabalardan Azra'ya da gazaya gittiğine dair bir rivayet vardır. Orada üzerinde mes-cid bulunan mezarı meşhurdur. Sonra İbn Asakir, bazı senetleri Hicr'e dayandırmış ve onun Hz. Ali ile diğer zatlardan yaptığı rivayetlerden bazısına değinmiştir. Muhammed b. Sa'd, onu sahabelerin dördüncü tabakası arasında zikretmiştir. Onun bir heyetle birlikte Rasûlullah'a geldiğini kaydetmiştir. Sonra da onu Kûfeli tabiilerin başında anmıştır. Hicr, tanınan sıka ravilerindendir. Hz. Ali'den başkasından birşey rivayet etmiş değildir. îbn Asakir'in ifadesine göre o, Ammar ile Şurahil b. Mürre'den de rivayette bulunmuştur.

Ebu Ahmed el-Askerî dedi ki: "Hadisçilerin çoğu, onun sahabe olduğuna dair ifadeleri sahih görmemektedirler." Kadisiye savaşına katıldı. Azra kalesini fethetti. Cemel ve Sıffin savaşlarına katıldı. Hicru'1-Hayr (Hicr b. Adiy) ile Hicru'ş-Şeref (Hicr b. Yezid b. Seleme b. Mürre), Hz. Ali ile birlikte idiler.

Merzübanî dedi ki: Rivayete göre Hicr b. Adiy, kardeşi Hani b. Adiy ile birlikte bir heyet arasında Rasûlullah (s.a.v.)'m yanma geldiler. Bu zat, insanların en abidlerinden ve zahitlerindendi. Anasına çok iyi davranırdı. Çokça namaz kılar ve oruç tutardı.

Ebu Maşer dedi ki: "Hicr, abdesti bozulunca mutlaka abdestini yenilerdi. Her abdest alışında da mutlaka iki rekat namaz kılardı."

İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu îshak'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: Selman, Hicr'e dedi ki; "Ey îbn Hicr! Eğer organların paramparça olsa bile sen imana ulaşamazsın."

Muğire b. Şube, Kûfe'de vali iken hutbesinde Hz. Ali'den söz eder ve Hz. Osman'ı övdükten sonra onun taraftarlarını da övüp Ali'yi yererdi. Hicr, buna kızar ve Muğire'yi protesto ederdi. Ama Muğire, yumuşak huylu ve vakur bir kimse idi. Hicrin bu protestosuna ses çıkarmaz, onu affeder ve başbaşa kaldıklarında ona öğüt verirdi. Böyle yapmasının kötü sonucundan onu sakındırırdı. Çünkü sultana dil uzatmanın vebalinin büyük olduğunu söylerdi, ancak Hicr, bu davranışmdan vazgeçmezdi. Muğire'nin son günlerinde yine birgün Hicr kalkıp hutbe esnasında Muğire'yi protesto etmiş, yüksek sesle onu kınamış ve maaş verirken kendisini e'n sona bıraktığı için ayıplamıştı. Protesto ederken ayağa kalkmış, insanlar da onunla birlikte ayaklanmışlar, onu tasdik etmiş ve Muğire'yi bu yaptığından dolayı yermişlerdi. Muğire de namazdan sonra gidip hükümet konağına girmiş, komutanların hepsi de onunla birlikte konağa gitmişler ve Hicri bu davranışından dolayı cezalandırması gerektiğini söylemişlerdi. "Çicr, böyle yapmakla insanların birliğini bozuyor ve emîre karşı ayaklanıyor," demişlerdi. Ancak Muğire,onu bağışlamış ve ona karşı yumuşak davranmıştı.

Yunus b. Ubeyd'in anlattığına göre Muaviye, Muğire'ye bir mektup göndererek beytü'l-maldan kendisine bir miktar para göndermesini emretmişti. Bunun üzerine Muğire de mal ve para yüklü bir kervanı Muaviye'ye göndermek üzere yola çıkarmıştı. Hicr de kervan'm karşısına çıkarak baştaki devenin yularını tutmuş ve: "Allah'a yemin ederim ki, her hak sahibinin hakkı ödenmeden bu kervanı bırakmayacağım." demişti. Sakif kabilesinin gençleri de Muğire'ye, "Hicr'in kafasını koparıp sana getirelim mi?" demişler; Muğire ise: "Ben Hicr'e böyle yapmam." demiş ve Hicr'i serbest bırakmıştı. Muaviye, bu durumdan haberdar olunca Muğire'yi valilikten azletmiş, yerine Ziyad'ı atamıştı. Sahih kavle göre ise Muaviye, Muğire'yi vefatına kadar valilikten azletmiş değildir. Muğire b. Şube vefat edince ,Basra ile birlikte Küfe şehri de Zi-yad'm uhdesine verilmişti.

O esnada Hz. Ali'nin taraftarlarından olan cemaatlar, Hicr'in etrafında toplanmışlar, onunla görüş birliği etmişler, ona destek olmuşlar, Muaviye'ye sövmüşler, ondan uzak olduklarını ifade etmişlerdi. Ziyad, Kûfe'de ilk hutbesini irad ederken hutbesinin sonunda Hz. Osman'ın faziletlerini anmış, onu öldürenleri veya onu öldürmeye yardım edenleri kınamış, bunun üzerine Muğire zamanında yaptığı gibi Hicr yine kalkıp protestoda bulunmuş ve Muğire'ye söylediklerini aynen Ziyad'a da söylemiş, ancak Ziyad, ona cevap vermemiş, ona ilişmemiş, kalkıp Basra'ya gitmiş, Kûfe'de bir hadise meydana getirmemesi için Hicr'i de beraberinde Basra'ya götürmek istemiş, ancak Hicr: "Ben hastayım." deyince Ziyad, ona şöyle cevap vermişti:

"Allah'a yemin ederim ki sen dinen, kalben ve aklen hastasın. Allah'a yemin ederim ki eğer bir hadise meydana getirirsen, seni öldürmeye çalışacağım." Ziyad böyle dedikten sonra Basra'ya gitti. Arkadan Hicr ile arkadaşlarının, Kûfe'de vali vekili olan Amr b. Harise karşı protestoda bulunduklarını ve minber üzerinde cuma günü onu taşladıklarını duymuş, bunun üzerin Ziyad ,kalkıp Kûfe'ye gelmiş ve hükümet konağına geçtikten sonra çıkıp mescide giderek sündüsten bir cübbe ve kırmızı ipekten bir şal giyinmiş olarak saçı başı dağınık vaziyette minbere çıkmıştı. Hicr de öncekine nisbetle daha büyük bir kalabalıkla mescitte oturmuştu. Çevresinde 3000'den fazla adam vardı. Hepsi de silahlı idi. Ziyad, hutbe irad etmeye başladı. Allah'a hamdü senada bulunduktan sonra şöyle dedi:

"Biliniz ki, taşkınlığın ve asiliğin sonu vahimdir. Şunlar önce bana karşı emniyetli davrandılar, şimdi de bana karşı cüretkâr oluyorlar. Allah'a yemin ederim ki, eğer durumunuzu düzeltmezseniz anlayacağınız dilden size hitap eder ve gereken cezayı veririm. Eğer Kûfe'yi, Hicr'den ve arkadaşlarından temizlemezsem ve onu kendisinden sonrakiler için ibret haline getirmezsem ben bir hiçim. Ey Hicr, senin ananı ağlatacağım. Akşam kurtlar sana saldıracaklardır. Şu deve çobanına öğüt veriyorum. Eğer halini düzeltmezse, akşamleyin kurtlar sana saldıracaktır. Mü'minlerin emirine şöyle ve şöyle davranmak mecburiyetindesiniz. Bu, onun sizin üzerinizdeki bir hakkıdır." Ziyad böyle derken Hicr bir avuç çakıl taşı alıp Ziyad'a fırlattı ve: "Yalan söylüyorsun. Allah'ın laneti senin üzerine olsun." demiş, Ziyad da minberden inip namazı kıl-dırmıştı. Namazdan sonra hükümet konağına gitmiş, Hîcr'i yanına çağırtmış ti.

Anlatıldığına göre Ziyad, hutbeyi uzatıp namazı geciktirdiğinde Hicr ona: "Namaz kılalım." diye seslenmiş, ancak Ziyad, hutbeye devam etmişti. Hicr namazın vaktinin geçmesinden korktuğunda tekrar bir avuç çakıl taşı alıp Ziyad'a fırlatmış ve: "Namaz kılalım." diye seslenmiş, cemaat da onunla birlikte galeyana gelmişti. Ziyad, bu durumu görünce minberden inmiş ve namazı küdırmıştı. Namazı kıldırdıktan sonra Hicr'in durumunu abartılı bir şekilde Muaviye'ye bir mektupla bildirmişti. Muaviye de ona bir mektup göndererek: "Hicr5! zincire vurarak yanıma gönder." demişti. Ziyad da emniyet amiri Şedded b. Heysem'i Hicr'e göndermiş; Hicr'in yanında yardımcıları varken emniyet amiri Şeddad, ona: "Emir seni istiyor." demiş, ancak Hicr, Ziyad'm yanma gitmekten imtina etmiş, arkadaşları onu korumuşlardı.

Bunun üzerine emniyet amiri Ziyad'a giderek durumu bildirmiş, Ziyad da kabilelerden adam toplayarak bunları emniyet amiriyle birlikte Hicr'e ve adamlarına karşı göndermiş; iki taraf arasında taş ve sopalarla çarpışma meydana gelmiş, emniyet amiri ve adamları onu ele geçirememişlerdi. Muhammed b. Eş'as, Hicr'e üç günlük bir süre tanımış ve tekrar ona asker göndererek yakalamak istemiş, karşılıklı çarpışma neticesinde Hicr*i yakalayıp Ziyad'm huzuruna getirmişlerdi. Hicr'in adamları ve kendisine yardım edeceğini sandığı taraftarları fayda vermemişlerdi. Huzura götürüldüğünde Ziyad, onu zincire vurup zindana atmış, on gün zindanda kaldıktan sonra tekrar onu çıkarıp Muaviye'ye göndermişti. Gönderirken yanında, onun halifeye sövdüğünü ve vali ile savaştığına şahitlik yapacak bir cemaatı da göndermişti.

Bu cemaat, Hicr'in: "Halifelik, ancak Ebu Talib oğlu Ali ailesine layıktır." dediğine şahitlik yapacaklardı. Hicr'in aleyhteki şahitleri şunlardı: Ebu Bürde b. Ebi Musa, Vail b. Hicr, Amr b. Sa'd b. Ebi Vakkas, îshak, İsmail, Musa b. Talha b. Ubeydullah, Münzir b. Zübeyr, Kesir b. Şihab, Sabit b. Rib'i ve daha yetmiş kişi.

Kadı Şüreyh'in de Hicr ve adamları aleyhinde şahitlik yaptığı söylenmiştir. Ancak o, bunu inkar edip: "Ben, Ziyad'a Hicr'in çok oruç tutan, çok namaz kılan bir adam olduğunu söyledim." demiştir. Sonra Ziyad, Hicr ve arkadaşlarını Vail b. Hacer ve Kesir b. Şihab'la birlikte Şam'a gönderdi. Hicr b. Adiy b. Cebele el-Kindî ile birlikte bir grup arkadaşı da vardı. Arkadaşlarının yirmi veya yirmidört kişi olduğu söylenmiştir. Arkadaşlarından bazıları şunlardı: Erkam b. Abdillah el-Kindî, Şerik b. Şeddad el-Hadremî, Sayfi b. Fuseyl, Kabise b. Dabia b. Hannele el-Absî, Kerim b. Afif elHas'amî, Asım b. Avf el-Becelî, Verka b. Sümey el-Becelî, Küdam b. Hibban, Abdurrahman b. Hassan el-Uryan (Beni Temim kabilesindendir.), Mahriz b. Şihab et-Temimî ve Abdullah b. Haviyye es-Sa'di et-Temimî. Bunlar, Hicr ile birlikte Şam'a giden arkadaşlarıydı. Sonra Ziyad, arkalarından iki kişi daha peşlerine taktı ki bunlar da Utbe b. Ahnes (Beni Sa'd kabilesinden) ve Sa'd b. îmran el-Hemedanî idi. Böylece sayıları ondörde tamamlanmış oldu. Anlatıldığına göre Hicr, Muaviye'nin huzuruna vardığında: "Selam sana ey mü'minlerin emiri!" diye selam vermiş. Muaviye de ona çok kızmış ve beraberindekilerle birlikte boynunun vurulmasını emretmiş.

Başka bir rivayette anlatıldığına göre Muaviye, bineğine binerek bunları Azra burcunda karşılamıştır. Bir başka rivayette ise Muaviye, Seniyetü'l- Ukab denen tepenin alt tarafındaki Azra'da kendilerini karşılamaları için bazı görevlileri göndermiş ve görevliler onları Azra'da öldürmüştür. Muaviye, onları öldürmek için şu üç kişiyi göndermişti: Hedbe b. Feyyaz el-Kudaî, Hudayr b. Abdillah el-Kilabî ve Ebu Şerif el-Bedevî. Bu görevliler, Hicr ile arkadaşlarının yanma geldiler. Hicr ve arkadaşları, gece boyunca namaz kıldılar. Sabah namazını kıldıklarında Muaviye'nin adamları onları öldürdüler. Meşhur olan rivayet budur, poğrusunu Allah bilir. Muhammed b. Sa'd'm anlattığına göre bunlar, önce Muaviye'nin huzuruna varmışlar, ancak Muaviye bunları geri çevirmiş ve Azra'da öldürtmüştür. Muaviye, bunlara nasıl bir muamele uygulayacağını etrafındaki adamlarına sormuş, sonradan bunları Azra burcuna kadar götürmüş, yolda iken bazı arkadaşları bunları öldürmesini, bazılarıysa çeşitli şehirlere sürgün edip dağıtmasını tavsiye etmişler.

Bunun üzerine, Muaviye bunlara nasıl bir muamele uygulayacağı hususunda fikrini sormak için Ziyad'a başka bir mektub göndermişti. Ziyad ise: "Eğer Irak hakimiyetim ele geçirmek istiyorsan bunları öldürmen gerekir." diye teklifte bulunmuş, bunun üzerine Muaviye de bunların öldürülmelerini emretmişti. Komutanlardan bazıları bunlardan bir kısmının bağışlanmalarını istemişler, böylece altı kişinin hayatı Muaviye tarafından bağışlanmış, geriye kalan altı kişi öldürülmüştü ki başlarında Hicr b. Adiy vardı. Bir başkası da bu tavrından ve düşüncesinden vazgeçtiği için Muaviye tarafından affedildi. Hz. Osman'a dil uzatan ve haksız şeyler söyleyip Hz. Ali'yi öven birini de Muaviye, Ziyad'a gönderdi. Ziyad: "Bunu niçin bana gönderiyorsun, aralarında daha kötüsü var." dedi. Adam, Ziyad'm yanma vardığında Ziyad onu diri diri bir göle attı.

Göle atılan bu adam Abdurrahman b. Hassan el-Ferrî idi. Azra'da şu adamlar öldürülmüştü: Hicr b. Adiy, Şerik b. Şeddad, Sayfi b. Fuseyl, Kabisa b. Dabia, Mahriz b. Şihab el-Münkarî ve Kudam b. Hibban. Bazıları bu adamların arefede Mescidü'l- Kasb'da defnedilmiş olduğunu iddia ederler. Sahih rivayete göre bunlar Azra'da defnedilmişler-dir. Anlatıldığına göre kendisini öldürmek istedikleri zaman Hicr şöyle demiştir:

- Bırakın da abdest alayım.

- Abdestini al bakalım.

- Bırakın da iki rekat namaz kılayım (namazı kıldı ve kısa kesti sonra şöyle dedi): Eğer ölümden korktuğumu söylemeselerdi namazımı uzatırdım. Zaten bundan öncede çok namaz kılmışımdır.

Namaz kılmasından sonra infaz edildi. Kendisinin ve arkadaşlarının mezarları kazılmış, kefenleri serilmişti. Cellat, üzerine geldiğinde Hicr'in eklemleri titremeye başladı. Kendisine: "Ben korkak değilim demiştin." dediklerinde şu karşılığı vermişti:

- Niye korkmıyayım! Mezarımın kazılmış, kefenimin serilmiş, boynuma vurulacak kılıcın da kınından sıyrılmış olduğunu görmekteyim.

Onun bu sözü bir atasözü idi. Bundan sonra cellat, Ebu Şerif el-Bedevî yanına geldi. (Başka bir rivayete göre ise celladı bir gözü kör olan bir adamdı) Cellat kendisine şöyle dedi:

- Boynunu uzat.

- Kendimi öldürtmem için sana yardımcı olacak değilim. Böyle dedikten sonra cellat vurup onu öldürdü. Hicr, bağlı olduğu zincirlerle birlikte mezara defnedilmesini vasiyet etmişti. Bu vasiyeti yerine getirildi. Başka bir rivayette anlatıldığına göre ölümünden sonra cenaze namazını kılmışlar ve onu yıkamışlardı.

Hz. Ali'nin oğlu Hasan (r.a)'nın bu hususta şöyle dediği rivayet edilmiştir:

- Hicr'in bağlı olduğu zincirler üzerindeyken mi namazını kıldılar?

Onu o haliyle mi mezara gömdüler?

- Evet.

- Vallahi Hicr, onlara karşı haklı olmuştur. Kuvvetli rivayetlere göre bu sözü söyleyen kişi, Hz. Hüseyin'dir. Çünkü Hicr, hicretin ellibi-rinci senesinde veya zayıf bir rivayete göre elliüçüncü senesinde öldürülmüştür. Öyle de olsa böyle de olsa Hz. Hasan, ondan önce vefat etmiştir. Doğrusunu Allah bilir. Evet Hicr'i öldürdüler. Allah ona rahmet etsin ve onu bağışlasın.

Muaviye, Hicr ve arkadaşlarını öldürdükten sonra mü'minlerin annesi Hz. Aişe'nin yanına gidip perde arkasından ona selam verdiğinde Hz. Aişe, ona şöyle sormuştu:

- Ey Muaviye! Hicr ve arkadaşlarını öldürdüğün zaman senin yumuşak huyluluğun neredeydi?

- Anacığım, milletimden senin gibileri benden uzak kaldığı zaman ben yumuşak huyluluğumu yitirdim. Anacığım, sana nasıl bir iyilikte

bulunabilirim?

- Sen bana karşı iyi davranıyorsun zaten.

- Allah katında bu benim için yeter. Yarın Aziz ve Celil olan Allah'ın huzurunda benimle Hicr arasında bir muhakeme yapılacaktır."

Başka bir rivayette anlatıldığına göre ise Muaviye, Hz. Aişe'ye bu konuda şöyle demiştir: "Hicr'i, aleyhinde şahidlik yapanlar öldürdüler."

îbn Cerir'in rivayetine göre Muaviye, canboğaza geldiği zaman şöyle diyormuş: "Ey Hicr b. Adiy, seninle aramızda uzun bir muhakeme olacaktır." Bu sözünü üç kez tekrarlamıştı. Doğrusunu Allah bilir.

"Tabakat" adlı eserde Muhammed b. Sa'd, şöyle demiştir: Bazı ilim erbabının anlattıklarına göre Hicr, kardeşi Hani b. Adiy ile birlikte Rasûlullah (s.a.v.)'m yanma gelmiştir. Hani, Hz. Ali'nin arkadaşlarından ve taraftarlanndandı. Ziyad b. Ebi Süfyan, vali olarak Kûfe'ye geldiğinde Hicr b. Adiy'yi yanma çağırttı ve ona şöyle dedi:

"Seni tanıdığımı biliyorsun, ben ve baban Ali'yi severdik. Ama durum değişti. Allah aşkına benim için kanından bir damla akıt ki, ben kanının tamamının dökülmüş olduğunu varsayayım. Dilini tut, evine kapan, dışarlarda fazla dolaşma. Canının istediği zaman gel şu tahtımda otur. Burası senin meclisin olsun. Bütün ihtiyaçların tarafımdan karşılanacaktır. Beni, seni öldürmek mecburiyetinde bırakma. Aceleci bir olduğunu biliyorum. Allah aşkına kendini koru. Bu sakat davra-,nışlardan uzak dur. Şu beyinsizlerle alakanı kes. Korkarım ki, seni görüşünden vazgeçilirler."

Hicr: "söylediklerini anladım." dedi ve evine döndü. Ancak Şiiler yanına gidip ona şöyle dediler:

- Vali sana ne söyledi?

- Bana şöyle ve şöyle dedi."

Ziyad, Basra'ya gitti. Sonra Şiiler, sık sık yanma gidip Hicr'e: "Sen bizim şeyhimizsin." diyorlardı. Mescide geldiğinde peşine takılıyor, onunla beraber geliyorlardı. Ziyad tarafından Kûfe'de vali vekili olarak bırakılan Arar b. Harise, Hicr'e haber göndererek şöyle dedi: "Etrafinda-ki bu topluluk nedir? Oysa sen valiye söz vermiştin." Hicr de, yanına gelen elçiye şöyle dedi: "Etranmdaki topluluk sizin yönetiminizi protesto ediyorlar, haydi dön bakalım, arkadaki yollar senin için daha geniştir."

Amr b. Harise, bu durumu vali Ziyad'a bir mektupla bildirdi. Mek-, tubunda şöyle dedi: "Eğer Kûfe'ye ihtiyacın varsa acele gel." Ziyad da acilen Kûfe'ye geldi. Kûfe'ye girişinde Adiy b. Hatem, Cerir b. Abdullah el-Becelî, Halid b. Arfate ile bazı Küfe eşrafinı Hicr b. Adi/e gönderdi ki onu, etrafındaki topluluktan ayrılma hususunda uyarsmlar. Bu heyet, Hicr'in yanına vardığında ona ikazlarda bulundu. Onunla bu konularda konuştular, ancak Hicr onlara bir cevap vermedi, aksine, hizmetçisine: *T)eveyi yemledin mi?" diyordu. Devesi, evin içinde bir yere bağlanmıştı. Heyette bulunan Adiy b. Hatem de ona şöyle dedi: "Sen deli misin? Biz seninle konuşuyoruz. Sense hizmetçiye deveyi yemleyip yemlemediğini soruyorsun?" Böyle dedikten sonra Adiy b. Hatem, arkadaşlarına şöyle dedi: "Şu bahtsız ve perişan adamın bu kadar zayıf düşeceğini sanmıyordum." Böyle dedikten sonra kalkıp gittiler, durumun bir kısmını Ziyad'a bildirdiler, bir kısmını da gizlediler ve Hicr'in iyi bir insan olduğunu söyleyip Ziyad'dan onun için merhamet dilediler, ancak Ziyad onların bu dileklerini kabul etmedi. Aksine Hicr'in üzerine emniyet kuvvetlerini gönderip yakalattı. Onu ve arkadaşlarını huzuruna getirtti. Hicr'e şöyle dedi:

- Yazıklar olsun sana, neler yapıyorsun sen?

- Ben Muaviye'ye yaptığım bey'atıma bağlıyım.

Bunun üzerine Ziyad, Kûfelilerden yetmiş kişiyi toplayarak onlara "Hicr ve arkadaşları aleyhindeki şahitliklerinizi yazın." dedi, onlar da şahitliklerini yazdılar. Bundan sonra Ziyad, Hicr ve arkadaşlarım Muaviye'ye gönderdi.

Hz. Aişe, bu durumdan haberdar olunca Abdurrahman b. Haris b. Hişam'ı Muaviye'ye göndererek Hicr ve arkadaşlarının salıverilmelerini istedi.

Hicr ve arkadaşları, Muaviye'nin huzuruna girdiklerinde Muaviye, Ziyad'm kendisine göndermiş olduğu mektubu okudu ve görevlilere:

"Bunları Azra'ya çıkarın ve orada Öldürün." diye emir verdi. Görevliler de Hicr ve arkadaşlarını Azra'ya götürerek onlardan yedi kişiyi öldürdüler. Sonra Muaviye'nin elçisi gelerek serbest bırakılmalarını söyledi. Fakat o esnada Hicr ve arkadaşlarından yedi kişi öldürülmüş olduğu için yedi kişi serbest bırakılabildi. Fakat Hicr, öldürülen ilk yedi kişi arasındaydı. Öldürüleceği zaman Hicr, öldürülmeden önce iki rekat namaz kılmak istediğini söyledi, iki rekat namaz kıldı ve bu namazını uzattı. Namazım tamamladıktan sonra: "Bu, kıldığım en kısa iki rekattır." dedi, serbest bırakılmalarını isteyen Hz. Aişe'nin elçisi geldiğinde iş işten geçmişti.

Muaviye, hacca gittiğinde Hz. Aişe ona şöyle dedi:

- Hicr'i öldürdüğün zaman yumuşak huyluluğun nereye gitmişti?

- Halkımdan senin gibilerini yitirdiğim için yumuşak huyluluğu-mu da yitirdim."

Rivayete göre Abdurrahman b. Haris, Muaviye'ye şöyle sormuş:

- Hicr b. Edber'i mi öldürdün?

- Onu öldürmek, onun yerine toptan 100.000 kişiyi öldürmekten daha iyidir.

İbn Cerir ile başkalarının anlattıklarına göre Hicr b. Adiy ile arkadaşları, Hz. Osman'm aleyhinde konuşurlar, ona haksız sözler sarfeder-ler, komutanları eleştirirler, onları acelece protesto ederler, bu hususta aşırı giderler, Hz. Ali'nin tarafını tutarlar, dinde müsamahasız olurlardı. Rivayete göre Hicr, zincire vurulup Kûfe'den Şam'a götürülürken yolda ağlamakta olan kızları tarafından karşılandı. Onlara dönüp şöyle dedi:

"Size yediren ve giydiren Allah'tır. Benden sonra da sizin için O vardır. Siz Allah'a karşı takvalı olmaya ve O'na ibadet etmeye bakın. Ben bu gidişimde ya öldürüleceğim ki, bu benim için şehitliktir ya da ikram görmüş olarak size döneceğim. Benden sonra sizin idarenize bakacak olan Allah'tır." Böyle dedikten sonra arkadaşlarıyla birlikte zincire bağlı olarak yola devam etti. Anlatıldığına göre o, bağlı olduğu zincirleriyle birlikte mezara defnedilmesini vasiyet etmiş, bu vasiyeti yerine getirilmişti. Ama cenaze namazı kılınmış ve kıbleye yönelik olarak defnedil-mişti. Allah, onlara rahmet etsin ve onları bağışlasın.

Şiilerden bir kadın -ki bu, Hind binti Zeyd b. Mahreme el-Ensârî'ye ya da Hicr'in kız kardeşi Hind'tir. Doğrusunu Allah bilir- Hicr için şöyle bir mersiye okumuştur:

"Yüksel bakalım ey parlak ay,

Bak bakalım hele Hicr'in yürüdüğünü görebilecek misin? O, emirin de dediği gibi kendisini öldürmesi için Muaviye b. Harb'a gidiyor.Muaviye'nin arkadaşları arasında en kötü bir kimse vezirliğini yapmaktadır.

Keşke Hicr, deve gibi boğazlanmayıp da bir gün normal ölümle ölseydi.

Hicr'den sonra zorbalar despotluk yaptılar.

Havarnak ve sedir köşkleri, zorbalar için rahat bir mekan oldu.

Bütün beldeler, Muaviye'nin emri altına girdi. Sanki oraya yağmur damlası düşüp de canlanmış değildir.

O beldeler ölmüştür.

Ey Hicr b. Adiy, sevinç ve esenlik içinde olasın.

Senin için korkuyorum. Şam'da zarif ve yaşlı bir kimse olan Adiy, helake sürüklendiği takdirde vehamet vardır.

Eğer sen mahvolup öldürülürsen, bütün dünyadaki milletlerin lideri de mahva ve helake sürüklenir. Öldükten sonra ilahın sana cennetleri, nimetleri ve hurileri vereceğine razı olurlar."

İbn Asakir'in anlattığına göre Hicr b. Adiy için çok mersiyeler söylenmiştir.

Yakub b. Süfyan, Ebu Esved'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Mu-aviye, Hz. Aişe'nin yanma gitti. Hz. Aişe ona şöyle sordu:

- Azra'dakileri niçin öldürdün. Hicr ve arkadaşlarını neden öldürdün?

- Ey mü'minlerin annesi! Onları öldürmekte milletin yararını; onları hayatta bırakmakta da milletin fesadım gördüm. Onun için öldürdüm.

- Rasûlullah (s.a.v.)'m şöyle buyurduğunu işittim: "Azra'da bazı kimseler öldürülecektir. Onların öldürülmeleri sebebiyle Allah ve sema halkı gazaplanacaktır."

Bunun senedi zayıf ve münkatidir.

Yakub b. Süfyan, Abdullah b. Rezin el-Gafikf nin şöyle dediğini rir vayet etmiştir: Hz. Ali'nin şöyle dediğini işittim:

"Ey Irak halkı! Sizden yedi kişi Azra'da öldürülecektir. Bunlar as-hab-ı Uhdud gibidir (İslâm'dan önceki dönemlerde zorba bir hükümdar tarafından hendeklere atılıp yakılan mü'minler gibidirler.}. Hicr ve arkadaşları öldürülecektir."

îmam Ahmed b. Hanbel, Nafi'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: İbn Ömer, çarşıda iken Hicr'in ölüm haberini duyunca sarığını çözüp kalktı ve kendini tutamayıp ağladı."

İmam Ahmed K Hanbel, Abdullah b. Ebi Melike'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Muaviye, Medine'ye geldiğinde Hz. Aişe'nin yanına vardı. Hz. Aişe, ona şöyle bir soru sordu:

- Hicr'i öldürdün mü?

- Ey mü'minlerin annesi! Ben, hayatta bırakıldığı takdirde insanları fesada sürükleyecek bir adamın öldürülmesini, hayatta bırakılmasından daha hayırlı bulduğum ve bunu da insanların yararına saydığım için öldürdüm."

Hanımad b. Seleme, Mervan'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Muaviye ile birlikte mü'minlerin annesi Hz. Aişe'nin yanına gittik. Hz. Aişe, Muaviye'ye dedi ki:

- Ey Muaviye! Hicr'i ve arkadaşlarını öldürdün ve yapacağını da yaptın. Bir adamı senin peşine takıp seni öldürtmemden korkmuyor musun?

- Hayır! Ben beytü'1-emandayım. Zira Rasûlullah (s.a.v.)'m şöyle buyurduğunu işittim:

"İman, öldürmeye karşıdır. Mü'min kimse öldürülmez." Ey mü'minlerin annesi, bütün bunları bir tarafa bırakalım. Bana bir emrin var mı? Giderebileceğim bir ihtiyacın varsa söyle.

- Hayır, hiçbir ihtiyacım yok.

- Öyleyse beni ve Hicr'i bırak da Aziz ve Celil olan Rabbimizin hu-zuruna çıkalım, orada onunla hesaplaşalım."

Başka bir rivayette anlatıldığına göre Hz. Aişe, bu hususta Muaviye ile tartışmış ve artık yanıma gelme, demiştir. Muaviye de, onun gönlünü almaya çalışmış, tekrar yanına gitmiş, Hz. Aişe, Hicr'i öldürmesi yüzünden onu kınamış, Muaviye de bu husustaki gerekçelerini anlatmaya devam etmiş. Hz. Aişe de ileri sürdüğü gerekçeleri kabul etmiştir.

Başka bir rivayette anlatıldığına göre Hz. Aişe, bu yüzden Muavi-ye'yi tehdit edip şöyle demiştir: "Eğer beyinsizlerimiz bize galib olmasalardı, benimle Muaviye arasında Hicr'i öldürmesi sebebiyle epey işler olurdu." Ancak Muaviye mazeretini beyan edince Hz. Aişe, onun bu husustaki mazeretim uygun bulmuştu.

ibn Cevzî'nin "Muntazam" adlı eserde anlattığına göıe bu senede, yani hicretin ellibirinci senesinde önde gelen şahsiyetlerden vefat edenler şunlardır: Cerir b. Abdillah el-Beoelî, Cafer b. Ebi Süfyan b. Haris, Harise b. Numan, Hicrb. Adiy, Saidb. Zeyd b. Amr b. Nüfeyl, Abdullahb. Enis ve Ebu Bekre Nüfey b. Haris es-Saltafî. Allah hepsinden razı olsun.