İbn Cerir dedi ki: Bu sene Ali'nin oğlu Hasan, yönetimi Muaviye b. Ebi Süfyan'a teslim etti.
îbn Cerir, daha sonra Zührf nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: Iraklılar, Ali'nin oğlu Hasan'a bey*at ettikleri zaman Hasan, onlara karşı şu şartı koştu: "Emrimi dinleyecek ve bana itaat edeceksiniz. Benimle barışık olanlarla barışık olacak, benimle savaşanlarla savaşacaksınız."
Iraklılar ondan kuşkuya kapılarak: "Şu adamınıza ne oluyor?" dediler ve kısa süre sonra onu eleştirip muhalefet ettiler ve kızdırdılar. O da onlara daha çok kızdı ve onlardan koptu. O esnada onların kendisinden ayrılıp dağıldıklarını ve kendisine muhalefet ettiklerini anladı. Kendisi de barış için Muaviye'ye bir mektup gönderdi ki, iki tara fin isteklerine uygun bir barış antlaşması yapsınlar. Kitabu's-sulh adlı bölümde Buharı, Ebu Musa'nın şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Hasan'm şöyle dediğini işittim: "Allah'a yemin ederim ki, Ali'nin oğlu Hasan, Muaviye'nin karşısına dağlar misali askeri birliklerle çıktı."
Amr b. As da şöyle dedi: "Ben böyle büyük askeri birlikler görüyorum ki, akranlarını öldürmedikçe geri dönmeyeceklerdir. Allah'a yemin ederim ki, iki taraftan en hayırlı adam olan Muaviye de şöyle dedi: "Şunlar bunları, bunlar da şunları öldürürlerse, insanların işini benim için kimler idare edecek? Onların zayıflarını, benim için kimler koruyacak. Onların kadınlarını, benim için kimler himaye edecek?"
Böyle dedikten sonra Muaviye, Hasan'a Kureyş'in Beni Abdüş-şems kolundan Abdurrahman b. Semüre ile Abdullah b. Amir'i gönderdi ve onlara şu talimatı verdi:
"Şu adama gidin, ona tekliflerde bulunun. Ona bazı şeyleri söyleyin ve ondan bazı taleplerde bulunun." Bu ikisi Hasan'm yanma gittiler, onunla konuştular. Ona bazı şeyleri teklif ettiler ve bazı isteklerde bulundular. Hasan da onlara şöyle dedi:
- Biz Abdülmuttalib oğullarıyız. Şu malı elde etmişiz ve bu ümmet, kanı içinde fesada bulanmıştır. - Muaviye sana şu ve şu tekliflerde bulunuyor, senden talepte bulunuyor ve seninle barışmak istiyor. - Bunu bana kim garanti eder?
- Biz garanti ederiz.
Hasan, onlardan hangi talepte bulunduysa onlar: "Biz bunu sana garanti ederiz." dediler ve bunun üzerine Hasan, Muaviye ile barış antlaşması yaptı.»
Ebu Bekre şöyle rivayet etmiştir: Rasûlullah (s.a.v.)'ı minber üzerinde gördüm. Ali'nin oğlu Hasan da yan tarafta duruyordu. Rasûlullah, bazen cemaata, bazen da Hasan'a bakıyor ve şöyle diyordu:
"Benim şu oğlum efendidir. Umarım ki Cenâb-ı Allah, bunun vasıtasıyla Müslümanlardan iki büyük cemaati barıştırır."
İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Bekre'nin şöyle dediğim rivayet etmiştir:
"Peygamber (s.a.v.), bir gün bizimle sohbet ediyordu. Ali'nin oğlu Hasan da onun kucağında idi. Peygamber (s.a.v.), ashabına dönüp onlarla konuşuyor, sonra Hasan'a dönüyor, onu öpüyor, sonra da şöyle diyordu: "Doğrusu şu oğlum efendidir. Eğer yaşarsa, Müslümanlardan iki grubu barıştıracaktır."
İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Bekre'nin oğlu Hasan'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Allah'a yemin ederim ki, Ali'nin oğlu Hasan'm hilafeti döneminde bir fincan kadar kan dahi akmış değildir." Ebu Yala, Said b. Ebi Said el-Medenî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Ebu Hüreyre ile birlikteydik. Ali'nin.oğlu Hasan gelip bize selam verdi. Ebu Hüreyre de ona: "Ve aleykesselam ya seyyidi" diye karşılık verdi. Sonra da şöyle dedi: "Ben Rasûlullah (s.a.v.)'m Hasan hakkında: "Doğrusu o Seyyid (efendİ)'dir." dediğini işittim."
Ebu Hasen Ali b. el-Medinî dedi ki: "Hasan, hicretin kırkbirinci senesinin rebiyülevvel ayının beşinci gününde yönetimi Muaviye'ye teslim etti." Başkalarıysa onun rebiyülahir ayında yönetimi Muaviye'ye teslim ettiğini söylemişlerdir. Cemaziyelevvel ayının başında teslim ettiğine dair rivayet de vardır. Doğrusunu Allah bilir. Yine Ebu'l Hasen Ali b. el Medinî diyor ki: İşte o zaman Muaviye, Küfe şehrine girdi ve bey'attan sonra insanlara bir hutbe irad etti."
İbn Cerir'in anlattığına göre Amr b. As, Muaviye'ye şöyle bir teklif-de bulundu: Ali'nin oğlu Hasan'a emir ver de insanlara hutbe irad etsin ve senin lehine yönetimden feragat ettiğini bildirsin." Muaviye de Hasan'a bu emri verdi. Hasan da kalkıp insanlara bir hutbe irad etti ve Allah'a hamdü senada bulunup Rasûlullah'a salatü selamda bulunduktan sonra hutbesinde şöyle dedi:
- Ey insanlar! Doğrusu Cenâb-ı Allah, öncekilerimiz vasıtasıyla sizleri hidayete iletmiştir ve sonradan gelenlerimiz vasıtasıyla da kanlarımızın akıtılmasını önlemiştir. Bu yönetim işinin bir müddeti vardır. Dünya dönerlidir. Doğrusu yüce Allah, Peygamber (s.a.v.)'e şöyle buvurmuştur: " Bilmem! Belki bu gecikme sizi denemeK ve bir süreye kadar geçindirmek içindir." Böyle dediği zaman, Muaviye ona öfkelendi ve oturmasını emretti. Kendisine Hasan'ı konuşturmasını teklif eden Amr b. As'ı da bu yüzden kınadı ve bu Öfke onun içinde kalmaya devam etti. Doğrusunu Allah bilir.
"Cami' adlı eserinde Tirmizfnin konuyla alakalı olarak rivayet ettiği hadis şöyledir:
«Mahmud b. Gaylan, Yusuf b. Sa'd'm şöyle dediğini bize nakletti: Adamın biri, Muaviye ile bey'atlaşmasmdan sonra Ali'nin oğlu Hasan'a kalkıp şöyle dedi:
- Mü'minlerin yüzünü kararttın (veya ey mü'minlerin yüzünü karartan adam!)
Hasan da ona şöyle karşılık verdi:
- Beni kınama. Allah sana rahmet etsin. Peygamber (s.a.v.), rüyasında Ümeyye oğullarının kendisinin minberi üzerine çıktıklarını görmüş, bundan hoşlanmamıştı. Bu rüyası yüzünden şu ayeti kerimeler nazil olmuştu:
"Ey Muhammed! Doğrusu sana Cennet'teki Kevser nehrini vermişizdir."
"Doğrusu biz, Kur'ân'ı Kadir gecesinde indirimsizdir. Kadir gecesinin ne olduğunu bilir misin? Kadir gecesi 1000 aydan daha hayırlıdır."(Kadir, 1-4.)
Yani ey Muhammed! Senden sonra Ümeyye oğulları bin ay süreyle hüküm süreceklerdir.»
Fadl dedi ki: Ümeyye oğullarının hakimiyet süresini hesapladık, tam tamına 1000 ay olduğunu tesbit ettik.
Tiraıizî, bunun garip bir hadis olduğunu ifade etmiştir. Hatta bu hadis cidden münkerdir. Tefsirimizde bunun münkerliğini yeterince açıkladık.
Hafız Ebu Bekir Hatib el-Bağdadî, Ebu'l-Arifin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Hasan'm ordusunun 12.000 kişiden teşekkül eden öncü birlikleri içinde Mesken'de bulunuyorduk. Şamlılarla savaşmak için ölüm sözü vermiştik. Başımızda da Ebu'1-Gamr Taha ismindeki komutan bulunuyordu. Hasan'm, Muaviye ile barıştığına dair haber bize ulaştığında öfkeden sanki belimiz kırılmış gibi olmuştu. Hasan, Kûfe'ye geldiğinde bizden Ebu Amir Said b. en-Netel isminde bir adam, ona şöyle dedi:
- Selam sana ey mü'minleri alçaltan kişi. Hasan, ona şöyle karşılık verdi:
- Böyle deme ey Amir! Ben mü'minleri alçaltan kişi değilim. Aksine ben onların hükümdarlık uğruna öldürülmelerini istemedim."
Muaviye, bizim beldelerimizi teslim alıp Küfe şehrine girdiğindeorada bir hutbe irad etti. Diğer belde ve şehirlerde de onun emri altına girildi. Arap dahilerinden biri olan Kays b. Sa'd-da önce ona muhalefet etmeye karar vermişken sonra dönüp ona bey'at etti. O senede Muavi-ye'ye ittifakla bey'at edilmiş oldu.
Hz. Hasan, kardeşi Hüseyin, diğer kardeşleri ve amcaları, oğlu Abdullah b. Cafer'le birlikte Irak diyarından göçüp peygamber şehri Medine'ye gittiler. O şehrin sakinlerine salâtü selâmların en üstünü olsun. Hz. Hasan, her bir mahalleden geçtiğinde mahalle sakinleri onu, yönetimi Muaviye lehine bırakmasından ötürü kınayıp azarlıyorlardı. Aslında o, yaptığı bu işte haklı olup Övgüye layık bir davranış örneği sergilemişti. Bu yaptığından ötürü de kalbinde herhangi bir sıkıntı ve sorumluluk hissetmiyordu. Kendini kınamıyor ve pişmanlık hissetmiyordu. Aksine o, yaptığı bu işe razı olmuş, bununla sevinmişti. Her ne kadar bazı akraba ve taraftarları bunu hoş karşılamamışlarsa da o, bundan memnundu. Bu eleştiriler ondan sonra da devam etti, günümüze kadar geldi. Aslında o, böyle yapmakla sünnete tabi olmuş ve Peygamber Efendimiz'in methine mazhar olmuştu. Çünkü o, böyle yapmakla ümmetin kanının akıtılmasını önlemişti. Nitekim bu hareketim önceden sezen Rasûlullah (s.a.v.), onu bu davranışı sebebiyle önceden övmüştü. Bununla ilgili sahih hadis, önceki sayfalarda nakledilmişti. Allah'a hamd ve minnet olsun.
Hz. Hasan'm fazilet ve üstünlükleri, onun vefat bahsinde anlatılacaktır. Allah ondan razı olsun, onu hoşnud kılsın. Makamını da Firdevs Cennet'i yapsın ki, öyle de yapmıştır.
Muhammed b. Sa'd, Ebu Rezin'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Ali'nin oğlu Hasan, cuma gününde bize hutbe irad, etti. İbrâhîm sûresini minber üzerinde okudu ve sonuna vardı."
İbn Asakir'in rivayetine göre Hasan, her gece Kehf sûresini yazılı bir levha üzerinde okur, o levhayı elinde tutarak eşlerinin odalarına gidip dolaşır, uyumadan önce sûreyi yatağında tamamlardı. Allah ondan razı olsun.

