El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Hicretin Kırküçüncü Senesi

Bu senede Büsr b. Ertat, Rum illerine gazaya gitti, ilerledi. Nihayet Kostantiniye (İstanbul) şehrine vardı. Vakidî'nin ifadesine göre Rum illerinde kışı geçirdi. Başka tarihçilerse bunu inkar ederek: "Hiçbir Müslüman …

Bu senede Büsr b. Ertat, Rum illerine gazaya gitti, ilerledi. Nihayet Kostantiniye (İstanbul) şehrine vardı. Vakidî'nin ifadesine göre Rum illerinde kışı geçirdi. Başka tarihçilerse bunu inkar ederek: "Hiçbir Müslüman komutan orada kışı geçirmiş değildir." dediler. Doğrusunu Allah bilir.

İbn Cerir dedi ki: Bu senede Mısır'da Amr b. As ile Muhammed b. Mesleme vefat ettiler.

Muaviye, Amr b. As'm vefatından sonra Mısır diyarına onun oğlu Abdullah'ı vali olarak atadı. Vakidfnin ifadesine göre Abdullah, Mısır'da iki yıl süreyle valilik yapmıştır.

Bu senede yani hicretin kırk üçüncü senesinde Haricilerle Küfe ordusu arasında büyük bir savaş meydana geldi. Önceki sayfalarda da anlattığımız gibi Hariciler, bu senede insanların karşısına çıkmaya ve aralarına katılmaya karar vermişler. Müstevrid b. Alkame komutasında 300'e yakın adam toplamışlardı. Muğire b. Şube ise, Makil b. Kays komutasında 3000 kişilik bir orduyu bunların üzerine gönderdi. Makil harekete geçti. Öncü kuvvetlerinin başına Ebu Ruva'ı komutan yaptı. Ebu Ruva'm komutası altında Haricilerin sayısı kadar 300 asker vardı. Ebu Ruva', Mizar denen yerde onlarla karşılaştı, savaşa başladılar, Hariciler bunları yendiler. Bunlar tekrar saldırdılar, Hariciler yine bunları hezimete uğrattılar, ancak bunlardan kimse ölmedi. Yerlerinde sebat ettiler. Komutanları Makil b. Kays'm gelişini beklediler. O da gün batımı esnasında oraya vardı. İnip arkadaşlarına namaz kıldırdı. Sonra Ebu Ruva'ı Övmeye başladı. Ebu Ruva, ona şöyle dedi:

"Ey komutan şu Haricilerin acaip saldırıları vardır, sen arkada dur. Süvarileri öne sür, önde onlar savaşsınlar."

Makil b. Kays: "Güzel bir görüş ortaya attın." dedi. Çok geçmeden Hariciler, Makil ve arkadaşlarına saldırdılar. Makil'in adamlarının çoğunluğu geri çekildi. O esnada Makil b. Kays atından indi ve: "Ey Müslümanlar topluluğu, yere inin, yere inin." dedi. Aralarında Ebu Ruva eş-Şakirî'nin de bulunduğu bahadır ve yiğitlerinden 200'e yakın süvari atlarından yere indiler. Müstevrid b. Alkame, arkadaşlarıyla birlikte mızrak ve kılıçlarını kullanarak Haricilerin karşısına çıktılar. Askerlerin geride kalanları, bazı süvarileri yakaladılar, onları ayıplayıp kınadılar.

Cepheden kaçtıklarından onları yerdiler. Bunun üzerine askerler, beraberindeki adamlarıyla birlikte Haricilerle şiddetlice savaşmakta olan Makil'in yanına döndüler. Gece boyunca askerler, Makil'in yanına geri geldiler. Makil, onları sağ ve sol cenahlara ayırarak saf halinde sıraya koydu ve: "Sabah olup da onlara saldırıncaya kadar saflarınızdan ayrılmayın," dedi. Sabah olnca Hariciler, hezimete uğradılar ve geldikleri yere geri döndüler. Makil de onları kovalamaya başladı. Önden Ebu Ruva'yı 600 kişilik bir grupla gönderdi. Ebu Ruva' komutasındaki askerler, .güneşin doğuşu esnasında Haricilerle karşılaştılar. Hariciler, onlara saldırdılar. Bir saat kadar göğüs göğüse savaştılar. Sonra Hariciler, tek bir adam gibi hep birlikte saldırıya geçtiler. Ebu Ruva, beraberindeki adamlarıyla birlikte onlara karşı dayandı. Kaçan adamlarını kaçtıklarından ayıplayıp kınadı. Sabır göstermeye teşvik etti. Onlar da sabredip sebat gösterdiler. Nihayet Haricileri yerlerine geri gönderdiler.

Hariciler, bunu görünce Makil'in kendilerine hücum etmesinden korktular. Artık ölümle yüzyüze gelmişlerdi. Makil'in önünden kaçıp gittiler. Dicle'yi aştılar. Nehrişir diyarına indiler. Ebu Ruva, onları kovalamaya devam etti. Makil b. Kays da gelip Ebu Ruva'a yetişti. Hariciler, Medinetü'lAtikaya ulaştılar. Medain valisi Şureyk b. Ubeyd onları takibe çıktı. Ebu Ruva' da beraberindeki öncü kuvvetlerle onları izledi. Bu senede yani hicretin kırk üçüncü senesinde Medine valisi Mervan b. Hakem, insanlara hacc ettirdi.

Hicri kırküçüncü senede vefat eden şahsiyetler arasında Amr b. As ile Muhammed b. Mesleme de vardır. Allah ikisinden de razı olsun. Amr b. As'ın soy kütüğü şöyledir:

Amr b. As b. Vail b. Hişam b. Sa'd b. Sehm b. Amr b. Hasis b. KaT) b. Lüey b. Galib el-Kureşi esSehmi Ebu Abdillah. Künyesinin Ebu Muhammed olduğu da söylenir. Cahiliye döneminde Kureyş reislerinden-di. Kureyşlilerin, Necaşi'ye, ülkesine hicret eden Müslümanları geri göndermesi için elçi olarak gönderdikleri kişi, Amr b. As'tır. Ancak Ne-caşi, adaletli bir kimse olduğundan onların bu isteklerine olumlu cevap vermemişti. Bu hususta Amr b. As'a öğüt de vermişti. Anlatıldığına göre Amr b. As, Necaşi'nin huzurunda Müslüman olmuştur. Sahih kavle göre Amr b. As, Mekke fethinden altı ay önce Halid b. Velid ve Osman b. Talha el-Abderî ile birlikte Müslüman olmuştur. Amr b. As, îslâm komutanlanndandır. Zatü's-Selâsil gazvesinin komutanıdır. Rasûlullah (s.a.v.), Ebu Ubeyde komutasında Ebu Bekir es-Sıddık ve Ömer el-Faruk'un da bulunduğu askeri bir birliği takviye olarak göndermişti. Rasûîullah (s.a.v.), onu Umman valiliğine atamıştı. O da Rasûlullah'ın hayatı boyunca Umman valiliğini sürdürdü. Ebu Bekir es-Sıddık da halifeliği döneminde onu bu görevinde bırakmıştı.

Tirmizî, Ukbe b. Amir'den rivayet etti ki, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "İnsanlar, Müslüman oldular. Amr b. As ise iman etti."

Tirmizî, Talha b. Ubeydullah'tan rivayet etti ki, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"Amr b. As, Kureyş kabilesinin salih insanlanndandır."

Başka bir hadiste de Peygamber (s.a.v,) şöyle buyurmuştur: "As'ın iki oğlu da mü'mindir." Diğer bir hadiste de şöyle Duyurulmuştur:

"Abdullah, Abdullah'ın babası ve anası ne güzel bir ailedir."

Bunu Amr b. As'ın faziletleri bahsinde rivayet etmişlerdir.

Ebu Bekir es-Sıddık, Amr b. As'ı ordu komutanlarıyla birlikte bir komutan olarak Şam'a gönderdi. Şam'daki savaşlara katıldı. Amr b. As'm doğru görüşleri, isabetli fikirleri, yararlılıkları ve mutlu halleri vardı. Sonra Hz. Ömer, onu Mısır'a gönderdi. Mısır'ı fethetti ve Hz. Ömer tarafından Mısır valiliğine atandı. Hz. Osman da onu halifeliği döneminde Mısır'da dört yıl bıraktıktan sonra önceki sayfalarda da anlattığımız gibi görevden azletti, yerine Abdullah b. Sa'd Ebi Şerh'i vali olarak atadı. Bunun üzerine Amr b. As da çekilip Filistin'e yerleşti. Hz. Osman'a darıldı. Hz. Osman öldürüldüğü zaman Amr b. As kalkıp Mua-viye'nin yanma gitti, onunla birlikte Sıffin savaşma ve diğer savaşlara katıldı. Amr, Ali ile Muaviye arasındaki anlaşmazlığı çözümlemekle görevlendirilen iki hakemden biri idi.

Muaviye, Mısır'ı Hz. Ebu Bekir'in oğlu Muhammed'in elinden aldıktan sonra oraya vali olarak Amr b. As'ı tayin etti. Amr orada -meşhur rivayete göre- hicretin kırküçüncü senesinde vefat edinceye kadar vali olarak kaldı. Başka bir rivayete göre ise Amr b. As, hicretin kırk yedinci senesinde vefat etmiştir.

Kırksekizinci senede veya ellibirinci senede vefat ettiğine dair rivayetler de vardır. Allah ona rahmet etsin.

Amr b. As, Arap dahilerinden ve bahadırlarından bir kimse olup keskin görüşlü bir insandı. Güzel darbı meselleri ve şiirleri vardır. Rivayete göre o: "Ben, Rasûlullah (s.a.v.)'dan 1000 darb-ı mesel ezberledim." demiştir. Şiirlerinden biri şudur:

"Kişi, sevdiği bir yiyeceği terk etmez ve yöneldiğinde sapan bir kalbi kötülükten menetmezse bir süre ondan ihtiyacını giderip kâm alır ve bir müddet terk eder, ama emsali anıldığında ağzı doldurur."

imam Ahmed b. Hanbel, Abdurrahman b. Şemmase'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Amr b. As, vefat edeceği zaman ağladı. Oğlu Abdullah, ona şöyle dedi:

- Niçin ağlıyorsun? Ölümden korktuğun için mi ağlıyorsun?

- Hayır, Allah'a yemin ederim ki, ölümden korktuğum için değil de ölümden sonraki hayattan korktuğum için ağlıyorum.

- İyi ama sen hep hayır üzere idin. Rasûlullah'm arkadaşıydın, Şam'ı fethettin.

- Sen, benim bu özelliklerimi sayıyorsun ama en üstün vasfımı söylemiyorsun ki o da şudur: Allah'tan başka ilah bulunmadığına şahadet etmişimdir. Ben üç aşama geçirdim. Ben ancak bu üç aşama sonunda kendimi tamdım. Önce ben, Kureyşlilerin ilk kafirlerinden oldum, sonra Rasûlullah (s.a.v.)'a bey'at ettikten sonra insanlar arasında ondan en çok utanan kişi oldum. Ondan utandığım için vefat edişine kadar ona gözlerimi kaldırıp tam olarak bakamadım. Herhangi bir itirazda da bulunamadım. Eğer bugün ben ölürsem insanlar şöyle diyeceklerdir: "Amr'a ne mutlu! O Müslüman oldu. Hayırlı bir hayat yaşadı ve bu halde iken Öldü, cennetlik olacağını ümid ediyoruz." İşte böyle diyeceklerdir.

Bundan sonra da iktidara karıştım. Diğer bazı işler yaptım. Bilemiyorum. Bu sonraki işler benim lehimemidir, yoksa aleyhimemidir. Eğer ben ölürsem hiçbir kadın benim üzerime ağlamasın. Cenazemin arkasından beni öven kimseler gelmesin. İzanım sıkı bağlayın, çünkü ben muhakeme edileceğim. Üzerime her cihetten toprak saçın. Benim sağ yanım, sol yanıma nisbetle toprağa daha layık değildir ve mezarıma tahta ya da taş koymayın. Üzerimi toprakla örttükten sonra, bir devenin boğazlanıp etlerinin birbirinden ayrılacağı bir süre kadar mezarımın yambaşmda oturun ki yalnızlık hissetmiyeyim. Böylece Aziz ve Ce-lil olan Rabbimin elçi meleklerine ne cevap vereceğimi bileyim."

Bir rivayette anlatıldığına göre Amr b. As, böyle dedikten sonra yüzünü evin duvarına çevirip şöyle demeye başlamış: "Allah'ım, sen bize emir verdin, biz sana asi olduk. Sen bizi men ettin, biz bu men edişine aldırmadık. Bizi ancak senin affın kurtarır."

Başka bir rivayette de şöyle denilmiştir: Amr, vefat edeceği zaman elini boynunun zincir vurulacak yerine koydu ve başını semaya kaldırıp şöyle dedi: "Allah'ım, ben güçlü değilim ki kendimi koruyayım, suçsuz değilim ki mazeretimi beyan edeyim. Protesto edici değilim, aksine mağfiret diliyorum, senden başka ilah yoktur." Vefat edinceye kadar bu sözlerini tekrarladı. Allah ondan razı olsun.

Hicri kırküçüncü senede vefat eden şahsiyetlerden biri de Muham-med b. Mesleme el-Ensârî'dir. Bu zat, Mus'ab b. Ümeyr vasıtasıyla Müslüman oldu. Üseyd b. Hudayr ile Sa'd b. Muaz'dan önce İslâm'a girmiştir. Bedir gazvesine ve müteakip gazvelere katılmıştır. Yalnız Tebük gazvesine katılmamıştır. Bu gazve esnasında Rasûlullah (s.a.v.), onu (bir rivayete göre) Medine'de kendi yerine kaymakam bırakmıştır. Başka bir rivayete göre Karkaretü'1-Kidr (Küdr) gazvesinde Rasûlullah (s.a.v.) onu Medine'de halef bırakmıştır. Onun öldürdüğü kimselerden biri, Yahudi Ka'b b. Eşreftir. Bir rivayette anlatıldığına göre Muham-xneâ b. Mesleme, Hayber savaşında Yahudi Merhab'ı da öldürmüştür. Rasûlullah (s.a.v.), Muhammedb. Mesleme'yi onbeş müfrezeye komutan tayin etmiştir. Ancak o, Cemel, Sıffin ve diğer bazı savaşlarda tarafsızlığını koruyarak bir kenara çekilmiştir. Tahtadan bir kılıç edinmiştir. Bir hadiste anlatıldığına göre böyle yapmasını Rasûlullah ona emretmiş ve tahtadan kılıcını edindikten sonra Medine'den çıkıp Raba-za'ya gitmiştir.

Sahabelerin önde gelenlerindendi. Hz. Ömer'in kendi valilerine gönderdiği elçi idi. Hz. Ömer'in emri üzerine o valilerle bazı işleri ortaklaşa yapardı. Emin bir kimse olup büyük yararlılıkları olmuştu. Allah ondan razı olsun. Hz. Ömer, onu Cüheyne kabilesinin zekatlarını toplamakla görevlendirmişti. Zayıf bir kavle göre hicretin kırk altı veya kırk yedinci senesinde vefat etmiştir. Başka senelerde vefat ettiğine dair rivayetler de vardır. Vefat ederken yetmiş yaşını geçmişti. Geride on erkek, altı da kız çocuk bırakmıştı. Uzun boylu, saçı dökük ve esmer tenli bir kimse idi. Allah ondan razı olsun.

Hicri kırküçüncü senede vefat eden şahsiyetlerden biri de Yahudi bilginlerinden biri olan Abdullah b. Selam Ebu Yusuf el-İsrailî'dir. Bu zat, Rasûlullah (s.a.v.)'m Medine'yi teşrifleri esnasında Müslüman olmuştur. İslâm'a girişini şöyle anlatır:

"Rasûlullah (s.a.v.), Medine'ye geldiği zaman insanlar akın akın yanına gittiler, gidenlerden biri de bendim. Onu gördüğümde yüzünün yalancı bir adamın yüzü olmadığını anladım. İlk olarak ondan duyduğum söz şu oldu:

- Ey insanlar! Selamı yaygınlaştırm, yemek yedirin, dost ve akrabaları ziyaret edin, böylece güvenle Cennet'e girin."

Onun İslâm'a girişini hicret bahsinin başında anlatmıştık. Rasûlullah (s.a.v.)'ın, ona faydalı ve güzel sorular sorduğunu da bildirmiştik. Allah ondan razı olsun. O, Rasûlullah (s.a.v.) tarafından Cennetle müjdelenen kimselerdendir. Kesinlikle Cennet'e gireceği bildirilen şahsiyetlerdendir.