El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Hicretin Yetmişüçüncü Senesi

Bu senede Abdullah b. Zübeyr (r.a.), Haccac b. Yusuf es-Sakafi adındaki katil tarafından öldürüldü. Allah, o katili kahretsin ve rezil etsin. Vakidî, Beni Esed'in azatlısı Nafî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "İbn …

Bu senede Abdullah b. Zübeyr (r.a.), Haccac b. Yusuf es-Sakafi adındaki katil tarafından öldürüldü. Allah, o katili kahretsin ve rezil etsin.

Vakidî, Beni Esed'in azatlısı Nafî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "İbn Zübeyr, hicretin yetmişikinci senesinin zilhicce ayı başında kuşatma altına alındı. Hicretin yetmişüçüncü senesinin cemaziyelevvel ayının on'unda öldürüldü. Böylece Haccac, onu beş ay on yedi gece süreyle kuşatma altında tutmuş oldu. Önceki kısımlarda da anlattığımız gibi Haccac, insanlara bu senede haccettirdi. İbn Ömer de hacdaydı. Ab-dülmelik, Haccac'a mektub yazarak hac menasiki hususunda îbn Ömer'e uymasını emretti. Bu husus, Buharı ve Müslim'in sahihlerinde vardır."

Bu sene başlarken Şamlılar, Mekkelileri kuşatma altına alma va-ziyyetinde idiler. Haccac, Mekke üzerinde mancınıkları dikmişti ki, Mekkelileri kuşatma altına alsın ve onlar da çıkıp eman diliyerek Ab-dülmelik'e bey'atlannı arzetsinler. Habeşlüer, Haccac'la beraberdiler. Mancınıklarla Mekke'yi taşlıyarak çok sayıda adam öldürdüler. Hac-cac'ın elinde beş mancınık bulunuyordu. Mekke'nin üzerine her taraftan devamlı mancınık atışları yapıyordu. Mekkelilere azık ve suyu vermez oldu. Onlar da Zemzem suyu içiyorlardı. Mancınıklarla atılan taşlar, Ka'be'ye düşüyordu. Haccac, adamlarına şöyle sesleniyordu: "Ey Şamlılar"'! Sakın itaat edenlere ilişmeyin. Allah'tan korkun."

Şamlı askerler, İbn Zübeyr'in üzerine hücum ediyorlardı. Hatta anlatıldığına göre bu şiddetli hengamede onu yakalamışlardı. îbn Zübeyr de yanında hiç kimse olmadığı halde bunların üzerine hücum ediyor, nihayet onları Beni Şeybe kapısından geri çıkarıyordu. Bunlar ona tekrar saldırıyorlar. O da bu saldırıya karşılık veriyordu. Bu karşılıklı saldırılar defalarca tekrarlandı. O gün Şamlılardan çok sayıda adam öldürüldü. İbn Zübeyr: işte ben İbn Havari'yim." diyordu. Bir rivayette anlatıldığına göre adamları İbn Zübeyr'e: "Şunlarla barış hususunda konuşmayacak mısın?" demiş, ibn Zübeyr'de adamlarına şu cevabı vermişti: "Allah'a yemin ederim ki, şunlar eğer siz, Kabe'nin içinde görseler bile hepinizi boğazlarlar. Vallahi ben ebediyyen bunlardan barış istemiye-ceğim."

Birçoklarının anlattıklarına göre Şamlılar, Mekke'ye mancınıkla taş attıkları esnada yıldırımlar ve şimşekler çaktı. Öyle ki yıldırımların sesleri mancınıkların seslerini bastırdı. Bir şimşek çakıp Şamlılara isabet ederek onlardan om'ki kişiyi öldürdü. Bunun üzerine Şamlıların morali bozuldu. Kuşatmaya devam etmek istemediler. Ama Haccac, devamlı olarak onlan cesaretlendiriyor ve şöyle diyordu:

"Ben bu beldelerin durumunu bilirim. Bu şimşekler Tihame'den gelmektedir. Size isabet ettiği kadar düşmanlarınıza da isabet edecektir."

Ertesi sabah yine şimşek çaktı ve îbn Zübeyr'in adamlarından çok sayıda askeri öldürdü. Haccac da bunun üzerine şöyle demeye başladı: "Size dememişmiydim ki şimşekler size isabet ettiği kadar düşmanlarınıza da isabet edecektir. Siz itaat üzresiniz onlarsa, muhalefettedirler."

Şamlılar, mancınıkla taş atarlarken şu şiirleri okuyorlardı: "Medine yakınındaki kaymaklı Fenikeyi şu mescidin direklerini fırlatacağız." O esnada bir şimşek çaktı, mancımğa çarptı ve yaktı. Şamlılar, mancınıkla taş atmayı durdurdular. Kuşatmadan geri çekilecek oldular. Bunun üzerine Haccac, onlara seslenerek şöyle dedi:

"Yazıklar olsun size! Bilmez misiniz ki sizden önceki kavimlere ateş iner ve kabul edilen kurbanlarım yerdi? Eğer sizin bu ameliniz makbul olmasaydı, ateş inmez ve mancınığı yakmazdı." Haccac'm bu konuşması üzerine Şamlılar tekrar muhasaraya devam ettiler. Mekkeliler, artık peyderpey Haccac'm yanına giderek eman istemeye başladılar ve bunu devam ettirdiler. İbn Zübeyr'i yalnız bıraktılar. Öyle ki, onun 10.000'e yakın adamı kendisinden ayrılıp Hacac'm yanına gittiler. Haccac da onlara eman verdi. îbn Zübeyr'in adamları gerçekten azaldı. Öyle ki, Abdullah b. Zübeyr'in oğulları Hamza ile Hubeyb'de çıkıp Haccac'm yanma gittiler. Kendi şahısları için Haccac'dan eman istediler. Haccac, onlara da eman verdi. O esnada Abdullah b. Zübeyr, annesinin yanma giderek insanların kendisini yardımsız bırakmalarından şikayet etti. Oğulları ve aile efradı da dahil olmak üzere adamlarının kendisini terk ederek Haccac'm yanma gittiklerini, yanında çok az sayıda adam kaldığım, bir saatlik dahi dayanacak güçlerinin kalmadığını anlattı. Dilediği kadar kendisine dünyalık verileceğini bildirdi ve görüşünü sordu:

"Ey oğulcuğum, sen kendini daha iyi bilirsin. Hak yolda olduğunu, hakka davet ettiğini biliyorsan, buna sabret. Adamların da zaten bu yolda öldürüldüler. Boynunu düşmana teslim etme ki, Umeyye oğullarının çocukları senin kesik ba^nı oyuncak etmesinler. Ama bütün bu işlen dünyalık elde etmek için yaptığım biliyorsan, o halde sen ne kotu bir kulsun. Hem kendini mahvettin, hem de kendinle birlikte öldürülen kimseleri mahvettin. Eğer sen hak yolda isen, dimni ne diye gevşetiyorsun? Zaten sen dünyada ne zamana kadar yaşayabileceksin? Bu durumda öldürülmek daha güzeldir."

Annesinin böyle konuşması üzerine Abdullah b. Zübeyr, annesine yaklaştı, başını öpüp şöyle dedi: "Anacığım, vallahi ben de böyle düşünüyordum. Ben dünyaya meyletmedim. Dünyada yaşamayı gönülden arzulamadım, ben düşmana karşı sırf Allah rızası için kızarak O'nun yasakları çiğnendiğinden dolayı öfkelenerek ayaklandım. Ben sadece senin görüşünü öğrenmek istedim. Sen basiretime basiret kattın. Bak anneciğim, ben bu gün öldürüleceğim, sakın üzüntün şiddetlenmesin. Allah'ın emrine teslim ol, senin oğlun kasıtlı olarak kötülük işlemiş değildir. Çirkin şeyleri asla yapmamıştır. Allah'ın hükmüne karşı cüretkar olmamıştır.

Verdiği emana hıyanet etmemiştir. Bir Müslümana veya Zimmi'ye kasden zulmetmemişimdir. Bir valinin zulüm yaptığını duyduğum takdirde ona asla rıza göstermemiş, aksine onu kmamışımdır. Valileri Rab-bimin rızasına tercih etmemişimdir. Allah'ım, ben bu sözleri kendimi temize çıkarmak için söylemiyorum. Allah'ım, sen beni benden ve başkalarından daha iyi bilirsin, sırf annemi avutmak ve teselli etmek için böyle söyledim."

Annesi de şöyle dedi: "Allah'tan ümidim şudur ki, senin ölümüne karşı güzel bir teselli bulayım. Belki sen benden önce öldürülürsün. Belki de ben senden önce öldürülürüm, ben kendim dışarı çıkıp bakacağım ve senin akibetini seyredeceğim."

Abdullah ta annesine şöyle dedi: "Allah sana hayır mükafat versin. Ey anneciğim, artık duanı benden eksik etme."

Annesi de şöyle dedi: "Ben, bâtıl yolda öldürülen kimseler için de duamı eksik etmeyeceğim. Oysa sen hak yolda öldürülüyorsun. Allah'ım, şu kıyamın uzunluğuna, şu ağıda ve Mekke ile Medine çöllerindeki susuzluğa merhamet et. Abdullah'a, babası ve benim sebebimle iyilik et, ihsanda bulun. Allah'ım! Ben onu, kendisi hakkında vermiş olduğun emrine teslim ettim. Senin verdiğin hükme razı oldum. Abdullah b. Zü-beyr'in öldürülmesine karşılık olarak bana sabredenlerin ve şükredenlerin sevabını ver." Bu konuşmadan sonra annesi, Abdullah'ı tutup vedalaşmak için kucakladı. Ahir ömründe gözlerini kaybetmişti. Kucakladığında Abdullah'ın demirden bir zırh giyinmiş olduğunu gördü ve şöyle dedi:

- Ey oğulcuğum, biz şehadet istediğimiz halde, bu zırhları giymek te ne oluyor?

- Anacığım, ben sırf senin kalbini teskin etmek ve gönlünü hoş tutmak için bu zırhları giydim.

- Hayır ey oğulcuğum, bunları çıkar.

Abdullah b. Zübeyr de zırhlan çıkarıp diğer elbiselerini giydi. Elbiselerini iple üzerine bağladı, annesi de şöyle diyordu:

- Paçalarını sıva.

Abdullah, elbisesinin etek kısmını sağlamca bağladı ki öldürüldüğü takdirde avret mahalleri görünmesin. O esnada annesi de ona babası Zübeyr'i, dedesi Ebu Bekir es-Sıddık'ı, ninesi Safiye binti Abdülmutta-Hb'i, teyzesi ve Rasûlullah'ın zevcesi Hz. Aişe'yi ona hatırlatıyor, şehid olarak öldürüldüğü takdirde onların yanma gitme ümidini kendisine aşıhyor(^u- Sonra Abdullah, anasının yanından çıkıp gitti. Bu, onun annesiyle son görüşmesi oldu. Allah, ondan da annesinden de babasından da annesinin babasından da razı olsun.

Dediler ki: Abdullah b. Zübeyr, Mescid-i Haram'm kapısından çıkarken orada beşyüz süvari ve piyade vardı. Üzerlerine saldırdı ve onları sağa sola dağıttı. Hiç kimse karşısında duramadı. O şöyle diyordu:

"Ölüm günümü bilirsem sabrederim.

Hür kişi de zaten bunu bilir.

Ancak bildiği halde bilmezlikten gelen var."

İbn Zübeyr'in, Harem kapılarını bekleyen adamlarının sayısı azalmıştı. Humustular Ka'be karşısındaki kapıyı, Şamlılar Beni Şeybe kapısını, Ürdünlüler Safa kapısını, Filistinliler Beni Cumah kapısını, Kinnesrinliler de Beni Sehm kapısını kuşatma altına almışlardı. Her kapıda bir komutan ve o beldelerin ahalisi vardı. Haccac ve Tarık b. Amr da Abtah tarafında idiler. îbn Zübeyr, hangi kapıdan çıkarsa çıksın mutlaka o kapıda bekleyen topluluğu darmadağın ediyordu. Zırhını giymemişti. Kapılan tutanları kovalayıp Abtah'a kadar sürdü. Sonra şöyle ünledi: "Eğer benim karşımda duran bir kişi olsaydı ben hakkından gelirdim."

İbn Safvan ile Şamlılar da: "Evet vallahi o, 1000 adama bedeldir." diyorlardı. Mancınık taşları gelip Abdullah b. Zübeyr'in elbisesine değiyor, ama o, bundan rahatsız olmuyordu. Kuşatmacılara karşı çıkıyor, onlarla kükremiş asrlan gibi savaşıyordu. Nihayet insanlar, onun cesaret ve kahramanlığından ötürü şaşkına döndüler. Bu senenin cemaziye-levvel ayının onyedisinde salı gecesinde İbn Zübeyr geceyi namaz kılarak geçirdi. Sonra oturdu ve kılıcının kabzasına dayandı. Bir süre uykuya daldı. Sonra fecirle birlikte uyandı ve: "Ey Sa'd, ezan oku." dedîvMa-kam-ı ibrahim yanında ezan okundu. İbn Zübeyr, abdest aldı. Sonra iki. rekat sabah namazının sünnetini kıldı. İkamet edildiğinde kalkıp sabah namazının farzım kıldı, sonra Kalem sûresini harf harf okudu. Namazını tamamladıktan sonra selam verip Allah'a hamd-ü senada bulundu ve şöyle dedi: "Yüzlerinizi açın ki size bakayım-" Cemaat yüzlerini açtı, miğferlerini giymişlerdi, onları savaşa ve sabra teşvik etti. bonhıipıım pttiler. Muhasaracıları Hara kalkıp hücuma geçti, adamları aa nucum encun'a kadar kovaladılar. O esnada bir kiremit parçası gelip yüzüne isabet etti. Sarsıldı, yaralandı. Kanın sıcaklığının yüzünde akmakta olduğunu hissedince şu şiiri okudu:

"Topuklarınız üzerinde yaralarınız kanamamalıdır Aksine ayaklarınızın ön kısmından kan damlamalıdır."

Sonra yere düştü. Düşmanları süratle gelip onu öldürdüler. Allah, ondan razı olsun. Gidip Haccac'a haber verdiler. O da secdeye kapandı. Allah onu kahretsin. Sonra Haccac ve Tank b. Amr, kalkıp Abdullah b. Zübeyr'in cesedinin yanma gelip durdular. Tank şöyle dedi:

"Kadınlar bundan daha erkek birini doğurmadı."

Haccac: "Sen mü'minlerin emirine itaat etmeyip muhalefet eden bir kimseyi mi övüyorsun?" deyince Tarık şu cevabı verdi:

"Evet. O mazurdur, çünkü biz onu kuşattık. Ama o bir kalede veya hendekte veya bir sığınıkta değildi ki, bizden intikam alsın. Aksine o, her yerde ve her durumda bizden üstündür."

Tarık'ın böyle söylediğini duyan Abdülmelik, onu dövdü.

Haccac'ın biyografisinden bahsederken İbn Asakir, onun îbn Zü-beyr'i öldürmesinden sonra Mekke'nin, İbn Zübeyr'e ağlamak maksadıyla büyük bir sarsıntı geçirdiğini rivayet etmiştir. Allah, Abdullah İbn Zübeyr'e rahmet etsin. Mekke'nin sarsılmasından sonra Haccac, bir nutuk irad ederek şöyle dedi:

"Ey insanlar! Doğrusu Abdullah b. Zübeyr, bu ümmetin hayırlı ve seçkin adamlarmdandı. Ancak halifeliğe rağbet etti, halifelik hususunda hilafete layık olan kimselerle çekişti. Harem'de dinden çıktı. Bu sebeple Allah, ona elem verici azabını tattırdı. Doğrusu Adem, Allah katında Abdullah b. Zübeyr'den daha kıymetli ve üstün bir kimse olup Cennet'te yaşamaktaydı. Cennet, Mekke'den daha şereflidir ama Adem, Allah'ın emrine muhalefet edip yasaklı ağacın meyvesinden ye-yince Cenâb-ı Allah, onu Cennet'ten çıkardı. Haydi kalkın namazınızı kılın. Allah size rahmet etsin."

Başka bir rivayette anlatıldığına göre Haccac, Mekkelilere hitaben şöyle demiştir:

Ey Mekkeliler, siz Abdullah b. Zübeyr'in öldürülmesini çok büyük bir olay sayıyorsunuz. Doğrusu Abdullah b. Zübeyr, bu ümmetin seçkin ve hayırlı kimselerindendi. Ancak dünyaya rağbet etti. Halifelik hususunda hilafete ehil kimselerle çekişti. Allah'a itaatin dışına çıktı ve Allah'ın Harem'inde dinden çıktı. Eğer Mekke, ilahi takdiri engelleyecek bir mekan olsaydı, Adem'in Cennet'ten kovulmasına engel olurdu. Oysa Allah, Adem'i kendi eliyle yaratmış, ruhundan ona üflemiş ve melekleri ona secde ettirmişti. Ayrıca bütün eşyanın adlarını ona öğretmişti.

Adem^O'na isyan edince onu Cennet'ten çıkardı ve yeryüzüne indirdi. Oysa Âdem, Allah katında Abdullah b. Zübeyr'den daha üstündür. Abdullah b. Zübeyr, Allah'ın kitabım değiştirdi."

Bu konuşmasından sonra Abdullah b. Ömer, Haccac'a şöyle dedi: "Sana, yalan söylüyorsun, demek isteseydim derdim. Allah'a yemin ederim İd Abdullah b. Zübeyr, Allah'ın kitabını değiştirmedi. Aksine o, Allah'ın kitabını uyguluyor, namaz kılıp oruç tutuyor ve hak ile amel ediyordu."

Haccac, daha sonra olup bitenleri bir mektupla Abdülmelik'e bildirdi. Abdullah b. Zübeyr'in kesik başını, Abdullah b. Safvan ve Ammare b. Hazm'm kesik başlarıyla birlikte Abdülmelik'e gönderdi. Bu kesik başları götüren adamlara, Medine'den geçtikleri esnada başları şehrin belirli bir yerine dikmelerini, sonra alıp Şam'a götürmelerini emretti. Adamlar da bu emri yerine getirdiler. Haccac, kesik başları Ezd kabilesinden bir adamla gönderdi. Kesik başları götüren adama Abdülmelik 500 dinar verdi. Sonra bir makas getirilmesini emretti. Getirilen makasla kendi perçeminden ve çocuklarının perçemlerinden biraz kesti. Abdullah b. Zübeyr'in öldürülmesine sevindiğinden Ötürü böyle yapmıştı. Allah müstahaklarını versin.

Haccac ise, Abdullah b. Zübeyr'in cesedinin getirilmesini emretti. Getirilen cesedi Hacun yanında Menkese tepesine astı, orada asılı kaldı. Nihayet Abdullah b. Ömer, oradan geçince asılı cesede hitaben şöyle dedi: "Allah sana rahmet etsin. Ey Ebu Hubeyb. Vallahi sen çok oruç tutar ve çok namaz kılardın." Böyle dedikten sonra orada bulunanlara şöyle seslendi: "Artık bu darağacına binen süvarinin indirilmesi vakti gelmedi mi?" Haccac, bunun üzerine emir göndererek Abdullah b. Zübeyr'in cesedinin darağaandan indirilmesini söyledi ve cesed indirilip oraya defnedildi, Haccac, Mekke'ye girdi. Mekkelilerden Abdülmelik b. Mervan adına bey'at oldı. Haccac, orada halkın o senede haccını ifa edişine kadar ikamet etti. Haccac, Mekke, Yemame ve Yemen valisi idi.