El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Hüseyin B. Ali'nin Emirlik Talebi İle Mekke'den Çıkışı Ve Şehid Edilişi

Önce onun biyografisinden, daha sonra da menkibe ve faziletlerinden bahsederek konuyu detaylı olarak ele alacağım. Hz. Hüseyin'in soy kütüğü şöyledir: Hüseyin b. Ah" b. Ebi Talib b. Ab-dülmuttalib b. Haşim Ebu Abdullah …

Önce onun biyografisinden, daha sonra da menkibe ve faziletlerinden bahsederek konuyu detaylı olarak ele alacağım.

Hz. Hüseyin'in soy kütüğü şöyledir: Hüseyin b. Ah" b. Ebi Talib b. Ab-dülmuttalib b. Haşim Ebu Abdullah el Kuraşi el- Haşimî. Kerbela'da şehit düşmüş olup Rasûlullah (s.a.v.)'m kızı Fatımatü'zZehra'dan doğan torunudur. Onun dünyadaki kokulu çiçeğidir. Hz. Hüseyin, kardeşi Ha-san'dan sonra doğmuştur. Hasan, hicretin üçüncü senesinde doğmuştur. Bazıları dediler ki: "Hüseyin ile Hasan'm doğumları arasında annelerinin sadece bir temizlik dönemi ve hamilelik dönemi vardır. Hüseyin, hicri dördüncü senenin şaban ayının beşinci gecesinde doğmuştur."

Katade dedi ki: Hüseyin, hicri altıncı senenin beşinci ayının ortalarında doğmuştur. Hicri altmışbirinci senenin muharrem ayının aşure giinü olan cuma gününde öldürülmüştür. Öldürülürken elli dört buçuk yaşında idi. Allah ondan razı olsun."

Rivayet olunduğuna göre Hüseyin doğduğunda Peygamber (s.a.v.), onun damağına birşeyler sürmüş, ağzına tükürmüş, onun için hayır duada bulunmuş ve ona Hüseyin adını takmıştır. Oysa daha önce babası Ali, ona Harb adım (başka bir rivayete göre Cafer adını) takmıştı. Anlatıldığına göre babası ona doğumunun yedinci gününde isim vermiş ve onun için akika kurbanı kesmiştir.

Rivayete göre Hz. Ali (r.a.) şöyle demiştir: "Baş ile göğüs kısmı arasında Hasan, Rasûlullah (s.a.v.)'e çok benzerdi. Bundan aşağı kısımlarda da Hüseyin, Rasûlullah'a çok benzerdi."

Zübeyr b. Bekkar, Muhammed b. Dahhak el-Hizamfnin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Hasan'm yüzü Rasûlullah'm yüzüne benzerdi. Hüseyin'in bedeni de Rasûlullah'm bedenine benzerdi."

Muhammed b. Şirin ile kızkardeşi Hafsa, Enes'in şöyle dediğini rivayet etmişlerdir. Ben, İbn Ziyad'ın yanındaydım. Hüseyin'in başı getirildi. Elindeki bir değneği Hüseyin'in burnuna değdirdi ve: "Bunun kadar güzel birini görmedim." dedi. Ben de kendisine dedim ki: "Bu, ehl-i °eyt arasında Rasûlullah'a en çok benzeyen kimseydi."

Süfyan dedi ki: Ubeydullah b. Ziyad'a dedim ki:

- Hüseyin'i gördün mü?

- Evet, saçı ve sakalı simsiyahtı. Sadece çenesinin ön kısmındaki birkaç tel siyah değildi, bilemiyorum, bunları kasıtlı olarak mı kına ile boyamıştı, yoksa Rasûlullah'a benzemek için mi Öyle bırakmıştı. Belki de o tellerden başka ağarmış tel yoktu." İbn Cüreyc, Ömer b. Ata'nın şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Hz. Ali'nin oğlu Hüseyin'in vücuduna, dövme yaptırdığını gördüm, o zaman o altmış yaşındaydı, saçı ve sakalı simsiyahtı."

Şimdi de iki zayıf yol ile rivayet edilen şu hadise gelelim: Fatıma, Ölümle sonuçlanan hastalığında Rasûlullah (s.a.v.)'dan, oğulları Hasan ile Hüseyin için bir bağışta bulunmasını istedi. Rasûlullah (s.a.v.) da şöyle buyurdu: "Hasan'a heybet ve liderliğimi veriyorum. Hüseyin'e de cesaret ve cömertliğimi veriyorum." Ancak bu hadis sahih değildir. Muteber hadis kitablarmda buna rastlanmamıştır. Hüseyin, Peygamber (s.a.v.)'m zamanında beş sene kadar yaşamıştır. Kendisinden hadisler rivayet edilmiştir. Müslim b. Haccac, onun Peygamber (s.a.v.)'i görmüş olduğunu söylemiştir. Salih b. Ahmed b. Hanbel ise, babası İmam Ah-med'in Hz. Hasan hakkında: "O güvenilir bir tabii idi." dediğini rivayet etmiştir. Ancak bu garip bir rivayettir. Hele Hz. Hüseyin'in tabii olduğunu söylemek hayli gariptir.

İleriki bölümlerde Rasûlullah (s.a.v.)'m Hasan ile Hüseyin'e kıymet göstermiş olduğunu, onlara sevgi ve şefkatini izhar etmiş olduğunu anlatacağız. Kısaca anlatmak istediğimiz şudur ki Hüseyin, Rasûlullah (s.a.v.)'la aynı zamanda yaşamış, vefatına kadar onun yanında bulunup sahabesi olmuştur. Rasûlullah (s.a.v.), vefat ederken ondan razı idi ama o küçük yaştaydı. Sonra Ebu Bekir, halifeliğe geçtiğinde Hüseyin'e ikramda bulunup saygı gösterdi. Ömer ile Osmanda ona ikramda bulunup saygı gösterdiler. Hz. Hüseyin, babası ile beraber oldu. Ondan hadis rivayet etti. Bütün gazalarında, Cemel ve Sıfnn savaşlarında onunla beraber oldu. Saygı gören, ağır başlı bir kimse idi. Şehid edilişine kadar babasına itaatkar oldu. Halifelik, Hz. Hasan'a intikal edip te o Muaviye ile barışmak istediğinde bundan çok rahatsız oldu. Bu iş onun ağrına gitti. Kardeşi Hasan'm bu konudaki görüşünü tasvib etmedi. Aksine onu Şamlılarla savaşmaya kışkırttı. Kardeşi Hasan, ona şöyle dedi: "Vallahi seni bir eve hapsetmek, kapıyı üzerine kilitlemek istedim ki, Şamlılarla şu işi bitirdikten sonra seni serbest bırakayım."

Hüseyin, kardeşinin bu görüşte olduğunu anlayınca sustu ve teslim oldu.

Halifelik yalnız başına Muaviye'nin eline geçtiğinde Hüseyin, kardeşi Hasan'la birlikte Muaviye'nin yanına giderdi. Muaviye, onlara fazlasıyla ikramda bulunur ve: "Hoşgeldiniz, safa geldiniz." derdi. Onlara bolca bağışta bulunurdu. Bir gün onlara 200.000 dirhem vermişti. Verirken de: "Alın, işte ben Hind'in oğluyum. Allah'a yemin ederim ki, benden önce hiç kimse size bu kadar para vermediği gibi benden sonra da hiç kimse vermeyecektir." dedi. Hz. Hüseyin de şu karşılığı verdi: "Allah'a yemin ederim ki, sen de şimdiye kadar bizden daha faziletli kimseye bağışta bulunmadığın gibi bundan sonra da bizden daha faziletli kimseye bağışta bulunamayacaksın."

Hz. Hasan vefat edince Hz. Hüseyin, her sene Muaviye'nin yanma gelir, Muaviye ona bağışta bulunur ve ikram ederdi. Hicretin ellibirinci senesinde Muaviye'nin oğlu Yezid'in Kostantiniyye'ye tertiplediği gazada askerler arasında Hz. Hüseyinde bulundu. Muaviye'nin sağlığında Yezid'in veliahtlığı için bey'at alındığında Hüseyin ona bey'ata yanaşmayanlardandı. Bu hususta Abdullah b. Zübeyr, Abdurrahman b. Ebu Bekir, Abdullah b. Ömer ve Abdullah b. Abbas'la birlikte hareket etti. Sonra Abdurrahman b. Ebu Bekir, bu görüşte iken vefat etti. Hicretin altmışıncı senesinde Muaviye vefat edip Yezid'e halifelik için bey'at edildiğinde Abdullah b. Ömer ile Abdullah b. Abbas bey'at ettiler, ancak Hüseyin ile Abdullah b. Zübeyr muhalefete devam ettiler. Medine'den kaçıp Mekke'ye gittiler ve orada ikamet ettiler. İnsanlar gelip Hüseyin'in etrafında toplandılar. Onun meclisine devam ettiler. Sözlerini dinlediler.

Muaviye'nin vefat ettiğini ve Yezid'in halifeliğe geçtiğini duyduklarında insanlar onun etrafında yer aldılar. Abdullah b. Zübeyr'e gelince o, Ka'be yanındaki musallasına devam etti. Bu arada diğer insanlarla birlikte Hüseyin'in yanma gelmeye başladı. Hz. Hüseyin, hayatta iken içindeki duyguları dışa vurmaya ve hareket etmeye imkan bulamadı. Çünkü insanların Hz. Hüseyin'e daha fazla saygı gösterdiklerini ve kendisinden öncelikli olduğunu kabul ettiklerini biliyordu. Yalnız şu var ki müfrezeler onun için Mekke'ye gönderiliyordu. Ama Cenâb-ı Allah -önce anlattığımız gibi- o müfrezelere karşı Abdullah b. Zübeyr'i muzaffer kıldı. Mekke'ye gelen birlikler mağlup olarak geri çekildiler. Abdullah b. Zübeyr de kendisini mahvetmek isteyen Yezidilere karşı kuvvetlendi. Kardeşi Anır b. Zübeyr'i vurup hapse attı. Ona misillimede bulundu ve onu tekdir etti. O esnada Abdullah b. Zübeyr İn Hicaz'da namı yüceldi, ünü yayıldı. Bütün bunlara rağmen insanlar nezdinde itibarı Hüseyin'in ki kadar olamadı. Şanı çok fazla bir şekilde yükselmedi, aksine insanlar Hüseyin'e meylediyorlardı. Çünkü o büyük liderdi. Rasûlullah (s.a.v.)in kızı Fatıma'nm oğluydu. Yeryüzünde ona denk ve ona müsavi olacak kimse yoktu, ama Yezidî devleti, olanca gücüyle ona düşmanlık ediyordu.

^Muaviye'nin öldüğünü, yerine Yezid'in geçtiğini ve Hüseyin'in Ye-zıd'e bey'at etmekten kaçarak Mekke'ye gittiğini duydukları zaman faklılardan Hz. Hüseyin'e çok sayıda mektup geldi. Onu Irak'a davet ediyorlardı. Ona ilk olarak gelenler, Abdullah b. Seb el-Hemedanî ile Abdullah b. Val idi. Bunlar beraberlerinde bir mektup da getirdiler. Mektupta Muaviye'nin ölümü sebebiyle onu tebrik ediyor ve onu selamlıyorlardı. Bu senenin, yani hicri altmışıncı senenin ramazanın yirmisinde Hz. Hüseyin'e geldiler. Iraklılar, bunlardan sonra Kays b. Meşher es-Sudaî, Abdurrahman b. Abdullah b. Kevva el-Erhabî ve Ammare b. Abdullah es-Selulî gibi adamları da gönderdiler. Bunlarla beraber 150 kadar mektupda Hz. Hüseyin'e gönderdiler. Daha sonra da Hani b. Hani es-Sübeyî, Sait b. Abdullah el-Hanefiyî de gönderdiler. Bunlarla beraber gönderdikleri mektupta Hz. Hüseyin'in çabucak Irak'a gelmesini istiyorlardı. Şis b. Rib'i, Haccar b. Ebcar, Yezid b. Haris b. Ruveym, Amr b. Haccac ez-Zebidî ve Muhammed b. Amr b. Yahya et-Temimî'de Hz. Hüseyin'e şu mealda bir mektup gönderdiler:

"Şimdi bahçeler yeşermiş, meyveler olgunlaşmış ve ölçekler ağızla-' rina kadar dolmuştur. İstersen senin için hazırlanmış olan ordunun ba-> şma geçmeye gel. Sana selam olsun." Heyetler ve elçilerin hepsi mektuplarıyla birlikte gelip Hz. Hüseyin'in yanında toplandılar. Onu Yezid b. Muaviye'nin yerine kendisine bey'at etmelerini kabul etmesi için teşvik ediyor ve öne sürüyorlardı. Mektuplarında Muaviye'nin ölümüne sevindiklerini yazıp ona sövüyor ve devletinin aleyhinde konuşuyorlardı. Şimdiye kadar kimseye bey'at etmediklerini, başlarına geçmesi için kendisinin Irak'a gelişini beklediklerini anlatıyorlardı. O esnada Hz. Hüseyin, amcası oğlu Müslim b. Ukayl b. Ebi Talib'i, -durumu araştırıp belirlemesi için- Irak'a gönderdi. Durumun anlatılanlar gibi sağlam ve muhkem olduğunu tesbit ederse, çoluk çocuğu ve yakınlarıyla yola çıkıp Irak'a gelmesi için kendisine haber göndermesini emretti ki gidip Kûfe'de düşmanlarıyla savaşsın, onları mağlup etsin.

Hz. Hüseyin, am-casıoğlu Müslim'i Irak'a gönderirken onunla birlikte bir de mektup gönderdi. Müslim, Mekke'den çıkıp yola koyulduktan sonra Medine'ye uğradı. Oradan da iki kılavuz aldı, bunlar onu metruk yollardan geçirdiler. Bu kılavuzlardan biri, Batn-ı Habit denen yerdeki boğaza geldiklerinde şiddetli susuzluktan öldü. Yolu şaşırdılar. Müslim b. Ukayl, bunu uğursuzluk saydı. Orada beklemeye başladı. İkinci kılavuzda ölünce durumu bir mektupla Hz. Hüseyin'e bildirdi. Onun fikrini sordu. Hz. Hüseyin de Irak'a gitmesini kesin bir ifadeyle emretti. Gidip Kûfelilerle görüşmesini ve durumlarını öğrenmesini buyurdu.

Müslim b. Ukayl, Kûfe'ye girdiğinde Müslim b. Avsece el-Esedî'nin yanına konuk oldu. Başka bir rivayette anlatıldığına göre Muhtar b. Ebi Ubeyd es-Sakafî'nin evine konuk olmuştur. Doğrusunu Allah bilir. Kûfeliler, Müslim'in gelişini duyunca bir birlerine, bu haberi yaydılar, gelip Hz. Hüseyin adına ona bey'at ettiler. Irak'a geldiği takdirde ona canlarıyla, mallarıyla yardım edeceklerine dair yemin ettiler. Böylece Hz. Hüseyin adına Müslim'e bey'at edenlerin sayısı 12.000 kişiyi buldu.

Bu sayı gittikçe fazlalaştı. Nihayet 18.000'e vardı. Müslim de Irak'a gelmesi için Hz. Hüseyin'e bir mektup gönderdi. Mektubunda onun için bey'atm yapıldığını ve işlerin düzene girdiğini anlattı. Mektubu alan Hz. Hüseyin, Küfe'ye gitmek üzere Mekke'den ayrıldı. Nitekim bunu ileride de anlatacağız.

Hz. Hüseyin taraftarlarının Kufe'de çoğaldığına dair haber, Küfe valisi Numan b. Beşir'e bir adam tarafından iletildi ama o bu haberle ilgilenmedi. Bu durumu önemsemedi. Fakat insanlara bir konuşma yaparak onları ayrılıktan ve fitneden menetti. Birbirlerine ısınmalarını ve sünnete sarılmalarım tavsiye etti ve: "Benimle savaşmayanla savaşmayacağım, bana saldırmayana saldırmayacağım, sizi zanla itham etmeyeceğim, kendisinden başka ilah bulunmayan Allah'a yemin ederim ki eğer imamınızdan ayrılır, onunla yaptığınız be/atı bozarsanız kılıcımın kabzası elimde bulunduğu sürece sizinle savaşırım." dedi. Abdullah b. Müslim b. Şube el-Hadremî adındaki bir adam kalkıp ona şöyle dedi: "Bu yönetim işi ancak zor kullanılarak yürütülebilir. Ey vah, senin tuttuğun yol güçsüzlerin yoludur." Adamın bu itirazına karşı vali Numan şöyle cevap verdi:

"Allah'a itaat hususunda güçsüz kimselerden olmak, benim için Allah'a isyan hususunda güçlü kimselerden olmaktan daha hoştur." Böyle dedikten sonra minberden indi. Fakat ona itiraz eden adam durumu bir mektupla Yezid'e bildirdi. Ammare b. Ukbe ile Amr b. Sa'd b. Ebi Vak-kas ta birer mektup yazarak durumu Yezid'e bildirdiler. Yezid, bu durumdan haberdar olunca Numan'ı Küfe valiliğinden azletti. Küfe vilayetini Basra valisi Ubeydullah b. Ziyad'm uhdesine verdi. Bunu da azatlısı Sercu'nun tavsiyesi üzerine yaptı. Yezid, bazı işlerde ona fikir sorardı. Sercun ona dedi ki:

- Eğer hayatta olsaydı Muaviye'nin bu konudaki tavsiyesini kabul eder miydin?

- Evet.

- Öyleyse şu tavsiyemi kabul et.Kûfe'yi Ubeydullah b. Ziyad'dan daha iyi yönetecek bir vali yoktur. Sercun'un bu tavsiyesi üzerine Yezid, Ubeydullah b. Ziyad'ı Küfe valiliğine tayin etti, ancak ona kızgındı. Daha Önce onu Basra valiliğinden azletmek isterken bu defa onu hem Basra hem Küfe valiliğine tayin etti. öü da Allah'ın onun hakkında ve başkaları hakkındaki iradesinin bir eseriydi.

Sonra Yezid, bu durumu bir mektupla Ubeydullah b. Ziyad'a yazdı. Şöyle ki:

"Küfeye geldiğinde Müslim b. Ukayl'i ara, eğer ele geçirebilirsen otlu öldür, ya da sürgüne gönder." Yezid bu mektubu Müslim b. Amr el-Bahilî ile Ubeydullah'a gönderdi, o da Basra'dan kalkıp Küfeye gitti. Şehre girerken yüzüne siyah bir sarığını sardı, kendini tanınmaz hale getirdi. Kûfe'deki insan gruplarının Önünden geçerken mutlaka onlara "selamün aleyküm" diyor, onlar da kendisini Rasûlullah'm torunu Hüseyin sararak "ve aleykümüsse-lam hoşgeldin." diye karşılık veriyorlardı. Hz. Hüseyin'in gelişini beklemekte olan insanlar, onun etrafında toplandılar. Kendisi, onyedi süvari ile Kûfe'ye girmişti. Yezid'in taraftarlarından Müslim, b. Amir, toplanan kalabalığa: "Yol verin geri çekilin bu, vali Ubeydullah b. Ziyad'dır." deyince Kufeliler, gelenin Hz. Hüseyin değilde vali Ubeydullah olduğunu anladılar ve üzerlerine şiddetli bir hüzün ve keder çöktü.

Ubeydullah, Kûfe'deki durumu tahkik ettirdi, kendisi valilik konağına yerleşti. İdareye hakim olduktan sonra Ebu Ruhm adındaki bir adamını Müslim b. Ukayl'in yanma gönderdi, ona ayrıca 3000 dirhem para verdi. Ebu Ruhm'-a Humus taraflarından Hz. Hüseyin'e bey'at maksadıyla geldiği süsünü kendine vermesini emretti. Ebu Ruhm da Müslim b. Ukayl'in bulunduğu yeri araştırdı ve buldu. Müslim b. Ukayl, Hani b. Urve'nin evinde kalıyordu, içeri girdi. Müslim'e bey'at etti, günlerce yanında kaldı, durumunu iyiden iyiye öğrendi. Getirdiği 3000 dirhemi de Müslim'in emri üzerine Ebu Sümame elAmirî'ye verdi. Ebu Sümame, getirilen paraları Müslim b. Ukayl adına teslim alıyor, bu paralarla silah satın alıyordu. Ebu Sümame Arap kahramanlarındandı. Ebu Ruhm oradan ayrılıp Ubeydulîah'm konağına döndü, durumu ona anlattı.

Müslim b. Ukayl, Hani b. Urve'nin evinden ayrılıp Hani b, Humeyd b. Urve el-Muradf nin evine geçti. Sonrada Şerik b. Aver'in evine geçti. Bunlar, Kûfe'nin önde gelen şahsiyetlerin dendiler. Hani b. Urve, Ubeydullah b. Ziyad'm kendisim ziyarete geleceği haberini aldı, bu durumu Hani b. Humeyd'e bildirdi ve şöyle haber gönderdi: "Müslim b. UkayPı evime gönder. Ubeydullah b. Ziyad ziyaretime gelecek, evime gelir gelmez Müslim onu öldürsün." Bu haberi Şerik ile göndermişti. Şerik, Müslim'e şu tenbihatı yaptı: "Sen Hani b. Urve'nin evinde pusuya yat, bir yere saklan. Ubeydullah oturduktan sonra ben su isteyeceğim. Bu, benim sana işaretim olacaktır. Su istediğim zaman ortaya çık ve Ubey-dullah'ı öldür."

Ubeydullah, Hani b. Urve'nin evine gelip de minderin üzerine oturduğunda Hani de onun yanında oturdu, hizmet için Mehran adındaki bir kölesi orda duruyordu. Bir süre konuşup sohbet ettiler, sonra Şerik: "Bana biraz su verin." dedi. Bu, Şerik'in Müslim'e, ortaya çıkıp Ubey-dullah'ı öldürmesi için verdiği bir işaretti. Ancak Müslim, Ubeydullah'ı öldürmekten çekindi. Bir cariye su testisini alıp getirdi. Müslim'in pusuda yattığım görünce utandı ve geri döndü. Cariye üç kez su getirdi. Her üçünde de geri götürdü. Sonra Şerik şöyle dedi: "Canımı kayb etme pahasına da olsa bana biraz su içirin. Siz suyu benden esirgiyor musunuz?" O zaman Ubeydulîah'm kölesi Mehran, bir suikast tertibi bulun-du&unu anladı, efendisi Ubeydullah'a işaret etti, hemen kalkıp gittiler „ rik te Ubeydullah'a: "Ey vali, sana biraz tavsiyede bulunmak istiyo-m " dedi ancak Ubeydullah: "Daha sonra yine geleceğim." dedi ve kölesi ile birlikte çıkıp gitti. Kölesi onu bineğine bindirip yola koydu ve çr "Bunlar seni öldürmek istediler." deyince Ubeydullah şöyle dedi: "Sen ne diyorsun! Ben onlara merhametle muamele ediyorum, onlar ne diye beni öldürmek istesinler?"

Serik de Müslim'e: "Ubeydullah'ı niçin öldürmedin?" diye sorunca Müslim şu cevabı verdi: "Rasûlullah (s.a.v.)'m şu hadisini duydum: "îman hainliğin zıddıdır. Mü'min kimse haince öldürülmez."

Ben de Ubeydullah'ı senin evinde Öldürmek istemedim." Şerik dedi ki- Eğer onu öldürseydin, onun yerinde hükümet konağında sen oturacaktın ve Basra vilayetinin yönetimi de sana bağlanacaktı. Eğer onu öldürseydin, bir zalim ve günahkar kimseyi öldürmüş olacaktın."

Bu hadiseden üç gün sonra Şerik vefat etti.

Ubeydullah b. Ziyad, vilayet konağının kapısına yüzü peçeli olarak geldiğinde Numan b. Beşir, onun Hüseyin olduğunu zannetti. Konağın kapısını kilitledi ve: "Emaneti sana teslim edecek değilim." dedi. Ubeydullah da ona: "Açamaz olasıca kapıyı aç." dedi. O da gelenin Hz. Hüseyin olduğunu zannettiği için kapıyı açtı, ancak gelenin Ubeydullah olduğunu anladığında eli ayağı titredi. Ubeydullah, hükümet konağına girdi ve şu duyurunun yapılmasını emretti: "İnsanlar namaz için camiye gelip toplansınlar." İnsanlar bu duyuru üzerine gelip camide toplandılar. Ubeydullah, minbere çıkıp Allah'a hamdü senada bulunduktan sonra şöyle dedi:

"Mü'minlerin emiri, beni sizin yönetiminizin başına geçirdi. Sınırınızı ve ganimetinizi korumakla görevlendirdi. Haksızlığa uğrayanınıza adaletle yardım etmemi, yoksul kalanınıza mal vermemi, emirleri dinleyip itaat edeninize iyilikte bulunmamı, isyan eden ve karşı gelenlere karşı şiddetle muamelede bulunmamı emretti. Ben de onun emirlerim" size tatbik edecek ve buyruğunu uygulayacağım." Böyle dedikten sonra minberden indi. Halkın önde gelenlerine ve temsilcilerine yanlarındaki yalana, ihtüafçı, asi kimselerin adlarını bildirmelerini emretti. Bu emri yerine getirmeyen önder ve temsilcilerin asılacağını, ya da sürgüne gönderileceğini bildirdi. Ayrıca divandan alacağı maaşın da kesileceğim söyledi. Hani de önde gelen büyük emirlerdendi. Gelişinden beri Ubeydulîah'm yanma gelmemiş, onu selamlamamış ti. Hastalandığını iddia ediyordu. Ubeydullah, onu hatırladı ve şöyle dedi: "Hani'nin nesi var, niçin diğer emirlerle birlikte buraya gelmedi?" "Ey vali, o hastadır." dediler. Ubeydullah: "Duyduğuma göre o evinin kapısı önünde oturuyor-^ Artık iyileşmiş." dedi.

Bazılarının anlattıklarına göre Ubeydullah, onu -evinde Müslim b. Ukayl bulunduğu halde- Şerik b. Aver'den önce ziyaret etmiştir. Ubey-dullah'ı öldürmek istemişlerdi, ancak- evinde olduğundan ötürü- Hani onlara bu imkanı vermemişti. Emirler, Hani b. Urve'nin yanına gelmişler, zorlayarak onu Ubeydullah b. Ziyad'm yanına götürmüşlerdi. Ubeydullah da Kadi Şureyh'e dönüp şu şiiri okumuştu:

"Ben onun yaşamasını istiyorken o benim ölümümü istiyor, Senin yardımcın, dostların olan Murad kabilesindendir."

Yani bu kabilenin dostluğuna güven olmaz.

Hani, Ubeydullah'a selam verdiğinde Ubeydullah ona: "Ey Hani, Müslim b. Ukayl nerede?" diye sordu. O da: "Bilmiyorum." diye cevap verdi. O esnada Ubeydullah'm, Temim kabilesinden olan azatlı kölesi ayağa kalktı. Bu köle daha önce güya Humus'tan be/at için geldiğini iddia ederek Müslim b. Hani'nin yanma giden ve onun emri ile Ebu Süma-me'ye 3000 dirhem para veren kişiydi. Ubeydullah, bu köleyi göstererek Hani'ye sordu: "Şunu tanıyor musun?" Hani, köleyi görünce cevap veremez oldu, şaşırdı ve şöyle dedi: "Evet, Allah emiri İslah etsin. Vallahi bu adamı ben evime davet etmedim, kendisi'geldi, zorla içeri girdi, ben de geri çeviremedim." Ubeydullah: "Müslim b. Ukayl'i bana getir." dediyse de Hani: "Vallahi o, ayağımın altında olsa bile ayağımı kaldırıp onu ortaya çıkarmam." diye cevap verdi. Ubeydullah, Hani'yi yanına yaklaştırmaları için adamlarına emir verdi.

Hani'yi onun önüne getirdiler, o da yüzüne bir mızrakla vurdu, kaşını yardı, burnunu kırdı. Hani de orda duran bir muhafızın kılıcına elini uzattı, ancak eline vurarak buna engel oldular. Ubeydullah ona: "Allah, senin kanını bana helal etti. Çünkü sen Harürîsin." dedi. Daha sonra emir verdi, onu hükümet konağının bitişiğindeki yere hapsettiler. Hani'nin akrabaları olan Beni Mezhiç kabi-lesindeki adamlar, Amir b. Haccac'la birlikte hükümet konağına geldiler. Onun öldürüldüğünü zannederek kapıda durdular. Ubeydullah, onların bağırıp çağırmalarını duyunca yanında bulunan Kadı Şureyh'e, dışarıya çıkıp onlara şöyle demesini emretti: "Emir, adamınızı sadece Müslim b. Ukayl hakkında sorguya çekmek için yanında alıkoymuştur."

Kadı Şureyh, dışarı çıkıp Hani'nin akrabalarına şöyle dedi: "Adamınız hayattadır, sultanınız onu dövmüştür, ama öldürmemiştir. Buradan çekip gidin, aksi takdirde hem canınızdan olursunuz, hem de Hani ölür." Bunu duyan Beni Mezhiç kabilesinin adamları oradan ayrılıp evlerine döndüler.

Müslim b. Ukayl, bu haberi duyunca bineğine bindi ve parolası olan: "Ey Mansur öldür!" şeklinde seslendi. Kufelüerden 4000 kişi onun etrada toplandılar. Beraberinde Muhtar b. Ebi Ubeyd de vardı. Yanında

1 bir sancağı vardı. Abdullah b. Nevfel b. Haris'in elinde de kırmızı ki' bir sancak vardı. Müslim b. Ukayl, etrafında toplanan adamlar sol cenah şeklinde mevzilendirdi. Kendisi de bu askeri birliğin yerleşti. Ubeydullah'm yanma gitti. Ubeydullah, Hani ile il- T larak insanlarla konuşuyor, onları ihtilaftan sakındırıyordu. Bu ıf * sması esnasında minberinin alt tarafinda halkın önde gelen eşrafi mirleri vardı. O minber üzerinde konuşmakta iken gözcüler gelip:

T slim b. Ukayl geldi." dediler. Ubeydullah, oradan hemen ayrıldı, be-

berindekilerle birlikte hükümet konağına girdi. Kapıyı üzerlerine ki-Ttlediler Müslim b. Ukayl, hükümet konağının kapısına vardığında askerleri ile birlikte orada durdu. Ubeydullah'm komutanları köşkün balkonundan dışarıya baktılar ve Müslim b. Ukayl'in yanında bulunan kendi kabilelerine mensup adamlara Müslim'in etrafından dağılmaları 'cin işaret ettiler, onları korkutup tehdit ettiler. Ubeydullah da yanında bulunan bazı komutanları konaktan dışarı çıkardı. Bineklerine binerek Küfe halkını Müslim b. Ukayl'in etrafından dağıtmakla görevlendirdi. Onlar da bu görevi yerine getirdiler. Bunların sakındırması neticesinde öyle bir manzara ile karşılaşıldı ki, kadın, oğluna veya kardeşine gelip: "Haydi eve dön, halk seni burada bulunmaktan men ediyor" diyordu. Erkek de gelip oğluna veya kardeşine: "Dün Şam askerleriyle beraberdin, bugün buraya geldin.

Müslim'in yanında yer aldın. Şimdi Şamlılara karşı ne yapacaksın, söyle bakalım." diyordu. Böylece insanlar, Müslim b. Ukayl'i yalnız bıraktılar. Geri çekildiler, onunla olan bağlarım kopardılar. Öyle ki Müslim'in yamnda sadece 500 kişi kaldı. Daha da azaldı, geriye 300 kişi kaldı. Daha da azaldı, geriye otuz kişi kaldı. Müslim b. Ukayl, bunlarla birlikte akşam namazım kıldı. Kinde kapısına yöneldi, oradan da ancak on kişiyle dışarı çıktı. Bunlar da onu bırakıp geri döndüler. Müslim, yalnız başına kaldı. Yol gösterecek bir kılavuzu, arkadaşlık edecek bir dostu veya onu evinde barındıracak bir adamı yoktu. Yalnız başına gitti. Karanlıklara karıştı, yolda nereye gideceğini bilemez halde mütereddit bir şekilde yürüyordu. Bir kapıya geldi, kapı önünde durup bineğinden indi. Kapıya vurdu. Bir kadın dışarı çıktı.

Kadının adı Tava idi. Eş'as b. Kays'm cariyesi idi. Ona bir çocuk doğurmuştu. Daha önce de Bilal b. Üseyd'in yanında iken bir erkek çocuk doğurmuştu. Oğlu diğer insanlarla birlikte çıkmıştı. Anası kapıda durmuş, °nun gelmesini bekliyordu. Müslim b. Ukayl, bu kadına: "Bana biraz su ver." dedi. Kadın da ona su verdi. Sonra içeri girdi. Tekrar çıktığında Müslim kapıda duruyordu. Ona: "Su içmedin mi?" diye sorunca Müslim: "içtim." dedi. Bu defa kadın şöyle karşılık verdi: "Haydi evine dön. Allah

aa afiyet versin. Kapımda beklemen uygun olmaz. Ben sana bunu re- görmüyorum ve bu senin için iyi de olmaz." Kadının böyle karşılık vermesi üzerine Müslim b. Ukayl ayağa kalktı ve şöyle dedi: - Ey Allah'ın cariyesi! Bu şehirde benim ne evim ne de aşiretim var İleride karşılığını sana vermem kaydıyla bugün bana iyilikte bulunmaz mısın?

- Ey Allah'ın kulu, nedir istediğin?

- Ben Müslim b. Ukayl'ım. Şu millet beni yalanladı ve beni aldattı.

- Sen Müslim misin?

- Evet.

- Öyle ise içeri gir.

Kadın onu içeri aldı, oturma odasından başka bir odaya yerleştirdi. Yatak serdi, akşam yemeği ikram etti, ancak o yemek yemedi. Çok geçmeden kadının oğlu geldi. Anasının, Müslim'in bulunduğu odaya sık sık girip çıktığını gördü, durumun ne olduğunu sordu. Annesi de: "Ey oğulcuğum, bırak bu soru sormayı" deyince oğlu ısrar etti ancak annesi kimselere birşey söylememesi için ondan söz aldıktan sonra ona Müslim'in durumunu haber verdi.

Müslim de sabaha dek konuşmadı. Suskun vaziyette yatağında kaldı. Ubeydullah b. Ziyad'a gelince o da hükümet konağından indi. Beraberindeki emir ve eşrafla birlikte yatsı namazının vakti geçmiş olduğu halde mescide gitti. Orada yanındakilere yatsı namazım kıldırdı. Konuşma yaptı. Müslim b. Ukayl'ı yakalamalarını emretti. Onları bu işe teşvik etti, her kimin evinde yakalanırsa Müslim'i barındıran adamın kanının mubah olduğunu, onu getiren kimseye de mükafat olarak Müslim'in diyetinin verileceğini söyledi. Muhafızlardan ve güvenlik kuvvetlerinden onu yakalamalarını istedi. Onları bu işe teşvik etti. Görevi savsaklamaları halinde onları ağır cezalarla tehdit etti.

Sabahleyin o ihtiyar kadının oğlu hemen kalkıp Abdurrahman b. Muhammed b. Eş'as'ın yanma gitti. Müslim'in evlerinde saklı olduğunu bildirdi, Abdurrahman da gidip bu haberi Ubeydullah b. Ziyad'm yanında bulunan babası Muhammed b. Eş'as'a gizlice bildirdi. Ubeydullah: "Ey Muhammed, oğlunun sana gizlice verdiği haber nedir?" diye sorunca Muhammed durumu ona anlattı. O da elindeki kırbacın ucuyla Muhammed b. Eş'as'a vurarak: "Haydi kalk ve Müslim'i hemen şimdi bana getir." diye emir verdi. Ubeydullah b. Ziyad, güvenlik kuvvetlerinin komutanı Ömer b. Hirris el -Mahzumf yi bu işle görevlendirdi. Yanına Abdurrahman ile Muhammed b.Eş'as'ı kattı. Ayrıca emrine yetmiş seksen süvariyi de verdi. Müslim, aniden içinde bulunduğu evin çevresinin Ubeydullah'm adamları tarafından kuşatıldığını gördü. Ubeydullah'm adamları içeri girdiler. Müslim, kılıcını eline alıp onları üç kez evden dışarı çıkardı. Üst ve alt dudakları yaralandı, sonra Ubeydullah'm adamları onu taşlamaya ve ateşle tutuşturdukları ağaç parçalarını içinde bulunduğu eve atmaya başladılar. Müslim, zor durumdaydı. Kılıcını eline alıp dışarı çıktı, onlarla savaşmaya başladı. Abdurrahman, ona eman verdi, himayesine aldı. Bir katır getirerek onu katıra bindirdiler. Kılıcını elinden aldılar. Artık Müslim, savunmasız durumdaydı. Bu duruma telince ağlamaya başladı ve öldürüleceğini anladı. Hayatından ümidini kesip' "Doğrusu biz Allah'a aidiz ve O'na dönücüleriz." dedi. Çevresinde bulunanlardan biri de ona şöyle dedi:

- Senin istediğin şeyleri isteyen birinin bu duruma düşmesi halinde ağlamaması gerekir.

- Vallahi ben kendi canımın korkusundan dolayı ağlamıyorum.

Aksine ben Hüseyin'e ve onun aile efradına ağlıyorum, o buraya sizin yanınıza gelmek üzere dün ya da bugün Mekke'den yola çıkmıştır.

Böyle dedikten sonra Müslim, Muhammed b. Eş'as'a dönüp şöyle dedi:

- Eğer yapabiliyorsan benim adıma Hüseyin'e haber gönderde geri

dönsün, buraya gelmesin.

Muhammed b. Eş'as da Hüseyin'e haber göndererek Kûfe'ye gelmeden geri dönmesini söyledi. Ancak gönderdiği elçi, bu haberi doğru iletmedi ve: "İlahın takdiri mutlaka yerine gelecektir." dedi. Anlatıldığına göre Müslim b. Ukayl, hükümet konağının kapısına geldiğinde orada tanıdığı ve onların da kendisini tanıdığı bazı sahabe çocuklarından olan emirlerle karşılaştı. Bunlar, Ubeydullah b. Ziyad'm makamına girip izni verilmesi için kapıda bekliyorlardı. Müslim'in de yüzü kanlar içinde olup ağır yaralıydı. Son derece susamıştı, orada bir testi soğuk su gördü. İçmek için elini uzatmak isteyince orada bulunanlardan biri: "Vallahi sen Cehennem'in sımsıcak suyunu içmedikçe bundan içemezsin." dedi. Müslim de ona şu karşılığı verdi: "Yazıklar olsun sana ey Nahüe'nin oğlu! Aslında Cehennem'in sımsıcak suyunu içmeye ve Cehennem ateşinde ebedi kalmaya sen daha layıksın." Böyle dedikten sonra yorgun, bitkin ve sussuz olduğundan oturup sırtım duvara dayadı.

Ummare b. Ukbe b. Ebi Muayt, azatlısını evine gönderdi, azatlı gidip mendil ve bir bardakla birlikte testiyi getirdi. Testiden bardağa su doldurup Müslim'e verdi. Müslim içti, ancak ağzından çok miktarda kan aktığından o suyu rahatlıkla içemedi çünkü, ağzından akan kanlar suyun üzerine doluyordu. İki veya üç kez bunu tekrarladı, ancak suyun <mbİr miktannı içti, kalan su dişleriyle birlikte döküldü ve o şöyle dedi: Benim için taksim ettiği rızıktan bir içimlik su bırakmış olan Allah'a «amd olsun." Suyu içtikten sonra Ubeydullah b. Ziyad'm huzuruna götürüldü. Huzurda durduğunda Ubeydullah'a selam vermedi. Muhanz: Emire selam vermeyecek misin?" deyince Müslim şu karşılığı verdi:

- Hayır! Eğer beni öldürmek istiyorsa benim ona selam vermeye ihtiyacım yok, eğer beni öldürmek istemiyorsa ona çok selam vereceğim.

Ubeydullah b. Ziyad da ona dönüp şöyle dedi:

- Ey İbn Akil! Sen buraya geldiğinde insanlar birlik ve beraberlik içindeydiler, sen onları birbirlerine düşürdün. Bölüp parçaladın. Birbirlerini Öldürmeye kast ettirdin.

- Hayır, ben bunun için buraya gelmiş değilim. Aksine Mısırlıların iddiasına göre senin baban bunların seçkinlerini öldürmüş, kanlarını akıtmış ve kisralarla kayserler gibi bunlara muamele etmiştir. Biz burada adaletle emretmek ve kitabın hükmüne insanları davet etmek için geldik.

- Ey fasık, sen kim bu işleri yapmak kim? Medine'de iken sen içki içiyordun, bunları daha önce niye yapmadın?

- Ben mi içki içiyormuşum? Allah'a yemin ederim ki, Allah da senin doğru söylemediğini ve bilgisizce konuştuğunu ve bu ithamlara benden çok senin müstahak olduğunu biliyor. Ben, senin anlattığın gibi biri değilim. Benden çok sen Müslümanların kanını yaladın. Allah'ın haram kıldığı canları aldın. Kısasa kısas olmaksızın haksız yere insanları canlarından ettin. Öfke ve zanna dayanarak insanları öldürdün. Bunu yaparken de hiçbirşey yapmıyormuş, sanki oyun oynayıp eğleniyormuş gibi bir tutum içindeydin.

- Ey fasık, senin nefsin sana, Allah'ın ulaşmana engel kıldığı bir hedefe ulaşma kuruntusunu veriyor, elde etmek istediğin şeye layık olanı görmemişsin.

- Elde etmek istediğim şeye layık olan kimdir ey Ziyad'm oğlu?

- Mü'minlerin emiri Yezid'dir.

- Her halükarda Allah'a hamd olsun, bizimle sizin aranızda verdiği hükmünden dolayı Allah'tan hoşnutuz.

- Öyle sanıyorum ki bu yönetim işinde bir hakkinizin ve payınızın bulunduğuna inanıyorsunuz.

- Hayır, Allah'a yemin ederim ki bu zan değildir. Kesin bir inançtır.

- İslâm tarihinde hiç kimsenin öldürülmediği bir ölümle seni öldür-mezsem Allah benim canımı alsın.

- Evet, doğrusu sen İslâm'da olmayan birşeyi yapabilecek bir kimsesin. Kendi yazarlarınızdan ve cahillerinizden öğrendiğiniz kötü bir yaşam tarzım, çirkin bir işkenceyi ve fena bir öldürüş şeklini elbetteki tatbik edeceğini biliyorum.

Müslim'in böyle demesi üzerine Ubeydullah b. Ziyad, ona, Hz. Hüseyin'e ve Hz. Ali'ye sövmeye başladı. Müslim de susmuş, ona cevap vermiyordu. Bundan sonra Ubeydullah b. Ziyad, Müslim b. Akil'e şöyle dedi:

- Ben seni öldüreceğim.

- Böyle mi?

- Evet.

- Bırakta yakınlarımdan birine bir vasiyette bulunayım.

- Yap bakalım vasiyetini.

Müslim, etrafında bulunan adamlara baktı, aralarında Ömer b. Sa'd b. Ebi Vakkas vardı. Ona şöyle dedi:

- Ey Ömer! Seninle aramızda akrabalık vardır. Sana bir işim düştü Kalk benimle şu konağın köşesine kadar gel ki sırrımı orada sana

söyliyeyim."

Ömer, kalkmak istemedi. Ama Ibn Ziyad, izin verdikten sonra kalktı ve Müslim'le birlikte konağın köşesine kadar yürüdü. Müslim, ona

şöyle dedi:

"Benim Kûfe'de 700 dirhem borcum var. Borcumu öde ve beni öldürmelerinden sonra da cesedimi İbn Ziyad'dan sana bağışlamasını iste, cesedimi al ve defnet. Hüseyin'e de benim adıma haber gönder ki, ben daha Önce insanların onunla birlikte olduğunu yazmıştım. Ancak şimdi buraya gelmesini uygun görmüyorum."

Ömer kalktı ve Müslim'in söylediklerini îbn Ziyad'a arzetti. îbn Ziyad da bunu normal karşıladı ve şöyle dedi:

"Eğer Hüseyin üzerimize gelmezse, biz ona saldırmayız, ama bizimle savaşmak isterse biz ondan geri durmayız." Böyle dedikten sonra İbn Ziyad emir verdi. Müslim b. Ukayl'i köşkün en üst noktasına çıkarttı. O esnada Müslim, tekbir ve tehlil getiriyor, teşbihte bulunuyor, mağfiret diliyor, Allah'ın meleklerine salavat getiriyor ve: "Allah'ım, bizi aldatan ve bizi yardımsız bırakan millet ile bizim aramızda sen hüküm ver." diyordu. O'nun böyle demesinden sonra Bükeyr b. Himran adında bir adam, onun boynunu vurdu. Başını konağın avlusuna fırlattı, sonra da gövdesini attı. Bundan sonra İbn Ziyad, Hani b. Urve el-Mezhicî'nin boynunun vurulmasını emretti, onun boynuda Künasa mevkiinde ki koyun pazarında vuruldu. Bu olayla ilgili olarak bir şair şöyle bir kaside yazdı:

"Ölümün ne olduğunu bilmiyorsan, pazardaki Hani'ye ve Ibn Akil'e bak.

Onlara imamın emri isabet etti, ikisi de efsane oldular.

Yollardan ge?en herkesin diline düştüler.

Biri yüzü kılıçla paramparça edilmiş bir kahramandır.

Diğeri de sarayın üstünden ölü olarak yere düşmüştür.

Bir ceset görürsün ki Ölüm, onun rengim değiştirmiştir.

Vücudundan kan sızıyor, her tarafa akıp gidiyor.

Kardeşiniz için ayaklanmadığınız takdirde aza kanaat eden kimseler olun."

Sonra İbn ziyad, Müslim ve Hani ile birlikte başkalarım da öldürdü. üsli ile Hani'nin başlarını Şam'da bulunan Muaviye oğlu Yezıd e gönderdi. Ayrıca Yezid'e onların yaptıklarını anlatan bir mektup da gönderdi.

Ubeydullah, Basra'dan çıkmadan birgün önce Basralılara beliğ bir konuşma yaptı. Bu konuşmasında onlara çeşitli öğütler verdi. İhtilaftan, fitneden ve bölünmekten onları sakındırıp uyardı.

Ebu Osman en-Nendî'nin şöyle dediği rivayet edilmiştir: Hz. Hüseyin, Selman adlı azatlısı ile Basralılara şu mealde bir mektup göndermişti: "îmdi Cenâb-ı Allah, Muhammed (s.a.v.)'i kendi yaratıkları için seçti. Ona peygamberlik vererek ikramda bulundu. Risaleti ile onu seçkin kıldı. Sonra vefat ettirip yanma aldı. Muhammed (s.a.v.) de Allah'ın kullarına öğüt verdi, risaleti tebliğ etti. Biz de onun yakınları, aile efradı ve varisleriyiz. İnsanlar arasında ona ve makamına en yakın olanlarız. Bu sebeple de milletimiz bizi tercih etti. Biz hoşnud olduk, ayrılıktan ve bölünmekten hoşlanmadık, afiyeti istedik. Biz de biliyoruz ki, bu makamı elimizden alanlara nisbetle biz bu makama daha layıkız. İnsanlar iyi davrandılar, hallerim düzelttiler, hakkı araştırdılar. Allah, onlara merhamet etti, onları ve bizi bağışlasın. Size bu mektubu gönderdim. Sizi Allah'ın kitabına ve peygamberinin sünnetine davet ediyorum. Çünkü sünnet öldürülmüştür. Bid'at cani an diri İmiş tır. Sözüme kulak verin, emrimi dinleyin. Eğer sözüme kulak verip emrimi dinlerseniz, sizi doğru yola iletirim. Allah'ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun."

Bence Hüseyin'in bu sözleri söylemiş olduğu hususunda şüphe vardır. Öyle anlaşılıyor ki yukarıdaki ifadelere bazı Şii raviler tarafından ilaveler yapılmıştır. Bu mektubu okuyan eşraftan herkes mektubu ve içeriğini gizledi. Sadece Münzir b. Carut gizlemedi. O, bunun İbn Ziyad tarafından düzenlenen bir tuzak olduğunu sandı ve mektubu ona götürdü. Mektubu Hüseyin'den getiren elçinin peşine de adam taktı ve boynunu vurdurdu. Ubeydullah b. Ziyad da minbere çıkıp Allah'a hamdu senada bulunduktan sonra şöyle dedi:

"Allah'a yemin ederim ki; ben zorluklara yanaşmam, tehditlere de aldırış etmem. Bana düşmanlık edenlerden öc alırım. Benimle savaşanlara ben fırlatılan bir mızrağım ve ben Kare kabilesi gibi kendisine ok atanlara karşı insaflı davranırım. Ey Basrahlar! Mü'minlerin emin beni Küfe valiliğine tayin etmiştir. Ben yarın oraya gideceğim, yerime Osman b. Ziyad b. Ebi Süfyan'ı üzerinize halef bıraktım. İhtilaf çıkarmaktan ve düzensizlikten sizi sakındırırım. Kendisinden başka ilah bulunmayan Allah'a yemin ederim ki, aranızdan herhangi bir kimsenin ihtilaf çıkardığını duyarsam onu, önderim ve dostunu dahi öldürürüm. En küçük suça en ağır cezayı veririm. Böylece işleri yoluna koyarım. Sakın, aranızda düzensizlik yapan ve itaatsızlığa yeltenen kimse olmasın. Ben Ziyad'ın oğluyum. Çakıl taşlarına basan kimseler arasında babama en çok benzeyen benim. Dayılarıma ve amcalarıma da kimse benzeyemez."

Böyle dedikten sonra İbn Ziyad, Müslim b. Anar ve el-Bahilî ile birlikte Basra'dan çıkıp Küfe yoluna koyuldu.

Ebu Mihnef, Avn b. Cuhayfe'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Müslim b. Ukayl, hicri altmışına senenin zilhicce ayının sekizinde salı günü Kûfe'den çıktı. Aynı senenin zilhice ayının dokuzunda çarşamba günü öldürüldü. Yani vefatı arefe gününde oldu. O zaman Hz. Hüseyin, Irak diyarına gelmek üzere Mekke'den çıkmıştı. Yola çıkışının ikinci günüydü. Hz. Hüseyin, bu senenin receb ayının bitimine iki gece kala pazar günü Medine'den yola çıktı ve şaban ayının üçüncü gününde cuma gecesi Mekke'ye girdi. Şaban ayının kalan kısmı ile ramazan, şevval ve zilkade aylarını Mekke'de ikametle geçirdi. Zilhiccenin sekizinde tervi-ye gününde -ki o gün salıya rastlamaktaydıMekke'den çıktı."

İbn Cerir'in rivayetine göre Müslim b. Ukayl ağladığı zaman Ubeydullah b. Abbas es-Sülenıî, ona şöyle demişti:

- Senin istediğin şeyleri isteyen bir adam bu duruma düştüğü taktirde ağlamaz.

- Vallahi ben kendi canımın korkusundan ağlıyor değilim. Ölümüme de ağlamıyorum. Bir an bile korkmuş değilim. Ama ben Kufe'ye gelmek üzere olan yakınlarıma ağlıyorum. Hüseyin'e ve onun ailesine ağlıyorum.

Böyle dedikten sonra Müslim b. Ukayl, Muhammed b. Eş'as'a dönüp şöyle dedi:

- Ey Abdullah, benim bir dileğim var, ama vallahi bu dileğimi yerine getiremiyeceğini sanıyorum. Bir iyilik yapamaz mısın, şöyle ki: Benim adıma bir adamı Hüseyin'e gönder. Onun bugün veya yarın ailesi ile birlikte yola çıktığını veya çıkacağım sanıyorum. Zaten telaşım da bundan dolayıdır. Göndereceğin adam, Hüseyin'e desin ki: "Müslim b. Ukayl, beni sana gönderdi. O, Kûfelilerin elinde esirdir. Sabaha veya akşama kalıp kalamıyacağını bilemiyor, öldürülecektir ve senin ailenle birlikte geri dönmeni istiyor. Kûfeliler, seni aldatmasınlar. Kûfeliler senin babanın arkadaşları ve adamlarıdır ki, baban ölerek veya öldürülerek onlardan kurtulmak istiyordu. Kûfeliler, sana da bana da selam söylediler, ben görüşü yalan olan biri değilim."

Muhammed b. Eş'as, Müslim b. Ukayl'a dedi ki: "Vallahi bunu yapacağım ve İbn Ziyad'a da, sana eman verdiğimi bildireceğim."

Ebu Mihnef dedi ki: Muhammed b. Eş'as, Beni Malik b. Sümame kabilesinden şair bir kişi olan îyas b. Abbas et-Taî'yi çağırdı ve ona şu talimatı verdi: "Hemen yola çık, Hüseyin'i bul ve ona şu mektubu ulaştır."

Mektupta Müslim b. Ukayl'in söylediklerini yazmıştı. Muhammed b. Eş'as, elçi olarak gönderdiği îyas b. Abbas'a bir binek verdi. Ayrıca ço-Iu£una, çocuğuna, evine bakmayı da tekeffül etti. îyas yola çıktı. Zübale fevkimde Hz. Hüseyin'le karşılaştı. Zübale, Kûfe'ye dört gecelik mesafedeki bir yerdir. Durumu Hz. Hüseyin'e anlattı. Mektubu ona teslim etti. Hz. Hüseyin de: "Allah'ın takdir buyurduğu herşey yolumuza gelecektir. O zaman biz Cenâb-ı Allah'tan kendimiz için yardım dileriz. Önderlerimizin bozukluğuna karşıda O'nun yardımını dileriz." dedi. Müslim b. Ukayl, Küfe hükümet konağının kapısına vardı. Orada su içmek istedi. Müslim b. Amir el-Bahilî ona: "Görüyor musun, bu su ne kadar da soğuk! Allah'a yemin ederim ki, sen Cehennem ateşinde sımsıcak suyu tatmadıkça bu soğuk suyu asla tadamayacaksın!" dedi. Müslim b Ukayl da ona sordu:

- Yazıklar olsun sana! Sen kimsin?

- Ben o adamım ki, sen inkar ettiğin zaman ben hakla tanıdım. Sen hile yaptığın zaman ben imamıma öğüt verdim. Sen isyan ettiğin zaman ben imamıma itaat edip emrini dinledim. Ben Müslim b. Amir el-Bahilî, yim!

- Vay sana! Ne kadar katı ve kaba bir adamsın? Ey Nahile'nin oğlu! Allah'a yemin ederim ki, benden çok sen Cehennem ateşine ve Cehen-nem'in sımsıcak suyunu içmeye layıksın!"