El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Hüseyin'i Öldürenlerin Emiri Ömer B. Sa'd B. Ebi Vakkas'ın Öldürülmesi

Vakidî dedi ki: Sa'd b. Ebi Vakkas (r.a.), bir gün oturmakta iken kölelerinden biri yanma geldi. Kölenin topuklarından kan akmaktaydı. Sa'd, ona sordu: - Bunu sana kim yaptı? - Oğlun Ömer. - Allah'ım, onu öldür ve onun …

Vakidî dedi ki: Sa'd b. Ebi Vakkas (r.a.), bir gün oturmakta iken kölelerinden biri yanma geldi. Kölenin topuklarından kan akmaktaydı. Sa'd, ona sordu:

- Bunu sana kim yaptı?

- Oğlun Ömer.

- Allah'ım, onu öldür ve onun da kanını akıt.

Sa'd, duası kabul edilen bir kimseydi.

Muhtar, Kûfe'ye gittiğinde Ömer b. Sa'd b. Ebi Vakkas, Hz^Alı ye yakınlığından dolayı Muhtar'm dostu olan Abdullah b. Ca'de b. Hubey-re'nin yanma gidip ondan eman diledi. O da Muhtarım yanma gitti ve Ömer b. Sa'd için eman aldı. Eman mektubunun ıçengı şuydu: itaat ettiği, eşyasının yanında durduğu ve şehir dışına çıkmadığı, ayrıca abdes-tini bozmadığı sürece onun canı güvendedir."

Ömer b. Sa'd, Muhtar'm kendisini öldürmek istediğini öğrenince geceleyin evinden çıktı. Mus'ab ve Ubeydullah b. Ziyad'm yanma gitmek istiyordu. Muhtar'm bazı yakınları durumu ona haber verdiler. Muhtar da: "Bundan daha büyük bir hadise olur mu hiç?" dedi. Başka bir rivayette anlatıldığına göre bu sözleri Muhtar'a azatlılarından biri söylemiştir Azatlının; "Evinden ve eşyalarının arasından çıkıp gidiyor musun? Geri dön." demesi üzerine Ömer b. Sa'd geri dönmüştü. Sabah olduğunda da Muhtar'a haber göndererek: "Sen verdiğin emanı hala geçerli sayıyor musun?" diye sormuştu. Başka bir rivayette anlatıldığına göre Ömer b. Sa'd'm kendisi Muhtar'm yanına gitmiş ve emanm geçerli olup olmadığını bizzat ona sormuş, o da kendisine "Otur" diye emrederek meclisinde oturtmuştu.

Başka bir rivayette anlatıldığına göre de Ömer b. Sa'd, Abdullah b. Ca'de'yi Muhtar'a göndererek ona bu soruyu sordurmuş, Muhtar da ona "Otur" diyerek meclisinde oturtmuştu. Oturunca da Muhtar, muhafız komutanına "Git ve onun başını bana getir." diye emir vermiş, komutan da gidip Ömer b. Sa'd'ı öldürerek başını koparıp Muhtar'a getirmişti.

Başka bir rivayette anlatıldığına göre Muhtar, bir gece şöyle demişti: "Yarın ayakları büyük, gözleri çukurda olan gür kaşlı bir kimseyi öldüreceğim ki, onun öldürülmesine mü'minler ve gözde melekler de sevineceklerdir."

Heysem b. Esved, bu esnada Muhtar'm meclisinde hazır bulunduğu için Muhtar'm bu sözle Ömer b. Sa'd'ı öldürmek istediğinden şüphelenmiş ve bunun üzerine oğlu Garsan'ı Ömer b. Sa'd'a göndermiş ve onun öldürüleceği haberini vermişti. Ömer b. Sad da: "Bana bu kadar teminat ve söz verdikten sonra Muhtar beni nasıl Öldürür?" diyerek şaşkınlığını izhar etmişti. Muhtar, Kûfe'ye gelişinde halka önceleri iyi davranmış ve Ömer b. Sa'd'a da herhangi bir hadise meydana getirmemesi şartıyla em an vermişti.

Ebu Mihnef, Ebu Cafer el-Bakır'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Muhtar, Ömer b. Sa'd'm helaya girmemesini ve orada abdestini bozmamasını şart koşarak eman vermişti. Sonra Ömer b. Sa'd, yine huzursuz oldu. Abdestini bozmak için helaya girmesine müsaade edilmediğinden dolayı bir mahalleden başka bir mahalleye gidiyordu, sonra da evine dönüyordu. Muhtar, onun bir yerden başka bir yere intikal ettiğini duyunca şöyle demişti: "Hayır, vallahi onun boynunda bir zincir vardır. Onu gerisin geri döndürecektir. Uçsa bile Hüseyin'in kam onu yakalayacak ve ayağından tutacaktır." Böyle dedikten sonra Muhtar, onun peşine Ebu Amre'yi gönderdi. Ömer b. Sa'd, ondan kaçmak isterken ayağı cüb-besine takıldı, yere düştü. Ebu Anire de kılıçla vurdu ve onu öldürdü.

Başını koparıp kaftanının altında gizleyerek getirdi ve Muhtar'm önüne bıraktı. Muhtar da yanında oturmakta olan Ömer b. Sa'd'ın oğlu Haf-sa'ya: "Şu başı tanıyor musun?" diye sorunca Hafs; "İnnâ lillâh ve Wâ ileyhi râcîûn. Evet, bu başı tanıyorum, bunun sahibi öldükten sonra benim için artık yaşamakta hayır yoktur." demiş, sonra Muhtar emir vererek onun da boynunu vurdurmuş ve başını babasının başının yanma koyarak şöyle demişti:

"Şu baş, Hüseyin'in başına, şu baş ta Hüseyin'in oğlu Aliyyü'1-Ek-ber'in başına karşılıktır. Başka da yoktur. Allah'a yemin ederim ki eğer Hüseyin'in basma karşılık Kureyşlilerin dörtte üçünü dahi öldürsey-dim, onların tamamı Hüseyin'in bir parmak ucuna dahi bedel olamazlardı."

Bundan sonra Muhtar, Ömer b. Sa'd ile oğlu Hafs'm kesik başlarını Muhammed b. Hanefıye'ye gönderdi. Ayrıca ona bir mektub ta gönderdi, mektubta şunlar yazılıydı:

"Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla.

Ali'nin oğlu Muhammed'e, Muhtar b. Ebi Ubeyd'den. Selam sana, ey Mehdi! Doğrusu ben kendisinden başka ilâh bulunmayan Allah'ı överek sana hitab ediyorum. İmdi Cenâb-ı Allah, beni düşmanlarınızdan intikamınızı almak için göndermiştir. Düşmanlarınız ya öldürülür ya da esir alınır veya sürgün edilir. Katilinizi öldüren ve destekçilerinize yardım eden Allah'a hamdolsun. Sana Ömer b. Sa'd ile oğlunun kesik başlarını gönderdim. Biz, Hüseyin'i ve ehl-i beytini katleden kimseleri gücümüzün yettiği kadarıyla yakalayıp öldürdük. Kalanlar da Allah'ın hükmünden kaçıp kurtulamayacaklardır. Ben onlardan hiçbiri yeryüzünde kalmaymcaya kadar peşlerini bırakacak değilim. Ey Mehdi, bana görüşlerini yaz ki, o görüşlere uyayım ve o doğrultuda hareket edeyim. Ey Mehdi, Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketleri senin üzerine olsun."

İbn Cerir, Muhammed b. Hanefıyye'nin Muhtar'a cevap yazdığını anlatmıyor. Mamafih İbn Cerir, bu faslı detaylıca ele almış ve açıklamalarım uzatmıştır. Sözlerinden de anlaşıldığı gibi o, Muhtar'a sempati besleyen bir kimsedir. Bu yüzden bu konuyu Ebu Mihnef, Lut b. Yahya'nın rivavetleriyle genişletmiştir ki, Ebu Mihnef te rivayetleri hususunda itham edilen, özellikle Şiilik bakımından zan altında tutulan bir kimsedir. Bu konuda Şiiler için aşırılık vardır. Çünkü bu konuda Hz. Hüseyin'in ve aile efradımn katillerinden öc alınmasından söz edilmektedir. Kuşkusuz onun katillerini öldürmek zorunlu idi. ilk olarak bu ışı yapmak, kaçırılmaması gereken bir firsatm değerlendirilmesi ıdı, ama Cenâb-ı Allah, bu işi yalancı Muhtar'm eliyle gerçekleştirmeyi taxmr buyurmuştur. O Muhtar ki, kendisine vahiy geldiğini iddia edere* Katır olmuştu. Rasûlullah (s.a.v.), bir hadisinde şöyle ^^r^Vr^î" su Cenâb-ı Allah, bu dini facir bir adamla da kuvvetlendirir. Yüce Al-

lah, kitaplann en faziletlisi olan kitabında şöyle buyurmuştur: "Zalimlerin bir kısmını, kazandıklarından dolayı diğer bir kısmına böylece musallat ederİZ." (el-Enâm, 129.)

Şairin biri de bu hususta şöyle demiştir:

"Hiç bir el yoktur ki, Allah'ın eli onun üstünde olmasın.

Ve yine hiç bir zalim yoktur ki, başka bir zalim ile imtihan edilmesin ve belasını bulmasın."

İleride biyografisi anlatılırken de görüleceği gibi Muhtar, yalancı ve iftiracı bir kimse olup ehl-i beyte yardımcı olmak iddiasında olan sahtekar biridir. Buna dair deliller, onun biyografisinden bahsedilirken ortaya konulacaktır. Hakikatte o, Kûfe'deki ayak takımı Şiilerin gelip etrafında toplanmalan için bu söylediklerimizi kendine maske edinmişti ki, Şiiler üzerinde hakimiyet kursun, onlan kullanarak muhaliflerine saldın yapsın.

Cenâb-ı Allah, daha sonra onlara intikam alıcı birini musallat etmiştir ki, o da Rasûlullah (s.a.v.)'m Ebu Bekr'in kızı Esma'ya hitaben irad ettiği şu hadisinde geçen yalancı kişinin ta kendisidir: "Doğrusu Sakif kabilesinde yalancı ve bir de katil bir kimse olacaktır." Yalancı, işte Muhtar'dır. O, Şii olduğunu iddia ediyor ve Öyle bir görüntü sergiliyordu. Katile gelince, o da Haccac b. Yusuf esSakafi'dir. Abdülmelik b. Mervan tarafından Kûfe'ye vali olarak atanmıştı. Haccac, Muhtar'ın tersine sert, zalim ve kına bir kimseydi. O, Muhtar gibi nübüvvet iddiasında bulunmuyordu. Kendisine yükseklerden vahiy indiğini söylemiyordu.

İbn Cerir dedi ki: Bu senede Muhtar, Müsenna b. Mahreme el-Abdfyi Basra'ya gönderdi ki, yapabildiği kadanyla Basralılan kendi saflarına çağırsın. Müsenna, Basra'ya gitti. Orada bir mescid inşa etti ki, Basralüar gelip orada toplansın. Mescid inşa edildikten sonra Basra-lılar gelip oraya toplanınca, onlan Muhtar'ın saflanna katılmaya çağırdı. Daha sonra Verik şehrine gitti. Orada ordugah kurdu. Kendisi azle-dipte yerine Mus'ab'm atanmasından önce Basra valisi iken Haris b. Abdullah b. Rebi el-Kubba, güvenlik kuvvetlerinin komutanı Abbad b. Husayn ve Kays b. Heysem komutasında bir askeri birlik teşkil ederek Müsenna'nm üzerine gönderdi. İki taraf çarpıştılar ve şehri Müsen-na'mn elinden aldılar. Askerlerini de bozguna uğrattılar. Basrahlara Abdülkays kabilesi de destek verdi ve bu kabile, bir miktar askeri Basra'ya gönderdi. Ahnef b. Kays ile Abdurrahman el-Mahzumî'nin oğlu Amr da iki taran banştırmak için harekete geçtiler. Malik b. Mesma da onlara yardım etti. Neticede iki taraf ateşkes ilan edip birbirlerinden uzak durdular. Müsenna da az sayıda ve mağlup olan askerleriyle birlikte Muhtar'ın yanma döndü. Ama adamlanmn çoğu öldürülmüş ve mallan yağmalanmıştı. Müsenna, Ahnef ve diğer komutanlar vasıtası ile yapılan barışı Muhtar'a anlattı. Muhtar da Ahnef e ve diğerlerine kendi saflarına katılacaklarını umarak mektublar yazdı. Ahnef b Kays'a yazdığı mektub şöyleydi:

"Muhtar'dan Ahnef b. Kays'a ve tarafındaki komutanlara.

Siz banş yaptınız, ama bundan sonra Mudarlılann Rabia oğulları kolunun vay haline! Ahnef, kendi milletini Cehennem'e sürüklüyor. Artık onlar için oradan geri dönüş imkanı yoktur. Kaderinizde yazılanlan sizden savacak güçte değilim. Duyduğuma göre siz beni yalancı diye adlandırmışsınız. Gerçi benden önce peygamberler de yalancı diye adlandırıldılar. Ben onlardan daha hayırlı değilim ya."

İbn Cerir, Şa'bi'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Basra'ya gittim. Ahnef b. Kays'ın bulunduğu meclise gidip oturdum. Mecliste bulunanlardan biri bana sordu:

- Sen kimlerdensin?

- Kûfeli bir adamım.

- Siz bizim kölelerimiz siniz.

- Bu nasıl oluyor?

- Çünkü sizi, Muhtar'ın adamları olan kölelerinizin elinden kurtardık.

- Hemedanlı birşeyhin bizim ve sizin hakkınızda ne dediğini biliyor musun?

- Ne demiş?

- Şöyle demiş:

"Övündünüz, köleleri Öldürdünüz diye,

Bir defasında da doğru ve adil kimseleri hezimete uğrattınız.

Bize karşı övünürseniz Cemel savaşında,

Size yaptıklanmızı hatırlayınız.

Sakalını boyayan ihtiyarlannızı, parlak yüzlü ve eline kına yakmış gençlerinizi mahvettik.

Bir adamınız zırhı içinde yalpalayarak geldi,

Onu deve kurban eder gibi boğazlayıp öldürdük.

Sizi affettik ama affımızı unuttunuz,

Yüce Allah'ın nimetini inkar ettiniz,

Hüseyin'e karşılık onlardan,

Ve kavminizden bir kısmını öldürdünüz ki, bu iyi bir karşılık değildir."

Ahnef öfkelendi ve: "Ey çocuk! Şu sayfayı getir" dedi. Sayfa getirildi. Sayfada şunlar yazılıydı:

"Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla.

Muhtar b. Ebi Ubeyd'ten Ahnef b. Kays'a.

İmdi Mudarlılann Rebia oğulları kolunun vay halme! Çünkü Ahnef, kendi kavmini Cehennem'e sürüklüyor ve oradan gen donuşlenne de imkan yoktur. Duyduğuma göre sizler, beni yalancı diye itham edi-yormuşsunuz. Ben yalancılıkla itham ediliyorsam bilin ki, benden önce peygamberler de yalancı diye itham edilmişlerdir. Ben onlardan daha hayırlı değilim."

Bundan sonra Ahnef şöyle dedi: "Bu, bizden midir yoksa sizden midir?"