İbn Ebu Dünya, Ebu Erake'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Hz. Ali ile birlikte sabah namazım kıldım. Sağma döndüğünde biraz durdu. Üzerinde bir hüzün var gibiydi. Güneş doğup mescidin duvarından bir mızrak boyu kadar yükseldiğinde iki rekat namaz kıldı.
Sonra ellerini çevirip şöyle dedi: "Allah'a yemin ederim ki ben Muham-med (s.a.v.)'in ashabını gördüm. Ama bugün onları andıran hiçbir şey göremiyorum. Onlar fazlaca secdeye vardıklarından yüzleri ve alınları tozlanmış olarak sabahlarlardı. Tıpkı kendisine taziyette bulunulan kimse gibi üzgün dururlardı. Gecelerini Allah'a secde edip kıyamda durarak ve Allah'ın kitabını okuyarak geçirirlerdi. Ayaklan ve alınları fazlaca namaz kılmaktan yorulur ve gecelerini öylece geçirirlerdi. Sabah olduğunda da Allah'ı zikrederler ve rüzgarlı bir günde ağaçlann yan yatışı gibi yatarlardı. Gözlerinden yaşlar boşanır, Öyle ki elbiseleri ıslanır-dı. Allah'a yemin ederim ki bugünkü halk geceyi gafletle geçiriyor."
Böyle dedikten sonra kalktı ve o günden sonra gevşeyip güldüğü görülmedi, nihayet Allah düşmanı fasık îbn Mülcem onu öldürdü.»
Vekî, Ebu Talib oğlu Ali'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"İlim Öğrenin, onunla hakikatleri tanıyın, onunla amel edin ki ilim erbabı olasınız, zira sizden sonra öyle bir zaman gelecektir ki, o zamanda hakkın onda dokuzu inkar edilecektir, O zamanda ancak Allah'a yö-nelip tevbe eden kimseler kurtulacakdır. Onlar da hidayet rehberi imamlar ve ilim kandili kimselerdir.
Dikkat edin! Dünya arkasını dönüp gitmek üzeredir, ahiret ise size doğru gelmektedir. Dünyanın da ahiretin de oğulları vardır. Siz ahiret oğulları olun. Dünya oğullarından olmayın.
Dikkat edin! Dünyada zahid olan kimseler, yeryüzünü kendilerine sergi, toprağı döşek, suyu da koku edindiler. Dikkat edin, ahirete özlem duyan kimseler şehvetlerden sıyrılmışlardır. Ateşten korkan kimse,ha-ramlardan uzak durur. Cennet'i istej'en kimse ise taatlara koşar. Dünyada zahid olan kimse musibetleri önemsemez.
Dikkat edin! Allah'ın nice kulları vardır ki, cennetlikleri Cennet'te ebedi olarak görmüşlerdir. Cehennemlikleri de Cehennem ateşinde a-zaplanmış olarak görürler. Allah'ın bu kullarının şerlerinden emin olunur. Kalpleri hüzünlüdür, nefisleri iffetlidir, ihtiyaçları hafiftir. Uzun sürecek uhrevi bir rahatlık için dünyadaki sayılı günlerde sabırlı olurlar. Geceleyin ise ayaklarım saf halinde dizip namaz kılarlar, gözlerinden yanaklarının üzerine yaşlar akar. Cehennem ateşinden azad'edilmek için Allah'a yalvarıp yakarır ve yüksek sesle niyazda bulunurlar, gündüz ise susuz kalırlar. Yumuşak huylu olup takvalı ve iyi kimseler olurlar, okları andırırlar, dosdoğrudurlar, onlara bakan kimse hasta olduklarını sanır, ama onlar hasta değildirler. Onların arasına karışıl-mıştır. Bu kavmin içine büyük bir musibet girmiştir."
Esbağ b. Nebata dedi M: Hz. Ali bir gün minbere çıkıp Allah'ı hamdü senada bulunup ölümden bahsederek şöyle dedi:
"Ey Allah'ın kulları, ölümden kurtuluş yoktur. Eğer ona karşı durursanız sizi yakalar, ondan kaçsanız bile peşinizden gelip sizi tutar.
Kurtuluşa bakın, kurtuluşa bakın, acele edip gidin, arkanızda sizi yakalamak isteyen mezar var. Mezarın sizi sıkıştırmasından korkup tedbirinizi alın. Onun karanlığına ve ıssızlığına karşı tedbir alıp sakının. Dikkat edin, mezar, Cehennem çukurlarından bir çukur ya da Cennet bahçelerinden bir bahçedir. Dikkat edin, mezar, hergün üç kez şöyle der: "Ben karanlık yurduyum, ben kurt yurduyum, ben yalnızlık yurduyum." Dikkat edin, bunun gerisinde öyle bir gün (kıyamet günü) vardır ki, o günde küçük çocuklar yaşlanır, yaşlı kimselerse sarhoş olurlar. "Her hamile kadın çocuğunu düşürür, insanları sarhoş gibi görürsün, oysa sarhoş değildirler. Fakat bu sadece Allah'ın azabının çetin olmasındandır." (ei-Hacc, 2.) "Dikkat edin! Bunun da ötesinde daha şiddetli olan birşey vardır. O şeyin sıcaklığı şiddetlidir. Derinliği çok fazladır. Süsleri ve tokmaklan demirdendir, suyu irindir, bekçisinin adı Malik'tir ki, Allah için onda merhamet yoktur."
Hz. Ali, böyle dedikten sonra ağladı, yanındaki Müslümanlar da ağladılar. Sonra kendisi şöyle diyerek sözünü sürdürdü: "Dikkat edin, onunda gerisinde bir Cennet vardır ki, genişliği göklerle yer genişliği kadardır. O, takva sahibi kimseler için hazırlanmıştır. Allah bizi ve sizi takva sahibi kimselerden kılsın. Bizi ve sizi elem verici azabdan korusun."
Vekî, Evfa b. Dilhem'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: Hz. Ali, bir hutbe irad edip şöyle dedi:
"Dünya, arkasını dönüp gitmek üzere olduğunu ilan etmekte ve sizinle vedalaşmaktadır. Ahiret ise, size yönelip gelmekte ve neredeyse sizinle buluşmak üzeredir. Bu gün, yanşa hazırlanma günü, yannsa ya-nş günüdür. Siz, gerisinde ecel bulunan günler içindesiniz, her kim eceli gelmeden, emelle yaşadığı günlerinde kusurlu davranırsa, yaptığı işler ziyanla sonuçlanır. Dikkat edin, korktuğunuzda nasıl amel ediyorsanız ümit halinde de Allah için öyle amel edin. Dikkat edin, ben Cennet gibi birşey görmüş değilim ki, onu taleb eden kimse gaflet içinde uyumaktadır ve Cehennem gibi birşey de görmüş değilim ki, ondan kaçan kimse de gaflet içinde uyur. Bir kimseye hakk yarar sağlamazsa, bâtıl ona zarar verir. Bir kimse doğru yolda gitmezse, sapıklık onu eğri yola saptırır. Dikkat edin, siz buradan göçmekle emrolundunuz, azık için alçaldımz. Dikkat edin, dünya geniştir. İyi kötü herkes onun nimetlerini yer. Ahiret ise gerçek bir vaaddir. Orada muktedir olan bir hükümdar, hüküm verecektir. Dikkat edin, şeytan sizi fakirlikle korkutarak cimriliği ve hayasızlığı emreder.
Allah ise, mağfiret ve bol nimet vadeder. Allah'ın lütfü boldur. O, her şeyi bilir. Ey insanlar, yaşarken iyilik yapın ki öldükten sonra muhafaza olunasınız. Zira Allah, Cennet'ini kendisine itaat eden kimselere vaad etmiştir. Kendisine isyan edenleri ise, ateşiyle tehdit etmiştir. O ateşin homurtusu asla dinmez. Ona tutsak olan kimse kurtulamaz, orada bir tarafi kırılan kimsenin kırık yeri düzelmez. Oranın harareti şiddetlidir, çok derindir, suyu irindir. Sizin için en çok korktuğum şey, heva ve heveslerinize uyup uzun emel beslemenizdir. Heveslere uymak, insanı hak yoldan saptmr, uzun emel ise, insana ahireti unutturur."
Asım b. Damre'nin şöyle dediği rivayet edilmiştir: Bir adam, Hz. Ali'nin yanında dünyayı yerdi. Hz. Ali, ona şöyle dedi:
"Dünya, kendisine sadık olan kimse için bir sadakat yurdudur. Onu anlayan kimse için kurtuluş yoludur. Orada azık edinmek isteyen kimse için azık ve zenginlik yurdudur. Oraya Allah'ın vahyi inmiştir. Orada melekler namaz kılmıştır. Peygamberlerin mescidi oradadır, velilerin ticaret yeri orasıdır. Orada, Allah'ın rahmet ve Cennet'ini kazandılar. Dünya göçüp gitmekte ve sizden aynlmakta olduğunu ilan ettiği halde artık onu kim yerer? Onun kötülükleri, sevinçlere kanşmıştır. Onun belası ona olan yönelişe kanşmış, onun mihneti ona olan tutkuya bulaşmıştır. Ey emellerle kendini avutan ve dünyayı yeren adam! Dünya seni ne zamandan beri tuzağa düşürüp seni aldatmıştır? Atalanmn belaya çarpılıp düşmelerine mi aldandın? Yoksa toprak altında yatan annelerinin ve ninelerinin mezarlarına mı aldandın? Kendileri için şifa taleb edilen ve tabiblerden reçete yazmalan istenilen kimselere nice zamanlar hasta bakıcılık yaptın, onlan teselli ettin, ama senin tedavin onlara yarar sağlamadı. Ağlaman da onlara birşey kazandırmadı."
Süfyan-ı Sevrî ile A'meş, Ebu'l-Bahteri'nin şöyle dediğini rivayet etmişlerdir: "Adamın biri, Hz. Ali'ye geldi. Onu abartılı bir şekilde övdü. -Aslında o, Hz. Ali'ye öfke duyuyordu- Hz. Ali, ona şöyle karşılık verdi: Ben senin dediğin gibi değilim. Ben, senin kalbindeki şeyden daha üstünüm." İbn Asakir'den rivayet olunduğuna göre adamın biri, Hz. Ali'ye şöyle demiş:
- Allah sana sebat versin.
Hz. Ali de ona şu karşılığı vermiş:
- Senin göğsünün üzerinde bana sebat versin."
İbn Ebu Dünya, Hz. Ali'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Emir, gökten yağmur damlalannın inişi gibi iner, her nefis için Allah'ın yazdığı fazlalık veya noksanlık vardır. Bu noksanlık veya fazlalık, onun canında veya aile etrafında veya malında olur. Bir kimse, kendi nefsinde veya aile efradında veya malında noksanlık, başkasında da hata görürse bu onun için fitne olmasın. Müslüman kişi, dünyasını yaşamadığı takdirde onun yanında dünyadan bahsedildiğinde huşulu davranır. İnsanların karaktersiz ve alçak olanları dünyaya aldanırlar. Tıpkı bilgili perişan kimse gibi ki, ilk eleştirisinin yanında ganimet ve dünya malı kazanacağını bekler. Borçlanm ve ihtiyaçlarım gidereceğini sanır, aynı şekilde hainlikten uzak olan Müslüman kişi de iki güzellik arasındadır. Eğer Allah'a dua ederse, Allah katındaki şeyler onun için daha hayırlıdır. Eğer Allah, ona bir malı nasib ederse, bakarsın ki o, mal ve aile sahibi olmuştur. Dindar ve soylu olmuştur. Ya da Cenâb-ı Allah, ona ahirette bazı şeyler verecektir ki, ahiret onun için daha hayırlı ve daha kalıcıdır. Zenginlik ve servet ikidir. Bunlardan dünya serveti ve zenginliği, mal ve takvadır. Ahiret serveti ve zenginliği ise, kalıcı olan salih amellerdir. Allah, bu iki servet ve zenginliği bazı kimselere bir arada verir."
Süfyan-ı Sevrî dedi ki: "Bu gibi sözleri, Ali'den başka güzelce söyleyebilen başka bir kimse yoktur." Zebid el-Yamf den rivayet olunduğuna göre Muhacir el-Amirî şöyle demiştir: "Ebu Talib oğlu Ali, bir beldeye tayin ettiği bir valisine şöyle bir mektup yazıp gönderdi: "İmdi sen uzun süre halkından ayrı durma, zira valilerin kendi halkları ile aralarına perde çekmeleri, iki dağ arasındaki bir dar boğaz gibidir. Bu durumda onlar, işlerden çok az haberdar olurlar. Araya engel kovmak, halkla olan irtibatı koparır. Bu durumda onların büyükleri güçsüz olur, küçükleri büyük olur. Güzelleri çirkin, çirkinleri de güzel olur. Hakla batıl birbirine karışır. Zira vali bir beşerdir. İnsanların kendisinden gizledikleri işlerden haberi olamaz. Halkın alnında yalana veya doğru olduklarını gösteren işaretler yoktur ki, araya yumuşak bir perde koymakla haklara müdahale edilmesine engel olamazsın. Sen, şu iki tipten birisin: Ya hakkı vermekte cimri davranan bir kimsesin. O zaman vermen gereken hakkı ne diye vermeyip engelliyorsun? Sergilemen gereken güzel huyu ne diye reayandan esirgiyorsun?
Ya da sen, cimrilik ve engellemekle mübtelâ bir adamsın. Bu takdirde sahip olduğun nimetler, çabucak elinden gider ve senden ümitlerini kestikleri takdirde insanlar hiçbir ihtiyaçlarım sana söylemezler. Oysa insanların şikayet ve haksızlıkları dile getirip adalet isteme gibi birçok ihtiyaçları vardır ki, bunları sana söylemeleri gerekiyor. Sana bu anlattığım şeylerden yararlan, payına düşen ibreti al ve inşaallah Rabbim seni doğru yola iletir."
Medainî dedi ki: Hz. Ali, valilerinden birine şu mektubu göndermişti: "Yavaş ol bakalım. Öyle görüyorum ki sen miadını doldurmak üzeresin. Aldanan kişinin hasrete duçar olacağı bir yerde, sana yaptığın işleri anlatmış bulunuyorum. Tevbeyi zayi eden ve zalim olan kimsenin bu yaptığı kötülüklerden geri dönmeyi temenni ettiği bir makamda sana bunları anlatıyorum."
Hüşeym, Şa'bi'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Ebu Bekir, şiir söylerdi. Ömer, şiir söylerdi. Ali, şiir söylerdi. Ama Ali ,bunlardan daha iyi bir şairdi."
Ebu Bekr b. Büreyd, Ebu Ubeyde'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Muaviye, Ali'ye şöyle bir mektup gönderdi: Ey Hasan'm babası! Benim birçok faziletlerim var. Benim babam cahiliye döneminde liderdi. İslâmiyet döneminde de ben hükümdar oldum. Ben, Rasûlullah (s.a.v.)'m hısımı mü'minlerin dayısı ve vahiy katibiyim."
Hz. Ali de, Muaviye'ye şöyle bir mektup gönderdi: "Ey ciğer yeyicisi-nin oğlu! Sen faziletlerinle Ali'ye karşı övünüyor musun?"
Böyle dedikten sonra azadhsma şöyle dedi: 'Yaz bakalım ey çocuk!"
"Peygamber Muhammed, benim kardeşim ve kaympederinidir, şe-hidlerin efendisi Hamza da amcamdır.
Sabah akşam meleklerle birlikte uçan Cafer ise, anamın oğludur.
Muhammed'in kızı, benim evimde ve benim zevcemdir. Onun canı benim canımla, onun kanı benim kanımla birbirine karışmıştır. Muhammed'in iki torunu, Fatıma'dan doğmuş olup benim çocuklarımdır. Hanginiz benim kadar ondan nasib almışsınız?
Küçücük bir çocuk olup ergenlik çağına erdiğim zaman sizden önce İslâm'a girmiştim."
Muaviye, adamlarına dedi ki: "Bu mektubu saklayın, Şamlılar okumasınlar. Okudukları takdirde Ebu Talib oğlu Ali'nin tarafına yönelirler."
Zübeyr b. Bekkar ile diğerleri, Cabir b. Abdullah'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir:
Rasûlullah (s.a.v.)'m yanında Hz. Ali'nin, şu şiiri okuduğunu işittim:
"Ben Mustafa'nın kardeşiyim, soyumda şüphe yoktur. Onunla birlikte büyüdüm, onun iki torunu benim çocuklarımdır.
Benim ve Rasûlullah'ın dedesi aynıdır. Fatıma, zevcemdir. Bu sözümde yalan yoktur. İnsanların hepsi sapıklık, şirk ve inkar şaşkınlığı içinde iken ben Muhammedi tasdik ettim.
Allah'a hamd edip şükrediyorum ki O'nun ortağı yoktur.
O, kuluna iyilik yapar ve sonsuza dek bakidir."
1.Ali bu şiirini tamamladığı zaman Rasûlullah (s.a.v.) gülümsedi ve: "Doğru söyledin ey Ali" dedi. Bu rivayetin senedinde münkerlik vardır ve şiirde de karışıklık var-
Harız îbn Asakir, Esbağ b. Nebata'nın şöyle dediğini rivayet etmiş-«r: «Adamın biri, Hz. Ali'nin yanma gelip şöyle dedi:
Ey mü'minlerin emin! Benim bir ihtiyacım var. O ihtiyacımı sana tmeden önce Allah'a arzettim. Eğer bu ihtiyacımı giderirsen Al- hamd eder, sana da teşekkür ederim. Eğer ihtiyacımı gidermezsen Allah'a hamd eder ve seni de mazur görürüm. Hz. Ali, o adama şöyle dedi:
- İhtiyacını yere yaz. Zira ihtiyacını bana söylerken yüzündeki zilleti görmek istemiyorum.
Adam da ihtiyacını yere: "Ben muhtacım." diye yazdı. Hz. Ali de ona:
- Sana bir elbise vereceğim, dedi. Getirilen elbise, o adama teslim edildi. Adam da elbiseyi alıp giydi, sonra şöyle dedi:
"Bana güzellikleri çürüyecek bir elbise giydirdin.
Ben de sana güzel övgülerden örülmüş bir elbise giydireceğim.
Eğer benim güzel övgüme erişirsen, büyük bir üstünlüğe erişmiş olursun.
Sana söylediğim bu övgüleri elbisene bedel saymak istemiyorum.
Güzel Övgü, sahibinin anısını yaşatır. Tıpkı yağmur gibi, onun serpintileri dağları ve ovaları diriltir. Karşılaştığın bir hayır hususunda zamana cimrilik yapma.
Zira her kul, işlediği amelin karşılığını görecektir."
Hz. Ali, o adama:
- Sana birkaç dinar da vereceğim, dedi ve yüz dinar getirip o adama verdi. Yanında duran Esbağ, ona şöyle dedi:
- Ey mü'minlerin emiri! Hem elbise hem de yüz dinar mı veriyorsun bu adama?
- Evet. Zira ben, Rasûlullah (s.a.v.)'m şöyle buyurduğunu işittim: "İnsanları hak ettikleri konuma koyun." Bu adamın da benim yanımdaki konumu bunu gerektiriyor.»
Hatib el-Bağdadî, Hz. Ali'nin şöyle bir şiir yazdığını söylemiştir:
"İnsanların kalpleri sıkışıp geniş gönülleri daraldığı zaman, sıkıntılar kalbe yerleştiği ve büyük felaketler gönülde yer yapıp mekan tuttuğu zaman,
Başa gelen sıkıntıyı gidermenin yolunu görmediğin zaman,
Akıllı kimsenin bu sıkıntıları gidermek için çare bulamadığı zaman, ümitsizliğe düştüğünde sana imdat gelir.-
Onunla sana yakın ve duana icabet eden zat, sana lütufta bulunur.
Hadiseler peşpeşe sıralandığı ve son kerteye varıldığı zaman artık onun peşisıra yakın bir genişlik gelecektir."
Ebu Bekir Muhammed b. Yahya es-Solî, mü'minlerin emiri Ebu Ta-lib oğlu Ali için şöyle bir şiir söylemiştir:
"Büyük hadise karşısında sabret.
Şevkini güzel bir sabırla tedavi et, sabırsızlanma.
Eğer bir gün sıkıntıya düşersen de, uzun zaman içinde mutlaka genişliğe kavuşursun.
Rabb hakkında kötü zan besleme, çünkü Cenâb-ı Allah, güzelliğe daha layıktır.
Sıkıntının peşi sıra genişlik gelir.
Allah'ın sözü, sözlerin en doğrusudur.
Eğer akıllar rızkı çekip getirselerdi o zaman rızık, akıllı kimselerin yanında olurdu.
Nice mü'min var ki, bir gün aç kalırlar.
Ama yakında, kokulu Selsebil ırmağının suyundan kana kana içeceklerdir."
Dünya, noksanlıklardan münezzeh olan Allah katında o kadar önemsizdir ki, kendi nezdinde kıymetli olan mü'min kimseyi aç bırakır, kıymetsiz olan köpeği doyurur, kâfir kimse yeyip içer, giyip güzel meta-lardan yararlanır, mü'min kimse ise aç ve çıplak kalır. Bu da hakimler hakimi Allah'ın hikmetinin gereğidir.
Ali b. Cafer el-Verrak, mü'minlerin emiri Ebu Talib oğlu Ali için şöyle bir şiir söylemiştir:
"Elbiselerin en sağlamını giydiğin zaman bu elbise erkeklerin süsü olur. Giyen kimse bu elbiseyle onurlanıp yükselir.
Elbise hususunda mütevazi olmayı bırak. Bunu huşulu olmanın bir gereği sayma.
Zira Allah, içinde gizlediğin şeyleri bilir.
Eğer sen günahkar bir kulsan, elbisenin eski püskürüğü Allah katında derecem arttırmaz.
Sen Allah'tan korkup haramlarından sakındığın takdirde elbisenin pahalı ve kıymetli oluşu sana zarar vermez."
Bu da, şu hadis-i şerifte anlatılan hususa tıpatıp uymaktadır:
"Doğrusu Allah, sizin suretlerinize ve elbiselerinize bakmaz. O, sadece sizin kalplerinize ve amellerinize bakar."
Sevrî dedi ki: "Dünyada zahittik, aba giymek ve kuru ekmek yemekle olmaz. Zahitlik, ancak uzun emel sahibi olmamakla elde edilir."
Ebu'l-Abbas Muhammed b. Yezid b. Abdi'l-Ekber el-Muberreu dedi ki: Hz. Ali'nin kılıcı üzerinde şu ibare yazılı idi:
'insanların dünyaya karşı tutku ve tedbirleri vardır. Hevesin amacında da akıl ve paçaları sıvama vardır.
Rablerine itaat ederlerse, akıl onları taatlerden alıkoyar ve sözünü ettiğimiz tutkudan ötürü insanların yaşantılarının saflığı keder ve üzüntüyle karışmıştır.
Rızıklar taksim edilirken akılları sayesinde kendilerine verilmiş değildir.
Lakin o rızıklar, onlara takdir gereği ölçülü olarak verilmiştir.
Nice akıllı ve edip kimse vardır ki, rızık ona bol verilmez.
Nice ahmak kimse de vardır ki, taksirli olmakla birlikte dünyalığına kavuşmuştur.
Eğer rızık güç ve kuvvetle elde edilseydi doğan ve şahinler, serçelerin rızıklarım alıp uçururlardı." Asmaî, Şa'bî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
Ebu Talib oğlu Ali, bir adamla arkadaşlık etmesini istemediği bir adama şöyle dedi:
"Cahil kimse ile arkadaşlık etme, ondan sakın, nice cahil kimse vardır ki, kendisi ile arkadaşlık eden yumuşak huylu kimsenin bu huyunu alıp götürür.
Kişi arkadaşıyla ölçülür, arkadaşı kötü ise kendisi de kötüdür. Eşya da eşya ile ölçülür, benzerlerine bakılır ve kıymeti takdir edilir. Karşılaştıkları esnada kalbden kalbe bir yol vardır."
Amr b. Alâ, babasının şöyle dediğini rivayet etmiştir: Hz. Ali, Fatı-ma'nm mezarı üzerinde durup şu şiiri okudu:
"Ebu Erva'yı andım, geceyi geçirdim, sanki ben geçmişte kalan kederleri geri çevirmeye vekilim.
Her iki dostun bir araya gelmesinin ayrılışı vardır.
Ölümden önceki bütün vakitler azdır.
Benim dostları birer birer arayışım, onları kaybedişim, dostluğun 4 devam etmeyeceğini gösteriyor. Kendilerinden ayrıldığım dostlarım benim hatıramı unutacak, dostluğumu aklından çıkarıp hatırlamaz olacaktır.
Benden sonra da her dostun bir dostu olacaktır.
Eğer bir gün ecelim gelip hayattan koparsam,
Ardım sıra ağlayan kadınların ağlayışları az sürecektir."
Şairin biri, Hz. Ali için şu şiiri söylemiştir:
"Ölümlü olan kimsenin alçak gönüllü olması gerekir. Kişiye dünyada kıt kanaat geçirebileceği bir rızık yeterlidir. Kişinin anlatılamayacak derecede keder ve tutku sahibi olmaması gerekir.
Rabbimizin yaptıkları çok güzeldir.
Onun takdir ettiği rızıklar elimizden kaçacak değildir.
Ey adam! Yakında sen, konuşmaları sessizlik olan bir kavmin yanına göçüp gideceksin (ölülerin arasına karışacaksın)"
Bu fasıl çok uzayabilirdi, ancak biz, yeteri kadar şiirleri nakletmekle yetindik. Allah'a hamd ve minnet olsun.
Hammad b. Seleme, Eyyüb es-Sahtiyanî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Ebu Bekir'i seven, dini dimdik ayakta tutmuş olur. Ömer'i seven, yolu açıklamış olur. Osman'ı seven, Allah'ın nuruyla aydınlanmış olur. Ali'yi seven, sağlam kulpa tutunmuş olur. Rasûlullah'ın ashabı hakkında güzel söz söyleyen, münafıklıktan uzak kalmış olur."

