Önceki sayfalarda da anlattığımız gibi Hz. Ali (r.a), îbn Mülcem tarafından vurulduğunda Müslümanlar, Hz. Ali'ye şöyle dediler:
- Ey mü'minlerin emiri, yerine bir halife tayin et.
- Hayır ben, Rasûlullah (s.a.y.)'ın sizi halifesiz bıraktığı gibi halifesiz bırakacağım. Eğer Allah, size hayır murad ederse, Rasûlullah't an sonra en hayırlınızı halife seçme hususunda ittifak ettiğiniz gibi benden sonra da en hayırlınızı halife seçmekte ittifak edersiniz.
Hz. Ali, vefat edince oğlu Hasan namazını kıldırdı. Çünkü o, Ali'nin en büyük oğlu idi. Önceki sayfalarda da anlattığımız gibi sahih kavle göre Hz. Ali, Kûfe'de emirlik köşküne defnedilmiştir. Hz. Ali'nin defin işi tamamlandığı zaman Hz. Hasan'a ilk olarak Kays b. Sa'd b. Ubade gelip: "Elini uzat, Allah'ın kitabı ve peygamberinin sünneti üzerine seninle be/atlaşayım." dedi. Hz. Hasan sustu. Kays, onunla bey'atlaştı. Sonra da halk gelip Hasanla bey'atlaştı. Bu bey'atlaşma, Hz. Ali'nin vefat ettiği günde olmuştu. Hz. Ali, bir kavle göre vurulduğu gün vefat etmiştir ki, o gün hicri kırkıncı senenin ramazan ayının onyedinci günü olan cuma günü idi. Başka bir rivayete göre ise, vuruluşundan iki gün sonra vefat etmiştir. Başka bir rivayette anlatıldığına göre Hz. Ali, ramazanın son on gününde vefat etmiştir.
Hz. Hasan'm halifeliğe geçtiği gün Kays b. Sa'd, Azerbeycan valisi idi. Kays'm eli altında 40.000 savaşçı vardı. Bunlar, Hz. Ali'ye ölüm üzerine bey'at etmişlerdi. Ali vefat edince Kays b. Sa'd, Şamlılarla savaşmak üzere harekete geçmesi için Hz. Hasan'a ısrar etti. Hz. Hasanda Kays'ı Azerbeycan valiliğinden azledip yerine Ubeydullah b. Abbas'ı atadı. Hasan, kimse ile savaşmak istemiyordu. Ancak etrafındakiler zorlayarak onu bu görüşünden vazgeçirdiler ve benzeri duyulmamış büyük bir ordu teşkil ettiler. Hasan, bu ordunun 12.000 kişilik öncü kuvvetlerinin basma Kays b. Sa'd b. Ubade'yi komutan olarak tayin etti. Kendisi de diğer askerlerle onun peşi sıra Şam'a doğru harekete geçti ki, Muaviye ve Şamlılarla savaşsın. Medain'e uğradığında orada mola verdi. Öncü kuvvetler ilerlediler, kendisi Medain dışında ordugah kurmuş iken biri: "Dikkat edin!
Kays b. Sa'd b. Ubade öldürüldü!" diye bağırdı. İnsanlar ayaklandılar. Birbirlerinin eşyalarını yağmaladılar, hatta Hasan'm taht-ı revanim da yağmalamışlardi. Nihayet onlar, Hz. Hasan'ın üzerinde oturmakta olduğu sergisini de elinden zorla almak istediler. Kendisi bineğine binerken biri onu ya-rayladı. Hareket edemeyecek hale geldi. Hasan, onlara çok kızdı. Bineğine binip gitti ve Medain'deki beyaz köşke girip konakladı, yaralı haldeydi. Onun Medain'deki valisi, Sa'd b. Mesud Sakafi idi. Sa'd, Cisr savaşının komutanı Ebu Ubeyd'in kardeşi idi. Askerler köşke yerleştikleri zaman Muhtar b. Ebi Ubeyd (Allah onu kahretsin.), amcası Sa'd b. Mes'ud'a dedi ki:
- Şeref ve servet sahibi olmak istemez misin?
- Neymiş bu şeref ve servet?
- Ali'nin oğlu Hasan'ı yakalayıp zincire vuracak ve Muaviye'ye göndereceksin.
- Allah sizi kahretsin ve teklifinizi de kahretsin. Ben, Rasûlullah (s.a.v.)'ın kızı Fatıma'nın oğluna ihanet mi edeceğim?
Hasan, askerlerinin etrafından dağılıp gittilerini görünce onlara öfkelendi ve Şamlılara doğru gitmekte iken Muaviye'ye bir mektup göndererek barış pazarlığında bulunmayı teklif etti. Muaviye de ona Abdullah b. Amir ile Abdurrahman b. Semüre'yi gönderdi. Bunlar, Kûfe'ye gelip Hz. Hasan'a istediği malları verdiler. Hz. Hasan da Kûfe'deki beytül maldan 5.000.000 dirhem alacağına dair bir şart ileri sürdü ve ayrıca Dâr Ebcerd'in haracının kendisine verilmesini ve kendisinin duyacağı şekilde Ali'ye sövülmem e sini şart koştu. Eğer bu şartlarına uyulursa, halifelikten vaz geçeceğini ve idareyi Muaviye'ye bırakacağını, böylece Müslümanların kanlarının akıtılmasını önleyeceğini söyledi. Bu şartlar üzerinde barış antlaşması yaptılar ve yönetim bütünüyle Muaviye'nin eline geçmiş oldu. Bunun detayları ileriki sayfalarda verilecektir. Hz. Hasan'm bu girişimine kardeşi Hüseyin razı olmadı. Hasan'ı kınadı. Aslında Hasan'm yaptığı doğruydu. Nitekim bunun delilini de yakında anlatacağız.
Hasan, öncü kuvvetlerinin komutanı Kays b. Sa'd'a haber göndererek Muaviye'ye itaat etmesini ve emrini dinlemesini emretti. Ancak Kays b. Sa'd, bunu kabule yanaşmadı, hem kendisinin hem de Muaviye'nin emri dışına çıkarak kendisine uyan adamlarıyla birlikte bir tarafa çekildi. Sonra dönüp Muaviye'ye yakın bir zamanda bey'at etti. Nitekim bunu da ileriki sayfalarda anlatacağız.
Meşhur rivayete göre Hasan, hicretin kırkıncı senesinde Muaviye'ye bey'at etmiştir. Bu yüzden bu seneye Amü'l-Cemaa (cemaat senesi) denilmiştir. Zira bu senede yönetim bütünüyle Muaviye'nin elinde toplanmıştı.
İbn Cerir ile diğer siyer âlimleri nezdinde meşhur olan görüşe göre halifeliğin Muaviye'ye devredilişi, hicretin kırkbirinci senesinin başında cereyan etmiştir. Nitekim Allah izin verirse, bunu da ileride açıklayacağız. ;
Bu sene de (hicri kırkbirinci) Muğire b. Şube, insanlara hacc ettirmiştir. İbn Cerir'in, İsmail b. Raşid'den naklettiğine göre Muğire b. Şube, Muaviye'nin adına bir mektup uydurup yazarak güya insanlara hac emiri olarak o senede kendisi tayin edilmiş. Bunu öğrenen Utbe b. Ebu Süfyan da kardeşi Muaviye'den hac emirliğini kendisine verdiğine dair. bir mektup aldı ve hemen Mekke'ye geldi. Fakat Muğire, ondan çabuk davranarak zilhicce ayının sekizinci gününde işi Utbe'den önce tamamlamak için insanlara vakfe yaptırdı.
İbn Cerir'in bu nakli kabul edilemez ve Muğire'nin böyle bir harekette bulunmuş olduğuna inanılamaz. Allah ondan razı olsun. Fakat bunun batıl bir rivayet olduğu bilinsin diye biz bunu burada dikkatlerinize arzettik. Çünkü sahabeler, böyle bir davranışta bulunmayacak kadar kadri yüce kimselerdirler. Bu, Şiilerin bir uydurmasıdır.
îbn Cerir dedi ki: Bu sene Hz. Ali vefat edince Kudüs'te Muaviye'ye bey'at edildi. Şamlılar da emirü'l mü'minin sıfatıyla Muaviye'ye bey'at ettiler. Çünkü artık onların nezdinde de çekişine sebebi kalmamıştı. O esnada Iraklılar, Şamlılara karşı savunmak için Hz. Hasan'ı ayaklandırdılar. Ancak bu çabaları sonuç vermedi. Onların bu başarısızlıklarının sebebi, faklı görüşlere sahip olmaları ve emirlerine muhalefette bulunmaları idi. Eğer bilselerdi, Allah'ın kendilerine bir nimet olarak verdiği şeyin kadrini bilirler ve Rasûlullah (s.a.v.)'m kızı Fatıma'nın oğlu Hasan'a bey'at ederlerdi ki o, Müslümanların efendisi, sahabelerin bilginlerinden, yumuşak huylularından ve görüş sahibi şahsiyetlerinden biri idi. Hz. Hasan'm Raşid halifelerden biri olduğunu, bu kitabın peygamberlik delilleri
bölümünde
Rasûlullah
(s.a.v.)'m
azadhsı
Sefme'den
naklettiğimiz
şu
rivayet isbatlamaktadır:
Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: "Benden sonra halifelik otuz senedir, ondan sonra hükümdarlık olacaktır."
Otuz senelik süre, Hz. Ali'nin oğlu Hasan'm halifeliği ile tamamlanmıştır. O, hicri kırkbirinci senenin rebiyülevvel ayında Muaviye'nin lehine olmak üzere halifelikten feragat etmiştir. Böylece Rasûlullah'ın vefatından sonraki otuz sene tamamlanmış oldu. Rasûlullah (s.a.v.), hicri onbirinci senenin rebiyülevvel ayında vefat etmişti. Bu da Peygamber (s.a.v.)'in nübüvvetinin delillerinden biridir. Rasûlullah (s.a.v.), Hz. Hasan'm Muaviye lehine halifelikten feragatta bulunuşunu övmüş ve bu fani dünyayı bırakıp kalıcı ahirete rağbet edişi sebebiyle onu methetmiştir ki, o da bu ümmetin kanının akıtılmasına engel olmuştu. Halifelikten vaz geçmiş, hükümdarlığı Muaviye'nin eline bırakmıştı ki, Müslümanların idaresi tek emirin elinde toplansın. Rasûlullah (s.a.v.), işte bu yüzden Hz. Hasan'ı övmüştü. Ebu Bekre es-Sakafi, Rasûlullah (s.a.v.)'m minbere çıkıp Hasan b. Ali'yi yan tarafına alarak h cemaata gah Hasan'a bakıp şöyle dediğini rivayet etmiştir: Ey insanlar, benim şu oğlum efendidir. Allah, bunun vasıtasıyla Müslümanlardan iki büyük cemaatın arasım bulacak ve onları barıştıracaktır." Bu hadisi, Buharı rivayet etmiştir.

