Hasan'm künyesi, Ebu Muhammed idi. Kureyşli ve Haşimî idi. Rasûlullah (s.a.v. )'ın torunu ve onun kızı Fatümatü'z-Zehra'nın çocuğu idi. Fatıma, Rasûlullah (s.a.v.)'m çiçeği idi ve insanlar arasında Hasan, Rasûlullah (s.a.v.)'a en çok benzeyen bir kimse idi. Hasan, hicretin üçüncü yılının ramazan ayının ortalarında doğdu. Rasûlullah (s.a.v.), kendi tükürüğünü onun ağzına sürdü ve ona Hasan adını verdi. Hasan, anne ve babasının en büyük çocuğu idi. Rasûlullah (s.a.v.), onu çok severdi. Küçük yaşta iken Rasûlullah (s.a.v.), onun dudağını öperdi. Bazen dilini emer, onu kucaklar, bağrına basıp kendisiyle oynardı. Bazen Rasûlullah (s.a.v.), namazda secde halinde iken Hasan gelip onun sırtına biner, Rasûlullah'ta onu sırtında tutmak için secdesini uzatırdı. Bazen Rasûlullah'la birlikte minbere çıkardı. Sahih bir hadiste sabit olduğuna göre Rasûluîlah (s.a.v.), bir ara minber üzerinde hutbe irad etmekte iken Hasanla, Hüseyin'in kendisine dargın durduklarım görünce minberden inip onları kucaklamış, yanına alıp minbere çıkarmış ve şöyle demişti: "Cenâb-ı Allah doğru söyledi: "Doğrusu mallarınız ve çocuklarınız bir imtihandır." Ben bu ikisinin yürümekte olduklarını ve tökezlediklerini görünce kendimi tutamadım, yanlarına varmak için
minberden indim."
Böyle dedikten sonra Rasûlullah (s.a.v.), Hasan ile Hüseyin'e hitaben şöyle demişti: "Doğrusu siz, Allah'ın ruhundansmız. Siz saygı görüp
sevileceksiniz."
Sahih-i Buharî'de, Ukbe b. Haris'in şöyle dediği rivayet edilmektedir: Rasûlullah (s.a.v.)'m vefatından birkaç gece sonra Hz. Ebu Bekir, cemaata ikindi namazını kıldırdı. Sonra Ali ile birlikte mescidin dışına çıkıp yürümeye başladılar. Hasan'm diğer çocuklarla birlikte oynamakta olduğunu gören Hz. Ebu Bekir, onu alıp omuzuna koydu ve şöyle demeye başladı: "Vay! Babam sana feda olsun ey peygambere benzeyen çocuk, sen Ali'ye benzemiyorsun."
Ali, Ebu Bekir'in böyle demesine güldü.
Süfyan-ı Sevrî, Ebu Cuhayfe'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Ben Peygamber (s,a.v.)'i gördüm. Ali'nin oğlu Hasan ona çok benziyordu."
İmam Ahmed b. Hanbel, İbn Ebi Melike'nin şöyle dediğini rivayet
etmiştir:
Hz. Fatıma, Ali'nin oğlu Hasan'ın hatırına namazını çabuk kılar ve şöyle derdi: "Vay babam! Sen Ali'ye değil de peygambere benziyorsun."
îmam Ahmed b. Hanbel, Ali'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Hasan, baş ile göğüs arası kısımlarında Rasûlullah'a en çok benzeyendir. Hüseyin ise, bundan aşağı kısımda Rasûlullah'a en çok benzeyendir."
Ebu Davut et-Teyalisî, Hz. Ali'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Yüzünden göbeğine kadar olan kısımda Hasan, Rasûlullah'a en çok benzeyendir. Hüseyin ise, bundan aşağı kısımda Rasûlullah'a en çok benzeyen kimsedir."
Rivayete göre îbn Abbas ile İbn Zübeyr, Ali'nin oğlu Hasan'ın Peygamber (s.a.v.)'e benzediğini söylemişlerdir.
İmam Ahmed b. Hanbel, Üsame b. Zeyd'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Peygamber (s.a.v.), beni alıp dizinin üzerine oturtur, Ali'nin oğlu Hasan'ı da alıp diğer dizinin üzerine oturtur, sonra da bizi bağrına basıp şöyle derdi: "Allah'ım, bunlara rahmet et. Çünkü ben de bunlara acımaktayım." Başka bir rivayette anlatıldığına göre Peygamber (s.a.v.), onlar hakkında şöyle demiştir: "Allah'ım, ben bunları seviyorum, sen de bunları sev."
Şu'be, Bera b. Azib'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: Hz. Peygam-ber'i Ali'nin oğlu Hasan'ı omuzuna almış olarak gördüm. O şöyle diyordu: "Allah'ım, ben bunu seviyorum, sen de sev." Ali b. Cad'm, Bera'dan yaptığı bir rivayette ise şu fazlalık vardır; "Onu seveni de sev."
Tirmizî, bunun hasen ve sahih bir hadis olduğunu söylemiştir.
İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Medine sokaklarından birinde Peygamber (s.a.v.)'le birlikte yürümekte idim, yönünü çevirdi, ben de onunla birlikte çevirdim. Gelip Fü-ma'nın evine vardı ve: "Minik, minik, minik!" diye seslendi. Ona cevap veren olmadı. İçeri girip oturdu, ben de onunla birlikte içeri girip oturdum. Ali'nin oğlu Hasan yanımıza geldi. Ben, boynuna karanfilden bir gerdanlık takmak için annesinin onu geciktirdiğini zannettim. Hasan yanımıza gelince Rasûlullah (s.a.v.) ona sarıldı. O da Rasûlullah'a sarıldı. Sonra Rasûlullah şöyle üedi: "Ben bunu seviyorum, bunu seveni ben de severim." Bu sözünü üç kez tekrarladı.»
İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Rasûlullah (s.a.v.), elime dayanarak Beni Kaynuka çarşısına gitti. Beraberce orada dolaştık. Sonra döndü ve mescidde çömelip şöyle dedi:
- Minik nerede? Bana miniği çağırın.
Böyle dedikten sonra Hasan geldi. Koşup Rasûlullah'ın kucağına atıldı. Rasûlullah ta ağzını onun ağzına koyup şöyle dedi: "Allah'ım, ben bunu seviyorum. Bunu sen de sev. Bunu seveni de sev." Bu duasını üç kere tekrarladı. Ben de artık her ne zaman Hasan'ı görürsem mutlaka gözlerim yaşarırdı.» Süfyan-ı Sevrî ile diğerleri, Ebu Hüreyre'den rivayet ettiler ki, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Hasan ile Hüseyin'i seven beni de sevmiş olur. Onlara öfke duyan kimse bana da Öfke duymuş olur."
İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Rasûlullah (s.a.v.), bir omuzunda Hasan, diğer omuzunda da Hüseyin olmak üzere yanımıza geldi. Gelirken bazen Hasan'ı Öpüyor, bazen Hüseyn'i Öpüyordu. Bu halde iken yanımıza vardı. Adamın biri, ona şöyle dedi:
- Ya Rasûlallah, sen bunları çok seviyorsun.
Rasûlullah buyurdu ki:
- Bunları seven beni de sevmiş olur, bunlara Öfke duymuş olan bana da öfke duymuş olur."
Ebu Bekir b. Ayyaş, Abdullah'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Rasûlullah (s.a.v.), namaz kılarken secdeye vardığında Hasan ile Hüseyin gelip sırtına atlıyorlardı. Cemaat onları böyle yapmaktan alıkoymak istediğinde Rasûlullah (s.a.v.), namazını tamamlayıp selam verince cemaata hitaben şöyle dedi: "Bunlar, benim oğullarımdır. Bunları seven beni de sevmiş olur."
Hz. Aişe ile Ümmü Seleme'den rivayet olunduğuna göre Rasûlullah (s.a.v.), Hasan ile Hüseyin'i ve bunların anne-babalarını kucaklayıp şöyle dedi: "Allah'ım, bunlar benim ehl-i beytimdir. Bunlardan kötülüğü gider ve tertemiz yap."
Muhammed b. Sa'd, Cabir b. Abdullah'tan rivayet etti ki, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Cennetlik gençlerin efendisine bakmaktan hoşlanan kimse, Ali'nin oğlu Hasan'a baksın."
Ali, Ebu Said ve Büreyde'den rivayet olunduğuna göre Rasûlullah (s.a.v.), şöyle buyurmuştur:
"Hasan ile Hüseyin, cennetlik gençlerin efendileridir. Babaları ise kendilerinden daha hayırlıdır."
Ebu'l-Kasım el-Beğavî, Ya'lâ b. Mürre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Hasan ile Hüseyin, koşarak Rasûlullah'ın yanma geldiler. Biri diğerinden önce geldi. Rasûlullah, elini onun boğazının altına koyup, koltuğunun altına çekti, sonra diğeri geldi. Onu da aynı şekilde diğer koltuğunun altına çekti. Bir bunu, bir onu öpmeye başladı. Sonra da şöyle dedi: "Allah'ım, ben bunları seviyorum, sen de bunları sev." Sonra da bili.ze hitaben şöyle dedi: "Ey insanlar, doğrusu çocuk insanın cimrileşmesine, korkaklasın asma ve cahille şmesine sebeptir."
Ebu Ya'lâ, Büreyde'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: Rasûlullah (s.a.v.), minberde hutbe irad etmekte idi. O esnada Hasan ile Hüseyin, kırmızı renkli gömlekler giyinmiş olarak düşe kalka mescide geldiler. Rasûlullah (s.a.v.) da minberden inip onları kucağına alarak minbere çıkardı. Sonra, şöyle dedi:
- Cenâb-ı Allah, doğru buyurmuş. Doğrusu mallarınız ve çocuklarınız bir imtihandır. Ben bu iki çocuğu görünce dayanamadım.
Böyle dedikten sonra hutbesini okumaya devam etti." Abdullah b. Şeddad, babasının şöyle dediğini rivayet etmiştir; "Rasûlullah (s.a.v.), bize akşam veya yatsı namazını kıldırdı. Namazda secdeye vardığında secdesini uzattı. Selam verdiği zaman insanlar bunun sebebini kendisine sorunca şu cevabı verdi: "Şu oğlum (yani Hasan) sırtıma bindi, onu hemen indirmek istemedim. İhtiyacını tamamlamasını istedim."
Tirmizî, Cabir'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Rasûlullah (s.a.v.)'m yanma vardım. Hasan ile Hüseyin sırtına binmişlerdi. O da elleri ve ayakları üzerinde yürümekteydi. Hasan ile Hüseyin'e: "Bineğiniz ne güzel bir binektir." dedim. Rasûlullah da şöyle karşılık verdi: Onlar da ne güzel iki yüktür."
Ebu Ya'lâ, İbn Abbas'm şöyle dediğim rivayet etmiştir: "Rasûlullah (s.a.v.), Hasan'ı omuzuna almış olarak evden dışarı çaktı. Adamın biri, Hasan'a hitaben şöyle dedi:
- Ey çocuk! Bindiğin binek ne güzel bir binektir. Rasûlullah (s.a.v.) da böyle diyen o adama şu karşılığı verdi:
- O da ne güzel bir binicidir."
İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
Ra&ûlullah (s.a.v.), Ali'ye, Hasan'a, Hüseyin'e ve Fatıma'ya bakıp şöyle dedi: "Ben sizinle savaşanın düşmanıyım, sizinle barış içinde olanın da barışığıyım."
Bakiye, Mikdam b. Madikerib'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: Rasûlullah (s.a.v.)'ın şöyle dediğim işittim:
"Hasan bendendir, Hüseyin ise Ali'dendir."
Bu rivayetin lafzında ve manasında münkerlik vardır.
İmam Ahmed b. Hanbel, Umeyr b. İshak'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: Ali'nin oğlu Hasan'la birlikteydim. Ebu Hüreyre'ye rastladık. Ebu Hüreyre, Hasan'a şöyle dedi: "Rasûlullah'm, senin vücudunda Öptüğü yeri bana göster de öpeyim." Hasan gömleğinin ucunu kaldırdı. Ebu Hüreyre de onun göbeğini öptü."
İmam Ahmed b. Hanbel, Muaviye'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Rasûlullah (s.a.v.)'ı, Ali'nin oğlu Hasan'ın dilini (yada dudağını) emerken gördüm. Rasûlullah (s.a.v.)'m emdiği bir dil (ya da dudaklar), asla azab görmeyecektir." ı
İmam Ahmed b. Hanbel, Cabir b. Abdullah'tan rivayet etti ki, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Doğrusu benim şu oğlum (Hasan), efendi (ve lider) dir. Umarım ki Allah, bunun vasıtasıyla Müslümanlardan iki büyük cemaatı barıştıracaktır."
Bu hadis, bu kitabın peygamberlik delilleri bölümünde geçmişti. Hz. Hasan'ın, Muaviye lehine hilafetten feragat etmesinden bahsederken de bu hadisi nakletmiştik Peygamber Efendimiz'in yukarıdaki hadisi böylece tasdik edilip tahakkuk etmiş oldu. Hamd ve minnet Allah'adır.
Hz. Ebu Bekir, Hz. Hasan'a saygı gösterir, ikramda bulunur, onu sever ve: "Babam sana feda olsun." derdi. Hz. Ömer, de öyle yapardı. Vakidî'nin, İbrahim b. Haris et-Teymî'den rivayet ettiğine göre Hz. Ömer, sahabelere maaş bağlarken Hasan ile Hüseyin'e, Bedir savaşma katılan sahabelere bağlanan 5.000.000 dirhemlik maaşı bağlamıştı. Hz. Osman da aynı şekilde Hasan ile Hüseyin'e ikramda bulunur, onları severdi. Hz. Osman kuşatma altına alındığı zaman Hz. Hasan, kılıcını kuşanarak onun yamnda durmuş, onu savunmaya başlamıştı. Hz. Osman da onun başına bir kötülük gelmesinden korktuğu için yemin vererek evine dönmesini taleb etmişti ki, Ali'nin gönlü rahatlasın. Hz. Ali, oğlu Hasan'a aşırı derecede kıymet verir, ona saygı gösterirdi. Bir gün Ali, ona şöyle dedi: - Ey oğulcuğum, bize bir hitabede bulun ki seni dinliyeyim.
- Sen karşımda dururken ben hutbe irad etmekten utanırım. Ali, Hasan'ın kendisini görmeyeceği bir yere gidip oturdu. Sonra
Hasan, kalkıp insanlara hutbe irad etti. Hz. Ali de onu dinliyordu. Gayet beliğ bir hutbe irad etti. Konuşması düzgündü. Hutbesini tamamladıktan sonra Ali şöyle demeye başladı: "Allah, birbirinin soyundan olarak bu aileyi âlemlere tercih etti. Allah işitendir, bilendir."
İbn Abbas, bineklerine bindikleri zaman Hasan ile Hüseyin'in üzengilerini tutar ve bunu kendisi için bir şeref sayardı. Hasan ile Hüseyin, Kabe'yi tavaf ettikleri zaman insanlar onların etrafında izdiham ve sıkışıklık meydana getirdiklerinden onları âdeta paralıyorlardı. Allah, ikisinden de razı olsun ve onları hoşnud kılsın.
ibn Zübeyr şöyle dedi: "Allah'a yemin ederim ki, kadınlar Ali'nin oğlu Hasan gibisini doğuramazlar."
Hz. Hasan, sabah namazını Rasûlullah'm mescidinde kıldığı zaman namaz kıldığı yerde oturur ve güneş doğup yükselinceye kadar zik-nülah ile iştigal ederdi. İnsanların önde gelen şahsiyetleri gidip meclisinde otururlar, onun yanında sohbet ederlerdi. Bundan sonra Hasan kalkıp mü'minlerin annelerinin (Rasûlullah'ın zevcelerinin) yanlarına gider, onlara selam verirdi. Onlar da bazen kendisine hediyeler takdim ederlerdi. Sonra da evine dönerdi.
Müslümanların kanı ve canını korumak amacıyla Muaviye lehine hilafetten feragat ettiği zaman Muaviye, Hz. Hasan'a her sene armağanlar gönderirdi. Bazen ona 400.000 dirhem armağan gönderdiği olmuştur. Senelik maaşı da 100.000 dirhemdi. Bir sene maaş almaya gidemedi. Armağan gönderme vakti gelmişti. Hz. Hasan, ihtiyaç içinde idi. O armağana çok ihtiyacı vardı. O, insanların en cömertlerindendi. Armağanını kendisine göndermesi için Muaviye'ye mektup yazmak istedi. Ancak o gece uykuya daldığında rüyasında Rasûlullah (s.a.v.)'m kendisine şöyle dediğini gördü: "Ey oğulcuğum! İhtiyacın için bir yaratığa mektup mu yazıyorsun?" Böyle dedikten sonra Rasûlullah (s.a.v.), okuması için ona bir dua Öğretmişti. Hz. Hasan da, Muaviye'ye yazmak istediği mektubu yazmadı. Nihayet Muaviye, onu hatırladı, araştırdı, gelmeyiş sebebini sordu. Sonra da adamlarına şu talimatı verdi: "Ona 200.000 dirhem gönderin. Belki de fakru zaruret içinde olduğundan ötürü yanımıza gelememiştir." Hz. Hasan istemeden Muaviye ona maaşını gönderdi.
Salih b. Ahmed dedi ki: Babamın şöyle dediğini işittim: "Ali'nin oğlu Hasan medenidir, güvenilirdir."
"Tarih" adlı eserinde îbn Asakir, onun hakkında şöyle denildiğini nakleder: "Hasan, malını üç kez Allah'la paylaştı (Yani malının yarısını Allah için verdi.) İki kez de malından sıyrılıp çıktı. Yirmibeş kez yaya olarak hacca gitti ve develeri de önünde yürümekteydiler."
Abbas b. Fadl, Ali'nin oğlu Hasan'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Ka'be'sine yaya olarak gidip ziyaret etmemiş halde Rabbimin huzuruna çıkmaktan utanırım." Bu yüzden o, yirmi kez yaya olarak Medine'ye gitti. Anlatıldığına göre o, hutbelerinden bazısında İbrahim sûresini okurmuş ve her gece uyumadan önce Kehf sûresini okurmuş, son derece cömert bir kimseymiş.
Muhammed b. Sirin'in ifadesine göre o, bir kişiye 100.000 dirhem armağan vermişti. Said b. Abdülaziz dedi ki: "Hasan, adamın birinin yanı başında, kendisine 10.000 dirhem vermesi için Allah'a dua ettiğini işitince kalkıp evine gitmiş ve böyle diyen adama o parayı göndermişti."
Anlatıldığına göre Hasan, elindeki ekmekten bir parçasını koparıp ağzına koyan, sonra bir parça daha koparıp yanındaki köpeğe yediren siyahi bir köleyi görünce ona niçin böyle yaptığım sormuş, köle de: "Ben kendisine yedirmeden bu köpeğin yanında ekmek yemekten utanırım." demiş. Hz. Hasan da: "Ben gidip dönünceye kadar buradan ayrılma." diyerek kölenin efendisinin yanma gitmiş, köleyi ondan satın almış ve içinde bulunduğu bahçeyi de satın alıp köleyi azad etmişti. Sonra bahçeyi ona vermişti. Bu ikram karşısında köle de şöyle demişti: "Ey efendim! Bu bahçeyi Allah rızası için bana hibe ettin, ben de onun rızası için hibe
ettim."
Hz. Hasan, çok kadınla evlenmişti. Her zaman mutlaka nikahında dört hür kadın bulunurdu. O çok boşayan bir adamdı, çok da mehir verirdi. Anlatıldığına göre o, yetmiş kadınla evlenmiştir. İfadeye göre o bir günde iki kadın boşamıştır. Bu kadınlardan biri Beni Esed, diğeri de Beni Fezare kabilesindenmiş. Boşadığı bu kadınlardan her birine 10.000 dirhem para ve küpler dolusu bal göndermiş. Bu para ve balı kendisiyle gönderdiği köleye de şu talimatı vermişti: "Kadınlardan her birinin neler söylediğine iyice kulak ver."
Para ve balı alan Fezariyeli kadın: "Allah, Hasan'a hayır mükafat versin." demiş, ona hayır duada bulunmuştu. Beni Esed kabilesinden olan kadınsa şöyle demişti: "Bu, kendisinden ayrıldığım sevgilimden bana gelen az bir eşyadır." Köle dönüp Hz. Hasan'a bu kadınların sözlerini nakledince Hz. Hasan, Beni Esed kabilesinden olan kadına tekrar dönmüş ve Fezariyeli kadından alakasını kesmişti.
Hz. Ali, Küfe halkına: "Hasan'a kız vermeyin, çünkü o çok boşuyor." demiş. Ancak Kûfeliler, şu karşılığı vermişlerdi: "Allah'a yemin ederiz ki ey mü'minlerin emiri! Eğer hergün bizden kız istese; biz, dilediği kızı ona zevce olarak veririz. Biz böyle yapmakla Rasûlullah'a hısım olmak arzusu peşindeyiz."
Hz. Hasan, karısı Havle binti Manzur el-Fezarî (ya da Hind binti Süheyl) ile birlikte evin damı üzerinde yatmış, uykuya daldıktan sonra karısı kalkıp baş örtüsü ile Hz. Hasan'm ayağını kendi ayağındaki hal-hala bağlamıştı. Hasan uyandığında karısına, niçin böyle yaptığını sormuş, karısı da şu cevabı vermişti: "Uykunun şiddetinden kalkıp dam üzerinde dolaşmandan ve aşağı düşmenden, bu sebeple de Arapların en uğursuz kızı olmaktan korktum." Karısının bu cevabı hoşuna gidince Hz. Hasan, onunla yedigün daha beraber kalmıştı.
Ebu Cafer el-Bakır dedi ki: Adamın biri, Hz. Hüseyin'e gidip bir ihtiyacı için yardrm istedi. Ancak Hz. Hüseyin, itikafta olduğu için yardım edemeyeceğini söyledi. Bunun üzerine o adam kalkıp Hz. Hasan'm yanına gitti, ondan yardım istedi. Hz. Hasan da gereken yardımı yapıp şöyle dedi: "Bir din kardeşimin ihtiyacım gidermem, bir ay boyunca itikafta bulunmamdan daha hoştur."
Hüseyin, İbn Sirin'in şöyle dediğim rivayet etmiştir: Hz. Hasan, yemeğe çağırılmayan kimseleri yemeğine çağırırdı."
Ebu Cafer: "Hasan, yemeğe çağırılmayan kimseleri yemeğine çağırırdı." der.
Ebu Cafer, Hz. Ali'nin Kûfelilere şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Ey Kûfeliler, Hasan'a kadın vermeyin. Çünkü o, çok kadın boşu-yor." Hemedanlılardan bir adam da kalkıp Hz. Ali'ye şöyle cevap verdi: "Vallahi biz onu evlendiririz, hoşuna giden kadını yanında tutar, hoşuna gitmeyeni de boşar."
"Mekarimü'l-Ahlak" adlı kitapta Ebu Bekir el-Haraitî, Muhammed b. Sirin'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Hz. Ali'nin oğlu Hasan bir kadınla evlendi. Kadına yüz cariye gönderdi, her cariye ile birlikte 1000 dirhem gönderdi."
Vakidî, Hz. Ali'nin oğlu Hüseyin'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Ali'nin oğlu Hasan, çok kadın boşardı. Boşadığı her kadın da mutlaka onu severdi."
Cüveyriye b. Esma şöyle dedi: "Hasan vefat ettiği zaman Mervan cenazesinde ağladı. Hüseyin de Mervan'a şöyle dedi:
- Ona bunca çektirdikten sonra onun için ağlıyor musun? Mervan da dağı göstererek şöyle karşılık verdi:
- Evet, ben şu dağdan daha yumuşak huylu ve sessiz bir adama bunca eziyetler çektirmişim."
Muhammed b. Sa'd, Muhammed b. îshak'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Yanımda her kim konuşmuşsa mutlaka onun susmasını istemişimdir. Yalnız Ali'nin oğlu Hasan konuştukça onun daha da konuşmasını arzulamışımdır. Ondan bir kez dışında kötü söz duymuş değilim
0 da şöyle oldu: Hasan ile Amr b. Osman arasında kırgınlık vardı. Hasan, ondan bahsederken şöyle demişti: "Ben onun için sadece burnu yere sürülsün, derim." İşte Hasan'dan duyduğum en kötü söz bu olmuştur."
Muhammed b. Sa'd, Rezin b. Sivar'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Hasan ile Mervan arasında husumet vardı. Mervan, ona ağır sözler
söylemeye başladı ama o susuyordu. Mervan, sağ eliyle sümkürünce
Hasan ona şöyle dedi:
- Yazıklar olsun sana! Bilmezmisin ki sağ el yüz içindir, sol el de tenasül organı içindir. Öf sana.
Hz. Hasan'm bu sözü karşısında Mervan sustu." Ebu'l-Abbas, Muhammed b. Yezid el-Müberred dedi ki: "Ali'nin oğlu Hasan'a, Ebu Zerr'in şöyle dediği hatırlatıldı: "Fakirliği zenginlikten, hastalığı sıhhatlilikten daha çok severim." Bu söz karşı-nnda Hasan şöyle dedi: "Allah, Ebu Zerr'e rahmet etsin. Bana gelince
1 in şöyle derim: Bir kimse, Allah'ın kendisi için seçtiği güzel kadere tevekkül ile dayanırsa artık o kimse, Allah'ın kendisi için takdir ettiği durumun dışında başka bir durumda bulunmayı temenni etmemelidir." Bu da ilâhi takdire rıza göstermeye vakıf olma hallerinden biridir ki, ilâhi kazayı tarifeden bir sözdür."
Ebu Bekir Muhammed b. Keysan el-Asam, Hasan'ın bir gün arkadaşlarına şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Size insanlar arasında gözüme en çok büyük görünen bir kardeşimi haber vereceğim. Onun gözümde büyümesinin temel sebebi, dünyanın onun gözüne küçük görünmesidir. O, kendi karnının hakimiyetini hiçe saymıştır. Bulamadığı şeyi arzulamaz, bulduğu zaman da daha çok bulmak istemez. Kendi tenasül organının hakimiyeti dışına çıkmıştır. Aklını ve görüşünü hafife almaz, cahilliğinin hakimiyeti dışına çıkmıştır. Birşeyden mutlaka yarar sağlayacağına inanmazsa, elini o şeye uzata-maz. Attığı adımı da mutlaka iyilik yapmak için atar. Öfkelenmez, kimseye kızmaz. Âlimlerle bir araya geldiğinde konuşmaktan çok dinlemeyi arzular. Konuşmasına engel olunursa da susmasına engel olunamaz. Zamanının çoğunu susarak geçirir. Konuştuğu zaman konuşmacılara aldırış etmez. Onları kendi hallerine bırakır. Davaya ortak olmaz, karşılıklı bahiste bulunmaz. Tartışmaya girmez, başkalarına karşı hüccet ileri sürmez. Ancak yapmadığını söyleyen, söylemediğini yapan bir kadıyı gördüğü zaman onunla tartışır. Bunu da faziletinden dolayı yapar, kardeşlerini unutmaz. Herhangi birşeyde kendim onlara tercih etmez. Bir kimseye ayıplanacak bir hususta ikramda bulunmaz. İki şeyle karşılaştığında hakka en yakın olanına bakar. Hevesine en yakın olanına ise muhalefet eder."
Ebu'l-Ferec b. Muafa b. Zekeriyya el-Harirî, Haris el-Aver'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Ali, mürüvvet hususunda oğlu Hasan'a bazı sorular sordu:
- Ey oğulcuğum, doğruluk nedir?
- Babacığım, doğruluk, kötülüğü iyilikle savmaktır.
- Şeref nedir?
- İnsanlarla iyi geçinmek ve suçu üstlenmektir.
- Mürüvvet nedir?
- İffetli olmak ve kişinin malını İslah etmesidir.
- Alçaklık nedir?
- Az mala ilgiyle bakmak ve önemsiz denecek az miktardaki mâl ile dahi yardımı esirgemektir.
- Kınanmaya vesile olacak şey nedir?
- Kişinin kendi nefsini koruması ve ailesinin gizli hususlarını açığa çıkarmasıdır.
- Cömertlik nedir?
- Darlık ve genişlik zamanında eli açık olmaktır.
- Cimrilik nedir?
- Elindeki malı harcamayı israf savman, harcadığını da telef etmiş olduğuna inanmandır.
- Kardeşlik nedir?
- Zorlukta ve rahatlıkta vefalı olmaktır.
- Korkaklık nedir?
- Dosta karşı cüretli olmak, düşmandan ise geri durmaktır.
- Ganimet nedir? :
- Takvalı olmaya rağbet göstermek ve dünyada zahid olmaktır.
- Hilim nedir?
- Öfkeyi yutmak ve nefse hakim olmaktır.
- Zenginlik nedir?
- Az da olsa Cenâb-ı Allah'ın insana verdiği kısmete razı olmaktır. Zira zenginlik, gönül zenginliğidir.
- Fakirlik nedir?
- Kişinin nefsinin her şeye arzu duymasıdır.
- Güçlülük nedir?
- Aşın bir kuvvete sahip olmak ve insanların en kuvvetlisini yenmektir.
- Zillet nedir?
- Sözü yerine getirme anında korkup panik göstermektir. —Cür'et nedir?
- Akranlara muvafakat etmektir.
- Külfet nedir?
- Seni ilgilendirmeyen şeyleri söylemendir.
- Onur nedir?
- Vermen gerekeni vermendir ve suçluyu affetmendir.
- Akıl nedir?
- Muhafaza edilmesini istediğin her şeyi kalbin muhafaza etmesidir.
- Cehalet nedir?
- İmamına düşmanlık etmen ve ona laf çevirmendir.
- Övgü nedir?
- Güzel şeyleri yapmak, çirkin şeyleri terketmektir.
- Akıllılık nedir?
- Ağırbaşlı olmak ve yöneticilere şefkatli olmaktır. İnsanlara karşı kötü zan beslemekten kaçınmaktır.
- Şeref nedir?
- Kardeşlere uymak ve komşuları muhafaza etmektir.
- Beyinsizlik nedir?
- Alçaklara uymak, adi kimselerle arkadaş olmaktır.
- Gaflet nedir?
- Mescidi terk etmen ve fesatçıya itaat etmendir. '
- Mahrumiyet nedir?
- Sana sunulan payını almamandır.
- Efendi kimdir?
- Malda ahmaklık edip ırzını önemsemeyen kimsedir. Kendisine sövülür, ama cevap vermez. Aşiretinin işlerini yürütmek hususunda devamlı çalışır, yerinden ayrılmaz.
Bundan sonra Hz. Ali, Hasan'a şöyle dedi:
- Ey oğulcuğum! Ben, Rasûlullah (s.a.v.)'m şöyle buyurduğunu işittim:
"Cahillikten daha şiddetli bir fakirlik, akıldan daha faziletli bir mal, kendini beğenmişlikten daha şiddetli bir yalnızlık, istişareden daha güvenli bir destek, tedbir gibi bir akıl, güzel ahlak gibi bir asalet, çekingenlik gibi bir vera7, tefekkür gibi bir ibadet ve haya gibi bir iman yoktur. İmanın başı sabırdır. Konuşmanın afeti yalandır. İlmin afeti unutmaktır. Yumuşak huyluluğun afeti sefihliktir. İbadetin afeti ara vermektir, şerefin afeti iddia ve tekebbürdür. Cesaretin afeti taşkınlıktır. Cömertliğin afeti başa kakmaktır. Güzelliğin afeti gururluluktur. Sevmenin afeti övünmektir." Hz. Ali, daha sonra söyle dedi:
"Ey oğulcuğum! Gördüğün bir adamı asla küçümseme. Eğer senden yaşça büyükse onu baban say. Eğer yaşça emsalin ise, o senin kardeşindir. Eğer yaşça senden küçükse onu oğlun say."
İşte Hz. Ali, mürüvvetle ilgili olarak oğluna bu gibi sorulan sormuş ve yukandaki tavsiyelerde bulunmuştu."
Kadı Ebu'l-Ferec dedi ki: Bu haberdeki hikmetler ve bol faideler, dikkat edip ezberleyen kimse için yarar sağlayıcıdır. Nefsini bu gibi şeylere uyup terbiye eden, süsleyen, tehzib eden kimseler için sayılamayacak derecede menfaatlar vardır. Mü'minlerin emiri Ali'nin rivayet ettiği ve peygamberden naklettiği hususlarda akıllı, bilgili, bilge kimseler için mutlaka hıfzedilip ezberlenmesi ve üzerinde düşünülmesi gereken hususlar vardır. Bu tavsiyelere uyup kabul eden kimse şanslıdır. Bu yolda yürüyen kimseler mutluluğa ermiştir..
Asmaî, Utbî ve Medainî ile diğerlerinin anlattıklanna göre Muavi-ye de buna benzer sorulan Hz. Hasan'a sormuş, o da yukardakilere benzer cevaplar vermiştir.
Ali b. Abbas et-Taberanî dedi ki: Ali'nin oğlu Hasan'ın yüzüğünün üzerinde şöyle yazılı idi.
"Elden geldiğince ölmeden önce takvalı olmaya bak. Çünkü ey yiğit ve delikanlı kişi, ölüm mutlaka sana gelecektir. Sevinip kendinden geçmişsin, gönül dostlannın, mezarlarda çürümüş olduklarını sanki görmüyorsun."
İmam Ahmed b. Hanbel, Hz. Hasan'ın, oğluna ve kardeşi oğluna şu tavsiyelerde bulunduğunu rivayet etmiştir: "İlim öğrenin. Bugün siz, milletin küçüklerisiniz ama yann büyükleri olacaksınız. Ezberleyeme-diğiniz hususlan yazın."
Muhammed b. Sa'd, Amr el-Asam'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: Hz. Hasan'a dedim ki:
- Şu Şiiler, Hz. Ali'nin kıyamet gününden Önce dirilip geleceğini iddia ediyorlar!
Hz. Hasan, bana şu cevabı verdi:
- Vallahi yalan söylüyorlar! Bunlar Şii değildirler. Eğer Ali'nin kıyametten önce tekrar dünyaya geleceğim bilseydik, onun zevcelerini başkalarıyla evlendirmez ve malını da paylaşmazdık."
Abdullah b. Ahmed, Sefine'den rivayet etti ki, Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Halifelik benden sonra otuz senedir." O esnada mecliste bir adam hazır bulunuyordu, şöyle dedi: "Bu otuz senenin altı ayı, Muaviye'nin halifeliğine dahil olmuştur. îşte bu aylar oradan gelmektedir ve Ali'nin oğlu Hasan'a bey'at edilmiştir. Ona 40.000 veya 42.000 kişi bey'at etmiştir."
Salih b. Ahmed dedi ki: Babamın şöyle dediğini işittim: "Hasan'a 90.000 kişi bey'at etti. O, halifelikten çekildi. Muaviye ile barış yaptı. Onun döneminde bir fincan kan dahi akmadı."
îbn Ebi Heyseme, Vehb'in babası Cerir'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Ali öldürüldüğü zaman Kûfelüer, onun oğlu Hasan'a bey'at ettiler. Ona itaat edip babasından daha çok sevdiler."
İbn Ebi Heyseme, İbn Şevzeb'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Ali Öldürüldüğü zaman Hasan, Iraklıların başında cepheye gitti. Muaviye de Şamlıların başında cepheye gitti. İki taraf karşı karşıya geldiler. Hasan savaşmak istemedi. Muaviye ile bey'atlaştı. Yalnız kendisinden sonra oğlu Ali'nin veliahd kılınmasını şart koştu. Bu barış yüzünden taraftarları Hz. Hasan'ı eleştirerek: "Vay mü'minlerin başına gelen utanca!" dediler, Hz. Hasan da onlara şu karşılığı verdi: "Utanılacak hale düşmek, Cehennem'e düşmekten daha iyidir."
Ebu Bekir b. Ebi'd-Dünya, Abbas'm babası Hişam'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Ali öldürüldüğü zaman insanlar onun oğlu Hasan'a bey'at ettiler. O da yedi ay onbir gün süreyle halifelik yaptı."
Abbas'tan başkaları dediler ki: "Kûfeliler, Hasan'a bey'at ettiler. Muaviye'ye de Kudüs'te Şamlılar, Ali'nin öldürülmesinden sonra bey'at ettiler. Bu genel bey'at, hicri kırkıncı senenin sonunda cuma günü Bey-t-i Makdis'te yapıldı. Sonra Kûfe'ye bağlı Mesken denen yerde Hasan, hicri kırkbirinci senede Muaviye ile buluştu. Bunlar barış antlaşması yaptılar. Hasan, Muaviye'ye bey'at etti."
Başkalarının ifadesine göre ikisinin barış yapmaları ve Muaviye'nin Kûfe'ye girmesi, hicri kırkbirinci senenin rebiyülevvel ayında olmuştur. Bunun tafsilatını önceki sayfalarda vermiş olduğumuz için burada tekrarlamaya gerek görülmemiştir.
Kısaca anlatmak istediğimiz şudur ki, Hasan, Kûfe'deki beytü'l-malda bulunan paraları ve eşyaları almak şartı ile Muaviye ile barış
antlaşması yaptı. Muaviye de bu şarta uydu. Beytü'1-mah açtıklarında orada 5.000.000 dirhem (başka bir rivayete göre ise 7.000.000 dirhem) buldular. Ayrıca Hasan, haracın kendisine verilmesini şart koştu, Bir rivayete göre ise Dar Ebcerd'in haracının her sene kendisine verilmesi şartını koşmuştu. Ancak Dar Ebcerd halkı, haracı Hasan'a vermeye yanaşmadılar. Buna bedel olarak Muaviye, Hasan'a her sene 6.000.000 dirhem para vermeyi taahhüd etti. Hicretin kırkdokuzuncu senesinde vefat edinceye dek Hz. Hasan, Muaviye'nin yanına her gelişinde bu paraya ek olarak Muaviye'den bazı armağan ve hediyeler de alırdı.
Muhammed b. Sa'd, Muhammed b. Sirin'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Muaviye, Kûfe'ye girip de Hasan onunla be/atlaştığı zaman taraftarları, Muaviye'ye şöyle dediler:
"Ali'nin oğlu Hasan'a, bir hutbe irad etmesini emret. Çünkü o gençtir, bu işin hakkını veremez. Olaki hutbe irad ederken dili sürçer, böylece insanların gönlündeki yerini kaybeder, değerini yitirir." Muaviye de Hasan'a, hutbe irad etmesini emretti. Hasan, minbere çıkıp hutbe irad etmeye başladı. Hutbesinde şöyle dedi: "Ey insanlar! Eğer Cablak ile Cabers arasında benden ve kardeşimden başka dedesi peygamber olan bir adamı arayacak olursanız boşuna yorulmayın, bulamazsınız. Biz Muaviye'ye bey'at ettik. Müslümanların kanının akıtılmasını önlemeyi, akıtmaktan daha hayırlı gördük. Allah'a yemin ederim ki bilemiyorum, belki bu sizin için bir imtihan ve belirli bir zamana kadar geçinip gitmektir." Böyle derken Muaviye'ye işaret etti. Muaviye bundan ötürü öfkelendi ve Hasan'a:
- Sen böyle yapmakla neyi kasdettin? diye sordu. Hasan da:
- Vallahi Cenâb-ı Allah, bundan neyi kasdetmişse ben de bunu kasdettim, dedi. Muaviye, hutbe için minbere çıktı ve Hasan'dan sonra kendisi de bir konuşma yaptı.
Başkalarının rivayetine göre önceki sayfalarda da anlattığımız gibi Muaviye, bu tavsiyelerinden ötürü kendi adamlarını kınamıştır."
Muhammed b. Sa'd, Nüfeyr el-Hadremî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Ali'nin oğlu Hasan'a dedim ki:
- İnsanlar senin halifelik peşinde olduğunu iddia ediyorlar. Sen buna ne dersin?
- Arapların liderleri, benim elimdedirler. Benim barışık olduğum kimseyle barışıktırlar. Benimle savaşan kimseyle savaşırlar. Ben, Allah rızası için halifelikten feragat ettim. Sonra Hicazılardan halifelik ıçm ikinci bir ayaklanma mı isteyeceğim."
Muhammed b. Sa'd, Zeyd b. Eslem'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Adamın biri, Medine'de bulunan Hasan'm yanına gitti. Hasan'm elinde bir mektup vardı. Adam sordu:
- Bu nedir?
- Muaviye'nin oğlu beni bu mektubuyla tehdit ediyor.
- Sen ona karşı insaflı davranmıştın.
- Evet ama ben kıyamet gününde 70.000 veya 80.000 veyahut daha fazla veya daha az sayıdaki kimsenin boyunlarındaki damarlardan kan fışkırarak huzuru ilahiye gelmelerinden ve bu dünyada kanlarının ne sebeple akıtıldığını Allah'tan sormalarından korkuyorum. Onun için bunlara insaflı davrandım."
Asmaî, İmran b. Abdullah'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Ali'nin oğlu Hasan, rüyasında alnında "Kulhuvallahu ehad" ayetinin yazılı olduğunu görmüş, bu yüzden sevinmişti. Said b. Müseyyeb, bu durumdan haberdar olunca şöyle demişti: "Eğer Hasan bu rüyayı görmüşse, demek ki eceli çok yakındır." Gerçekten de bu rüyayı gördükten birkaç gün sonra vefat etti."
Ebu Bekir b. Ebi'd-Dünya, Umeyr b. îshak'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Ben ve başka bir Kureyşli adam, Hasan'ın yanına gittik. Biraz sonra kalkıp dışarı çıktı, tekrar döndü ve şöyle dedi: "Az önce ciğerimden bir parçayı dışarı attım ve o parçayı şu çöple evirip çevirdim. Defalarca bana zehir içirildi, ama bu defaki kadar şiddetli bir zehir içirilmiş değildi." Böyle dedikten sonra da yanımdaki arkadaşıma da şöyle dedi:
- Benden birşey isteyemeyeceğin bir zaman gelmeden önce şimdi benden iste.
- Senden birey istediğim yok. Allah sana afiyet versin.
Böyle dedikten sonra Hasan'ın yanından çıkıp gittik. Ertesi gün yanma tekrar gitmek istediğimizde çarşıdan geçerken onun yere düşmüş vaziyette olduğunu gördük. Kardeşi Hüseyin, gelip yanıbaşmda oturdu ve şöyle sordu:
- Ey kardeşim! Sana bu kötülüğü yapan kim?
- Sen onu öldürmek mi istiyorsun?
- Evet.
- Eğer bu kötülüğü bana yaptığını zannettiğin kişi, benim düşündüğüm kimse ise biliyorum ki, Allah benim intikamımı alma hususunda senden daha güçlüdür (Allah daha güçlü, daha cezalandırıcıdır.). Eğer o zannettiğim kimse değilse o zaman benim yüzümden suçsuz bir adamı öldürmeni istemem." Muhammed b. Ömer el-Vakidî, Ümmü Bekr Binti Misver'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Hasan'a defalarca zehir içirildi, her defasında da ölümden kurtuldu. Ancak vefatına sebep olan son defadaki zehir içirilişinde o zehir onun ciğerine karışmıştı. Vefat edince Haşimilerin kadınları bir ay müddetle ona ağıt yaktılar."
Vakidî dedi ki: Hz. Aişe'nin ifadesine göre Haşimilerin kadınları Hasan için bir sene boyunca yas tuttular."
Yine Vakidî, Hasan'ın oğlu Abdullah'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Ali'nin oğlu Hasan, çok kadınla evlenmişti ve evlendiği kadınlar onun yanında çok az süreyle kalırlardı. Evlendiği bütün kadınlar, mutlaka onu severler ve onu başkalarından kıskanırlardı. Anlatıldığına göre ona zehir içirilmiş, ama ölümden kurtulmuştu. Tekrar içirilmiş, yine ölümden kurtulmuştu. Sonuncu kez içirildiğinde vefat etmişti. Can çekişirken yanma gelen tabib onun içtiği zehirin, bağırsaklarını parçaladığını söylemişti. Bunun üzerine Hüseyin, Hasan'a dedi ki:
- Ey Muhammed'in babası, sana bu zehiri içireni bana söyle?
- Niçin ey kardeşim?
- Onu öldüreceğim. Vallahi seni defnetmeden önce onu öldüreceğim. Ya ona güç yetiremem ya da yanma ulaşamayacağım bir yerde olur. Bunun dışında o neredeyse öldüreceğim.
- Ey kardeşim, bu dünya geçici ve fani birkaç geceden ibarettir. Bırak da onunla Allah'ın huzurunda hesaplaşayım." Böyle dedi ve kendisine zehir içiren kimsenin adını söylemedi.
Bazı kimselerin şöyle dediklerini duymuşum:
"Muaviye, Hasan'a zehir içirmeleri için bazı hizmetçilerine ödül vade tmiş."
Muhammed b. Sa'd, Ümmü Musa'nın şöyle dediğini rivayet etmiştir: Ca'de binti Eş'av b. Kays, Hasan'a zehir içirdi. Hasan da bu yüzden hastalandı. Kırk gün süreyle altına bir leğen konuluyor, o leğen çıkarıldıktan sonra bir başka leğen getirilip konuluyordu."
Muaviye'nin oğlu Yezid, Hasan'ın hanımı Ca'de binti Eş'as'a haber göndererek: "Hasan'ı zehirle, o öldükten sonra ben seninle evlenirim." demiş ve Ca'de de onun bu isteğini yerine getirmişti.
Hasan öldükten sonra Ca'de, Yezid'e haber göndererek kendisiyle evlenmesini istemiş, ancak Yezid şu karşılığı vermişti: "Vallahi biz seni Hasan'a layık görmemiştik, kendimize mi layık göreceğiz?" Bence bu sahih bir rivayet değildir. Hele Yezid'in babası Muaviye'nin, böyle birşey yapması hiç mi hiç düşünülemez.
Hasan'm, Ca'de tarafından zehirlenmesiyle ilgili olarak Kesir Nemre şöyle bir şiir söylemiştir:
"Ey Ca'de! Hasan'a ağla, ağlamaktan usanma.
Ona gerçek bir ağlayışla ağla, ağlayışın sahte olmasın.
Evine onun gibisini koyamazsın artık, insanlar arasında ne pabuçlu, ne yalm ayaklı hiç kimseyi ona benzer göremezsin.
O adamı kasdediyorum ki, ailesi onu öyle bir zamana teslim ettiler ki, o zaman kuraktır.
O zamandan ürün isteniliyor ama ürün vermiyor.
Ateşi yakıldığı ve tutuşturulduğu zaman Hasan'm benzersiz asaleti o ateşin alevlerini yükseltir ki, o ateşi, ayakları zincire bağlı perişan halli bir kimse görmesin, ya da ehil olmaya lâyık olmayan kavmin bir ferdi görmesin.
Ey oğulcuğum! Eti haşlıyorsun, haşlandığında o eti yiyecek bir kimse yok."
Süfyan b, Uyeyne, Rakabe b. Maskala'nm şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Hasan can çekişirken: "Beni evin avlusuna çıkarın ki, göklerin melekûtuna bakayım." dedi. Yatağını avluya çıkardılar, başını semaya dikip şöyle dedi: "Allah'ım, ben kendi nefsimi senin yanında sayıyorum, nefisler arasında benim nefsim bana çok kıymetlidir."
Allah, ona o kadar lütuf ve ikramda bulunmuştu ki o, kendini Allah katında sayıyordu."
Abdurrahman b. Mehdi dedi ki: Süfyan-ı Sevrî hastalanıp, hastalığı ağırlaştığı zaman tahammülsüzlük gösterdi, merhum İbn Abdülaziz onu ziyarete gitti ve ona şöyle dedi:
"Ey Ebu Abdillah! Bu ne tahammülsüzlüktür? Oysa sen altmış sene müddetle kendisine ibadet ettiğin, kendisi için oruç tuttuğun, namaz kıldığın, hac ettiğin bir Rabbin huzuruna varıyorsun. Daha niye tahammülsüzlük gösteriyorsun." Onun bu sözü karşısında Süfyan-ı Sevrî, rahatladı ve kendine geldi."
Ebu Nuaym dedi ki: "Hz. Hasan'm hastalığı şiddetlendiği zaman tahammülsüzlük gösterdi, yanına bir adam gelip şöyle dedi:
- Ey Muhammed'in babası! Bu ne tahammülsüzlük? Oysa ruhun cesedinden ayrılıyor ve sen baban Ali ile anan Fatıma'nm yanına, deden Hz. Peygamber ile, ninen Hatice'nin, amcaların Hamza ile Cafer'in; dayıların Kasım, Tayyib, Mutahhar ve İbrahim'in, teyzelerin Rukiyye, Ümmü Külsüm ve Zeyneb'in yanma gidiyorsun.
Adamın bu sözü karşısında Hz. Hasan rahatladı. Başka bir rivayette anlatıldığına göre Hz. Hasan'a bu sözleri söyleyen kimse Hüseyin'dir. Böyle diyen o adama veya Hz. Hüseyin'e cevaben Hasan şöyle demişti:
- Ey kardeşim, ben Allah'ın bir emrinden çıkıp, başka bir emrine giriyorum, ama böylesi bir emri görmüş değilim. Allah'ın bazı yaratıklarından ayrılıp başka yaratıklarının yanına gidiyorum ki, böylesi yaratıkları da asla görmüş değilim.
Onun bu cevabı karşısında Hüseyin ağlamıştı. Allah ikisinden de razı olsun."
Vakidî, Cabir b. Abdullah'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Hasan vefat ettiği gün nerede ise Hüseyin ile Mervan b. Hakem arasında fitne çıkacaktı. Hz. Hasan, kardeşi Hüseyin'e Rasûlullah'm yanına defnedilmesi için vasiyette bulunmuştu ama oraya defnedilmesi hususunda bir direniş ve fitne ile karşılaşılacak olursa Bakî mezarlığına defnedilmesini tavsiye etmişti. Ancak o zaman Muaviye tarafından azledilmiş olan ve Muaviye'nin gönlünü kazanmak isteyen Mervan, Hasan'ın Rasûlullah'm yanına defne dilmesine itiraz etmiş, bunu kabul etmemişti. Mervan, Haşimoğullarmm sürekli düşmanı idi, bu düşmanlığı ölümüne kadar sürdürmüştü. Ben o gün Hz. Hüseyin'e şöyle dedim:
"Ey Abdullah'ın babası! Allah'tan kork. Fitneye sebebiyet verme. Kardeşin Hasan, senin böyle yapmana razı olmadı, senonu annesininya-nma Bakî mezarlığına defnet." Ben böyle dedim. O da bu dediğimeuydu."
Başka bir rivayette anlatıldığına göre ölmeden önce Hasan, öldüğü takdirde Rasûlullah'm yanma defnedilmesi için izin istemek maksadıyla Hz. Aişe'ye haber göndermiş. Hz. Aişe de ona bu hususta izin vermişti. Ancak Hz. Hasan vefat ettiği zaman Hz. Hüseyin silahım kuşanmış, ona karşı Ümeyye oğulları da silahlanmışlar ve: "Hasan'm, Rasûlullah'm yanına defnedilmesine müsaade etmeyiz. Osman, Bakî mezarlığına defnedilsin de Hasan, Rasûlullah'm yanma defnedilsin, olur mu böyle şey?" demişlerdi. İnsanlar, fitne çıkmasından korktuğu için Sa'd b. Ebi Vakkas, Ebu Hüreyre, Cabir ve İbn Ömer, Hz. Hüseyin'e savaşmamasını tavsiye ettiler. Oda bu tavsiyeye uyarak kardeşi Hasan'ı, annesi Fatıma'nm mezarının yakınında ki Bakî mezarlığına defnetti. Allah ondan razı olsun.
Süfyan-ı Sevrî, Ebu Hazım'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Hasan vefat ettiği gün Hüseyin, Said b. As'ı öne çıkardı. O da Hz. Hasan'm cenaze namazını kıldırdı. "Eğer sünnet olmasaydı Said'i öne geçirmezdim." dedi.»
Muhammed b. İshak, Beni Sa'd Beklin azadlısı Müsavir'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: Hasan öldüğü gün Ebu Hüreyre'nin Rasûlullah'm mescidinde kalkıp yüksek sesle şöyle dediğini gördüm: "Ey insanlar! Rasûlullah'm sevgilisi öldü. Bugün ona ağlayın." İnsanlar, Hasan'm cenaze merasimine katıldılar. Kalabalık o kadar fazla idi ki, izdihamdan Bakî mezarlığına sığamadılar, kadınlar ve erkekler yedi gün süreyle ona ağladılar, Haşimilerin kadınları, bir ay müddetle ona ağıt yaktılar. Yine Haşimi kadınları, onun için bir sene süreyle yas tuttular."
Yakub b. Süfyan, Cafer b. Muhammed'in babası Muhammed'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Hz. Ali, ellisekiz yaşında öldürüldü, oğlu Hasan da ellisekiz yaşında öldürüldü. Hüseyin de aynı yaşta öldürüldü. Allah hepsinden razı olsun."
Şube, Ebu Bekir b. Hafs'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Sa'd ile Ali'nin oğlu Hasan, Muaviye'nin emirliğinin onuncu senesinde vefat ettiler."
Âliye, babası Muhammed'den naklen Cafer'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Hasan kırkyedi yaşında iken vefat etti." Birçok kimselerde böyle demişlerdir. Sahih olan rivayet budur. Meşhur kavle göre Hasan, hicretin kırkdokuzuncu senesinde vefat etmiştir. Nitekim biz de böyle dedik. Başkaları ise onun hicri ellinci senede vefat ettiğini söylemişlerdir. Ellibirinci senede veya ellisekizinci senede vefat ettiğini söyleyen zayıf rivayetler de vardır.

