Abdu'l-Varis, Alâ'mn şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Hz. Ali, insanlara bir hutbe irad ederek şöyle dedi: "Ey insanlar! Kendisinden başka ilah bulunmamayan Allah'a yemin ederim ki, ben sizin malınızdan az veya çok hiçbir şey almış değilim. Sadece şu hariç." Böyle dedikten sonra gömleğinin yeninden, içinde esans bulunan bir şişe çıkardı ve: "Dihkan, bunu bana hediye etti." dedi. Sonra da beytü'l-mala giderek: "Şu şişeyi alın." dedi ve şöyle bir şiir okudu:
"Bir zenbili olup da her gün o zenbilin içinden bir hurma alıp yiyen kişi felah buldu."
Harmele, Abdullah b. Ebi Rezin el-Gafikf nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Kurban bayramı gününde Hz. Ali'nin yanma gittik. Bize kepekten yapılma bir bulamaç yemeği verdi. Kendisine dedik ki:
- Allah seni ıslah etsin. Şu Ördeği veya kazı bize takdim etseydin olmaz mıydı? Allah sana bol mal vermiştir.
- Ey İbn Rezin, ben, Rasulullah (s.a.v.)'m şöyle buyurduğunu işittim: "Halife'ye Allah malından sadece iki tabak helal olur. Bu tabaklardan birinde kendisi ve ailesi yemek yer, diğer tabağı da insanların önüne koyarak onlara yemek yedirir."
Ebu Ubeyd, Antere'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Havar-nak'ta Hz. Ali'nin yanma gittim. Üzerinde kadife bir elbise vardı. Soğuktan titriyordu. Ona dedim ki: "Ey mü'minlerin emiri! Allah sana ve aile efradına beytü'l-maldan pay tahsis etmiş olduğu halde sen soğuktan titriyorsun." O da bana şöyle cevap verdi: Vallahi ben sizin malınızdan birşeyi alacak değilim. Şu üzerimdeki kadife elbiseyi de evimden (veya Medine'den) çıkıp gelirken getirmiştim."
Ebu Nuaym, Süfyan-ı Sevıfnin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Hz. Ali, kerpiç üstüne kerpiç koymadı. Elbisesi de Medine'den bir torba içinde kendisine getirilirdi."
Yakub b. Süfyan, Mecma b. Sem'a et-Teymî'nm şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Ebu Talib oğlu Ali, kılıcını eline alarak pazara gitti ve şöyle dedi: Şu kılıcımı kim benden satın alır? Eğer yanımda dört dirhem para bulunsaydi o parayla kendime bir izar satın alır, kılıcımı da satmazdım.» Zübeyr b. Bekkar, Cafer'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Ali (r.a.), bir gömlek giydiği zaman elini yenine sokup uzatırdı. Parmaklarını geçen kısmı kestirirdi ve: "Yenin yarmaklardan uzun olan kısmının kesilmesi gerekir." derdi.»
Ebu Bekir b. Ayyaş, İbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: Hz. Ali, halife iken üç dirheme bir gömlek satm aldı. Gömleğin kolu uzundu. Bu yüzden bilek kısmından fazla olanı kestirdi ve şöyle dedi: "Allah'a hamd olsun ki bu, O'nun verdiği övünülecek elbiselerdendir." "Zühd" adlı eserinde İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Gusayn'm azad-lısı Hilal b. Hibban'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Hz. Ali'nin pamuklu elbiseler satan bir adama gittiğini ve ona : "Senin yanında sünbülani bir gömlek var mı?" diye sorduğunu gördüm. Adam da ona bir gömlek çıkarıp verdi. Hz. Ali, gömleği giyince bacaklarının yarısına kadar uzandığını gördü. Sağına ve soluna bakıp şöyle dedi: "Bunu çok güzel buluyorum, şu gömlek kaçadır?"
Adam: "Dört dirhemedir, ey mü'minlerin emiri" deyince Hz. Ali, iza-rının ucuna bağladığı paraları çıkarıp dükkan sahibine verdi ve gömleği alıp gitti.»
Muharnmed b. Sa'd, Cermuz'un şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Hz. Ali'yi hükümet konağından çıkarken gördüm. Üzerinde Kıbti-lere mahsus bir elbise vardı. İzan, bacaklarının yarısına kadar uzanıyordu. Bir de peştemal sarmıştı. Elinde kırbacı vardı. Pazarda yürüyordu. İnsanlara Allah'a karşı takyalı olmalarım ve güzel alış veriş yapmalarım emredip, şöyle diyordu: Ölçü ve tartıyı tam yapın, eti şişirmeyin." "Zühd" adlı eserde Abdullah b. Mübarek şöyle demiştir: Yezid b. Vehb elCühenî dedi ki: "Ebu Talib oğlu Ali, bir gün yanımıza geldi. Üzerinde iki peştemal vardı. Birini izar diye üst tarafına, diğerini de alt tarafına sarmıştı. Peştemalınm bir tarafını sarkıtmış, diğer tarafım da üst tarafına atmıştı. İzarım yukarıya kaldırıp bir bez parçasıyla bağlamıştı. Bir Arabi ona şöyle dedi: - Ey adam! Şu elbiseyi giy, sen ölecek veya öldürüleceksin.
- Ey Arabi! Beni kibirden uzak tutması ve namazım ikin bana hayırlı olması, ayrıca mü'min kimseler için de âdet olması maksadıyla bu elbiseleri giyiyorum."
Abd b. Hamid, Ebu Matar'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Mescitten çıktım. Bir de baktım ki adamın biri, arkamdan bana şöyle sesleniyor:
- İzarım kaldır, böyle yaparsan elbisen daha geç eskir ve senin için de daha takvah bir hal olur. Eğer Müslümansan başını kaldır. Ben, o adamın peşine düştüm, üzerine bir izar örtmüş, alt tarafına da bir peştemal sarmıştı. Elinde bir kırbaç vardı. Badiyede yaşayan bir bedeviyi andiriyordu. "Bu adam Mm?" diye sordum. Adamın biri bana: "Seni bu beldenin yabancısı olarak görüyürum." deyince ben de ona: "Evet, ben Bas-ralıyım." dedim. Adam da bana : "Bu, mü'minlerin emiri Ebu Talib oğlu Ali'dir." dedi. Hz. Ali, bu haliyle yoluna devam etti. Beni Ebu Muayt'm evine vardı. Beni Ebu Muayt deve güdüyordu. Hz. Ali, onlara şöyle dedi: "Alış veriş yapın, satış esnasında yemin etmeyin. Çünkü yemin, malın satılmasına yardımcı olur ama bereketi yok eder." Sonra hurma satanların yanma gitti. Orada bir hizmetçinin ağlamakta olduğunu gördü. Hizmetçi kadına şöyle sordu:
- Niçin ağlıyorsun?
- Şu adam bir dirheme bana hurma sattı, efendim hurmayı kabul etmeyip geri vermemi istedi. Bu adam da kabul etmek istemiyor.
Hz. Ali, hurmacıya şöyle dedi:
- Hurmanı al, cariyenin bir dirhemini de iade et. Çünkü onun alış veriş yapmaya yetkisi yoktur.
Hurmacı da cariyeye bir dirhemi iade etti. Ben, hurmacıya: "Şu adamı tamyor musun?" diye sorunca hurmacı: "hayır" diye cevap verdi. Bunun üzerine ona: "Bu, mü'minlerin emiri Ebu Talib oğlu Ali'dir." dedim. Bunun üzerine cariye, hurmalarım döktü. O da cariyeye bir dirhemini geri verdi. Hurmacı, daha sonra Hz. Ali'ye şöyle dedi:
- Ey mü'minlerin emiri, benden hoşnud olmanı istiyorum.
- İnsanlara haklarım tam olarak verdiğin zaman senden hoşnud olurum.
Hz. Ali böyle dedikten sonra yoluna devam etti, diğer hurmacılara uğrayıp şöyle dedi:
- Ey hurmacılar! Düşkünlere yedirin ki, kazancınız fazlalaşsm. Hz. Ali böyle dedikten sonra, beraberindeki Müslümanlarla birlikte yoluna devam etti, balıkçıların yanma gitti. Onlara şöyle dedi: - Şu pazarımızda su üzerinde duran balıklar satılmasın. Böyle dedikten sonra pamuklu elbiseler satan Fırat evine gitti. Yaşlı bir adama uğrayıp şöyle dedi:
- Ey ihtiyar, benimle güzel bir alışveriş yap, bana üç dirheme güzel bir gömlek sat.
İhtiyar adam kendisini tanıyınca Hz. Ali, ondan birşey satın almadı. Bir başkasına uğradı. O da kendisim tanıyınca ondan da birşey almadı. Sonra genç bir adama uğradı. Ondan üç dirheme güzel bir gömlek satın aldı. Gömleğin yeni, bileklerine kadar uzanıyordu. Giyerken şöyle dedi: "İnsanlar arasında güzel görünebileceğim ve ayıp yerlerimi Örtecek olan bir elbiseyi bana nasib eden Allah'a hamd olsun."
Kendisine denildi ki:
- Ey mü'minlerin emiri! Bu söylediğin şeyi kendiliğinden mi söylüyorsun, yoksa bunu Rasûlullah (s.a.v.)'dan mı işittin?
- Hayır. Bu, Rasûlullah (s.a.v.)'ın bir elbise giyerken kendisinden duyduğum bir sözüdür.
Sonra Hz. Ali'ye elbiseyi satan gencin babası geldiğinde kendisine dediler ki: "Ey falan, senin oğlun bugün mü'minlerin emirine üç dirheme bir gömlek sattı."
Adam, oğluna: "Keşke mü'minlerin emirinden iki dirhem alsaydın." dedi ve oğlundan bir dirhemi alıp Hz. Ali'ye getirdi. Hz. Ali, Küfe mescidinin avlusunda Müslümanlarla beraber oturmaktaydı. Gömleği satan çocuğun babası, ona: "Şu dirhemi al" deyince Hz. Ali: "Bu neyin nesidir?" diye sordu. Adam da: "Oğlumun sana sattığı gömleğin fiyatı iki dirhemdi. Onun için bir dirhemi sana geri veriyorum." dedi. Hz. Ali de: "Oğlun bana rızasıyla sattı, ben de rızamla satın aldım." diye karşılık verdi.»
Amr b. Şimr, Şa'bfnin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Ebu Talib oğlu Ali, kaybolan zırhım bir Hristiyanın yanında görünce davalaşıp hakkını almak için onu kadı Şurayh'a götürdü. Hz. Ali gidip Şurayh'm yanma oturdu ve şöyle dedi: "Ey Şurayh! Eğer hasmım Müslüman bir kimse olsaydı, ben mutlaka onun yanında otururdum. Ama o bir Hristiyandır. Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştu: "Sizlerle onlar (yani Hristiyanlar) bir yolda gitmekte olursanız, onları sıkıştırın. Allah'ın onları küçülttüğü gibi sizde onları küçültüp tahkir edin. Yalnız taşkınlık yapmayın." Bu zırh benim zırhımdır. Bunu ben bu adama satmadığım gibi hibe de etmiş değilim. Kadı Şurayh, Hristiyan adama şöyle dedi:
- Mü'minlerin emirinin söylediklerine ne diyorsun?
- Zırh benim zırhımdır. Mü'minlerin emirine ne oluyor ki benim yanımda yalan söylüyor?
Şurayh, Hz. Ali'ye dönüp şöyle dedi:
- Ey mü'minlerin emin, senin bu hususta bir delilin var mı? Hz. Ali güldü ve şöyle dedi:
- Kadı Şurayh isabet buyurdu. Ancak benim bir delilim yok.
Hz. Ali'nin böyle demesi üzerine Kadı Şurayh, zırhın Hristiyana verilmesine hükmetti. Hristiyan adam da zırhı alıp birkaç adım gittikten sonra geri dönüp şöyle dedi:
- Ben, verilen bu hükmün peygamberlerin hükmü olduğuna şahid-lik ediyorum. Mü'minlerin emiri beni kendi kadısına getiriyor. Kadı da onun aleyhinde hüküm veriyor. Ben, Allah'tan başka ilah bulunmadığına, Muhammed'in de O'nun kulu ve elçisi olduğuna şahadet ediyorum. Allah'a yemin ederim ki, ey mü'minlerin emiri, bu zırh senin zırhındır. Sen Sıffin'e giderken askerlerinin peşi sıra yürüdüm ve bu zırh senin siyah devenin üzerinden yere düştü.
Hz. Ali de ona:
- Madem Müslüman oldun. Öyleyse zırh senin olsun, dedi ve onu bir ata bindirdi.
Şa'bî dedi ki: O Hristiyanı gören biri bana dedi ki: Hz. Ali'nin zırhını kendisine verdiği o Hristiyan, Nehrevan savaşında Haricilerle savaşıyordu.»
Said b. Ubeyd, Ca'de b. Hübeyre'nin, Hz. Ali'ye gelip şöyle dediğini
rivayet etmiştir:
«Ey mü'minlerin emiri! Sana iki adam geliyor. Sen, onlardan birine kendi ailesinden ve malından daha sevimlisin. Diğerine gelince o eğer güç yetirebilirse seni öldürür. Ama sen, sana düşman olan kimsenin lehine ve seni seven adamın aleyhine hüküm veriyorsun. Bu nasıl iştir?
Hz. Ali, böyle diyen Ca'de b. Hübeyre'yi yumruklayıp iteledi ve ona
şöyle dedi:
- Eğer bu benim yetkimde olan birşey olsaydı, senin isteğin doğrultusunda hüküm verirdim. Ama bu, Allah'ın yetkisinde1 olan birşeydir.»
Ebu'l-Kasım el-Beğavî, elbiseci Salih'in ninesinin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Hz. Ali'nin bir dirheme hurma satın aldığım ve o hurmaları kendi yorganının (kılıfı) içine koyup omuzladığını, bir adamın da kendisine şöyle dediğini gördüm:
- Ey mü'minlerin emiri, bırak da senin yerine bu yükü biz taşıyalım, olmaz mı? Hz. Ali, ona şöyle cevap verdi:
- Çoluk çocuğun babası, onların yiyeceklerini taşımakla yükümlüdür.»
Ebu Haşim, Zazan'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Hz. Ali, halife iken sokaklarda yalnız başına yürür, yolunu kaybedenlere yolunu gösterir, zayıfa yardım eder, satıcı ve bakkallara uğrar, Kur'ân-ı Kerim'i onlara açıp okurdu:
"Bu ahiret yurdunu, yeryüzünde böbürlenmeyi ve bozgunculuğu istemeyen kimselere veririz." (elKasas, 83.) Sonra da şöyle derdi: Bu ayet-i kerime, adalet ve tevazu sahibi yöneticilerle güç ve kudret sahibi diğer insanlar hakkında nazil olmuştur."
Ubade b. Ziyad, Salih b. Esved'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Kendisim gören bir adam bana, Hz. Ali'yi bir merkebe binmiş ve iki ayağını birlikte merkebin bir tarafına sarkıtmış olarak gördüğünü ve onun şöyle dediğim nakletti: Ben dünyayı önemsemeyen kimseyim." Yahya b. Main, Ömer b. Abdülaziz'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "İnsanların dünyada en zahidi, Ebu Talib oğlu Ali'dir." Hişam b. Hassan dedi ki: "Bir ara biz, Hasan-ı Basrî'nin yanında iken Ezarika'dan bir adam gelip ona şöyle dedi:
- Ey Ebu Said! Ebu Talib oğlu Ali hakkında ne dersin? Hasan-ı Basrî'nin şah damarları şişip kızardı ve şöyle dedi:
- Allah, Ali'ye rahmet etsin. O, Allah'ın bir oku idi ki, düşmanlarına isabet etmişti. O, ilim mahallinde yüksek bir mertebede olup Rasû-lullah'a en yakın olan kimseydi. Bu ümmetin en dindarı idi. Allah'ın malını çalmaz, O'nun emri hususunda gafil olmazdı. Kur'ân'm hakkım verdi. Buyruklarım yerine getirdi. Onunla amel etti ve onu öğrendi. Kur'ân'm parlak bahçesinde bulunup apaçık delillere sahipti. îşte ey adam! Ebu Talib oğlu Ali böyleydi."
Hüseyin, Ammar'ın şöyle dediğim rivayet etmiştir: "Bir adam, Ebu Talib oğlu Ali'yi anlattı. Onun hakkında yalan şeyler söyledi. Yerinden kalkmadan gözleri kör oldu."
Ebu Bekr b. Ebu Dünya, Zazan Ebu Ömer'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Bir adam, Hz. Ali'ye bir şeyler söyledi. Hz. Ali de ona şöyle dedi:
- Sen bana yalan söyledin.
- Hayır, yalan söylemedim.
- Eğer yalan söylemişsen sana beddua ederim.
- Et bakalım.
Hz. Ali ona beddua etti, yerinden kalkmadan gözü kör oldu." İbn Ebu Dünya, Ebu Mekin'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Ben
ve dayım Ebu Ümeyye, Murad kabilesinin mahallesindeki bir inşaata
uğradık. Dayım bana dedi ki:
- Şu inşaatı görüyor musun?
- Evet.
- Burası yapılırken Ali buradan geçiyordu. Duvardan üzerine bir kerpiç düşüp kendisini yaraladı. O da bu inşaatın tamamlanmamasını Allah'tan diledi. Artık bu inşaatın üzerine bir kerpiç dahi konulamadı.
Ben bu inşaatın yanandan geçerken bakıyordum ki evlere benzemiyor."
îbn Ebu Dünya, Ebu Beşir eş-Şeybanî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Cemel savaşında efendim (Ali) ile birlikte idim. O savaştaki kadar başka hiçbir savaşta yere düşmüş çok sayıda el ve ayak görmedim. Ve-lid'in evine her uğradığımda mutlaka Cemel savaşım yad etmişimdir. Hakem b. Uyeyne'nin bana anlattığına göre Hz. Ali, Cemel savaşında kendisiyle savaşanlar için şöyle beddua etmiştir: "Allah'ım, bunların ellerini ve ayaklarını al."

