El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Hz. Hüseyin'e Ait Bazı Şiirler

Ebu Bekir b. Kamil, Abdullah b. İbrahim'den naklederek Hz. Hüseyin'in şöyle bir şiir inşad etmiş olduğunu söylemiştir: "Yaratıcıya bak, yaratılana aldırma, O zaman yalancıya da doğruya da efendi olursun. Rahman'm …

Ebu Bekir b. Kamil, Abdullah b. İbrahim'den naklederek Hz. Hüseyin'in şöyle bir şiir inşad etmiş olduğunu söylemiştir:

"Yaratıcıya bak, yaratılana aldırma, O zaman yalancıya da doğruya da efendi olursun. Rahman'm lütfundan rızık iste, Allah'tan başkası rızık veren değildir. İhtiyacını insanların gidereceğini sanan kimse, Rahman1 a güven duymuyor, demektir.

Ya da bir kimse, elindeki malın sırf kendi kazancı olduğuna inanırsa,

Ayakkabıları onu tâ yükseklerden kaydırıp düşürür."

A'nıeş, Hz. Hüseyin'in şöyle bir şiir inşad ettiğini söylemiştir:

"Kişinin malı arttıkça, Düşüncesi, kederi ve meşguliyeti de artar,

Ey yaşantısı kederli olan ve yaşamak tasasında olan, seni tanıdık. Ey her yok olup vücudu çürüyen kişinin evi, seni de biliyoruz. Eğer sırtında evladu'iyal yükü varsa, zahit kimse zühdü saf bir şekilde talep edemez."

Ishak b. İbrahim dedi ki: Bana ulaşan bir habere göre Hz. Hüseyin, Baki'deki şehitliği ziyaret edip şöyle bir şiir okumuştu:

"Mezar sakinlerine seslendim, sustular. Sustukları için bana taş ve topraklar cevap verdi. Dedi ki: Biliyor musun sakinlerime ne yaptım?

Etlerini parçaladım, elbiselerini paraladım,

Gözlerine toprak doldurdum,

O gözler ki daha Önce azıcık tozdan rahatsız olurlardı.

Kemiklere gelince onları da parçaladım,

Öyle ki, eklemler ve uçlar birbirlerinden ayrıldılar.

Ağıt sahibini bundan kopardım, böylece,

Onu çürümeye mahkum dağınık vaziyette bıraktım."

Hz. Hüseyin'in şu şiiri de söylediği rivayet edilmiştir:

"Eğer dünya kıymetli sayılıyorsa,

Allah'ın sevap yurdu, daha yüce ve daha kıymetlidir.

Eğer bedenler ölüm için yaratılmışlarsa,

Kişinin Allah yolunda kılıçla öldürülmesi daha faziletlidir.

Eğer rızıklar takdir edilmiş şeyler ise,

Kişinin rızık için az çabalaması daha güzeldir.

Eğer malların tamamı terk edilecekse,

Kişinin terk edilecek bu inallar için cimrilik yapması niye?"

Şiirlerinden biri de Zübeyr b. Bekkar'ın söylediği ve karısı Rebab binti Enif le ilgili şu şiiridir: Rebab, Hz. Hüseyin'in kızı Sekine'nin an-nesidir. Şiir şudur:

"Ömrüme yemin olsun ki ben Sekine ile Rebab'ın yaşadığı bir evi çok severim.

Sekine ile Rebab'ı da severim. Onlara malımın hepsini harcarım.

Onların yüzünden kimsenin beni kınamaya hakkı yoktur.

Ben -beni kmasalar da- hayatım boyunck veya mezar altına girsem de onlara itaat etmem."

Rebab'ın babası, Ömer b. Hattab'm huzurunda Müslüman oldu. Hz. Ömer, onu kavminin başına emir yaptı. Hz. Ömer'in yanından çıkıp giderken Ebu Talib oğlu Ali ondan, kızım oğlu Hasan'a veya Hüseyin'e vermesini istedi. O da kızı Selma'yı Hasan'la evlendirdi. Rebab'ı da Hüseyin'le evlendirdi. Hz. Ali'nin kendisine de üçüncü kızı Mahya'yı verdi. Bütün bu evlendirme işi aynı saatte oldu. Hz. Hüseyin, eşi Rebab'ı çok sevdi, onu beğeniyordu, onun için şiirler yazıyordu. Kerbela'da şehıd edildiğinde Rebab onun yanındaydı. Öldürülüşüne çok üzüldü. Anlatıldığına göre Rebab, bir sene müddetle Hz. Hüseyin'in mezarı başında durmuş, sonra şöyle diyerek ayrılıp gitmişti: "Bir seneye kadar bekledim, sonra selamın adı üzerinize olsun. Bir sene müddetle ağlayan kım-Se artık görevini yapmış olur."

Hz. Hüseyin'in şehadetinden sonra Kureyş eşrafından çokları Re-bab'la evlenmeye talib oldular, ancak o, bu talebleri reddederek şöyle dedi: "Rasûlullah'tan sonra başkasını kendime kayınpeder edinmem Allah'a yemin ederim ki, Hüseyin'den sonra artık başka bir erkekle aynı evde durmam." Vefat edinceye kadar Hz. Hüseyin'in yasını tuttu. Anlatıldığına göre Hz. Hüseyin'in şehadetinden sonra çok kısa bir süre yaşamıştır, doğrusunu Allah bilir. Kızı Sekine, insanların en güzeliydi. Hatta zamanında ondan daha güzel kimse olmadığı söylenmiştir. Doğrusunu Allah bilir.

Ebu Mihnef, Abdurrahman b. Cündeb'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Hüseyin'in Öldürülmesinden sonra İbn Ziyad, Kûfelilerin eşrafını araştırdı. Yanma çağırdı, ancak Ubeydullah b. Hür b. Yezid'i göremedi, onu arattı. Ancak o birkaç gün sonra İbn Ziyad'm yanma geldi. İbn Ziyad, ona sordu:

- Ey İbn Hür, neredeydin?

- Hastaydım.

- Gönül hastası mı yoksa beden hastası miydin?

- Gönlüm hiç hastalanmadı. Bedenime gelince Allah, ona afiyet verme lütfunda bulundu.

- Yalan söylüyorsun aksine sen düşmanlarımızla beraberdin.

- Eğer düşmanlarınla beraber olsaydım, benim gibi birinin yeri gizli kalmazdı. İnsanlar bu durumu görürlerdi.

Bu konuşmasıyla, İbn Ziyad'ı aklen mağlup etti. Dışarı çıkıp atına bindi, sonra da şöyle dedi:

- İbn Ziyad'a deyin ki, artık itaat ederek onun yanına gelmeyeceğim.

İbn Ziyad da:

- Ey İbn Hür nereye gidiyorsun? dedi. Ancak Ubeydullah b. Hür çekip gitti. İbn Ziyad: "Onu bana getirin." dedi. Muhafızlar onu aramaya çıktılar, yanına vardıklarında Ubeydullah hoşlarına gitmeyecek ağır sözler söyledi. Hz. Hüseyin'den, kardeşinden, babasından hoşnudoldu-ğunu ifade etti. Sonra da İbn Ziyad hakkında onlara çok ağır sözler sar-fetti ve onlara teslim olmayıp Hüseyin ile arkadaşları hakkında şu şiiri okudu:

"Göçen ve hakkıyla göçen emir diyor ki, Dikkat et! Sen Fatınaa'mn oğlunu şehid edip öldürdün. Eyvah, ben niye ona yardım etmedim?

Niye onunla beraber olmadım, ondan ayrı durdum. Vah bana, Allah, ona yardım etmek için meydana çıkıp savaşanların ve şehid olanların ruhuna devamlı rahmet yağmuru yağdırsın.

Onların cesetlerinin ve mezarlarının yanı başında durdum.

Sanki iç organlar paralanıyor, gözler yaş akıtıyordu.

Ömrüme yemin ederim ki, onlar hızla savaşa ve kavgaya giriştiler,

kızgın aslanlar gibi,

Peygamberlerinin kızının oğluna yardım etmek için kılıçlarıyla Ga-

bıl aslanları gibi savaşa giriştiler.

Eğer şu takvalı canları yeryüzünde öldürürseniz,

Bende buna karşı koymak için barikatlar kurarım.

Görenler görmediler mi, ölüm anında onun yanından kaybolup gittiler. Onlar aslanlar gibi önderler ve güller idiler.

Sen haksız yere onları Öldürdükten sonra dostluğumuzu mu umarsın.

Böyle haince planlar kuran, bizimle uyum sağlayamaz.

Ömrüme yemin ederim ki, onları öldürmekle bize karşı çıkmış oldunuz.

Bizden nice adamlar var ki, sizden onun intikamını alacaktır.

Haktan sapan zalim bir gruba karşı,

Büyük bir askeri birlikle hücum etmeye defalarca niyetlendim. Ey İbn Ziyad, bizimle savaşmaya hazır ol. Öyle dar bir yerde seni sıkıştıracağım ki belini kıracağım." Zübeyr b. Bekkar dedi ki: Süleyman b.'Kuteybe, Hz. Hüseyin için şu mersiyeyi okumuştu:

"Haşimi ailesinden Tafta öldürülen var ya,

Onun boynu Kureyş'inkinden daha bükük oldu.

Sığındığı halde peşine düştüğünüz zaman siz hidayet yolunu kaybedip sapan Ad kavmi gibi oldunuz.

Muhammed ailesinin evlerine uğradım.

O evleri de her uğradığımda boynu bükük halde gördüm.

Onu Öldürenler bizim için koyun idiler. Sonra zayıf düşmüş, terkedilmiş develer oldular.

Bu metruK develer çoğalıp büyüdüler,

Allah, diyarı ve ehlini birbirlerinden uzaklaştırmasın,

Bence onlardan biri olursan süslenirsin,

Kays fakir düşerse, onun fakirini deneriz.

Ama ayağımız kaydığında Kays bize tükürdü.

Yezid'in yanında bir damla kanımız vardır.

Fırsat düştüğünde bir gün onun cezasını vereceğiz.

Görmezmisin ki Hüseyin'in Öldürülmesi sebebiyle,

Yeryüzü hastalandı, beldeler titredi."

Bu senede, (hicretin altmış birinci senes

inde), Hz. Hüseyin'in şehid edilmesinden sonra vuku bulan hadiseleri şöylece sıralayabiliriz: Bu senede Muaviye oğlu Yezid, Süllem b. Ziyad'ı Sicistan ve Horasan valiliğine tayin etti. O esnada Süllem, yirmidört yaşındaydı. Yezid, onun kardeşleri Abbad ile Abdurrahman'ı görevden azletmişti. Süllem atandığı göreve giderken savaşçıları ve eşrafı seçti. İnsanları cihada teşvik etti Sonra Türk beldelerine gazaya gitmek üzere büyük bir ordu ile yola çıktı. Yanında da eşi Ümmü Muhammed binti Abdullah b. Osman b. Eb'il-As vardı. Araplardan o mıntıkadaki nehri geçen ilk kadın bu oldu ve orada bir çocuk doğurdu, adını Süfda (Safedi) koydular. Soğd valisinin karısı, altın ve incilerle süslenmiş tacını Süllem'in karısı Ümmü Muham-med'e gönderdi. Müslümanlar, bundan önce o beldelerde kışı geçirmezlerdi, ilk olarak Süllem b. Ziyad orada geçirdi. Mühelleb b. Ebi Süfra'yı, Türk şehri Harezm'e gönderdi. Gidip Harezm'i kuşattı. Harezmiler 25.000.000 dirhem vermek şartıyla onunla barış antlaşması yaptılar. O da onlardan para yerine eşya alıyor ve eşyaları yarı kıymetine satıyordu. Böylece onlardan 50.000.000 dirhem değerinde eşyayı ganimet olarak almış oldu. Böylece Mühelleb, Süllem b. Ziyad'ın yanında itibar sahibi oldu, değer kazandı.

Bundan sonra Süllem, ganimetlerden bir kısmını seçerek Merzu-ban'ın komutasındaki bir heyetle Yezid b. Muaviye'ye gönderdi.

Süllem, Semerkandlılarla da bol miktarda ganimet karşılığında barış antlaşması yaptı.

Hicri altmışbirinci senede Yezid, Amr b. Said'i Haremeyn (Mekke-Medine) valiliklerinden azletti, oraya Velid b. Utbe b. Ebi Süfyan'ı yeniden tayin etti. Velid, Medine'ye yerleşti. Bunun sebebi de şuydu: İbn Zü-beyr, Hz. Hüseyin'in şehid edildiğini duyunca insanlara hutbe irad etmeye, hutbelerinde Hz. Hüseyin'i ve adamlarını öldürmenin büyük bir günah olduğunu söylemeye, Hüseyin'i yardımsız bıraktıklarından ötürü Kûfelilerle Iraklıların tamamını ayıplamaya, Hz.Hüseyin'e rahmet okumaya, onu öldürenleri lanetlemeye ve şöyle demeye başladı: " vallahi Hüseyin'i öldürdüler. Fakat o, geceleri uzun müddet namaz kılar, çok günlerde oruç tutardı. Vallahi o, Kur'âm bırakıp ta şarkılar ve eğlencelerle vakit geçirmezdi. Allah korkusundan ağlamayı bırakıp ta boş sözler ve türkülerle uğraşmazdı. Orucu bırakıp da devamlı içki içmez ve haram yemezdi. Zikir halkalarında oturmayı bırakıp da av peşine düşmezdi (Bu sözlerle Yezid b. Muaviye'yi taşlıyordu). Onlar ileride uçuruma yuvarlanacaklardır."

Bu sözlerle halkı Emevilere karşı kışkırtıyor, Yezid'e muhalefete sürüklüyor, onu halletmelerini istiyordu. Çok kimseler, gizlice ona bey'at ettiler. Bu bey'atı açığa vurmasını kendisinden istediler, ancak o, Amr b. Said orada vali iken bunu yapma imkanı bulamadı. Amr, ona karşı sert davranıyordu, ama içinde ona karşı merhamet vardı. Medinelilerle diğerleri onunla antlaştüar. Halk şöyle dedi: "Hüseyin öldürüldüğüne göre artık hilafet hususunda kimse İbn Zübeyr'le çekişemez." Yezid, bu haberi duyunca çok ağrına gitti. Ona: "Eğer dilerse Amr b. Said, İbn Zübeyr'in başını koparıp sana gönderebilir, ya da Harem'den kovun-caya kadar onu kuşatma altına alabilir." dediler. O da haber gönderdi. Amr b. Said'i azletti, yerine Velid b. Utbe'yi vali olarak atadı. Bu azil ve atama işinin hicri altmışbirinci senenin zilhicce ayı başında yapıldığı

söylenir.

Bu senede Velid, insanlara haccettirdi. Yezid de ona: "İbn Zübeyr'i gümüş zincire vurmuş olarak bana göndereceksin." diye yemin verdi. Ayrıca yemininin yerine getirilmesini sağlamak ve zincirin başkaları tarafından görülmesini önlemek amacıyla ipek bir bornozla gönderdi, zinciri bornozun içine yerleştirdi. Haberci, Medine'de bulunan Mer-van'ın yanına vardığında görevini ona anlattı. Yanındaki zinciri de gösterdi. Bunun üzerine Mervan, şöyle bir şiir okudu:

"Al bunu, değerli, olanın planı değil bu,

Onda aşağılaşan bir kişinin işleri ve sözleri var.

Ey Amir, bunlar sana bir plan kurdular,

İşte bu, komşuların tığında olan bir iptir.

Sen herkese öğüt verirken,

Atılan kovaya "bir git, bir gel" deniyor."

Gelen elçiler Abdullah b. Zübeyr'in yanma vardıklarında Mervan, oğulları Abdülmelik ile Abdülaziz'i gönderdi ki bu şiiri İbn Zübeyr'e okusunlar ve ne cevap vereceğim akıllarına koyup getirsinler. Mervan, oğullarına dedi ki: "Bu şiirimi mutlaka îbn Zübeyr'e işittirin." Mer-van'ın oğlu Abdülaziz diyor ki: Yezid'in elçileri İbn Zübeyr'in yanma varıp oturduklarında ben de bu şiiri ona okumaya başladım. O dinliyordu, dönüp bana şöyle dedi: "Babanıza gidin ve şöyle dediğimi ona anlatın:

"Ben öyle bir soydan geliyorum ki,

Kamışlarla bıçaklar karşılaştığında onu kıran sağırlaşır, Ben haktan başkasına yumuşamam.

Çiğneyene taş yumuşayıncaya kadar haktan başkasına boyun eğmem."

Abdülaziz diyor ki: "Hangisinin daha şaşkınlık verici olduğunu anlayamadım."

Ebu Ma'şer dedi ki: Hicri altmışbirinci senede Haremeyn emin iken Velid b. Utbe'nin insanlara haccettirmiş olduğu hususunda Şjy^er arasında ihtilaf yoktur. O zaman Basra ve Küfe valiliği Ubeydullah b.

Ziyad'm; Horasan ve Sicistan valiliği, Ubeydullah b. Ziyad'm kardeşi Süllem b. Ziyad'm; Küfe kadılığı Şüreyh'in, Basra kadılığı da Hişam b. Hübeyre'nin uhdesinde idi.

7.Bölüm

Hicrî Altmışbirinci Senede Vefat Eden Şahsiyetler