El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Hz. Hüseyin'i Öldüren Birliğin Komutanı Şîmr B. Zilcevşenin Öldürülmesi

Küfe eşrafı, Basra'ya Mus'ab b. Zübeyr'in yanma kaçtı. Kaçanlardan biri de lanetli Şimr b. Zilcevşen idi. Muhtar, onu yakalamak için peşine, Zerneb adlı bir kölesini yolladı. Zerneb ona yaklaştığında Şimr, adamlarına: …

Küfe eşrafı, Basra'ya Mus'ab b. Zübeyr'in yanma kaçtı. Kaçanlardan biri de lanetli Şimr b. Zilcevşen idi. Muhtar, onu yakalamak için peşine, Zerneb adlı bir kölesini yolladı. Zerneb ona yaklaştığında Şimr, adamlarına: "Siz ilerleyin, beni arkada bırakın, sanki beni bırakıp kaçmış gibi davranın ki şu kafir, beni öldürmeye ümitlensin." dedi. Arkadaşları ilerlediler. Şimr, geride kaldı. Zerneb, ona yaklaştı. Şimr, üzerine atılarak Zerneb'in belini kırdı ve onu öldürdü. Sonra da cesedini orada bırakıp kendisi yoluna devam etti. Basra'da bulunan Mus'ab b. Zü-beyr'e bir mektub gönderdi. Kendisinin Basra'ya geldiği haberim vererek onu korkuttu. Bu savaştan kaçanların hepsi Mus'ab'm yanma Basra'ya gidiyorlardı. Şimr, konakladığı Kelbaniye kasabasının yanında nehir kıyısındaki bir tepede beklemekte iken oranın Müslüman olma-mış kölelerinden birini bir mektubla Mus'ab'a gönderdi.

Bu köle yolda başka bir gayr-ı müslim köle ile karşılaştı. Köle, mektubu götürmekte olan diğer köleye, nereye gittiğini sorunca, Mus'ab'a gittiğini söyledi. O'da kimin tarafından gönderildiğini sorunca Şimr tarafından gönderildiğini söyledi. Bunun üzerine o: "Haydi benimle birlikte efendimin yanına gel." dedi, gittiler. Efendisinin Ebu Amre olduğunu gördüler. Ebu Amre Muhtar'm muhafız komutanı idi. O da Şimr'i yakalamak için bineğine binmiş ve harekete geçmişti. Gayr-i müslim köle, Şimr'in yerini ona bildirdi. Ebu Amre de Şimr'i yakalamak üzere yola çıktı. Adamları Şimr'e oradan ayrılmasını tavsiye ettilerse de o: "Bunların hepsi yalancı Muhtar'm fırkalarıdır. Vallahi üç güne kadar ben buradan ayrılmayacağım ki, kalplerine korku doldurayım." dedi.

Ancak gece olunca Ebu Amre, süvarileri ile onlara baskın yaptı. Onları ansızın yakaladı. Bineklerine binme ve silahlarını kuşanma nrsatı vermedi. Şimr b. Zilcevşen, Ebu Amre'nin süvarilerine saldırdı. Çıplak halde iken onlara mızrak attı. Sonra çadırına girdi, içerden bir kılıç çıkardı, savaşmaya başladı ve şöyle dedi:

"Bir ormanın kahraman bir aslanını uyandırdınız,

Asık yüzlüdür, suratı zaten beli kırıyor,

Bir gün olsun bir düşmandan kaçmadı.

Hep böyledir o, savaşır ve öldürür.

Aralıksız vurur, onlara karşı kılıcını kana doyurur."

Sonra Şimr, kendini savunmaya devam etti. Nihayet öldürüldü, adamları yenik düşmüş halde iken Muhtar'm: "Allahü Ekber, murdar adam öldürüldü." deyişini işittiklerinde Şimr'in öldürülmüş olduğunu anladılar. Allah, ona lanet etsin ve onu kahretsin.

Ebu Mihnef, Yunus b. Ebi îshak'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Muhtar, Cubanetü's-Sebi savaşı dönüşünde hükümet konağına yöneldiğinde esirler arasında bulunan Züraka b. Mirdas, yüksek sesle ona şöyle hitab etti:

"Bu gün beni serbest bırak, ey Muad kabilesinin en hayırlı adamı, Ey vadilere ve şehirlere konanların hayırlısı, Ve ey telbiye getirip namaz kılan ve secde getirip oruç tutanların en hayırlısı." Muhtar da bu çağn üzerine onu zindana gönderdi. Bir gece tutuklu bıraktıktan sonra ertesi gün serbest bıraktı. Oda Muhtar'a dönüp şöyle dedi:

"Ebu İshak'a haber götür bizden, Karşı çıkışımız aleyhimize oldu diye, îsyan ettik: "Karşımızdakiler zayıftır." deyip, Fakat bu çıkışımız azgınlık ve utanç oldu. Onları, saflarında iken az görüyorduk. Ama karşılaştığımızda onlar, tepeler ve yığınlar gibiydiler. Onları görünce üzerlerine atıldık.

Onları görünce bir de baktık ki, onlar üzerimize atıldılar. Öldürücü darbeler aldık onlardan, İsabetli mızrakları geri çevirdi bizi, Sen her gün düşmanına muzaffer oldun. Hüseyin'in intikamını isteyen her birlikle, Muhammed'in Bedir'de muzaffer oluşu gibi, Ve Hüneyn'deki o büyük gün gibi, Adil ol, eğer mülkü ele geçirirsen,

Sakın bizler gibi olma, çünkü biz haksızlık eder ve zulmederiz Tevbemi kabul buyur,

Eğer beni affetmeyi kendin için bir yol edinirsen ben sana teşekkür ederim."

Züraka b. Mirdas, göklerle yer arasında alaca atlar üzerinde melekler gördüğünü yeminle söyledi ve kendisini o meleklerden birinin esir aldığını ifade etti. Muhtar da minbere çıkıp bu durumu insanlara anlatmasını emretti. Oda minbere çıkarak bu manzarayı gördüğünü insanlara anlattı. Minberden indikten sonra Muhtar, onu bir kenara çekip şöyle dedi: "Senin melekleri görmediğini biliyorum, ancak böyle demekle seni öldürmememi istedin, seni öldürmeyeceğim. Dilediğin yere git ki, adamlarımın arasına fesat katmayasın ve onları bozmayasın."

Süraka da kalkıp Basra'ya Mus'ab b. Zübeyr'in yanma gitti ve şöyle dedi:

"Benden haber götür Ebu îshak'a,

Parlak doru atlar gördüm diye,

Ben sizin vahyinizi inkar ettim.

Ve ölünceye kadar sizinle savaşmayı adadım.

Sizin görmediğinizi gözlerim görüyor,

İkimiz de neyin saçma olduğunu çok iyi biliriz.

Onlar derlerse, ben onlara siz yalan söylüyorsunuz derim,

Onlar savaşa çıkarlarsa, ben de onlara karşı teçhizatımı kuşanı-

rım.

Muhtar, daha sonra adamlarına bir nutuk irad etti, nutkunda onları Kûfe'de ikamet etmekte olan ve Hz. Hüseyin'i öldüren kimselerden Öc almaya teşvik etti. Şöyle dedi: "Hüseyin'i öldürenlerin dünyada sağ ve güvenlik içinde dolaşmalarına göz yumduğumuz takdirde bizim günahımızın ne olacağım biliyor musunuz? O zaman biz, Muhammed ailesinin ne kötü yardımcıları oluruz. Yine o zaman ben, sizin de adlandırdığınız gibi yalancı biri olurum. Onlara karşı Allah'tan yardım diliyorum. Onları vuran bir kılıç, onları yaralayan bir mızrak olarak beni kullanan Allah'a hamd ederim. Muhammed ailesinin öcünü almak, onların hakkını yerine getirmek isteyen bir kimse olarak beni oraya süren Allah'a hamdederim. Onları öldürenlerle savaşmak ve onları öldürmek Allah'ın hakkıdır. Onların kadrini bilmeyenleri zelil kılmak, yine Allah'ın hakkıdır. Onları zehirleyin, sonra peşlerine düşün. Ta ki onları öldüre-siniz, yeryüzünü onlardan temizlemedikçe, şehirde bulunanlarını da sürgün etmedikçe, yemek ve içmek bana haram olsun."

Böyle dedikten sonra Kûfe'deki katilleri araştırmaya başladılar. Adamları katilleri bulup getirince o da onlara yaptıkları işkenceye uygun bir ölüm tarzını tatbik ediyor ve öldürülmelerini emrediyordu. Kimini ateşte yakıyor, kiminin elini ayağını kesiyor ve ölüme terkediyor-du. Kimine de ölünceye kadar ok yağdırıyordu. Malik b. Bişr'i huzuruna getirdiklerinde Muhtar, ona şöyle sordu:

- Hüseyin'in bornozunu sen mi başından çıkarmıştın?

- Aslında biz istemiyerek onunla savaşmaya gittik, bizi zorladılar, şimdi sen bize lütfet.

Muhtar adamlarına: "Bunun ellerim ve ayaklarını kesin." diye emir verdi, onlar da bu emri yerine getirdiler ve Malik'i o haliyle bıraktılar, O da ölünceye kadar orada çırpındı ve nihayet öldü.

Muhtar, Hz. Hüseyin'in katillerinden Abdullah b. Üseyd el-Cühenî'yi ve diğerlerim de en feci şekilde Öldürdü.