Buharı, İbn Ebi Nuaym'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Iraklı bir adamın muharrem ayında kara sineğin öldürülmesinin hükmünü kendisine sorduğunda Abdullah b. Ömer'in şöyle dediğini işittim: "Iraklılar, Rasûlullah (s.a.v.)'m kızının oğlunu öldürmüş oldukları halde karasineğin öldürülmesinin hükmünü soruyorlar! Oysa Rasûlullah (s.a.v.), Hasan ile Hüseyin hakkında: "Bu ikisi benim dünyadaki reyhanlarım-dır." demiştir.»
Tirmizî, Muhammed b. Ebi Yakub'un şöyle dediğini rivayet etmiştir: Iraklılardan biri, sivri sineğin kanının elbiseye bulaşmasının hükmünü İbn Ömer'e sordu. O da şöyle karşılık verdi: ''Iraklılara bakın hele! Muhammed (s.a.v.)'m kızının oğlunu Öldürdükleri halde sivri sineğin kanının hükmünü soruyorlar."
İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Hüreyre'den rivayet etti ki, Rasûluîlah (s.a.v.), Hasan ile Hüseyin hakkında şöyle demiştir: "Bunları seven, beni de sevmiş olur. Bunlara öfke duyan, bana da öfke duymuş olur."
İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Peygamber (s.a.v.), Ali, Hasan, Hüseyin ve Fatima'ya bakıp: "Sizinle savaşanla ben savaşırım, sizinle barışanla da barışırım." dedi.»
İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Rasûlullah (s.a.v.), Hasan ve Hüseyin'i yanma alarak bize geldi.
Bunlardan biri onun bir omuzunda, diğeri de öbür omuzunda idi. Kah şunu öpüyor, kah diğerini öpüyordu. Bu halde yanımıza geldi. Adamın biri kendisine: "Ya Rasûlallah, vallahi sen bu ikisini seviyorsun." deyince Rasûlullah (s.a.v.) şu cevabı verdi: Bunları seven, beni de sevmiş olur Bunlara öfke duyan, bana da öfke duymuş olur.»
Ebu Ya'lâ el-Musilî, Enes b. Malik'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Ehl-i beytinden en çok kimi seversin?" diye sorulunca Rasûlullah (s.a.v.): "Hasan ile Hüseyin'i..." diye cevap verdi. Rasûlullah (s.a.v.) dedi ki: "Bana oğullarıim çağırın. Hasan ile Hüseyin yanma geldiklerinde onları koklar ve bağrına basardı."
îmam Ahmed b.Hanbel, Enes'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Rasûlullah (s.a.v.), sabah namazına çıkarken altı ay süreyle Fatıma'mn evine uğruyor ve şöyle diyordu: "Ey hane halkı, haydi namaza! Şüphesiz Allah, sizden kusuru giderip sizi tertemiz yapmak ister."
Tirmizî, Berra'dan rivayet ederek şöyle dedi:
«Rasûlullah (s.a.v.), Hasan ile Hüseyin'e bakıp:ftAllah'ım, ben bu ikisini seviyorum, sen de bunlan sev." dedi.»
İmam Ahmed b. Hanbel, Büreyde'nin babasının şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Rasûlullah (s.a.v.), bize hutbe irad ediyordu. Aniden Hasan ile Hüseyin çıkageldiler. Üzerlerinde kırmızı renkli gömlekler vardı. Yürüyorlar, bazen de tökezleyip, düşe kalka geliyorlardı. Rasûlullah (s.a.v.), minberden inip onları kucakladı ve önüne oturttu. Sonra da şöyle dedi: Yüce Allah doğru söylemiş: "Doğrusu mallarınız ve çocuklarınız bir imtihandır." Ben şu iki çocuğun düşe kalka geldiklerini gördüm, dayanamadım, sözümü kesip bunlan yanıma aldım."
Tirmizî, Ya'lâ b. Mürre'den rivayet etti ki, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Hüseyin bendendir, ben de Hüseyin'denim. Allah, Hüseyin'i seveni sevsin. Hüseyin, ümmetlerden bir ümmettir."
Taberanî, Ya'lâ b. Mürre'den rivayet etti ki, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Hasan ile Hüseyin, ümmetlerden iki ümmettir." .
İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Said el-Hudrî'den rivayet etti ki, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Hasan ile Hüseyin cennetliklerin gençlerinin efendileridirler."
Ebu'l-Kasım el-Beğavî, Ebu Said'den rivayet etti ki, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Hasan ile Hüseyin, teyze oğulları Yahya ile İsa dışındaki cennetliklerin gençlerinin efendisidirler."
İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Sabit'in şöyle dediğim rivayet etmiştir:
"Ali oğlu Hüseyin mescide girdi. Cabir b. Abdullah da şöyle dedi: "Cennet ehlinin gençlerinin efendisine bakmak isteyen kimse şuna baksın. Ben, Rasûlullah (s.a.v.)'ın böyle dediğini işittim."
Tirmizî ile Neseî, Zer b. Hubeyş'in şöyle dediğini rivayet etmişlerdir:
"Hüzeyfe'nin annesi, Hüzeyfe'yi Rasûlullah'a gönderdi ki, Rasûlullah hem kendisi, hem de oğlu Hüzeyfe için mağfiret dilesin. Hüzeyfe de bu olayla ilgili olarak şöyle dedi: Ben, Rasûlullah (s.a.v.)'ın yanma gittim, onunla beraber akşam namazını kıldım. Sonra yatsı vaktinde de namazı onunla beraber kıldım. Rasûlullah, namazdan sonra gitti. Ben de peşine takıldım, sesimi işitince arkasına dönüp bakmadan: "Kim o, yoksa Hüzeyfe mi?" diye sordu. Ben de "Evet" diye cevap verince o şöyle dedi: "Ne ihtiyacın var, Allah seni ve ananı bağışlasın. İşte şurada bir melek var, bu geceden önce yeryüzüne inmiş değildi. Bana selam vermek ve Fatıma'mn cennetlik kadınların hanımı olduğunu, Hasan ile Hüseyin'in de cennetlik gençlerin efendileri olduklarım bana müjdelemek için Rabbinden izin istemiş."
Sonra Tirmizî, bu hadisin hasen ve garib olduğunu söylemiştir. Ali, Hüseyin, Ömer, îbn Ömer, İbn Abbas, îbn Mesud ve diğerleri tarafından da bunun gibi hadisler rivayet edilmiştir. Ancak bütün bunların se-nedlerinde zayıflık vardır. Doğrusunu Allah bilir.
Ebu Davud et-Teyalisî, Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Rasûlullah (s.a.v.)'m Hasan ile Hüseyin hakkında şöyle buyurduğunu işittim: Beni seven şu ikisini de sevsin."
İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Rasûlullah (s.a.v.)'la beraber yatsı namazını kılıyorduk. Secdeye vardığında Hasan ile Hüseyin onun sırtına atladılar. Başını secdeden kaldırdığında onları yumuşakça tutup yere indirdi. Tekrar secdeye vardığında onlar yine sırtına atladılar. Nihayet namazım tamamladı, sonra onları dizlerinin üzerine oturttu. Ben kalkıp yanma gittim ve: "Ya Rasûlallah, bunları annelerine götüreyim mi?" diye sorduğumda bir şimşek çaktı. Rasûlullah da onlara: "Haydi annenize gidin" dedi ve ikisi annelerinin yanma varıncaya kadar şimşeğin aydınlığı devam etti."
İmam Ahmed b. Hanbel, Hz. Ali'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Rasûlullah (s.a.v.), ben uykudayken yanıma geldi. Hasan veya Hüseyin, içecek birşeyler istediler. Rasûlullah (s.a.v.), kalkıp bir koyunumuzu sağdı. Sütü, içmek isteyen çocuğa içirirken diğeri geldi. Rasûlullah, onu uzaklaştırdı. Fatıma da: "Ya Rasûlallah, öyle sanıyorum kî, bunu diğerinden daha çok seviyorsun, öyle değil mi?" diye sorunca Rasûlullah (s.a.v.): "Hayır, ama bu ondan önce istemişti." diye cevap verdi. Sonra da şöyle dedi: "Ey Fatıma, doğrusu ben, sen, şu iki çocuk ve Şurada yatmakta olan (Ali), kıyamet gününde aynı yerde olacağız."
Rivayetlerde sabit olduğuna göre Hz. Ömer, Hasan ile Hüseyin e ıkramda bulunur, onları sırtına alır, babalarına m'al verdiği gibi onlara da verirdi. Bir defasında Yemen'den elbiseler getirilmiş idi. Hz. Ömer, bu elbiseleri sahabelerin çocuklarına paylaştırdı, ama Hasan ile Hüseyin'e birşey vermedi ve: "Bu elbiseler arasında Hasan ile Hüseyin'e layık olan yok." dedi. Sonra Yemen valisine emir gönderdi. Onlara münasip iki elbise diktirdi.
Muhammed b. Sa'd, Ayzar b. Hinisin şöyle dediğini rivayet etmiş. tir:
"Bir ara Amr b. As, Ka'be'nin gölgesinde oturmakta iken Hz. Hüseyin'in gelmekte olduğunu gördü ve şöyle dedi: "Bu, yeryüzü sakinleri arasında göktekilerin ençok sevdiği insandır."
Zübeyr b. Bekkar, Cafer'in babası Muhammed'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Rasûlullah (s.a.v.), Hasan, Hüseyin, Abdullah b. Abbas, Abdullah b. Cafer ile bey'atlastı. Bunlar henüz buluğa ermemiş küçük çocuklardı. Rasûlullah (s.a.v.), bizden başka küçüklerle bey'atlaşmış değildir." Bu, mürsel ve garib bir rivayettir.
Muhammed b. Sa'd, Abdullah b. Ubeydullah b. Umeyre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Ali'nin oğlu Hüseyin yirmibeş kez yaya olarak hac etti. Develeri Önü sıra yürümekteydiler, onlara binmiyordu."
Doğrusu şu ki; develere binmeksizin yaya olarak hacca giden zat, Hüseyin'in kardeşi Hasan'dır. Nitekim Buharı de böyle rivayet etmiştir.
Medainî dedi ki: "Hasan ile Hüseyin arasında bir tartışma oldu. Birbirlerine darıldılar. Bir süre sonra Hasan, Hüseyin'e gidip üzerine yumuldu ve başını öpmeye başladı. Hüseyin de kalkıp onu öptü ve şöyle dedi: "Aslında önce benim gelmem ve seninle barışmam gerekirdi, ama fazilete senin benden daha layık olduğunu gördüğümden senin hak ettiğin fazileti senden almak istemedim. Önce gelip barışman sebebiyle fazileti senin kazanmanı istedim."
Asmaî, İbn Avn'm şöyle dediğini anlatır;Hasan, şairlere armağan verdiği için Hüseyn'e kmayıcı ve ayıplayıcı bir mektup gönderdi. Hz. Hüseyin de bu mektuba cevaben şöyle dedi: "Malın en güzeli, insanın ırzını ve onurunu koruyan maldır."
Taberanî, Süleyman b. Heysem'in şöyle dediğim rivayet etmiştir: "Hz. Hüseyin, Kabe'yi tavaf ediyordu. Hacer-i Esvedi istilam etmek istedi, ancak kalabalıktan ötürü buna imkan bulamadı. Adamın biri orada bulunan Ferezdaka Hz. Hüseyin'i göstererek: "Şu kimdir* ey Ebu Fi-raz!" diye sorunca Ferezdak şöyle cevap verdi:
"Bu, öyle bir kimsedir ki Batha vadisi onun adım atışını tanır,
Beyt onu tanır, Hil ve Harem onu tanır.
Bu, Allah'ın kullarının en hayırlısının oğludur.
Bu, takva sahibi, seçkin, teiniz ve özel bir kimsedir.
Hatim'in duvarları, elini sürdüğünde onun avucunu tanıdığından neredeyse yakalamak üzeredir.
Kureyşliler, onu gördüklerinde sözcüleri şöyle der: Bunun ahlakî üstünlüğü, üstünlüklerin son noktasıdır.
Bazen utandığından susar, bazan heybetinden ötürü susar.
Ancak gülümserken konuşur.
Elinde bir hayzuran vardır. Kokusu zarif ve güzeldir
Öyle bir el ki, takva sahibidir. Onun burnundan da kokular gelir,
Nesebi öz be öz Rasûlullah'tandır.
Unsurları hoştur, ahlak ve karakteri güzeldir.
Rahvan at bile onun ahlaki üstünlüklerinin son noktasına koşarak ulaşamaz.
Ne kadar da gayret gösterip kerem sahibi olsalar, hiçbir kavim onun ahlaki üstünlüğüne ulaşamaz. Allah'ı tanıyan, Hüseyin'in evveliyatım da tanır, bilir.
İslâmiyet, onun ailesinden ümmetlere ulaşmıştır.
Onlar hangi aşirettirler, onların boyunları ne şuna, ne de ona eğilip büküldü. Onların evveli de nimettir."
Taberanî, "el-Mu'cemu'l-Kebir" adlı eserinde Hz. Hüseyin'in biyografisinden bahsederken Ferezdak'a ait olan bu şiirin Hz. Hüseyin hakkında söylendiğini nakietmiştir ki, bu tuhaftır. Meşhur rivayete göre Ferezdak, bu şiiri, Hz. Hüseyin için değil de onun oğlu Ali için söylemiştir. Bu, akla daha uygundur. Zira Ferezdak, Hz. Hüseyin'i hac dönüşünde Irak'a giderken görmüştü. Hz. Hüseyin, Ferezdak'tan Iraklıların durumunu sormuş, o da önceki kısımlarda naklettiğimiz şekilde anlatmıştı ve Hz. Hüseyin, Ferezdak'tan ayrıldıktan birkaç gün sonra öldürülmüştü. Onun Beyt'i tavaf ettiğini ne zaman görmüştü? Doğrusunu Allah bilir.
Hişam, Avane'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Ubeydullah b. Ziyad, Ömer b. Sa'd'a şöyle bir soru sordu:
- Hüseyin'i öldürme hususunda sana gönderdiğim mektup nerede?
- Ben senin emrini yerine getirdim, ama mektup kayboldu.
- Mektubu getireceksin.
- Kayboldu.
(Vallahi getireceksin. Mektup bir yere bırakılmıştır herhalde. Al-lah'a yemin ederim ki, Kureyş'in acuze kadınlarına bu mektup okunacaktır. Ben de Medine'ye gidip onlardan özür dileyeceğim. Allah'a ye-mın ederim ki, Hüseyin'in öldürülnıemesi için sana çok nasihat ettim.
Eğer bu nasihatlan Sa'd b. Ebi Vakkas'a yapmış olsaydım daha iyi olurdu. Ben onun için gerekeni yaptım.
Orada bulunan Ubeydullah'm kardeşi Osman b. Ziyad da şöyle de di:
- Vallahi Ömer doğru söylüyor. Allah'a yemin ederini ki keşke Hüseyin öldürülmeseydi de kıyamete kadar Ziyad oğullarının burnunda hızma takılı olsaydı, ben buna da razı olurdum. Keşke Hüseyin Öldürülmeseydi.
Allah'a yemin ederim ki Osman'ın bu sözlerini Ubeydullah b. Ziyad reddetmedi."

