Iraklılardan, Hz. Hüseyin'e peşpeşe mektuplar ve elçiler geldiği sırada Müslim b. Ukayl'in mektubu da geldi. Müslim mektubunda Hz. Hüseyin'in, ailesi ile birlikte Irak'a gelmesini yazıyordu. Bu arada Müslim b. Ukayl, Irak'ta öldürüldü. Ancak Hz. Hüseyin'in bundan haberi yoktu. O, Irak'a gitmeye karar vermişti. Müslim'in öldürülmesinden bugün önce -ki Müslim, arefe günü öldürülmüştüterviye gününde Mekke'den yola çıktı. Onun çıkışını duyan halk ona acıdı. Başına felaket gelmesinden korktu. Gelip onu yola çıkmaktan sakındırdılar. Onu sevenler ve görüş sahibi olan kimseler, Irak'a gitmemesi için tavsiyelerde bulundular. Mekke'de kalmasını istediler. Babasının ve kardeşi Hasan'ın başına gelen olayları hatırlattılar.
Süfyan b. Uyeyne, îbn Abbas'm şöyle dediğim rivayet etmiştir: "Ali'nin oğlu Hüseyin, Mekke'den çıkıp Irak'a gitme hususunda bana danıştı. Ben de kendisine şöyle dedim: "Eğer insanlar, beni ve seni kü-çümsemeselerdi ben elimi senin başına geçirir ve gitmene engel olurdum." Ama Hüseyin'in bana verdiği cevap şu oldu: "Falan yerde öldürülmek, Mekke'de öldürülmekten daha çok hoşuma gider." İşte bu sözü beni avutuyor."
Ebu Mihnef, Ukbe b. Seman'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Hüseyin, Irak'a gitmeye karar verdiği zaman îbn Abbas yanına gidip ona şöyle dedi:
- Ey amca oğlu, insanlar senin Irak'a gideceğini kendi aralarında konuşuyorlar. Söyle bakalım, sen oraya gidip ne yapacaksın?
- Bugün veya yarın oraya gitmeye karar verdim.
- Onlar, emirlerini öldürüp düşmanlarını kovduktan, ülkelerini hakimiyetleri altına aldıktan sonra seni çağırırlarsa oraya git, ama emirleri başlarında durup hayatta ise onları kahır ve zulümle yönetmekte olup görevlileri de vergilerini toplamakta ise, buna rağmen seni çağırmışlarsa, demek ki fîtne ve savaş için seni çağırmışlardır. Korka-run ki, insanları sana saldırtmak ve onların sana karşı olan eğilimlerini ters yöne çevirmek için seni çağırmışlardır. Böyle olunca onlar, insanlar arasında sana karşı en şiddetli düşmanlar olurlar.
- Ben bu hususta Allah'tan hayır dileyeceğim, istihareye yatacak
ve neticeye bakacağım.
Bu karşılıklı konuşmalardan sonra İbn Abbas, Hüseyin'in yanından çıktı. Ondan sonra îbn Zübeyr, Hüseyin'in yanına gidip şöyle dedi:
- Muhacirlerin evlatları olarak bu işe onlardan daha layık olduğumuz halde işin peşini ne diye bunlar lehine bıraktığımızı bilemiyorum. Ne yapmak istediğini bana anlatır mısın?
- Kendi kendime Kûfe'ye gitmeye karar verdim. Orada taraftarlarım ve ileri gelenler bana bu konuda mektup yazmış bulunuyorlar. Allah'tan hayırlısını diliyorum.
- Şayet benim de senin gibi taraftarlarım olsaydı, oraya gitmekten hiçbir şekilde vazgeçmezdim.
İbn Zübeyr, ayrılıp gittikten sonra Hüseyin şöyle dedi: "îbn Zübeyr de biliyor ki, ben burada bulunduğum sürece yönetimde kendisi söz hakkına sahip olamayacak ve insanlar benden başkasına yönelmeye-cek ve başkasını bana denk tutmayacaklardır. Bu yüzden Mekke'yi kendisine bırakmam için buradan çıkıp gitmemden hoşlanıyor."
Akşam ya da ertesi sabah olduğu zaman îbn Abbas, tekrar Hz. Hüseyin'in yanına gelip şöyle dedi: - Ey amca oğlu! Sabretmek istiyorum ama edemiyorum. Korkarım ki, Irak'a gittiğin takdirde orada öldürüleceksin. Çünkü Iraklılar, hain bir millettir. Onlara aldanma. Iraklılar, düşmanlarını kovuncaya kadar sen bu şehirde kal. Sonra yanlarına git. Bunu da yapmayacaksan Yemen'e doğru yola çık. Orada kaleler ve dağlar arasında boğazlar vardır. Babanında orada taraftarları vardır. Yemen'e gidersen insanlardan çekilmiş, uzlette kalmış olursun. Oradan Irak'a mektuplar yaz, propagandacılarını oraya gönder. Böyle yaptığın takdirde istediğin amaca ulaşacağını umuyorum.
- Ey amca oğlu! Allah'a yemin ederim ki, bana öğüt verdiğini ve benim için endişe ettiğini anlıyorum, ama Irak'a gitmeye karar verdim.
- Eğer mutlaka gideceksen bari çocuklarını ve kadınlarım götürme. Allah'a yemin ederim ki, seninde Osman gibi çocuklarının, ya da kadınlarmm gözü önünde öldürülmenden korkuyorum. Hicaz'ı kendisine bırakmandan ötürü İbn Zübeyr'in gözleri aydın olsun. Kendisinden başka ilah bulunmayan Allah'a yemin ederim ki, eğer seni saçından ve alnından yakaladığım ve herkes etrafımızda toplamncaya kadar seni bu şekilde tuttuğum takdirde bana itaat ederek kalacağını bilseydim, bunu gerçekten yapar ve seni yola çıkmaktan men ederdim.
Bu karşılıklı konuşmalardan sonra Ibn Abbas, Hüseyin'in yanından ayrıldı. İbn Zübeyr'e rastladı. Ona: "Ey Ibn Zübeyrî Gözün aydın olsun" dedi, sonrada şu şiiri okudu:
"Ey kalabalıktaki kuş, artık etraf boş.
Dilediğin kadar yumurtla ve öt.
Canın çektikçede etrafı gagala.
Bugün avın öldürülmüştür, sana müjdeler olsun."
Bu şiiri okuduktan sonra İbn Abbas: "İşte Hüseyin, Irak'a gidiyor ve Hicaz'ı sana bırakıyor." dedi.
Şabfden rivayet olunduğuna göre İbn Ömer, Mekke'de iken Hüseyin'in Irak'a doğru yola çıktığım duymuş ve peşine düşerek üçgünlük mesafede ona ulaşmış ve kendisine şöyle sormuştu:
- Ne yapmak istiyorsun, nereye gidiyorsun?
- Irak'a gidiyorum.
Hüseyin'in yanında mektuplar ve sayfalar vardı. İbn Ömer'e göstererek şöyle dedi:
- İşte Iraklıların mektupları ve bey'atları.
- Onlara gitme!
Ancak Hüseyin, mutlaka gideceğini söyleyince îbn Ömer şöyle dedi:
- Ben sana bir hadis nakledeceğim, şöyle ki: Cebrail, Peygamber (s.a.v.)'e geldi, onu dünya ve ahiretten birini seçmekte serbest bıraktı. O da dünyayı istemedi, ahireti seçti. Sen de Rasûlullah (s.a.v.)'m bir par-çasısın. Vallahi kıyamete kadar sizden hiçbir kimse, dünya makamlarının başına geçmeyecektir ve Allah sizin için daha hayırlı olan bir sebepten dolayı dünya makamlarını sizden uzaklaştırmıştır.
Hz. Hüseyin, mutlaka Irak'a gideceğini söyledi. Bunun üzerine İbn Ömer, onu bağrına basıp ağladı ve şöyle dedi:
- Seni, öldürülmekten Allah'a emanet ediyorum. Allah, seni ölümden korusun.
Yahya b. Main, Abdullah b. Ömer'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Hüseyin, kaderini çabuklaştırdı. Vallahi ben ona yetişseydim onu Mekke'den bırakmazdım. O, beni mağlup etmedikçe Mekke'den çıkamazdı. Bu iş, Haşimilerle açıldı ve yine Haşimilerle kapanacaktır. Bir Haşinimin hükümdar olduğunu görürsen, bilki zaman artık sona ermistir."
Ben derim ki: Ibn Ömer'in rivayet ettiği bu hadis ortada olduğuna göre Fatimilerin, Haşimî olduklarına dair iddialarının asılsız olduğu anlaşılmaktadır. Onlar, birçok imamın da dediği gibi Hz. Fatıma'mn evladı değildirler. Nitekim bunu yeri geldiğinde de inşaallah anlatacağız.
Yakup b. Süfyan, Bişr b. Galib'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"îbn Zübeyr, Hz. Hüseyn'e şöyle dedi:
- Nereye gidiyorsun? Babanı öldüren, kardeşini mızraklayan bir
millete mi gidiyorsun?
- Falan yere gidip orada öldürülmek, benim için Mekke'de öldürülmekten daha iyidir."
Zübeyr b. Bekkar, Hz; Hüseyin'in Abdullah b. Zübeyr'e şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Bana bağlı olduklarına ve benimle beraber olacaklarına talakları ve kölelerinin azatlığı üzerine yemin eden 40. 000 Iraklının be/atı gelmiştir.
- Babanı öldüren ve kardeşini kovan bir kavmin yanına mı gidiyorsun?"
Bazılarının ifadesine göre Hz. Hüseyin'e bu sözleri söyleyen kişi İbn Abbas'tır.
İnsanlar, Yezid için Muaviye'ye bey'at ettiklerinde Hz. Hüseyin'e bey'at edilmiş değildi. Kûfeliler, Muaviye'nin hilafeti zamanında- yanlarına gelmesi için Hz. Hüseyin'e mektup gönderiyor ve onu davet ediyorlardı, ancak o, Kûfelilerin davetine icabet etmiyordu. Kûfelilerden bir grup, Muhammed b. Hanefiye'nin yanma giderek yanlarına gelmesi için talepte bulundular. Ancak o, Kûfelilerin bu talebini yerine getirmedi, gidip durumu Hz. Hüseyin'e anlattı. Hz. Hüseyin de ona şöyle dedi:
"Bunlar bizi vasıta edinerek dünya servetini elde etmek ve varlıklarını bizim sayemizde uzun süre devam ettirmek, aynıca hem bizim hem de insanların kanlarını akıtmak istiyorlar."
Hz. Hüseyin, kederlendi, tasalandı, düşüncelere daldı, gah Kûfe'ye gitmek istiyor, gah onlardan uzak kalmak istiyordu.
Ebu Said el-Hudrî, onun yanma gelip şöyle dedi:
"Ey Abdullah'ın babası! Ben sana öğüt veriyorum. Senin için endişe ediyorum. Duyduğuma göre Kûfe'deki bazı taraftarlarınız yanlarına gitmen için sana mektuplar yazıp davette bulunuyorlar. Sakın onlara gitmeyesin. Çünkü babanın Kûfe'de iken şöyle dediğini işittim: "Vallahi a Kûfelilerden bıktım, usandım, onlara kızdım. Onlar da benden bı-
usandılar ve bana kızdılar. Onlarda asla vefa yoktur, onlar sayesin-kazanç sağlayan kişi, kazanç getirmeyen kumar okuyla kazanç sağ-aak isteyen kimse gibidir. Allah'a yemin ederim ki, onların herhangi r işe niyet ve azimleri yoktur, kılıca karşıda sabır göstermezler."
Müseyyeb b. Utbe el-Fezarî, Hz. Hasan'ın vefatından sonra birkaç kişi ile Hz. Hüseyin'in yanma geldi. Bunlar onu, Muaviye'yi görevden hal etmeye davet ettiler ve şöyle dediler:
- Biz senin ve kardeşinin görüşünü biliyoruz.
- Savaştan geri durmayı sevdiği için Cenâb-ı Allah'ın kardeşime mükafat vereceğini ümit ediyorum. Bana da zalimlere karşı cihadı sevme niyetine sahip olduğumdan ötürü Cenâb-ı Allah'ın mükafat vereceğini ümit ediyorum.
Mervan, Muaviye'ye Hüseyin hakkında şöyle bir mektup göndermişti: "Korkarım ki Hüseyin, fitne çıkarmak için pusuya yatmıştır ve öyle sanıyorum ki onunla uzun uzadıya uğraşacaksınız." Bunun üzerine Muaviye de, Hüseyin'e şöyle bir mektup gönderdi:
"Allah adına söz verip ahdu peyman eden kimsenin vefakarlık göstermesi gerekir. Duyduğuma göre Kûfeliierden bir topluluk, seni ihtilaf çıkarmaya davet etmiş. Daha önce de denendiği gibi Iraklılar, babana ve kardeşine karşı baş kaldırıp, düzeni bozmuşlardı. Allah'tan kork, ahde vefa göster, verdiğin sözü hatırla. Sen ne zaman bana karşı hile yaparsan, ben de sana karşı hile yaparım."
Hz. Hüseyin ise, Muaviye'ye şöyle bir mektup gönderdi:
"Mektubunu aldım. Hakkımda sana anlatılan şeylerle ilgim yok. Ben o şeylerden başkasına layıkım. İyiliklere ancak Allah yol gösterir. Ben seninle savaşmak ve sana karşı muhalefette bulunmak istemedim. Seninle cihadı terk ettiğimden dolayı Allah katında artık mazeretin olacağım da sanmıyorum. Senin yönetim başında bulunmandan daha büyük bir fitenin bu ümmetin başına geleceğini de sanmıyorum."
Muaviye: "Bizim, Hüseyin'e tesirimiz sadece şer olmuştur." dedi ve ona kendisi hakkında duyduğu bazı haberlerden dolayı şu mektubu yazdı: "Öyle sanıyorum ki, senin başında bir şiddet vardır. Keşke sana gelseydim de başındaki bu şiddet ve serkeşliği giderip seni bağışlamış olsaydım."
Anlatıldığına göre Muaviye, hasta yatağında can çekişirken oğlu Yezid'i çağırmış ve ona vasiyetini yaptıktan sonra şöyle demiştir:
"Rasûlullah'm kızı Fatıma'nın ve Ali'nin oğlu Hüseyin'e dikkat et, çünkü o, insanların ençok sevdiği bir kimsedir. Onunlu ilişkilerini düzelt, ona iyi davran ki seninle iyi geçinsin. Eğer herhangi bir kusur işleyecek olursa umarım ki babasının öldürülmüş,,kardeşinin yardımsız bırakılmış olması sebebiyle ona acır ve ona mukabelede bulunmazsın."
Muaviye, hicretin altımışmcı senesinin receb ayının onbeşinci gecesinde vefat etti. İnsanlar Yezid'e bey'at ettiler. Yezid de Abdullah b. Amir b. Üveys el-Amirî, Amir b. Lüey ile Medine valisi Velid b. Utbe b. Ebi Süfyan'a haber göndererek kendisine bey'at etmeleri için insanlara çağrıda bulunmasını ve bu işe Kureyş'in önde gelen şahsiyetleriyle başlamasını, herkesten önce Ali'nin oğlu Hüseyin'in bey'atını sağlamasını emretti. Babası ve mü'minlerin emiri Muaviye'nin kendisine, Hüseyin'e yumuşak davranmasını ve onunla iyi geçinmesini emretmiş olduğunu da bildirdi. Velid de gece yarısı Hüseyin'e ve Abdullah b. Zübeyr'e haber göndererek Muaviye'nin vefat etmiş olduğunu bildirdi ve gelip Yezid b. Muaviye'ye bey'at etmelerini istedi. Onlar da: "Sabahı bekleyelim ve insanların ne yaptığını görelim." dediler. Hz. Hüseyin, o gece bineğine atlayıp İbn Zübeyr ile birlikte Medine'den ayrıldılar ve: "O, bizim tanıdığımız Yezid'dir. Vallahi onun azmi ve mürüvveti yoktur." dediler. Velid, Hz. Hüseyin'e çok kaba davrandı. Hz. Hüseyin, ona sövdü ve sarığını başından tutup çekti. Velid de: "Biz Abdullah'ın babasında (Hüseyin'de) öfkeden başka birşey meydana getiremedik." dedi. Mervan da ona: "Hüseyin'i Öldür." deyince Velid şöyle dedi: "Bunun kanı pahalıya mal olur. Abdumenaf kabilesi onu koruyor."
Anlatıldığına göre Hz. Hüseyin ile İbn Zübeyr, aynı gecede Medine'den ayrılıp Mekke'ye gittiler. Sabah olunca insanlar Yezid'e bey'at için Velid'in yanma geldiler. Velid, Hüseyin ile İbn Zübeyr'i arattırdı, ama bulamadı.
Misver b. Mahreme dedi ki: Hüseyin ile İbn Zübeyr süratle yola çıktılar, îbn Zübeyr, onu gözetliyordu. Mekke'den ayrılıp gitmesini ve şehri kendisine bırakmasını ümit ediyordu. Nihayet Mekke'ye vardılar. Hz. Hüseyin, Abbas'ın evine; İbn Zübeyr de Hicre indi. Maaflri elbisesi giydi. İnsanları, Ümeyye oğullarına karşı kışkırtmaya başladı. Sabah akşam Hüseyin'in yanma gidiyor ve onun Irak'a gitmesini tavsiye ediyor, sonra da: "Iraklılar senin ve babanın taraftarlarıdırlar." diyordu. İbn Abbas ise, Hz. Hüseyin'i Irak'a gitmekten men ediyordu. Abdullah b, Muti de Hz. Hüseyin'e şöyle diyordu:
"Anam babam sana feda olsun. Hayatta kalarak bizi vücudunla yararlandır. Irak'a gitme. Allah'a yemin ederim ki, eğer Iraklılar seni öldürecek olurlarsa, bizi köle ve hizmetçi edinirler."
Umre dönüşünde Abdullah b. Ömer, Abdullah b. Abbas ve İbn Ebi Rebia, Ebva mıntıkasında Hüseyin ile îbn Zübeyr'e rastladılar ve onlara şöyle dediler: "Allah aşkına Medine'ye geri dönün ve insanların uygun gördüğü şeyi siz de uygun görüp Yezid'e bey'at edin. Neticeyi bekleyin. İnsanlar onun etrafında toplanırlarsa size bir zarar gelmez, eğer dağlarlarsa zaten sizin istediğiniz de budur." ibn Ömer, Hüseyin'e şöyle dedi: "Mekke'den çıkıp Irak'a gitme. Zira Cenâb-ı Allah, Rasûlullah (s.a.v.)'ı dünya ve ahiretten birini seçmekle muhayyer kıldı. O, ahireti seçti, sen de onun bir parçasısm, dünyayı elde edemezsin." Böyle dedikten sonra İbn Ömer, Hz. Hüseyin'i bağrına basıp ağladı ve onunla vedalaştı. îbn Ömer şöyle derdi: "Hüseyin, Mekke'den çıkma hususunda beni mağlup etti. Ömrüme yemin ederim o, babasında ve kardeşinde bir ibret görmeliydi. Babasının ve kardeşinin fitneye maruz kaldıklarını, insanların onlara yardım ellerini uzatmayın-larım gördükten sonra hayatı boyunca hareket etmemesi ve insanların uygun gördüğü şeyi kendisinin de uygun görmesi yani Yezid'e bey'at etmesi gerekirdi. Çünkü cemaata katılmakta ve cemaatla birlikte hareket etmekte hayır vardır."
İbn Abbas, Mekke'den çıkıp Irak'a gitmek üzere olan Hz. Hüseyin'e şöyle demişti:
- "Ey Fatıma'nm oğlu, nereye gidiyorsun?
- Irak'a taraftarlarımın yanma gidiyorum.
- Babanı öldürüp kardeşini mızraklayan Iraklıların, yanma gitmeni hoş karşılamıyorum. Onlar, babanı ve kardeşini öfkeli ve kendilerinden bıkmış halde bırakmışlardı. Allah aşkına nefsine mağrur olup aldanma."
Ebu Said el-Hudrî dedi ki: "Hüseyin, Mekke'den çıkıp gitme hususunda bizi mağlup etti. Bu hususta kendisine güç yetiremedik. Kendisine dedim ki: Nefsine aldanmak hususunda Allah'tan kork, evine kapan ve imamına isyan etme."
Ebu Vakid el-Leysî dedi ki: Hüseyin'in Mekke'den Irak'a doğru yola çıktığım duydum. Peşine düştüm, Melel denen yerde ona ulaştım ve: "Allah aşkına Irak'a gitme." dedim. O, normal bir gidişle gitmiyordu. Kendini Öldürtmeye gidiyordu, fakat geri dönmeyeceğini söyledi."
Cabir b. Abdullah dedi ki: "Irak'a gitmemesi için Hüseyin'le konuştum. Ona dedim ki: "Allah'tan kork ve insanları birbirlerine kırdırma. Allah'a yemin ederim ki, bu yaptığın iş övgüye layık bir iş değildir." Fakat o benim tavsiyeme kulak asmadı.»
Said b. Müseyyeb dedi ki: Eğer Hüseyin Mekke'den çıkıp Irak'a gitmeseydi, kendisi için daha hayırlı olurdu."
Ebu Seleme b. Abdurrahman dedi ki: "Hüseyin'in Iraklıları tanıması (fitnelerini bilmesi) ve yanlarına gitmemesi gerekirdi. Ancak İbn Zü-beyr, onu bu hususta yüreklendirdi, ona cesaret verdi." Misver b. Mahreme, Hüseyin'e şu mealde bir mektup gönderdi: «Sakın Iraklıların mektuplarına ve İbn Zübeyr'in: "Iraklıların yanına git, onlar sana yardım edecektir." demesine aldanma.»
İbn Abbas da Hüseyin'e şöyle demişti: "Harem'den ayrılma. Eğer Iraklıların sana ihtiyacı varsa, develerine binip senin yanma büyük bir kuvvetle geleceklerdir." Ama Allah ona hayır mükâfat versin. O benim bu sözüme aldırış etmeyip şöyle dedi: "Bu hususta istihare yapacağım ve Allah'tan hayır dileyeceğim."
Amre binti Abdirrahman da Hüseyin'e bir mektup yazdı. Mektubunda yapmak istediği şeyin büyük bir iş olduğunu, emire itaat etmesi ve cemaata sarılması gerektiğini anlattı. Bu tavsiyeye kulak vermeyip Irak'a gitmesi durumunda ölüme gideceğini ihtar ederek şöyle dedi: Hz. Aişe'nin, Rasûlullah (s.a.v.)'dan şöyle bir hadis duymuş olduğuna şahadet ederim: "Hüseyin, Babil diyarında öldürülecektir."
Hüseyin, Amre binti Abdırrahman'm bu mektubunu okuyunca: "Şu halde öldürülmem gereken yere gitmem zorunlu hale geldi." dedi ve
Irak'a gitti.
Bekir b. Abdurrahman b. Haris b. Hişam, Hz. Hüseyin'e gidip şöyle
"Ey amca oğlu! Iraklıların babana ve kardeşine yaptıklarını gördün. Sen ise onların yanma gitmek istiyorsun. Onlar, dünyanın kullarıdırlar Sana yardım sözü verenler, seninle savaşacaklardır. Kendisine yardım etmeyi çok istediğin kimseler, seni yardımsız bırakacaklardır. Allah aşkma nefsine mağrur olup aldanma."
Hüseyin de Bekir'e şu cevabı verdi:
- Ey amca oğlu! Allah sana hayır mükafat versin. Allah'ın takdiri mutlaka yerine gelecektir.
- Doğrusu biz Allah'a aidiz ve ona dönücüleriz. Hüseyin için Allah katından sabır diliyoruz."
Abdullah b. Cafer de, Hz. Hüseyin'e bir mektup göndererek onu Iraklılardan sakındırdı. Onlara karşı dikkatli olmasını istedi. Onların yanma gitmemesini söyledi. Hz. Hüseyin de cevaben şöyle bir mektup
gönderdi:
"Ben bir rüya gördüm. Rasûlullah'ın bana bir emir verdiğine şahit oldum. Bu emri yerine getireceğim. Ancak işin sonuna varmadan bu rüyayı kimseye anlatacak değilim."
Haremeyn naibi Amr b. Said b. As da Hz. Hüseyin'e şöyle bir mektup gönderdi:
"Sana doğru yolu göstermesini ve yuvarlanmakta olduğun uçurumdan seni geri çevirmesini Allah'tan diliyorum. Duyduğuma göre sen Irak'a gitmeye karar vermişsin. Ayrılık çıkarmaktan Allah'a sığınmanı istiyorum. Eğer korkmakta isen yanıma gel, ben sana eman veririm. Sana iyi davranırım. Aramızdaki bağların kopmamasına özen gösteririm."
Hz. Hüseyin de ona şu mektubu gönderdi: "Eğer göndermiş olduğun bu mektubunla bana iyilik yapmak ve aramızdaki bağların kopmamasına özen göstermek istemiş isen, dünyada ve ahirette hayır ve iyilik gör. insanları Allah'a davet edip iyi işler yapan ve: "Ben Müslümanlarda-mm." diyen kimse ayrılık çıkarmış olmaz. Emanlann en iyisi ve hayırlısı, Allah'ın verdiği emandır. Dünyada Allah'tan korkmayan kimse, Allah'a iman etmiş olmaz. Biz, kıyamet gününde, katında bize emanı va-C1P kılacak bir korku ile dünyada Allah'tan korkuyoruz."
Anlatıldığına göre Yezid b. Muaviye, îbn Abbas'a bir mektup gondererek Hüseyin'in Medine'den ayrılıp Mekke'ye gittiğini haber vermiş ve mektubunda şöyle demişti: "Öyle sanıyorum ki Hüseyin'in yanma doğululardan bazı kimseler gitmişler ve ona halifelik ümidini vermişlerdir. Sende bu hususta tecrübe ve haber vardır. Eğer böyle yapmış ise, akrabalık bağlarım koparmış olur. Sen ailenin yaşlısı ve işaretlisi kabul edilen bir kimsesin, onu ayrılık çıkarmaktan men et." Ayrıca, İbn Abbas'a ve Mekke ile Medine'de bulunan Kureyşlilere şu beyitleri de yazmıştı:
"Ey süvari! Ey hızla giden güçlü deveye binen ve devesi süratli olan!
Kureyşlilere duyur ki, benimle onlar arasında mesafe uzaktır. Benimle Allah'ın Hüseyin'i arasında akrabalık bağları vardır. Beyt'in avlusundaki bir yerde ilahın ahdini ve uyulması gereken sözü ona hatırlatıyorum.
Kavminize, böbürlen memeyi anneniz vasıtası ile kazandırabildi-
nız.
Öyle bir anne ki, hayatıma yemin ederim, o iffetli, iyi ve yüksek şahsiyet sahibidir.
Onun faziletine hiç kimsenin fazileti ulaşamaz. O, Rasûlullah'm kızıdır. İnsanlann en hayırlısı da bilir ki, Fatıma'mn size kazandırdığı ve başkalarına kazandırdığı faziletler vardır.
Sizin, onun faziletinde payınız vardır.
Ben onun âlemini böyle sanıyorum.
Sanmak ta bazen doğru sonuca vardırır ve yolu gösterir. Bu iddialarınızdan bir gün kopacaksınız, öldürüleceksiniz. Akbabalarla yırtıcı kuşlar etlerinizi birbirlerine hediye edeceklerdir.
Ey milletimiz, savaşı -durmuş iken- alevlendirmeyin.
Bansın iplerine sanlın ve tutunun.
Sizden önceki nesiller de savaşı denediler.
Ümmetler onlan mahvettiler.
Milletinize acıyıp insaf edin.
Onlan perişan düşürüp mahvetmeyin.
Zira perişan düşen birçok kimsenin ayağı kayar."
İbn Abbas da ona şu cevabî mektubu gönderdi: "Öyle umarım ki Hüseyin, senin hoşlanmadığın bir sebeple Medine'den çıkıp gitmiş değildir. Aranızı bulmak ve öfkeyi yatıştırmak maksadıyla her vesileyle ona öğüt vermekten vazgeçecek değilim."
Bundan sonra İbn Abbas, Hüseyin'in yanına gitti. Onunla uzun uza-dıya konuştu ve şöyle dedi:
"Yann heba olup gidecek ve helak olacaksın. Allah aşkına Irak'a gitme. Mutlaka gideceğim diyorsan bari hac mevsimini bekle. İnsanlarla görüş, onlann niyetlerini öğren, sonra görüşünü açığa vur."
İbn Abbas'm Hüseyin'le yaptığı bu görüşme, zilhice ayının onuncu günündeydi. Ne var ki Hüseyin, onun bu teklifine iltifat etmedi. Mutlaka Irak'a gideceğini söyledi. İbn Abbas da ona şöyle dedi:
"Allah'a yemin ederim ki, yann Osman gibi sen de kadmlannm ve kızlannın önünde öldürüleceksin. Vallahi senin de Osman'ın akibetine uğramandan korkuyorum. Doğrusu bizler, Allah'a aidiz ve O'na dönücüleriz."
Hüseyin de ona şöyle dedi: "Ey Abbas'ın babası! Sen yaşlanmış bir ihtiyarsın." Hüseyin'in bu sözüne îbn Abbas, şöyle cevap verdi:
"Eğer bu durum benimle seni küçültecek olmasaydı, elimi senin kafana geçirir ve seni bu yolculuktan men ederdim. Eğer alacaklının, borçlusunun yakasına sanlısı gibi senin yakana sanlmamm yararlı bir sonuç vereceğini bilseydim bunu da yapardım. Ama bunun da seni bu yolculuktan alıkoyacağını sanmıyorum." Hüseyin: "Falan yerde öldürülmek, benim için Mekke'de öldürülmekten daha iyidir." deyince İbn Abbas ağlayarak şöyle dedi: "Ey İbn Zübeyr, gözün aydın." Bu, İbn Abbas'ın kendini avutması idi. Oradan çıkıp öfkeli bir vaziyette giderken kapıda îbn Zübeyr'e rasladı. Onu görünce şöyle dedi: "Ey İbn Zübeyr, istediğin oldu, gözün aydın olsun. İşte Abdullah'ın babası Hüseyin çıkıp gidiyor ve Hicazı sana bırakıyor." Böyle dedikten sonra İbn Abbas, şu şiiri okudu:
"Ey kalabalıktaki kuş,
Artık etraf boş, dilediğince yumurtla ve öt.
Canın çektikçe de etrafi gagala,
Senin avcın bugün öldürülmüştür. Sana müjdeler olsun."
Hz. Hüseyin, Medine'ye haber göndererek Abdülmuttalib oğulla-nndan bir kısmının gelmesini istedi. Bunlar; kadın, erkek, çocuk olmak üzere ondokuz kişi idiler. Hz. Hüseyin'in kardeşleri, kızlan ve zevceleri idi bunlar. Muhammed b. Hanife'ye de bunlara katıldı. Gelip Mekke'de Hüseyin'e ulaştı. Ancak Hz. Hüseyin'e bu gidişin uygun olmayacağını söyledi. Hüseyin, onun bu görüşünü kabul etmedi. Muhammed b. Hani-nye, çocuklarından hiç birini Irak'a gelmek üzere harekete geçirmedi. Hz. Hüseyin, bu yüzden Muhammed'e biraz danldı ve: "Çocuğunun öldürülmesinden korkarak yola çıkarmak istemiyorsun, öyle mi?" deyince Muhammed: "Senin öldürülmeni, onlann da seninle beraber öldürüleni istemiyorum. Benim buna ihtiyacım yok. Gerçi senin öldürülmen, onlann öldürülmesine nisbetle benim için daha büyük bir musibettir." «iye cevap verdi.
^ Iraklılar, Hüseyin'e elçiler ve mektuplar göndererek onu yanlanna Çağırdılar. Hüseyin de aile efradı ve altmış Kûfeli arkadaşı ile birlikte Iraklılara müteveccihen yola çıktı. Zühice ayının onuncu gününde (pazartesi günü) harekete geçti. Mervan da, tbn Ziyad'a şöyle bir mektup gönderdi:
"Ali'nin oğlu Hüseyin, sana doğru gelmektedir. O, Fatıma'nın oğlu Hüseyin'dir. Fatıma da Rasûlullah (s.a.v.)'ın kızıdır. Allah'a yemin ederim ki, onu öldürüp ruhunu Allah'a teslim edecek bir kimse kesinlikle bize göre Hüseyin'den daha sevimli olamaz. Sakın ileride telafi edemeyeceğin bir harekete girişme. Nefsini fevri bir harekette bulunmaya sevk etme. Bu hareketini halk asla unutmaz. Aksi takdirde onun ünü kıyamete kadar devam eder vesselam."
Amr b. Said b. As da, İbn Ziyad'a şöyle bir mektup gönderdi:
"Hüseyin, sana doğru gelmektedir. Onun gibi biri ya azad edilir, ya da köle gibi esir alınır ve köle yapılır."
Zübeyr b. Bekkar'm rivayetine göre Yezid, İbn Ziyad'a şöyle bir mektup göndermiştir:
"Duyduğuma göre Hüseyin, Kûfe'ye gelmektedir. Diğer zamanlardan çok senin zamanın bu belaya maruz kaldı. Diğer beldeler arasında senin belden bu belaya maruz kaldı. Valiler arasında da sen bu belaya maruz kaldın. Hüseyin gibi biri ya azad edilir ya da köleler gibi esir alınarak köle yapılır." İbn Ziyad, Hz. Hüseyin'i öldürdü ve başını Yezid'e gönderdi.
Ben derim ki: İleride de anlatılacağı gibi sahih rivayetlerde anlatıldığı üzere İbn Ziyad, Hüseyin'in başını Şam'a göndermemiştir. Başka bir rivayette anlatıldığına göre Yezid, İbn Ziyad'a şu mealde bir mektup göndermiştir:
"Duyduğuma göre Hüseyin, Irak taraflarına yönelmiştir. Yollara gözcüleri ve silahlı adamları yerleştir. Onu zan ve töhmet altında bırakarak yakala, hapse at, ancak seninle savaşmayanlarla savaşma. Meydana gelen bütün hadiseleri bana mektupla bildir vesselam."
Zübeyr b. Bekkar, Muhammed b. Dahhak'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: Hüseyin, Kûfe'ye gitmek üzere Mekke'den çıkmak istediğinde Mescid-i Haram'ın kapısına uğradı ve şöyle dedi:
"Sabah aydınlığında develer harekete geçirilip ürkütülmez ve Yezid de çağrılmaz.
O gün ki, ölüm korkusu haksız yere geldi.
Eğer hedefimden şaşarsam, ölüm beni gözlemektedir."
Ebu Mihnef, Abdullah b. Süleym ve Münzir b. Müşmail el-Esedf nin şöyle dediklerini rivayet etmiştir: "Hac için Kufe'den yola çıktık. Mekke'ye geldik. Terviye günü şehre girdik. Hz. Hüseyin ile İbn Zübeyr'in kuşluk vakti hacer-i esved ile Ka'be kapısı arasında ayakta konuşmakta olduklarını gördük. îbn Zübeyr, Hüseyin'e şöyle diyordu:
- Eğer Mekke'de kalmak istersen kal. Bu idareyi ele al. Biz de sana yardımcı olur, destek verir, sana öğüt verir, yöneticiliğini tanır ve sana bey'at ederiz.
- Babam bana demişti ki: Buranın bir koçu olacak ve bu koç, buranın saygınlığı zedelenerek öldürülecektir. İşte ben o koç olmak istemiyorum.
- İstersen yine burada kal, beni idarenin başına geçir. Yetki benim
elimde olsun. Sana da itaat edilir ve asla isyan edilmez.
- Ben bunu da istemiyorum.
Bu karşılıklı konuşmadan sonra ikisi seslerini alçaltarak duyamayacağımız bir şekilde konuşmalarını sürdürdüler. Nihayet öğle vakti kılavuzların insanlarla birlikte Mina'ya yöneldiklerini gördük. Hüseyin, Ka'be'yi tavaf etti. Safa ile Merve arasında sa'y yaptı, saçını kısalttı, ihramdan çıkarak umresini tamamladı. Sonra Kûfe'ye yöneldi. Biz de diğer insanlarla birlikte Mina'ya yöneldik."
Ebu Mihnef, Ukbe b. Sem'an'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Hüseyin, Mekke'den çıktığında Mekke valisi Amr b. Said'in elçileri onun karşısına çıktılar. Bu elçilerin başında da Amr'ın kardeşi Yahya b. Said vardı. Hüseyin'e: "Geri dön. Sen nereye gidiyorsun?" dediler, ama Hüseyin onlara aldırış etmedi, yoluna devam etti. İki taraf itişip kakışmaya başladılar. Birbirlerine kırbaç ve sopalarla vurdular. Sonra Hüseyin ile arkadaşları onlara karşı şiddetlice savunmaya giriştiler. Bundan sonra Hüseyin, yoluna devam etti. Yahya b. Said, ona şöyle sesledi: "Ey Hüseyin! Allah'tan korkmuyor musun? Cemaattan ayrılıyor, fikirleri ve görüşleri bir olan ümmeti birbirinden ayırıyorsun."
Hüseyin de ona karşı şu ayet-i kerimeyi okuyup tevil etti: "Benim yaptığım bana, sizin yaptığınız sizedir. Siz benim yaptığımdan sorumlu değilsiniz. Ben de sizin yaptığınızdan sorumlu değilim."(Yûnus,4i.)
Bundan sonra Hz. Hüseyin, Ten'im'e uğradı. Orada bir kervanla karşılaştı. Bu kervanı Yemen valisi Büceyir b. Ziyad el-Himyerî, Ye-men'den Muaviye oğlu Yezid'e göndermekteydi. Kervanın yükü alaçeh-re bitkisi ile bol miktarda elbiselerdi. Hüseyin, bu kervanı ele geçirdi ve yola devam etti. Kervandaki deve sahiplerinden develerini Kûfe'ye kadar kiraladı, ücretlerini verdi."
Sonra Ebu Mihnef in anlattığına göre Ferazdak, yolda Hüseyin'le karşılaşmış, ona selam verip şöyle demişti:
Allah, dilediğini versin, arzunu yerine getirsin." w Hz. Hüseyin, ona insanların durumlarım ve arkada neler olup bitti-Sinı sormuş, Ferazdak ta ona şu cevabı vermişti:
"insanların gönülleri seninle, kılıçları ise Emevilerle beraberdir. *ahı hüküm gökten iner. Allah dilediğini yapar."
Hz.Hüseyin de ona şu karşılığı verdi:
Doğru söyledin, bundan önce de bundan sonra da emir Allah'ın dır. Allah dilediğini yapar. Rabbimiz, hergün bir başka durumdadır. Eğer ilahi hüküm bizim arzumuza uygun olarak yere inerse, nimetlerinden ötürü Allah'a hamd ederiz. Şükran edası hususunda yardımı istenilecek olan Allah'tır. Eğer ilahi hüküm bizim umduğumuzun aksine cereyan ederse, niyeti hak olan ve içinde
takva bulunan kimse hiçbir şekilde haksızlık etmez." Bu karşılıklı konuşmadan sonra Hz. Hüseyin
bineğini hareket ettirdi ve esselamualeykûm, dedi. Böylece Ferazdak'la birbirlerinden ayrıldılar.
Hişam b. Kelbî, Ferazdak'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Annemi hacca götürmüştüm, onun hac
günlerinde Harem'e girişi esnasında devesini gütmekte iken Hüseyin'in Mekke'den kılıçlı kalkan-lı
bir vaziyette çıkmakta olduğunu gördüm. Sene, hicretin altmışıncı se-nesi idi. Ona dedim ki:
- Anam babam sana feda olsun ey Rasûlullah'm oğlu, niçin acele edip hacdan dönüyorsun?
- Eğer acele etmezsem yakalanırım. Sonra bana sordu:
- Sen kimlerdensin?
- Iraklılardan biriyim.
- İnsanların durumu nedir?
- Iraklı insanların gönülleri seninle, kılıçları ise Emevilerle beraberdir."
Ferazdak diyor ki: Hüseyin'e bazı şeyleri ve hac menasikini sordum. O da bana gerekli cevaplan
verdi, ancak onun Irak'ta yakalandığı zatül-cenb hastalığı yüzünden dilinin ağırlaşmış olduğunu
gördüm. Sonra yoluma devam ettim. Harenı'de bir çadır kurulmuş "olduğunu gördüm. Orada
karşılaştığım kişi, Abdullah b. Amr b. As'tı. Bana bazı sorular sordu. Ben de yolda Hüseyin'le
karşılaşmış olduğumu söyledim. Bana dedi ki:
"Niçin onun peşine takılmadın? Hüseyin'e ve adamlarına silah tesir etmez." Ferazdak pişman oldu. Hüseyin'in arkasından gidip ona tabi olmaya niyetlendi. Ancak Abdullah b.
Amr'ın sözleri onun kalbine tesir etti. Sonra peygamberleri ve onların öldürülmelerini hatırladı. Bu
da onu Hz. Hüseyin'in peşine düşmekten alıkoydu. Ancak daha sonra Hz. Hüseyin'in öldürüldüğünü
duyunca Abdullah b. Amr'ı lanetledi. Abdullah b. Amr şöyle diyordu:
"Allah'a yenin ederim ki bu iş tamamlanıp başarı ile sonuçlanmadıkça ağaçlar yeşermez, hurmalar
yetişmez, küçükler büyümez." Abdullah b. Amr'm: "Hüseyin'e ve arkadaşlarına silah tesir etmez."
demekle onu Öldürecek silahın mevcud olmadığım kast etmişti. Başka bir rivayete göre o bu sözleri
söylemekle, Ferazdak'la dalga geçmek istemişti.
Anlatıldığına göre Hz. Hüseyin, hiçbir tarafa yönelmeksizin yoluna devam etmiş ve nihayet Zat-ı
Irk'a varıp konaklamıştı.
Ebu Mihnef, Haris b. Ka*b el-Valibîn'in şöyle dediğini rivayet etmiştir1 "Hüseyin ve etrafındakiler
Mekke'den çıktıklarında Abdullah b. Cafer oğlu Avn ve Muhammed'le birlikte Hüseyin'e şöyle bir
mektup gönderdi:
"Senden, şu mektubumu okuduktan ve gereğini düşündükten sonra
Allah aşkına geri dönmeni istiyorum. Yönelmekte olduğun yerden, yani Kûfe'den sana bela
gelmesinden, senin öldürülmenden ve ailenin kökünün kazınmasından korkuyorum. Eğer bugün sen
öldürülecek olursan İslâm'ın nuru söner. Sen hidayete erenlerin bayrağı, mü'minlerin umudusun.
Hareketinde acele etme. Ben, bu mektubun cevabını bekliyorum
vesselam."
Sonra Abdullah b. Cafer, Mekke valisi Amr b. Said'e giderek şöyle dedi: "Hüseyin'e bir mektup gönder ve ona eman verdiğini, ona iyi davranacağını, dostluk bağlarına riayet edeceğini söyle, ona teminat ver. Geri dönmesini iste. Belki bu şekilde güven duyup Mekke'ye geri gelir."
Vali Amr, Abdullah'a şöyle dedi: "Benim adıma dilediğin şekilde bir mektup yaz, getir, altını mühürleyeyim." Abdullah b. Cafer de vali Amr b. Said'in adına dilediği şekilde bir mektup yazdı. Sonra mektubu Amr'a götürüp mühürleterek valiye şöyle dedi: "Benimle birlikte emanrm da gönder." Vali, Abdullah'la birlikte kardeşi Yahya'yı gönderdi. İkisi Mekke'den ayrılıp yola çıktılar, Hüseyin'in yanma vardılar, ona valinin mektubunu okudular, geri dönmesini istediler, ancak o geri dönmeye yanaşmadı ve şöyle dedi:
"Ben rüyada Rasûlullah (ş.a.v.)'ı gördüm. Bana bir işi yapmamı emretti. Ben o işi yapmaya gidiyorum."
Gelenler ona sordular: "Gördüğün rüya neydi?" Hüseyin dedi ki: "Ben Aziz ve Celil olan Rabbimin huzuruna varıncaya kadar bu rüyayı kimseye anlatmayacağım."
Ebu Mihnef, Muhammed b. Kays'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Hüseyin yoluna devam etti. Zi'r-Rumme vadisindeki Hacir mıntıkasına vardı. Orada Kays b. Misher es-Seydavî'yi Kûfelilere şu mealdeki bir mektubuyla gönderdi:
"Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla. Ali oğlu Hüseyn'den, mü'min ve Müslüman kardeşlerine selam olsun. Kendisinden başka ilah bulunmayan Allah'a hamd ederim. İmdi Müslim b. Ukayl'm mektubu bana geldi. Görüşünüzün güzelliğinden, hepinizin bize yardım etmece ve hakkımızı talep etmeye kararlı olduğunuzdan bahsediliyor. Işımı" ril* neticesini güzelleştirmesini ve bu gayretinizden ötürü size en büyük sevabı vermesini Allah'tan diliyorum. Zilhice ayının sekizinci gününde İtei günü olan salı gününde) Mekke'den çıkıp yanınıza gelmek üze-
re yola çıktım. Elçim yanınıza vardığında işinizi gizleyin, işi ciddiyetle muhafaza edin. Ben inşallah bu günlerde yanınıza varacağım. Allah'ın selamı, rahmet ve bereketi üzerinize olsun."
Müslim b. Ukayl'm mektubu, kendisi Öldürülmeden yirmi yedi gece önce Hz. Hüseyn'e ulaşmıştı. Mektubun özeti şöyleydi:
"Lider, halkına yalan söylemez. Bütün Küfe halkı seninle beraberdir. Bu mektubumu okuduğun zaman yola çık, size selam olsun."
Kays b. Misher es-Seydavî, Hz. Hüseyin'in mektubunu alarak Kûfe'ye gitti. Kadisiye'ye vardığı zaman Husayn b. Nümeyr tarafından yakalanarak Ubeydullah b. Ziyad'ın yanına gönderildi. îbn Ziyad, ona şöyle dedi: "Hükümet konağının üstüne çık, yalancı oğlu yalana Ali oğlu Hüseyin'e söv." Kays, hükümet konağının damına çıktı. Allah'a hamdü senada bulunduktan sonra şöyle dedi:
"Ey insanlar! Ali'nin oğlu Hüseyin, Allah'ın yaratıklarının en hayır-lısıdır. O, Rasûlullah (s.a.v.)'m kızı Fatıma'mn oğludur. Ben onun size gönderdiği elçisiyim. O Batm Zi'r-Rume'deki Hacir mıntıkasında iken yanından kalkıp buraya geldim. Siz onun çağrısına icabet edin, emrine itaat edip sözünü dinleyin."
Bu konuşmadan sonra Kays, Ubeydullah'a ve babası Ziyad'a lanet okudu. Ali ile Hüseyin için mağfiret diledi. İbn Ziyad, emir verdi, Kays'ı konağın damından yere fırlattılar. Vücudu paramparça oldu. Anlatıldığına göre kemikleri de kırıldı. Yalnız vücudunda henüz can vardı, çırpınıyordu. Abdülmeîik b. Umeyr el-Becelî, kalkıp onu boğazladı ve: "Aslında ben onu azaptan kurtarıp rahatlatmak istedim." dedi. Anlatıldığına göre o, Abdülmeîik b. Umeyr'e benzeyen bir adamdı. Başka bir rivayette anlatıldığına göre Hz. Hüseyin'in mektubunu Kûfelilere getiren kişi, Hz. Hüseyin'in süt kardeşi Abdullah b. Bakter'dir, Bu zat, hükümet konağının damından aşağı fırlatılmıştır. Doğrusunu Allah bilir.
Sonra Hz. Hüseyin, Kûfe'ye doğru yoluna devam etti. Orada cereyan eden hadiselerden haberi yoktu. Araplardan hangi kabilenin su başına uğrarsa, mutlaka o kabiledeki insanlar ona tabi oluyorlardı.
Ebu Mihnef, Abdullah b. Süleym ile Münzir b. Müşmail el-Esedî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Haccımızı ifa ettikten sonra tek düşüncemiz Hüseyin'e kavuşmak idi, yolda ona ulaştık. O, Beni Esed kabilesinden bir adamın yanından geçmekteydi, onunla konuşmak ve bazı şeyleri ona sormak istedi. Ama bunu yapmadı. Sonra o adamın yanma gittik. İnsanların durumunu sorduk. O da şöyle cevap verdi: "Vallahi Müslim b. Ukayl ile Hani b. Ur-ve öldürülünceye kadar Kûfe'de idim. Bunlar öldürüldükten sonra pazarda ayaklarının yerde sürünmekte olduklarım görüp şehirden çıktım."
Böyle demesinden sonra biz Hz. Hüseyin'in yanma vardık. Adamın söylediklerini ona aktardık. O da: "Doğrusu biz Allah'a aidiz ve O'na dönücüleriz." mealindeki ayeti defalarca okumaya başladı. Biz de kendisi-e- "Allah aşkına kendini koru." dedik, ama o: "Bu iki kişi öldürüldükten sonra artık yaşamakta hayır yok." dedi. Biz ona: "Allah seni seçmiştir." dedik. Bazı arkadaşları da ona şöyle dediler:
"Vallahi sen Müslim b. Ukayl gibi değilsin. Eğer Kûfe'ye varırsan insanlar hemen senin etrafında toplanırlar."
Başkaları da dediler ki:
"Hüseyin'in arkadaşları, Müslim b. Ukayl'in öldürüldüğünü duyduklarında Beni Ukayl b. Ebi Talib'ten olanlar hemen ayaklandılar ve Hüseyin'e şöyle dediler: "Hayır, vallahi öcümüzü almadan veya biz de kardeşimiz gibi ecel şerbetini tadmadan geri dönmeyeceğiz." Bunun üzerine Hz. Hüseyin yola devam etti. Zerud mıntıkasına vardığında mektubunu Kûfelilere götüren Kays b. Misher es-Seydavf nin de öldürüldüğünü duydu ve şöyle dedi:
- Taraftarlarımız bizi yalnız bıraktılar. Bize yardım ellerini uzatmadılar. Şimdi sizden geri dönmek isteyen varsa geri dönsün. Biz, geri döneni ayıplamayacağız ve kınamayacağız."
Hz. Hüseyin'in böyle demesi üzerine etrafındaki insanlar dağıldılar. Her biri bir tarafa gitti. Yalnız Mekke'den çıkarken beraberinde gelen arkadaşları yanında kaldılar. Böyle yapmasının sebebi şuydu: Hüseyin, bu bedevilerin düzenli ve itaatkar bir şehre gelmek için kendisine tabi olup peşine takıldıklarım anlamıştı. Durumu onlara açıklamadan kendisi ile yola çıkmalarını istememişti. Durumu onlara açıkladığı takdirde ancak ölüme dek kendisine yardım edecek olan kimselerin kendisine arkadaşlık edeceklerini kesinlikle anlamıştı. Seher vakti olunca genç adamlarına suyu bolca alıp biriktirmelerini emretti. Sonra harekete geçti, Batn-ı Akabe'ye gidip orada konakladı.»
Muhammed b. Sa'd, Hz. Hüseyin'le yüzyüze konuşan bir adamın şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Çölde bazı çadırlar kurulmuş olduğunu gördüm. Bu çadırların kime ait olduklarım sorduğumda Hüseyin'e ait olduğunu söylediler. Yarana vardığımda onun yanında yaşlı bir adam olduğunu, Kur'ân okuduğunu, okurken gözlerinden akan yaşların yanaklarının ve sakalının üzerine indiğini gördüm. Kendisine dedim ki:
- Anam babam sana feda olsun ey Rasûlullah'ın kızının oğlu! Seni ıssız olan şu çöle ve bu beldelere getiren sebep nedir?
- İşte bunlar, Kûfelilerin bana gönderdikleri mektuplardır, ama öyle sanıyorum ki onlar beni öldüreceklerdir. Böyle yaparlarsa, Allah'ın bütün yasaklannı çiğnemiş olurlar. Bu yüzden de Cenâbı Allah, onları zelü kılacak bir kimseyi başlarına musallat edecektir. Öyle ki, onlar zelil olacaktır." Ali b. Muhammed, Hüseyin'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Allah'a yemin ederim ki, îsraüoğullannın cumartesi gününe tecavüz edip yasağı dinlemeyişleri gibi siz de benim hukukuma tecavüz edeceksiniz. Allah'a yemin ederim ki, bunlar içimdeki şu kanı çıkarmadıkça benden vazgeçmeyeceklerdir. Bunu da yaptıkları takdirde Cenâb-ı Allah, onlara öyle birini musallat kılacaktır ki, o kimse, onları alçaltacaktır."
Hz. Hüseyin, hicretin atmışbirinci senesinin muharrem ayının aşure gününde Ninova'da öldürüldü. Yakup b. Süfyan, Şihab b. Hirraş'tan rivayet etti ki, onun kavminden olan bir adam şöyle demiştir; "İbn Ziyad'ın, Hz. Hüseyin üzerine gönderdiği askeri birliğin içindeydim. Bu askeri birlik, 4000 kişiden oluşuyordu. Aslında bunlar, Deylemlilerle savaşa gideceklerdi. Fakat İbn Ziyad, bunları Hüseyin'le savaşmaya sevk etti. Hüseyin'i gördüm. Siyah saçlı ve siyah sakallı idi. Ona: "Ey Abdullah'ın babası, sana selam olsun." dedim, O da selamı aldı. Yalnız biraz genzinden konuşuyordu.
Ebu Mihnef, Ebu Halid el-Kahilî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Hüseyn'in süvarileri sabahladıklarında o ellerini semaya kaldırıp şöyle dua etti: Allah'ım, bütün sıkıntılarda güvencem sensin. Bütün zorluklarda ümidim sensin. Başıma gelen bütün musibetlerde sana güvendim, sana dayandım. Kalbimin zayıf kaldığı, gücümün az olduğu, dostumun yardım etmediği, düşmanınım bana karşı sevindiği birçok kederli zamanda sana müracaat ettim. Halimi sana arz ettim. Şikayetimi sana yaptım. Başkasından vazgeçip sana yöneldim, sen de sıkıntımı giderdin. Beni düzlüğe çıkardın ve bana yettin. Sen elimdeki bütün nimetlerin sahibisin. Bütün iyilikler senden gelmiştir ve bütün gayelerin sonu da sensin."
Ebu Ubeyd Kasım b. Sellam, Ebu Ma'şerden rivayet etti ki onun üs-tadlanndan biri şöyle demiştir: "Kerbela'ya indikleri zaman Hüseyin sordu: :
- Bu yerin adı nedir?
- Kerbela'dır.
Kerb ve bela (sıkıntı ve bela)."
Ubeydullah b. Ziyad, Hüseyin ve adamlarıyla savaşması için Ömer b. Sa'd'ı gönderdi. Hüseyin, Ömer'e şöyle dedi:
"Ey Ömer! Bana üç şeyden birini yap: Ya bırak geri döneyim, eğer bunu yapmazsan beni Yezid'in yanma götür, onunla elele vereyim ve benim hakkımda dilediği şekilde hüküm versin. Eğer bunları yapmazsan beni Türklerin yanma götür, ölünceye kadar onlarla savaşayım."
Hz. Hüseyin, İbn Ziyad'a da bu haberi gönderdi. îbn Ziyad, onu Yezid'in yanma göndermeye niyetlendi, ancak Şimir b. Zilcevşen dedi ki: "Hayır! Hüseyin mutlaka senin vereceğin karara boyun eğmeli."
îbn Ziyad, bu kararını Hüseyin'e bildirdi, ancak Hz. Hüseyin: "Vallahi senin dediğini yapmam." diye karşılık verdi. Ömer, Hüseyin'le savaşmaya hemen girişmedi, işi ağırdan aldı. İbn Ziyad, Şimir b. Zilcev-şen'i Hüseyin'in karşısına gönderdi ve dedi ki:
"Eğer Ömer, ileriye geçerse sen de savaş. Aksi takdirde Ömer'i öldür ve onun yerine geç. Komutanlığı sana verdim."
Ömer'in komutasında Kûfelilerin önde gelen şahsiyetlerinden otuza yakın adam vardı. Bunlar Ömer'e dediler ki: "Rasûlullah'm kızının oğlu, size üç şeyden birini yapmanızı teklif ediyor, ama siz bunlardan hiçbirini kabul etmiyorsunuz, bu olacak şey midir?" Böyle dedikten sonra önde gelen bu şahsiyetler, Hz. Hüseyin'in safına geçtiler, onunla omuz omuza vererek İbn Ziyad'ın askerlerine karşı savaşmaya başladılar.
Ebu Zür'a, Husayn'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Ben, Hüseyin'in öldürülmesi esnasında hayatta idim. Sa'd b. Ubeyde bana dedi ki: "Ben Hüseyin'i gördüm. Üzerinde bir cübbe vardı. Amr b. Halid et-Tahvî adında biri ona bir ok attı, okun, Hz. Hüseyin'in cübbesine takılmış olduğunu gördüm."
İbn Cerir, Hz. Husayn'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: Kûfeliler, Hüseyin'e: "Senin beraberinde 100.000 adam vardır." diye haber gönderdiler. O da Kûfelilere Müslim b. Ukayl'ı gönderdi. Kûfeliler, Müslim'i öldürdüler. Hilal b. Yasef in bana anlattığına göre îbn Ziyad, insanlara Vakısa mıntıkası ile Şam ve Basra yollarını koruma altına almalarım, kimsenin girip çıkmasına müsaade etmemelerini emretti. Hz. Hüseyin de Kûfe'ye doğru geliyordu. Hiçbirşeyden haberi yoktu, Bedevilerin yanına vardı, onlara Kûfe'deki insanların durumlarını sordu. Onlar da: 'Vallahi bilemiyoruz, yalnız öyle sanıyoruz ki sen oraya girip çıkamayacaksın." dediler. Hz. Hüseyin, Muaviye oğlu Yezid'e doğru gitmeye devam etti. Yezid'in süvarileri Kerbela'da onu durdurdular, bineğinden indi. Allah ve İslâm aşkına yolundan çekilmelerini istedi. îbn Ziyad ise, ona karşı Ömer b. Sa'd, Şimir b. Zilcevşen ve Hüseyin b, Nümeyr'i gönderdi. Bunlardan Allah ve İslâm aşkına kendisini mü'minlerin emin Yezid'e götürmelerini istedi ki, gelip onunla elele versin ve konuşsun. Fakat bunlar ona: "Hayır mutlaka îbn Ziyad'ın hükmüne boyun eğeceksin." diye karşılık verdiler. Bunlarla beraber Hür b. Yezid el-Hanzeli en-Nehşelî adında bir süvari de vardı. Bu zat, Hz. Hüseyin'in söylediklerini işitince bunlara şöyle dedi:
"Allah'tan korkmuyor musunuz? Bunların size yaptığı teklifleri ni-Çin kabul etmiyorsunuz? Vallahi eğer Türkler ve Deylemliler dahi size W teklifleri getirecek olsalardı, yine de bu teklifleri reddetmeniz size helal olmazdı." Fakat bunlar illa da İbn Ziyad'ın hükmüne boyun eğmeci Hz. Hüseyin'den istediler ve bu isteklerinde ısrar ettiler. Bunun üzerine Hür, atının yüzüne bir şamar indirdi ve Hz. Hüseyin'in tarafina acelece geçti. Bunlar Hürr'ün kendileri ile savaşmak için geldiğini sandılar. Fakat Hz. Hüseyin'e yaklaşınca kalkanını ters çevirdi ve onlara selam verdi. Sonra da dönüp İbn Ziyad'ın adamlarına hücum etti. Onlardan iki kişiye öldürdü, sonra da kendisi öldürüldü. Allah ona rahmet etsin.
Anlatıldığına göre Züheyr b. Kayn el-Becelî, hacca gitmiş olan bir adam olup Hz. Hüseyin'le karşılaşmış ve onunla birlikte hacdan dönmüştü. İbn Ebi Mahreme el-Muradî ile Amr b. Haccac ve Mean es-Sülemî de Hz. Hüseyin'in yanına gitmişlerdi. Hz. Hüseyin, bir cübbe giyinmiş olarak İbn Ziyad'ın elçileriyle konuşmaya başlamıştı. Onlarla konuştuğu zaman sözünü tamamladıktan sonra dönerken Beni Temim kabilesinden Amr et-Tahvî, bir mızrak atıp Hz. Hüseyin'in iki omuzu arasına isabet ettirdi. Ben de onun iki omuzu arasına isabet eden okun onun cübbesine takılmış olduğunu gördüm, Ubeyduîlah İbn Ziyad'ın askerleri, Hz. Hüseyin'in teklifini kabule yanaşmadıkları zaman Hz. Hüseyin kendi adamlarının yanına döndü. Ben de onlara bakıyordum, sayıları yüze yakında. Aralarında Hz. Ali'nin beş evladı, Haşimilerden onaltı kişi, Beni Süleym kabilesinden bir adam, Beni Kinane kabilesinden bir adam ve İbn Ziyad'm amcası oğlu vardı.
Husayn, Sa'd b. Ubeyde'nin, şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Ömer b. Sa'd ile birlikte suda serinlemekte idik. O esnada adamın biri, Ömer'in yanına geldi. Ona gizlice birşeyler söyledi, sonra anladım ki ona şöyle demiş: "İbn Ziyad, sana Çüveyriye b. Bedir et-Temimî'yi gönderdi. Eğer Hüseyin ve adamlarıyla savaşmayacak olursan senin boynunu vurmasını emretti." Bunun üzerine Ömer b. Sa'd atına atladı, silahının getirilmesini istedi. Silahını kuşandı, atı üzerinde iken adamlarını toplayıp Hüseyin'e karşı gitti. Onunla savaştı, başını kesip îbn Zi-yad'a getirdi ve önüne bıraktı, o da elindeki değneğiyle Hz. Hüseyin'in burnuna vurarak: "Abdullah'ın babası (Hüseyin) yaşlanmış ve ihtiyarlamış." dedi. Hz. Hüseyin'in kadınları, çocukları ve aile efradı getirildi. İbn Ziyad'ın onlara yaptığı en iyi şey; onlar için kenarda bir ev hazırlatıp onlara erzak vermesi, harçlık ve elbiselerinin verilmesini emretmesi oldu. Onlardan Abdullah b. Cafer'in iki çocuğu kaçıp Tay kabilesinden bir adama sığındılar. Adam da boyunlarını vurarak kafalarım İbn Ziyad'ın yanma getirip bıraktı. îbn Ziyad da hemen harekete geçti ve onları vuran adamın boynunu vurdu, emir verdi, evini yıktırdı.
Muaviye b. Ebi Süfyan'ın bir azatlısı bana şunları söyledi: Hüseyin'in başı kesilip Yezid'in yanına getirilip bırakıldığında ağladığını ve şöyle dediğini gördüm: "Eğer İbn Ziyad'la Hüseyin arasında yakınlık ve merhamet olsaydı, İbn Ziyad böyle yapmazdı."
Hz. Hüseyin öldürüldüğünde İbn Ziyad ve taraftarları, iki yada üç ay gördüler ki, güneşin doğduğu saatten itibaren evlerinin duvarları kana boyanmış gibi kınnızılaşıyordu ve bu hal güneşin epey yükselmesine kadar devam ediyordu.
Ebu Mihnef, İkrime'nin amcalarından birinin Hz. Hüseyin'e şöyle bir soru sorduğunu rivayet etmiştir:
"Ey Hüseyin, nereye gidiyorsun?
- Irak'a.
- Allah aşkına geri dön. Allah'a yemin ederim ki, Iraklılar arasında
seni savunacak, koruyacak ve seninle omuz omuza savaşacak bir tek adam dahi yoktur. Allah'a yemin ederim ki, sen sadece mızrakların ve kılıçların üzerine gelmektesin. Irak'a gelmen için sana haber gönderenler eğer savaş masrafını karşılar ve senin için gerekli eşyaları hazırlar da sonra sen yanlarına gelirsen, bu uygun bir görüş olur. Ama bu halde iken bu şekilde gelmeni uygun görmüyorum.
- Senin söylediklerinden habersiz değilim. Görüşünü anlamıyor
değilim, ama Allah'ın emrine karşı gelinmez. O'nun takdirini kimse geri çeviremez.
Böyle dedikten sonra Hz. Hüseyin, Kûfe'ye doğru yola çıktı. Halid b. As, bu hususta böyle bir beyit söylemiştir:
"Nice öğüt verenler var ki, insana hile yapar ve insanı uçuruma yuvarlar.
Kendisi uzaklarda olduğu halde hakkında kötü zan beslenen nice kimse var ki karşılaştığında sana öğüt verir."
Bu senede, (hicretin atmışına senesinde) Amr b. Said b. As insanlara hac ettirdi. Amr, Yezid tarafından Mekke ve Medine valiliklerine atanmıştı. Yezid, Velid b. Utbe'yi Medine valiliğinden azletmiş, yerine bu senenin ramazan ayında Amr b. Said b. As'ı atamıştı. Noksanlıklardan münezzeh olan yüce Allah doğruyu daha iyi bilir.

