Abdullah b. Zübeyr b. Avvam b. HüveyHd b. Esed b. Abdiluzza b. Kü-" say b. Kilab Ebu Bekir (kendine Ebu Hubeyb de denilirdi) el-Kureşı el-Esedl Hicretten sonra Medine'de Muhacirlerin doğan ilk çocuğu o oklu. Annesi, Hz. Ebu Bekir'in kızı ve iki kuşaklı lakabıyla tanınan Esma dır. Annesi, onu karnında taşımakta iken hicret etmiş, sonra onu Küba da Medine'ye ilk gelişi esnasında doğurmuştu. Başka bir rivayette anlatıldığına göre annesi onu hicretin ikinci senesinin şevval ayında dogurmuştur. Vakidî, Mus'ab ez-Zübeyr ve diğerleri böyle demişlerdir. Ama doğru olan, ilk rivayettir. Çünkü İmam Ahmed b. Hanbel, Hişam'ın babasının şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Esma, Abdullah'ı karnında taşımakta iken Mekke'de şöyle dedi: "Ben, hicret yolculuğuna çıktım, doğum vakti yaklaşmıştı. Medine'ye gittim Küba'ya indiğimde onu doğurdum. Sonra onu alıp Rasûlullah (s.a.v.)'°. götürdüm. Rasûlullah (s.a.v.), onu alıp kucağına koydu. Sonra hurma getirilmesini emretti. Bir hurma tanesini alıp ağzında çiğnedi. Sonra Abdullah'ın ağzına tükürdü."Abdullah'ın karnına giren ilk şey, Rasûlullah (s.a.v.)'ın tükrüğü oldu. Sonra Rasûlullah (s.a.v.), onun ağzına birşeyler sürdü. Onun için duâ etti ve mübarek olmasını diledi.
Abdullah, islâm tarihinde doğan ilk îslâm çocuğudur. O, kadri yüce bir Sahabe idi. Peygamber (s.a.v.)'den, babasından, Hz. Ömer'den, Hz. Osman'dan ve diğer şahıslardan hadis rivayet etmiştir. Tabiilerden bir cemaat da ondan hadis rivayet etmiştir. Cemel savaşına küçük yaşta babasıyla birlikte katıldı. Hz. Ömer'in Cabiye'de verdiği hutbeyi dinledi ve o hutbeyi olanca uzunluğuyla rivayet etti. Bu rivayeti çeşitli yollarla bize ulaşmıştır. Kostantiniyye savaşı için Dımaşk'a geldi. Sonra başka bir kez yine Dımaşk'a geldi. Yezid b. Muaviye zamanında Yezid'in oğlu Muaviye vefat ettiğinde kendisine hilafet bey'atı yapıldı. Hicaz, Yemen, Irak, Mısır, Horasan ve diğer Şam beldelerine hükmetti. Sadece Dımaşk'a hükmedemedi. Hicretin altmış dördüncü senesinde kendisine bey'at tamamlandı. İnsanlar, onun zamanında hayır ve refah içinde yaşadılar.
Hişam, babasımn şöyle dediğini rivayet etmiştir: Esma, Abdullah'ı karnında taşımakta iken hicret için Mekke'den Medine 'ye doğru yola çıktı. Küba'ya geldiğinde onu doğurdu. Alıp Rasûlullah'a götürdü. Rasûlullah ta onun çenesine birşeyler sürdü ve ona Abdullah adını verip kendisi için hayır duada bulundu. Müslümanlar, onun doğumu sebebiyle sevindiler. Çünkü Yahudiler güya Muhacirlere büyü yaptıklarını ve Medine'de Muhacirlerin çocuklarının doğmayacağını iddia etmişlerdi. Abdullah b. Zübeyr doğunca Müslümanlar tekbir aldılar.
Abdullah b. Ömer, Abdullah b. Zübeyr'in öldürülmesi esnasında Şamlı askerlerin tekbir aldıklarını duyduğunda şöyle demişti: " Vallahi Abdullah'ın doğumu esnasında tekbir alan kimseler, onun öldürülmesi esnasında tekbir alan şu kimselerden daha hayırlı idiler."
Doğduğu esnada Abdullah'ın kulağına Ebu Bekir es-Sıddık ezan okudu. Hz. Ebu Bekr'üı bir beze sarılmış olarak onu Kabe'nin etrafında döndürdüğünü söyleyenler hata etmişlerdir. Doğrusunu Allah bilir. Medine'de doğduğu zaman Hz. Ebu Bekir, onu Medine'de dolaştırmıştı ki, Yahudilerin iddia ettikleri gibi Müslümanların Medine'de çocuklarının doğmayacağına dair söylentinin asılsız olduğu anlaşılsın.
Abdullah'ın şakakları (sakalları) seyrekti. Yaşı altmış'a varıncaya dek sakalları sı ki aşmamıştı. Zübeyr b. Bekkar, Abdullah b. Urve'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Rasûlullah (s.a.v.), aralarında Abdullah b. Cafer, Abdullah b. Zübeyr ve Ömer b. Seleme'nin de bulunduğu bazı gençler hakkında konuştu. Yanında bulunanlar: "Yâ Rasûlallah, bunların da bey'atını kabul etsen ve bereketin bunlara dokunsa bunlar için bir hatıra olur." dediler. Onlar, bu gençleri Rasûlullah'm yanma getirdiler. Geldikten sonra geri çekilmek istediler. Yalnız Abdullah b. Zübeyr ileri atıldı. Rasûlullah (s.a.v.)'da onun bu hareketine gülümsedi ve şöyle dedi: "Bu, babasının oğludur," Böyle dedikten sonra onunla bey'atlaştı."
Birden fazla rivayette anlatıldığına göre Abdullah b. Zübeyr, Peygamber (s.a.v.)'ın kanından biraz içmiştir. Peygamber (s.a.v.), bir leğende kendine kupa vurdurdu. Kupaları Abdullah b. Zübeyr'e verdi ki götürüp içindeki kanları döksün. Ama Abdullah, o kanları içti. Rasûlullah ta ona şöyle dedi: "Yemin çözme dışında ateş sana dokunmayacaktır. Senden vay insanların haline! İnsanlardan da vay senin haline!"
Başka bir rivayette anlatıldığına göre Rasûlullah (s.a.v.), kendi vücuduna kupa vurdurduktan sonra kupaları Abdullah'a vererek şöyle demişti: "Ey Abdullah, şu kanı alıp götür ve kimsenin seni görmeyeceği bir yere dök." Abdullah, kan dolu kupaları alıp Rasûlullah'm yanından uzaklaştıktan sonra içti. Döndüğünde Rasûlullah (s.a.v.), ona: "Kam ne yaptın?" diye sorunca şu cevabı verdi: "Onunla ilim ve imanımı artırmak ve Rasûlullah'm cesedinden bir parçanın cesedime girmesini sağlamak maksadıyla içtim. Rasûlullah'm cesedinden olan bir parçayı yere dökmektense vücuduma aktarmam daha uygun olur." Abdullah'ın bu cevabına Rasûlullah (s.av.): "Sana müjdeler olsun, ateş artık ebediyyen sana dokunmayacaktır. Senden insanların vay haline ve insanlardan da senin vay haline!"
Muhammed b. Sa'd, Nofa'nın şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Ben Allah'ın yeryüzüne indirilmiş kitabında gördüm ki İbn Zübeyr, halifelerin en bahadırıdır."
Hammad b. Zeyd, Sabit el-Benanî'nin şöyle dediğini rivayet etmiş-
"Makam-ı İbrahim'in arkasında namaz kılmakta iken Abdullah b. Zübeyr'in yanından geçtim. O, orada namaz kılarken hareket etmeyerr dikili bir ağaç gibi idi."
A'meş, Yahya b. Vessab'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Abdullah b. Zübeyr, secdeye vardığında serçeler gebp sırtına konarlardı. Serçeler konup kalkar ve tekrar konarlardı. Ama sen onu bir duvar temeli gibi görürdün, hiç hareket etmezdi."
Başkasının ifadesine göre Abdullah b. Zübeyr, sabaha dek kıyamda durur, başka bir gece sabaha dek rükûda durur. Başka bir gecede de sabaha dek secdede dururdu. Bazıları dediler ki: "Abdullah b. Zübeyr, bir gün rükûa vardı. Rükûda el-Bakara, Âl-i İmrân, en-Nisâ ve el-Mâide sûrelerini okudu ve başını kaldırmadan kıraata devam etti."
Abdürrezzak, Atâ'nın şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Abdullah b. Zübeyr'i namaz kılarken gördüğümde onu yere çakılmış bir kütük gibi görürdüm."
imam Ahmed b. Hanbel dedi ki: "Abdürrezzak, namazı îbn Cü-reyc'ten öğrendi. îbn Cüreyc te Atâ'dan öğrendi. Atâ ise îbn Zübeyr'den öğrendi. îbn Zübeyr'e gelince o, Hz. Ebu Bekir'den öğrendi. Hz. Ebu Bekir de Rasûlullah (s.a.v.)'dan öğrendi."
Humeydî, îbn Münkedir'in şöyle dediğini rivayet etmiştir;
"Namaz kılarken îbn Zübeyr'i görseydin, rüzgarın kendisini hışırdattığı bir ağaç dalı sanırdı. O halde iken mancınık taşları onun yalanlarına düşüyordu, ama onlara hiç aldırmıyor ve önemsemiyordu." Adamın birisi, Ömer b. Abdülaziz'e şöyle diyordu: "Mancınıkla atılan taşlardan biri, mescidin şerefesine düştü. Şerefenin bir kısmı kopup uçtu ve İbn Zübeyr'in çenesi ile boğazı arasından geçti. Ama İbn Zübeyr yerinden kalkmadı ve yüzünde de herhangi bir olay olmamış gibi bir hal vardı." Adamın böyle demesi üzerine Ömer b. Abdülaziz, şöyle cevap verdi: "Lâ ilahe illallah. Senin anlattığın geldi."
Ömer b. Abdülaziz, günün birinde İbn Ebi Melike'ye şöyle dedi: "Bize Abdullah b. Zübeyr'i anlat." İbn Ebi Melike de şöyle dedi:
"Onun cildi kadar et üzerine geçirilmiş başka güzel bir cilt görmedim. Onun eti kadar sinirlere bindirilmiş başka güzel bir et görmedim. Onun sinirleri kadar kemikler üzerine oturtulmuş başka düzenli sinirler görmedim. Onun nefsi kadar iki kaburga kemiği arasına yerleştirilmiş başka sağlam bir nefis görmedim. Bir defasında mancınıkla atılan tuğla parçası gelip onun göğsü ile çenesi arasından geçti. Allah'a yemin ederim ki, o bundan korkmadı ve kıraatini da kesmedi. Rükû vakti gelmeden de rükûa kapanmadı. Namaza başlarken dünya ile alakasını keserdi. Rükûa vardığında gelip sırtına konabilecek kadar sükunet içinde olurdu. Secdeye kapandığında da sanki yere atılmış bir kumaş parçası gibi olurdu."
Ebu'l-Kasım el-Beğavî, Mansur b. Zazan'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Kendisini gören bir adamın bana anlattığına göre îbn Zübeyr, namazına devam eder ve namaza başlarken dünyadan soyutlanırmış. İbn Zübeyr iyi namaz kılanlardandı."
İbn Abbas'a, İbn Zübeyr'i sordular. O da şu cevabı verdi: "O, Allah'ın kitabını okurdu. Rasûlullah'm sünnetine uyardı. Allah rızası için sıcak günlerde -Allah'tan korktuğu için- oruç tutardı. O'na gönülden ibadet ederdi. Rasûlullah (s.a.v.) havarisi Zübeyr'in oğlu idi. Annesi Ebu Bekir esSıddık'm kızı Esma idi. Teyzesi, Rasûlullah'm sevgilisi Ebu Bekir'in kızı ve sevgilisi Hz. Aişe idi. Aişe, Rasûlullah (s.a.v.)'m zevcesi idi. Onun hakkın: ancak Cenâb-ı Allah'ın kör ettiği kimse takdir edemez."
Rivayet olunduğuna göre îbn Zübeyr, bir gün namaz kılıyordu. Tavandan bir yılan düştü, yılanı alıp oğlu Haşim'in beline bağladı. Orada bulunan kadınlar feryad ettiler. Aile fertleri korktular ve o yılanı ve öldürdüler. Çocuk ta kurtuldu. Bütün bu olup bitenler yapılırken îbn Zübeyr, namazına devam ediyordu. Asla dönüp bakmadı ve olup bitenlerden haberdar olmadı. Nihayet selamını verdi. Zübeyr b. Bekkar dedi ki: Muhammed b. Dahhak el-Huzamî, Abdül-melik b. Abdülaziz ve sayılarını veremiyeceğim kadar birçok arkadaşımız bize dedi ki: "Abdullah b. Zübeyr, haftayı hep oruçlu geçirirdi. Peş-peşe oruç tutardı. Cuma gecesi oruç tutar, diğer cumaya kadar iftar etmezdi. Medine'de oruca başlar, Mekke'ye gidinceye kadar orucunu bozmazdı. Mekke'de oruç tutar, Medine'ye gidinceye kadar orucunu bozmazdı. İftarını açarken ilk olarak deve sütü, yağ ve sabir bitkisi yerdi. Başka bir rivayette anlatıldığına göre deve sütü, onu günahtan korurdu. Yağ ise, susuzluğunu giderirdi. Sabir bitkisi de barsaklarım açardı.
İbn Main, İbn Ebi Müleyke'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "İbn Zübeyr, yedi gün üst üste oruç tutar, sekizinci günde hepimizden daha aç ve susuz kalırdı."
Adamın birisi dedi ki: "İbn Zübeyr, ramazanda sadece bir defa yemek yerdi. O da ramazanın ortasına denk gelirdi."
Halid b. Ebi îmran dedi ki: "îbn Zübeyr, bir ayda sadece üç gün oruç tutmazdı. Kırk sene müddetle elbisesini sırtından çıkarmadı."
Leys, Mücahid'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Hiç kimse, İbn Zübeyr kadar ibadet edemezdi. Allah, ondan razı olsun. Bir defasında Ka'be'yi sel bastı. Ka'be sular altında kaldı. îbn Zübeyr, yüzerek tavaf etti."
Adamın birisi dedi ki: "îbn Zübeyr, ibadet, şecaat ve fesahat hususunda tartışılmaz bir adamdı. Bu hususlarda en üstün kişi oydu."
Hz. Osman, onu mushafların nüshalarım çoğaltan heyete dahil etmişti. Bu heyette Zeyd b. Sabit, Said b. As ve Abdurrahman b. %ris b. Hişam da vardı.
Said b. Müseyyeb'in anlattığına göre Abdullah b. Zübeyr, İslâm'ın meşhur hatiplerin dendi. Onunla beraber Muaviye ve oğlu, Said b. As ve bunun oğlu meşhur hatiplerdendi.
Abdülvahid el-Eymen dedi ki: "ibn Zübeyr'in sırtında Yemenin Aden kentinde imal edilen bir aba gördüm. Bu abayı giyinmiş olarak namaz kılıyordu. Sesi çok yüksekti. Hutbe irad ederken sesi, Ebu Kubeys ve Zerura dağları arasında yankılanırdı. Esmer tenliydi, nahif vücutluydu. Çok uzun değildi, alnında secde izi vardı. Çok ibadet ederdi, gayretli ve şehametliydi. Fesahat sahibi olup çok oruç tutar ve çok namaz kılardı. Güçlüydü, onurluydu. Şerefli bir nefsi ve yüksek himmeti vardı Sakalı seyrekti, yüzünde çok az tüy vardı. Saçları başının tepesinde yı-ğılmıştı, sarı sakallıydı."
Önceki kısımlarda da anlattığımız gibi Abdullah b. Zübeyr, İbn Ebi Şerh ile birlikte Berberi savaşma katılmıştı. Berberiler 120.000 kişi idiler. Onlarla savaşan Müslümanlar ise, sadece 20.000 kişi idiler. Berbe-rileri her taraftan çembere aldılar. Abdullah b. Zübeyr, düşmana devamlı tuzak kuruyordu. Nihayet otuz süvari ile harekete geçti. Berber hükümdarının üstüne gitti. Hükümdar, askerlerin gerisinde yalnız başına durmaktaydı. Cariyeleri onu devekuşunun tüyleri ile gölgeliyorlardı. Abdullah gidip hükümdarın yanma yaklaştı. Orada bulunanlar onun hükümdara bir mesaj getirdiğini sanıyorlardı. Fakat hükümdar, kendisini vuracağını anlayınca dönüp kaçmaya başladı. Abdullah onu kovaladı, yakalayıp öldürdü. Başını kesip bir mızrağa geçirdi, tekbir aldı. Onunla birlikte Müslümanlar da tekbir aldılar. Berberilere hücum edip onları hezimete uğratarak Önlerine kattılar. Onlardan çok sayıda adam öldürüp bol miktarda ganimet ele geçirdiler. İbn Ebi Şerh müjdesini İbn Zübeyr'le Hz. Osman'a gönderdi. Halife Osman, zafer haberini Ondan dinledi. Olup bitenleri Hz. Osman'a anlattı. Hz. Osman da ona: "Eğer yapabiliyorsan bu anlattıklarını minber üzerinde halka anlat, deyince o da: "Olur" dedi ve minbere çıkıp insanlara nutuk irad etti. Berberi savaşım bütün detaylarına inerek anlattı.
Abdullah b. Zübeyr dedi ki: "Minberde nutuk irad ederken yan tarafıma dönüp baktığımda cemaat arasında babam Zübeyr'i de gördüm. Onun yüzünü görünce titremeye ve sözlerimi karıştırmaya başladım. Onun heybeti kalbime tesir etti. Babam gözleriyle bana işaret ederek beni cesaretlendirdi. Ben de onu görmeden önceki konuşmama devam ettim. Minberden inince babam bana şöyle dedi: Oğlum, senin konuşmam dinlerken sanki Ebu Bekir es-Sıddık'm hutbesini dinliyor gibi oldum."
Ahmed b. Ebi'l-Havaî, Ebu Süleyman ed-Daranî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Ibn Zübeyr, mehtaplı bir gecede bineğine binerek yola çıktı. Te-bük'e vardı. Orada bineğinden indi. Yan tarafına baktığında binek üzerinde saçı sakah ağarmış yaşlı bir adam gördü. Ona saldırdı, adamı uzaklaştırdı. Ibn Zübeyr, tekrar bineğine binip yola devam etti, ama yaşlı adam ona şöyle seslendi: "Allah'a yemin ederim ki Ey İbn Zübeyr! Eğer bu gecede benden senin kalbine bir tüy girecek olursa seni fesada götürür."
İbn Zübeyr de ona şu karşılığı verdi:
"Ey lanetli adam! Senden mi benim kalbime birşey girecek?" Abdullah b. Mübarek, Abdullah b. Zübeyr'in oğlu AnuVin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Abdullah b. Zübeyr, Kureyşli bir kervanla umreden dönüşü esnasında Yenasib'e vardıklarında bir ağacın yanında bir adam gördüler. İbn Züheyr,o adama yaklaştı. Yanına vardığında adam ona ilgi göstermedi, îbh Zübeyr, selam verdi. Adam selamını alçak bir sesle aldı. îbn Zübeyr, bineğinden indi, adamın üzerine gitti. Ama adam yerinden kımıldamadı. Ona: "Gölgeden uzaklaş." dedi. Adam istemiyerek bir tarafa çekildi. Oturup adamın elini tuttu ve ona kim olduğunu sordu. Adam da cinlerden biri olduğunu söyledi. Adam sözünü tekrarlayınca îbn Zübeyr'in vücudundaki tüyler diken diken oldu. Adamı tutup çekti ve ona: "Sen cinlerdensin ve bu şekilde mi karşıma çıkıyorsun?" dedi. Adam, sefil bir haldeydi, kırıldı. İbn Zübeyr, onu kovdu ve ona: "Sen yeryüzü sakinlerinden olduğun halde nasıl bu şekilde karşıma çıkarsın?" dedi. Adam koşarak gitti. İbn Zübeyr de arkadaşlarının yanına döndü. Arkadaşları ona sordular:
- Az önce yanındaki adam nereye gitti?
- Cinlerdendi, kaçıp gitti.
İbn Zübeyr'in bu cevabı üzerine oradaki arkadaşları bineklerinden yere düştüler. Onları alıp bineklerine bindirdi ve bineklerinin sırtına iple bağladı. Bu halde onları hacca götürdü. Henüz ayılmamışlardı. Olup bitenleri anlamamışlardı."
Süfyan b. Uyeyne, İbn Zübeyr'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Bir gece Mescid-i Haram'a gittim. Bazı kadınların Kabe'yi tavaf ettiklerini gördüm. Çok hoşuma gittiler. Tavaflarını tamamladıktan sonra oradan ayrılıp gittiler. Ben de kendilerine takbe başladım. Nerede ikamet ettiklerini öğrenmek istedim. Mekke'den çıkıp gittiler. Nihayet Akabe'ye vardılar. Aşağılara inip bir harabeye girdiler, ben de peşleri sıra o harabeye girdim. İçeride bazı yaşlı adamların oturmakta olduklarını gördüm. Bana: "Ey İbn Zübeyr, buraya niçin geldin?" diye sordular. Ben de: "Ta^e hurma yemek istedim." diye cevap verdim. O zaman Mekke'de taze burma yoktu. Bana bir miktar taze hurma getirdiler. Sonra bana: "Artan hurmaları da yanma al ve götür." dediler. Artan taze hurmaları alıp evime götürdüm. Bir zenbile koydum. Zenbili de yandığa yerleştirdim. Sonra uyumak üzere başımı yastığa koydum. Uyku-Ue uyanıklık arasında bir halde iken evde bir gürültü duydum. Birbirlerine: «Hurmaları nereye koymuş?" diye soruyorlardı. Sonra: bandığa koymuş." dediler. Sandığı açtıklarında hurmaları zenbılde gorouler. Zenbili açmak istediler, aralarından bin: Bunun üzerineBeşme e çekmiş." dedt Zenbili alıp içindeki hurma ile birlikte götürdüler Onlar evde iken nasıl oldu da üzerlerine atılmadım diye çok üzülüyorum.
Kuşatma altında bulunduğu sıralarda Hz. Osman'ı savunanlardan biri de Abdullah b. Zübeyr'di. O zaman Abdullah b. Zübeyr, on küsur yara almıştı.
Cemel savaşında piyadelerin başında idi. O zaman da ondokuz yara aldı. Cemel savaşında Malik b. Haris b. Eşter'le göğüs göğüse çarpıştı. Birbirlerini yenemediler. Ester, İbn Zübeyr'i yere yıktı, ama öldüreme-di. Aksine İbn Zübeyr, kalkıp onu kucakladı ve: "Beni ve Malik'i öldürün, Malik'i de benimle beraber öldürün." diye yüksek sesle bağırdı. Onun bu sözü darb-ımesel haline geldi. Sonra ikisi birbirlerinden ayrıldılar. Ester, onu yenemedi. Bir rivayette anlatıldığına göre Cemel savaşında Abdullah b. Zübeyr, kırk küsur yara aldı. Ölüler arasında bulundu, can çekişmekteydi. Hz. Aişe onun öldürülmediğine dair müjdeyi getirecek olan adama 10.000 dirhem ödül verileceğini ilan etmişti. Öldürülmediğini duyunca Allah'a şükür secdesi yaptı. Hz. Aişe, onu çok severdi. Çünkü kız kardeşinin oğluydu. Onun nezdinde çok kıymetliydi.
Urve'den rivayet olunduğuna göre Hz. Aişe, Rasûlullah (s.a.v.) ile Ebu Bekir'den sonra Abdullah b. Zübeyr kadar başkasını sevmemişti. "Babam ile Aişe'nin, İbn Zübeyr'e yaptıkları kadar başka bir kimseye hayır duada bulunduklarını görmedim." demişti.
Zübeyr b. Bekkar, Abdullah b. Urve'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Beni Ca'de kabilesinin şairi Nabiğa bütün dilleri susturdu. Kimse ona karşı şiir okuyamazdı. Bu zat, bir gün Abdullah b. Zübeyr'in yanına Mescid-i Haram'a gitti ve şu beyitleri okudu:
"Sen halifeliğe geçince davranışlarınla bize Ebu Bekir, Ömer ve Osman'ı hatırlattın. Senin sayende yoksullar rahata kavuştular.
Hak hususunda insanlara eşit davrandm. Onlar da eşit hale geldiler."
Rengi siyah ve karanlık olan kişi sabah aydınlığı gibi beyazlaştı.
Ebu Leyla (yani ben) sana geldi. Gece karanlıklarını ve öldürücü çölleri aşarak sana geldi ki,
O çöllerden sana gelene eman veresin,
Gecelerin peşpeşe gelmesi ve zaman ona ihanet etmiştir."
İbn Zübeyr de Nabiğa'ya şu cevabı verdi: "Sakin ol, ey Ebu Leyla. Şiir, bizim nezdimizde senin mektuplarının en basitidir. Senin anlattıklarına gelince bunlar, Zübeyr ailesinindir. Onların affetmesine gelince, Esed oğulları kabilesi bunu senden ve Teym kabilesinden alıkoyuyor, ama Allah malında senin iki hakkın vardır. Rasûlullah'ı gördün ve bir de ganimetler hususunda Müslümanlara ortak oldun." Böyle dedikten sonra Abdullah b. Zübeyr, Nabiğa'mn elini tuttu ve onu eyvan ahırına götürdü. Ona yedişer genç deve ile birlikte başka erkek deve ve at verdi.
Yük yük buğday, hurma ve elbiseler bahşetti. Nahiğada acele ediyor ve hurmaları atıştırmaya başlıyordu. îbn Zübeyr, ona şöyle dedi: "Vay Ebu Leyla'nın haline! O, bitkin düşmüştür." Nahiğa da ona şöyle dedi: "Ben, Rasûlullah (s.a.v.)'m şöyle buyurduğunu işittim:
"Kureyşliler, idarenin başına geçerlerse adaletli olurlar. Kendilerinden merhamet dilenirse merhamet ederler. Konuşurlarsa doğru söylerler. İyilik vaad ederlerse, vaadlerini yerine getirirler." Muhammed b. Mervan, Süleyman el-Mahzumf nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Bir gün Muaviye, insanların kendi yanına gelmesine izni verdi. İnsanlar, yanma girdiler, tahtına oturdu. İnsanlar etrafında meclis kurdular. Etrafa göz attı ve şöyle dedi: "Bana, eski Arap şairlerine ait üç beyit okuyun ki bu beyitler bütün Arap şairlerinin söylediklerini içersin. Ey Ebu Hubeyb (Abdullah b. Zübeyr) sen oku."
Ebu Hubeyb te şöyle cevap verdi: "Evet, ey mü'minlerin emin, okurum. Ama her beyit için 100.000 dirhem isterim." Muaviye: "Eğer değer-se veririm. Sen serbestsin. Eğer söylediğin beyitler o kadar kıymetli olursa, istediğin sana tam olarak verilecektir."
Ebu Hubeyb ona, Efveh el-Ezdf nin şu beyitlerini okudu:
"Kuşaklar boyunca insanları sınadım. İnsanlar arasında hilekar-dan ve insana kızgınlık duyandan başkasını görmedim.
Musibetler zamanında erkeklerin düşmanlığından daha tesirli ve daha hileli bir darbe görmedim.
Bütün eşyanın acılığını tattım, ama dilenmekten ve istemekten daha acı birşey görmedim."
Ebu Hubeyb bu beyitleri okurken Muaviye: "Doğru söylemiş." diye karşılık veriyordu. Sonra Ebu Hubeyb'e daha da, "Oku" dedi. Ebu Hubeyb te: "Beyitler burada sona erdi." Sonra Muaviye, otuz köle getirilmesini emretti. Kölelerin her birinin boynunda içinde 10.000 dirhem bulunan birer kese vardı. Bunlar İbn Zübeyr'e verildi. İbn Zübeyr de onları alıp evine götürdü."
İbn Ebu'd-Dünya, Cüveyriye b. Esma'nm şöyle dediğini rivayet et-
r "Muaviye, hac ettiği zaman insanlar onu karşıladılar, ibn Zübeyr,
biraz gecikti, sonra geldi. Muaviye başını traş etmişti. Traşlı başını görünce Muaviye'ye şöyle dedi: "Ey mü'minlerin emin, başın ne kadar da büyük." Muaviye de ona şöyle dedi: "Kendini kolla, başımdan bir yılan çıkıpta seni öldürmesin."
Muaviye, Arefe'den indiğinde İbn Zübeyr de onunla beraber ve onun elini tutmuş olarak tavaf etti, sonra da onu Kuaykian'dakı evine davet etti. Muaviye onunla birlikte evine gitti. Evinden çıktıklannda ibn Zu-beyr, ona şöyle dedi:
"Ey mü'minlerin emin! insanlar diyorlar ki, mü'minlerin emiri Muaviye, İbn Zübeyr'in evine geldi. Bunu niçin yaptı acaba? Hayır vallahi bana 100.000 dirhem vermeden seni bırakmayacağım."
Muaviye, ona 100.000 dirhem verdi. Mervan da gelip ona şöyle dedi: "Allah'a yemin ederim ki ey mü'minlerin emiri, senin gibisini görmedim. Sana bir adam geldi. Divanı, beytul-malı, beytulhilafeyi ve falanca evi adlandırdı. Sen de ona 100.000 dirhem verdin. Bu nasıl iştir?"
Muaviye, Mervan'a şu cevabı verdi: "Vay sana! Ben, İbn Zübeyr'e başka ne yapmalıydım?"
İbn Ebu'd Dünya, Ali b. Mücahid b. Urve'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"İbn Zübeyr, Muaviye'den birşey istedi, ancak Muaviye istediğini kendisine vermedi. İbn Zübeyr de ona şöyle dedi:
"Vallahi bilemiyorum, ne diye şu binalara bağlanmışım. Senin ırzına sövmüyorum. Soyuna darbe vurmuyorum. Ancak ön taraftan ve arka taraftan sarığımı bir zira kadar sarkıtıyorum. Bunu da Şamlıların yoluna yapıyorum. Ebu Bekir es-Sıddık ile Ömer'in hayat tarzlarını hatırlıyorum. İnsanlar beni görünce bu kimdir? diye soruyorlar. Onlara benim, Rasûlullah'ın havarisinin oğlu ve Ebu Bekir es-Sıddık'ın kızının oğlu olduğumu söylüyorlar. Muaviye de ona; "Bu şeref sana yeter." dedi. Sonra da "İhtiyacın ne ise al." dedi.»
Asmaî, Said b. Yezid'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Abdullah b. Zübeyr, Muaviye'nin yanına gitti. Muaviye, orada bulunan küçük bir oğluna Abdullah'ı tokatlamasını emretti. Muaviye'nin oğlu da Abdullah'a öyle bir tokat vurdu ki tokatın şiddetinden Abdullah'ın başı dönüp bayıldı. Abdullah b. Zübeyr ayılmca çocuğa; 'Tanıma yaklaş." dedi. Çocuk yaklaştı. Abdullah: "Muaviye'yi tokatla." deyince çocuk: "Hayır, yapamam." dedi. Abdullah ta "Niçin?" diye sorunca çocuk şöyle cevap verdi: "Çünkü o, benim babamdır." Abdullah b. Zübeyr de elini kaldırıp çocuğa öyle bir tokat vurdu ki, çocuk topaç gibi dönmeye başladı. Muaviye de ona, "Kendisine şer'i cezaları tatbik etmek caiz olmayan küçük bir çocuğa böyle tokat mı atıyorsun?" diye sorunca Abdullah b. Zübeyr, şu cevabı verdi: Vallahi bu çocuk kendisi için neyin zararlı neyin yararlı olduğunu biliyor. Ben kendisini güzelce terbiye etmek istedim.»
Ebu'l-Hasen Ali b. Muhammed el-Medainî, Abdullah b. Ebu Bekir'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: Abdulllah b. Zübeyr, Şam'a gitmekte olan Muaviye'ye kavuştu. Onun binek üzerinde uyumakta olduğunu gördü. Muaviye'ye şöyle dedi:
- Yanında olduğum halde nasıl uyuklarsm? Seni öldürmemden korkmuyor musun?
- Sen hükümdarları öldürenlerden değilsin. Her kuş ancak kendi gücü nispetinde avlanır.
- Babamın sancağı altında Ebu Talib oğlu Ali'nin yanına gittim. Sen onun kim olduğunu biliyorsun. - Mutlaka sizi sol eliyle öldürmüş olması gerekirdi.
- Ama bu, Osman'a yardım içindi, sonra o yardımın karşılığı da görülmedi.
- Bu, Osman'a yardım için değil, Ali'ye duyulan öfke içindi.
- Biz sana bir söz verdik. Hayatta kaldığımız sürece bu söze bağlı kalacağız. Senden sonra da bu bilinecektir.
- Vallahi sen bana zarar veremezsin. Ben sana birşeyler olmasından korkuyorum. Öyle sanıyorum ki, sen tuzakta çırpınmaktasın ve seni öyle bir iple bağlamışım ki, düğümünü sıkı yapmışım ve o tuzağın içinde sen beni hatırlamaktasın.
- Keşke bu durumdan kurtaracak Abdurrahman'ın babası olsaydı, keşke ben de onunla beraber olsaydım. Vallahi ben seni, yavaş yavaş bu durumdan kurtaracağım ve çabucak bırakmayacağım. Şu anda sen, ne kötü bir arkadaşsın."
Önceki kısımlarda da anlatıldığı gibi Muaviye vefat edip Yezid b. Muaviye için Medine'de bey'at alınması emri geldiğinde Abdullah b. Zübeyr ile Hz. Ali'nin oğlu Hüseyin, bu be/ata yanaşmadılar. Medine'den ayrılıp Mekke'ye gittiler ve orada ikamet ettiler. Sonra Hz. Ali'nin oğlu Hüseyin, Mekke'den çıkıp Irak'a gitti ve önceki sayfalarda anlatılan durumlarla karşılaştı. Abdullah b. Zübeyr, yalnız başına Mekke'de kalıp reis ve lider oldu. Bu sebeple de îbn Abbas şöyle bir şiir okumuştu:
"Ey Mameradaki kuşî
Ortam sana kaldı, dilediğin kadar yumurtla ve öt.
Yine dilediğin kadar gagala."
Bu şiirdeki "kuş" kelimesi ile Abdullah b. Zübeyr'i kastediyordu.
Bu rivayette anlatıldığına göre Muaviye oğlu Ye-'id, Abdullah b. Zübeyr'e şu mealde bir mektub göndermişti: "Sana gümüş bir zincir, altm bir kelepçe ve gümüş bir pranga gönderdim ve sana yemin verdim ki, yanıma gelesin. Bu yeminimin gereğini yap, ayrılık çıkarma."
Abdullah b. Zübeyr, Yezid'in bu mektubunu okuduktan sonra yere attı ve şöyle dedi:
"Ben haktan başkasına yumuşamam.
Çiğneyen kimsenin dişinin geçebileceği kadar taşm yumuşamasını
isterim."
Yezid b. Muaviye'nin vefatından ve kısa bir süre sonra da Yezid'in oğlu Muaviye'nin vefatından sonra gerçekten Abdullah b. Zübeyr'in durumu kuvvetlendi. Bütün islâm beldelerinde kendisine halife olarak bey'at edildi. Şam ve mıntıkalarında Dahhak b. Kays ona bey'at etti, ama bu hususta Mervan b. Hakem ona karşı çıktı. Şam ve Mısır'ı Abdullah b. Zübeyr'in valilerinin elinden aldı. Sonra Irak'a birlikler gönderdi. Mervan öldü. Ondan sonra oğlu Abdülmelik tahta geçti. Abdülmelik, Irak'ta Mus'ab b. Zübeyr'i öldürdü ve Irak'ı ele geçirdi. Sonra Haccac'a emir göndererek yedi aya yakın bir süre Mekke'de Abdullah b. Zübeyr'i kuşatma altına almasını istedi. Haccac da Mekke'yi kuşatma altına aldı. Nihayet hicretin yetmişüçüncü senesinin cemaziyelevvel ayının on-yedisinde salı günü Abdullah b. Zübeyr'e galip oldu.
Abdullah b. Zübeyr, hicretin altmış dördüncü senesinde tahta geçti. Hakimiyeti süresince insanlara her sene hac ettirdi. Yine hakimiyeti zamanında Ka'be'yi inşa etti ve Ka'be'ye ipek örtü geçirdi. Daha Önceleri Ka'be'ye mendiller ve postlarla örtü yapılırdı. Abdullah b. Zübeyr, âlim, abid, heybetli, vakur bir kimse olup çokça oruç tutar ve namaz kılardı. Huşulu bir kimseydi, iyi bir yöneticiydi. Siyaseti iyi bilirdi. Ebu Naim el-İsbahanî, Ömer b. Kays'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Abdullah b. Zübeyr'in yüz kölesi vardı. Bu kölelerden her biri ayrı bir dilden konuşurdu ve Abdullah b. Zübeyr onlardan her biri ile kendi dilinden konuşurdu. Sen dünya işinde ona baktığın zaman, "Bu adam dünyayı bir an bile istemiş değildir." derdin.»
Sevrî, Ebu Duha'nm şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Abdullah b. Zübeyr'in başında o kadar misk vardı ki, eğer o misk kokusu benim olsaydı benim için bir sermaye oluştururdu. Ka'be'ye çok koku sürerdi, öyle ki uzak mesafelerden bile bu koku hissedilirdi." İbn Mübarek, Tavus'un şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Abdullah b. Zübeyr, karısı binti Hüseyin'in yanma gitti. Odada üç yatak gördü ve: "Bu yataklardan biri benim için, biri de karım bint Hüseyin içindir, şu üçüncüsü de şeytan içindir. Bu yatağı dışarı çıkarın." dedi ve yatağı dışarı çıkardılar.»
Sevrî, Abdullah b. Müsavir'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Abdullah b. Abbas'm, cimrilik sebebiyle Abdullah b. Zübeyr'i ayıpladığını ve şöyle dediğini işittim: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştu: Yanıbaşında komşusu aç iken tok yatan kimse mü'min değildir.»
imam Ahmed b. Hanbel, İbn Ebza'nın şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Osman, kuşatma altına alındığında Abdullah b. Zübeyr ona şöyle dedi:
- Benim yanımda asil develer var. Onları senin için hazırlamışım -dır. Bunlara binip Mekke'ye gitsen ve senin yanına gelmek isteyen kimseler gelip senin etrafında toplansalar daha iyi olmaz mı? - Hayır! Zira ben, Rasûlullah (s.a.v.)'ın şöyle buyurduğunu işittim:
Kureyşten adı Abdullah olan bir koç dinden çıkacaktır. İnsanların günahı onun üzerinedir.»
Bu hadis, tamamen münkerdir. Senedinde zayıflık vardır. Ravileri arasında adı geçen Yakub, Kumludur ve kendisinde Şiilik vardır. Böyle bir ravinin yalnız başına rivayet ettiği şey kabul edilmez. Bunun sahih olduğunu farzctsek bile hadiste adı geçen Abdullah, Abdullah b, Zübeyr değildir. Çünkü o, övgüye layık sıfatlara sahipti. Emirlik yapması da sırf Aziz ve Celil olan Allah'ın rızasını kazanmak içindi, Sonra o, Ye-zid'in oğlu Muaviye'nin ölümünden sonra imam olmuştur ve o, Mervan b. Hakem'den daha doğru yolda idi. Çünkü insanlar ona tabi olduktan sonra Mervan, yönetim hususunda onunla mücadele etmişti. Bütün beldelerde Abdullah b. Zübeyr'e bey'at edilmiş ve yönetim onun kontrolü altında düzene girmişti. Doğrusunu Allah bilir.
îmanı Ahmed b. Hanbel, Said b. Amr'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Abdullah b. Omer,,> Hatim'de oturmakta olan Abdullah b. Zübeyr'in yanma gelerek ona şöyle dedi:
- Ey Zübeyr'in oğlu! Sakın Allah'ın Harem'inde dinden çıkmayın. Zira ben, Rasûlullah (s.a.v.)'m şöyle buyurduğuna şahid oldum: "Allah'ın Harem'ini helal kılacak ve kendisi sebebiyle başkalarının da helal kılacağı bir Kureyşli adam gelecektir. Eğer onun günahı ile cinlerin ve insanların tamamının günahı karşı karşıya getirilip tartılacak olursa onunki ağır gelir." Sakın ola ki o kişi sen olmayasm.
- Ey Ömer'in oğlu! Sen kitabları okudun. Peygamber (s.a.v.)'e Sahabe oldun (niçin böyle diyorsun?)"
- Ben mücahid olarak Şam'a gideceğim, bu esnada böyle bir şahadette bulundum. Bunun refi galattır.»
Vekî, Selman-ı Farisî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Şu beyt, Zübeyr ailesinden bir adam vasıtasıyla yakılacaktır."
Ebu Bekir b. Ebu Hayseme, İbn Hanefıyye'nin şöyle dediğini rivayet
etmiştir:
"Allah'ım, bana öğrettiğin şeyleri bildiğimi sen de biliyorsun ki, Abdullah b. Zübeyr, Mekke'den ancak öldürülmüş olarak çıkacaktır, kesik başı çarşı pazarda dolaştırılacaktır."
Zübeyr b. Bekkar, Hişam b. Urve'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Küçük bir çocukken Abdullah b. Zübeyr'in söylediği ilk söz kıliç, kılıç, olmuştur. Kılıç kelimesini ağzından düşürmezdi. Babası Zübeyr, onun bu kelimeyi telaffuz ettiğini işitince şöyle dedi: "Allah'a yemin ederim ki, seninle şu kılıç arasında çeşitli savaşlar olacaktır." Abdullah b. Zübeyr'in nasıl öldürüldüğü önceki sayfalarda anlatılmıştır. Haccac, onu tepe üzerinde bir ağaç dalma asmıştı. Annesi gelip asılı cesedinin önünde durmuş, uzun uzadıya ona dua etmişti. Yanında dururken de
gözlerinden bir damla yaş dahi akmamıştı. Sonra oradan dönüp gitmişti. Aynı şekilde Abdullah b. Ömer'de gelip asılı duran cesedin önünde durmuş, ona dua etmiş ve onu cidden çok övmüştü."
Vakidî, Esma'nın azatlısı Abdullah'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Abdullah b. Zübeyr öldürülünce annesi gelip cesedinin yanına varmış, binek üzerinde orada durmuştu. Abdullah'ın katili Haccac da adamlarıyla birlikte oradan geçerken o kadının kim olduğunu sormuş. Adamları kendisine, Abdullah b. Zübeyr'in annesi olduğunu söylemişlerdi. Bunun üzerine Haccac gelip Abdullah'ın annesinin yanında durmuş ve ona şöyle demişti:
- Nasıl gördün mü? Allah, hakka yardım etti ve hakkı üstün kıldı.
- Bazen batıl da hakka ve hak sahiplerine galip olur, sen pislik içindesin. Abdullah ise Cennettedir. - Senin oğlun şu Beyt'te dinden çıktı. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Orada (Mescid-i Haram'da) zulm ile yanlış yola saptırmak isteyeni, can yakıcı bir azaba uğratırız." (el-Hacc, 25.) İşte Cenâb-ı Allah ta senin oğluna can yakıcı azabı tattırdı.
- Sen yalan söylüyorsun. O, Medine'de İslâm tarihinde doğan ilk Müslüman çocuğudur. Onun doğumu sebebiyle Rasûlullah (s.a.v.) sevindi ve eliyle onun ağzına birşeyler sürdü. O zaman Müslümanlar tekbir almışlar ve sevinçlerinden ötürü Medine sarsılmıştı. Şimdi onun öldürülmesi sebebiyle de sen ve adamların sevindiniz. O zaman Abdullah'ın doğumuna sevinen kimseler, senden ve adamlarından daha hayırlı idiler. Ayrıca Abdullah, anne ve babasına iyi davranan, çok oruç tutan ve Allah'ın kitabının emirlerini yerine getiren, Allah'ın Harem'ine saygı gösteren bir kimseydi. Aziz ve Celil olan Allah'a asi olanlara öfke duyardı. Ben, Rasûlullah (s.a.v.)'ın şöyle buyurduğuna tanıklık ederim: "Sakif kabilesinden bir yalana bir de katil çıkacaktır. "Başka bir rivayete göre Rasûlullah şöyle buyurmuştur: "Sakif kabilesinden iki yalana çıkacaktır. Bunlardan sonuncusu, ilkinden daha şerli olacaktır ve o katildir."
Haccac, cevap vermedi ve oradan ayrılıp döndü. Abdühnelik, bu durumdan haberdar olunca Haccac'a mektub yazarak Abdullah b. Zübeyr'in annesi Esma ile bu şekilde konuşmasından dolayı onu kınadı ve ona şöyle dedi: Salih bir adamın kızı olan Esma'ya ne diye böyle hitab ettin?"
"Sahih" adlı eserinde Müslim, Ebu Nevfel'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Abdullah b. Zübeyr'in cesedinin Hacun tepesinde asılı olarak durduğunu gördüm. Kureyşlüer ve diğer insanlar gelip onun yanında duruyorlardı. Abdullah b. Ömer de oraya geldi ve cesedinin önünde durup şöyle dedi: "Selam sana Ey Ebu Hubeyb! Selam sana Ey Ebu Hubeyb!Selam sana Ey Ebu Hubeyb! Vallahi ben seni bu işe girişmekten menet-miştim. Vallahi ben seni bu işe girişmekten menetmiştim, vallahi ben seni bu işe girişmekten menetmiştim. Ama vallahi ben seni ancak çok oruç tutan, çok namaz kılan ve akrabalarını çok ziyaret eden bir kimse olarak bilmekteyim. Ama vallahi senin, en kötüsü olduğun bir ümmet, mutlaka en hayırlı bir ümmettir." Böyle dedikten sonra Abdullah b. Ömer, oradan uzaklaştı. Haccac, Abdullah b. Ömer'in gidip orada durduğunu ve böyle konuştuğunu duyunca adamlarını göndererek Abdullah b. Zübeyr'i, asılı durduğu ağaçtan indirtti ve Yahudi mezarlığına gömdürdü. Sonra annesi Esma binti Ebu Bekir'e haber gönderdi. Yanına davet etti. Esma, onun yanma gitmedi. Adamlarım tekrar göndererek Esma'ya şu mesajı iletti: "Ya yanıma gelirsin ya da saçlarından tutarak seni yanıma sürükleyip getirecek birini sana gönderirim." Esma yine gitmedi ve şöyle dedi: 'Vallahi ben, Haccac'm yanma gitmeyeceğim tâki beni saçlarımdan tutup sürükleyecek birini bana göndersin."
Haccac da adamlarına: "Bana biraz zaman tanıyın" dedi. Ayakkabılarını aldı. Sonra acele ile oradan ayrılıp gitti ve Esma'nın yanma vardı. Ona şöyle dedi:
- Nasıl, ne yaptığımı gördün mü?
- Gördüm ki sen, oğlum Abdullah'ın dünyasını harab ettin ve kendi ahiretini de harab ettin. Duyduğuma göre sen ona: "Ey iki kuşaklının oğlu" diyormuşsun. Evet vallahi ben iki kuşak sahibi idim. Kuşaklardan birinin içine Ebu_ Bekir ile Rasûlullah'ın azıklarını koyup kendilerine götürüyordum. Diğer kuşağa gelince o da her kadının mutlaka beline bağlaması gereken bir kuşaktı. Rasûlullah (s.a.v.) bize: "Sakif kabilesinde bir yalancı bir de katil vardır." diyordu, yalancıyı gördük. Katile gelince öyle sanıyorum ki o da sensin.
Esma'nın bu şekilde konuşmasından sonra Haccac, oradan ayrıldı ve artık Esma'nın yanına dönmedi. Ona cevap ta vermedi."
Vakidî'nin rivayetine göre Haccac, Abdullah b. Zübeyr'i, Hacun tepesinde astırdıktan sonra Abdullah'ın annesi ona beddua etti ve Abdullah'ın defnedilmesini taleb etti, ancak Haccac bu talebi yerine getirmedi. Nihayet Haccac, bu hususta Abdülmelik'e bir mektub yazdı. Abdül-melik te gönderdiği cevabi mektubunda Abdullah îbn Zübeyr'jn defnedilmesini emretti ve bunun üzerine Abdullah, Hacun'a defnedildi Anlatıldığına göre Abdullah b. Zübeyr'in mezarından misk kokusu saçıhyor-
muş.
Haccac, Şam'dan 2000 süvari ile Mekke'ye gelmişti. Tarık b. Amr da 5000 kişi ile ona katılmıştı. Muhammed b. Sa'd ile diğerlerinin rivayetlerine göre Haccac, Abdullah b. Zübeyr'i kuşatma altma almış ve e rafında 40 000 kişi toplanmıştı. Mescid-i Haram'* taşlamak için Ebu Ku-beys dağı üzerine mancınık kurmuştu. MskkeHlerden çıkıp yanına gelecek olanlara eman vermiş ve bunu onlara yüksek sesle şöyle duyurmuştu: "Biz sadece İbn Zübeyr ile savaşmaya geldik. O, şu üç şeyden birini yapmakta serbesttir. Ya buradan ayrılıp dilediği herhangi bir yere gidecek veya zincirlere vurularak Şam'a gönderilecek, yahut öldürülünceye kadar savaşacaktır."
Abdullah b. Zübeyr'de annesine danıştı. Annesi üçüncü şıkkı kabul etmesini tavsiye etti. Rivayet olunduğuna göre annesi, bir kefen getirilmesini istemiş, kefeni buhurlamış ve Abdullah'ı savaşmaya teşvik etmişti. Abdullah ta bu niyetle evinden çıkmış, hicretin yetmişüçüncü senesinin cemaziyelevvel ayının onyedisinde salı günü şiddetli bir şekilde savaşmaya başlamıştı. Bir tuğla parçası gelerek kafasını yarmış ve o da yüzüstü yere düşmüştü. Sonra kalkmak istemiş ama kalkamamıştı. Sol dirseğine dayanmış ve üzerine gelenlere kılıçla vurmaya başlamıştı. Şamlılardan biri gelip bir kılıç darbesiyle Abdullah'ın ayağını kesmişti. Sonra hep birlikte onu öldürmüşler ve başım koparmışlardı. O, Hacun'a yakın bir yerde öldürülmüştü. Başka bir rivayette anlatıldığına göre o, Ka'be örtüsüne tutunmuş halde iken öldürülmüştü. Doğrusunu Allah bilir. Sonra Haccac, onu Hacun yanındaki Keda tepesine götürerek orada astırmıştı. Darağacmdan indirdikten sonra onu Yahudi mezarlığına gömmüştü. Müslim, böyle rivayet etmiştir. Başka bir rivayette anlatıldığına göre onu, asıldığı Hacııiı tepesine gömmüştür, doğrusunu Allah bilir.
Abdürrezzak, îbn Sirin'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Muh-tar'm kesik başı getirildiğinde Abdullah b. Zübeyr şöyle dedi: Ka'bu'l-Ahbar'ın bize söylediklerinin hepsinin gerçekleştiğini gördüm, ancak Sakif kabilesinden bir adamın beni öldüreceğini söylemişti. Bu söz henüz gerçekleşmedi. İşte Sakif kabilesinden olan Muhtar'm kesik başı önümde duruyor."
îbn Şirin dedi ki; "Abdullah, Haccac'ın kendisi için fırsat kolladığının farkında değildi."
Ben derim ki: Meşhur rivayete göre Abdullah b. Zübeyr, hicretin yetmişüçüncü senesinin cemaziyelevvel ayının onyedisinde sah günü öldürüldü. Başka bir rivayette anlatıldığına göre cemaziyelahir ayında öldürülmüştür. Malik ile diğerlerinden rivayet olunduğuna göre Abdullah b. Zübeyr, hicretin yetmişikinci senesinin başında Öldürülmüştür. Meşhur ve sahih olan rivayet, birinci rivayettir. Hicretin altmışdördün-cü senesinin receb ayının yedisinde Abdullah b. Zübeyr'e be/at edilmişti. Hicretin birinci senesinin başında doğmuştu. Başka bir rivayette anlatıldığına göre hicretin ikinci senesinin şevval ayında doğmuştu. Yetmiş yaşım aştıktan sonra öldürülmüştü, doğrusunu Allah bilir.
Annesine gelince annesi, Abdullah'ın ölümünden sonra ancak yüz gün yaşadı. Zayıf bir rivayette anlatıldığına göre on gün, başka bir rivayette anlatıldığına göre beş gün yaşamıştır, ama yüz gün yaşadığına dair ilk rivayet, meşhur olan rivayettir. Annesinin biyografisi daha sonra anlatılacaktır.
Allah, onun annesinden de, babasından da, kendisinden de razı olsun.
Abdullah b. Zübeyr'e ve kardeşi Mus'ab b. Zübeyr'e beliğ ve güzel bir çok ağıtlar yakılmıştı.
Bunlardan biri de Muammer b. Ebi Muammer ez-Zühelfnin şu beyitleridir:
"Ben asla böyle biri değilim,
Ona bir öğütte bulunduğumda tesirli olamadım.
îbn Mervan'a da yaklaşmadım.
Mus'ab'm gözünü ağrıtacak birşeyle Mervan'ın oğluna yaklaşma-
dım.
Ama ben Allah rızası için Mus'ab'a öğüt verdim.
Nihayet hadiseler ona oklarını vurdular,
Allah'ım, o ne hedefini şaşırmaz bir oktu.
Eğer şu zaman Mus'ab'ı yere yıktıysa,
Abdullah ta darbelerden ötürü paramparça bir ceset haline geldiyse,
Bilinsin ki herkes ölüm şerbetini yudumlayacaktır.
Her ne kadar kaçmaya çabalasa da, korksa da."
Anlatıldığına göre Abdullah b. Zübeyr'in öldürülmesinden sonra annesi Esma, onun birbirinden
kopmuş organlarını bir araya getirerek yıkamış, kokular sürmüş, sonra kefenleyip namazım kılmış
ve onu alıp Medine'ye götürmüş, Safiyye binti Hüyey'yin evine defnetmişti. Sonra o ev, Peygamber
mescidine katılmıştı. Böyle olunca Abdullah b. Zübeyr, Peygamber mescidinde Peygamber
Efendimiz, Ebu Bekir ve Ömer'le birlikte defnedilmiş tir. Bunu birçok kimse böyle anlatmıştır,
doğrusunu Allah bilir.
Taberanî, Abdullah b. Zübeyr'in oğlu Amir'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Peygamber (s.a.v.), vücuduna kupa vurmuş, kanlı kupaları götürüp boşaltması için babama vermiş,
ancak babam o kanı dökmeyip içmişti. Yanma döndüğünde Peygamber (s.a.v.), ona şöyle demişti:
- Ey Abdullah, kanı ne yaptın?
- İnsanların göremiyeceğini zannettiğim bir yere bıraktım.
- Belki de onu içtin?
- Evet.
- İçmeni sana kim emretti? İnsanlardan senin vay halme ve senden de insanların vay haline." Selman-i Farisî, bir defasında Peygamber (s.a.v.) m yanma gıttıgın-de Abdullah b. Zübeyr'in
dehlizde durduğunu ve bir tastan bırşeyler ıçtiğini görmüştü. Sonra ikisi Rasûlullah (s.a.v.)'m yanına
girmişler Rasûlullah (s.a.v.), Abdullah'a şöyle sormuştu:
- Tası boşalttın mı?
- Evet.
Selman, Peygamber (s.a.v.)'e sordu:
- Boşalttığı şey neydi Ya Rasûlallah?
- Vücuduma kupa vurdurmuştum. Akan kanları götürüp bir yere dökmesini söylemiştim.
- Seni hak peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki ya Rasûlallah, Abdullah verdiğin kanı içti!
- Ey Abdullah, içtin mi?
- Evet.
- Niçin?
- Rasûlullah (s.a.v.)'m kanının karnıma girmesini istedim. Onun
için içtim.
Rasûlullah {s.a.v.) da elini Abdullah b. Zübeyr'in başı üzerine koyup
şöyle dedi:
- İnsanlardan vay senin haline ve senden de insanların vay haline! Ancak Allah'ın bütün insanların Cehennem'e gireceğine dair yemini yerine gelsin diye ateş sana dokunacaktır. Bunun dışında hiç dokunmayacaktır,
Yezid b. Muaviye, Abdullah b. Zübeyr'e altın kelepçe, gümüş zincir ve gümüş pranga gönderdiğinde mutlaka yanına gelmesi için kendisine yemin verdirmişti. İnsanlar da Abdullah b. Zübeyr'e: "Mü'minlerin emi-ri Yezid'in yeminim yerine getir, yanma git." deyince o şu cevabı verdi: "Haktan
başkasına
yumuşamam.
Başkaları,
çiğneyen
kimseye
taşın
yumuşayışı
gibi yumuşamadıkça ben itaat etmem."
Bu şiiri okuduktan sonra da şöyle dedi: "Allah'a yemin ederim ki, onurumu kaybetmeksizin kılıç darbesiyle ölmek, benim için onurumu kaybetmiş halde kırbaç darbesini yemekten daha hoştur."
Böyle dedikten sonra insanları kendisine bey'ata davet etti ve Yezid b. Muaviye'ye muhalefetini açıkladı.
Taberanî'nin rivayetine göre Abdullah b. Zübeyr, annesinin yanma gidip ona şöyle demişti: "Doğrusu ölümde rahatlama vardır."
Annesi de yüz yaşına vardığı halde bir dişi dahi düşmemişti, gözleri bozulmamıştı. Oğluna şu karşılığı vermişti: "Senin için iki durumdan birini görmedikçe ölmek istemiyorum. Ya tahta geçersin. Böylece gözüm aydınlanır, ya da öldürülürsün. Öldürülmene sabrettiğim için sevabını Allah'tan beklerim." Bundan sonra Abdullah, annesinin yanından çıktı. Çıkarken de şu şüri okudu: "Sövgü olarak hayatımı kazanmak istemiyorum.
Ölüm korkusundan dolayı de barışa yanaşmam.'
Böyle dedikten sonra dönüp Zübeyr ailesine öğüt vermeye ve şöyle demeye başladı:
"Sizden her birinin kılıcı kendi yüzü gibi olsun. Kendini eliyle savunsun, komutanı elleri olsun. Allah'a yemin ederim ki ben, etrafımda-ki ilk grupla savaşır durumda kaldım. Yaralar bana acı vermedi, aksine ilacm acısı bana dokundu."
Böyle dedikten sonra yanında Süfyan da bulunduğu halde Hac-cac'm adamlarına saldırdı. İlk olarak karşısına Esved çıktı. Ona bir kılıç darbesi vurdu ve ayağını kopardı. Esved ona: "Ah, ey zinakâr kadının oğlu!" deyince Abdullah b. Zübeyr, ona şu karşılığı verdi: "Defol ey Ham'ın oğlu! Esma, zinakar mıdır?" Sonra Haccac'ın adamlarını mescitten dışarı çıkardı. Ancak mescidin damında Haccac'ın yardakçılarından bir grup vardı. Onlara tuğla fırlatıyorlardı. Tuğlalardan biri Abdullah'ın kafasına isabet etti, kafasım yardı. Kafası yarıldığı halde ayakta durdu ve şöyle dedi: "Eğer benim hasmım bir kişi olsaydı, ben onun hakkından gelebilirdim." Sonra da şu şiiri okudu:
"Yaralarımızın kanı topuklarımıza akmıyor,
Kanlarımız ayak uçlarımıza akıyor bizim."
Abdullah, daha sonra yere yıkıldı. İki azatlı kölesi gelip üzerine kapandılar ve şöyle dediler: "Kul, Rabbini himaye ediyor ve ona sığmıyor." Burada kul kelimesiyle köle, Rabb kelimesiyle de efendi kastedilmiştir.
Sonra Haccac'ın adamları gelip Abdullah'ın başım kopardılar.
Taberanî, İshak b. Ebi İshak'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: Abdullah b. Zübeyr'in Mescid-i Haram'da öldürülmesi esnasında ben de hazır bulunuyordum. O gün askerler mescidin kapısından içeri giriyorlardı. Her gelenin üzerine saldırıyor, nihayet onları mescidin dışına çıkarıyordu. O bu halde iken mescidin tavanından parçalar düşüyor, bu parçalardan biri gelip onun başına isabet etti ve onu yere yıktı. Yere yıkılırken de şu beyitleri okuyordu:
"Esma! Esma! Benim için ağlama, Geride ancak asaletim ve dinim kaldı, Kesici bir parça ile gücüm ve kuvvetim azaldı.
Rivayet olunduğuna göre Abdullah'ın annesi Esma, darağacında duran oğlunun indirilmesi için Haccac'a şöyle demişti:
- Darağacında duran şu cesedin indirilmesi vakti gelmedi mı hala?
- Oğlun münafıktı.
- Vallahi münafik değildi. O çok namaz lalar, oruç tutar ve akrabalarını ziyaret ederdi.
- Git buradan ey ihtiyar kadın, sen bunaimşsm.
- Vallahi ben, Rasülullah (s.a.v.)'m şöyle buyurduğunu işittiğimden bu yana bunamış değilim. O şöyle buyurmuştu: "Sakif kabilesinden, bir yalancı ve bir de katil çıkacaktır." Yalancıyı gördük, katile gelince o da sensin."
Mücahid dedi ki: Ibn Ömer'le beraberdim, tbn Zübeyr'in asılı duran cesedinin yanma gitti. Orada durdu ve ona rühmet okudu, sonra bana dönüp şöyle dedi: Ebu Bekir es-Sıddık'ın bana haber verdiğine göre Rasülullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Bir kimse kötülük yaparsa karşılığım görür." Süfyan, Ebu Müleyke'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Abdullah b. Abbas'ın yanında İbn Zübeyr'den bahsedildi. Bunun üzerine Abdullah b. Abbas şöyle dedi: İbn Zübeyr, İslâmiyet'te iffetli idi. Kur'ân okur, oruç tutar ve namaz kılardı. Babası Zübeyr'dir, annesi Es-ma'dır, dedesi Ebu Bekir'dir, halası Hatice'dir, ninesi Safıyye'dir, teyzesi Aişe'dir. Allah'a yemin ederim ki onun için ben, Ebu Bekir ve Ömer'e yapmadığım nefis muhasebesini yapacağım." Taberanî, Muhammed b. Abdullah es-Sakafi'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"İbn Zübeyr'in hac mevsiminde terviyeden bir gün önce ihramlıy-ken irad ettiği bir hutbeyi dinledim. En güzel şekilde telbiye getirdiğini gördüm. Onun telbiyesi kadar güzel telbiye getireni asla görmemiştim. Telbiyeden sonra Allah'a hamdü senada bulundu ve şöyle dedi:
"Şimdi siz çeşitli ülkelerden Aziz ve Celil olan Allah'a misafir olarak geldiniz. Allah'ın da misafirlerine ikramda bulunması haktır. Siz, Allah katındaki şeyleri talep ediyorsanız bilin ki, Allah katındaki şeyleri talep eden kimse, asla ziyana uğramaz. Söylediklerinizi fiilinizle doğrulayın. Çünkü fiil söze sahiptir, niyetiniz dürüst olsun. Kalblerinizi temiz tutun, öncelikle şu günlerinizde Allah'a karşı gelmekten sakının ve bu günler, günahların affedildiği günlerdir. Siz ne ticaret, ne de dünya malı taleb etmek için buraya gelmiş değilsiniz."
Böyle dedikten sonra telbiye getirdi. Onunla birlikte insanlar da telbiye getirdiler. O günkü kadar çok ağlayan kimse görmedim.»
Hasan b. Süfyan, Vehb b. Keysan'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Abdullah b. Zübeyr'e şu öğütleri içeren bir mektub gönderildi:
"Takva sahibi kimselerin bazı alametleri vardır. Onlar, bu alametlerle tanınırlar ve bu alametleri onlar kendi nefislerinde de bilip tanırlar. Sözü edilen alametler şunlardır: Konuşurken doğru konuşmak, emaneti sahibine teslim etmek, öfkeyi yutmak, belaya sabretmek, kazaya razı olmak, nimetlere şükretmek, Kur'ân'm hükmüne boyun eğmek.
Günler pazar yeri gibidir. Orada sarfedilen şeyler, insana tekrar başka yollarla geri döner. Eğer orada hak sarfediLmezse, tekrar sahibine döner ve hak sahipleri ona gider. Eğer orada bâtıl sarfedilmişse, o tekrar sahibine döner ve bâtıl ehli kimseler de o adamın yanına giderler."
Ebu Muaviye, Vehb b. Kuysa'mn şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Abdullah b. Zübeyr'in barış yaparken ne bir sultan otoritesinden korktuğu için, ne de ona yaltaklandığı için barış yaptığını görmedim. Şamlılar, bu gibi isnatlarda bulunarak Abdullah b. Zübeyr'i ayıplıyorlardı ve ona: "Ey iki kuşaklının oğlu" diyorlardı. Annesi Esma da Abdullah'a şöyle diyordu: "Ey oğulcuğum! Onlar seni benim iki kuşaklı olmamdan ötürü ayıplıyorlar. Aslında benim bir kuşağım vardı. Onu ikiye böldüm, birini Rasülullah (s.a.v.)'m Ebu Bekir'le birlikte Medine'ye hicret yoluna çıktığı zaman sofrası yaptım, diğeriyle de kırbasının ağzını bağladım."
Kendisini, "İki kuşaklı kadının oğlu" diye ayıpladıkları zaman Abdullah b. Zübeyr şöyle diyordu: "Vallahi bu Öyle bir şikayettir ki, utancı senden zahir olmaktadır." Doğrusunu noksanlıklardan münezzeh olan yüce Allah daha iyi bilir.
Hicretin yetmişüçüncü senesinde Mekke'de Abdullah b. Zübeyr'le birlikte öldürülen diğer meşhur şahsiyetler ise şunlardır.

