El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Muaviye'nin Biyografisi Ve Menkıbeleri

Muayiye'nin soy kütüğü şöyledir: Muaviye b. Ebi Süfyan Sahr b. Harb b. Ümeyye b. Abdişems b. Abdimenaf b. Kusayel-Kureşi el-Ümevi Ebu Abdurrahman, Mü'minlerin dayısıdır. Alemlerin Rabbi'nin Rasû-lünün vahiy katibidir. …

Muayiye'nin soy kütüğü şöyledir: Muaviye b. Ebi Süfyan Sahr b. Harb b. Ümeyye b. Abdişems b. Abdimenaf b. Kusayel-Kureşi el-Ümevi Ebu Abdurrahman, Mü'minlerin dayısıdır. Alemlerin Rabbi'nin Rasû-lünün vahiy katibidir. Anası, Hind binti Utbe binti Rabia binti Abdi-şems'dir. Muaviye, Mekke fethi esnasında Müslüman oldu. Rivayete göre Muaviye şöyle demişti:"Ben Umretü'1-Kaza esnasında Müslüman oldum. Ancak Müslümanlığımı babamdan gizledim. Sonra o, İslâm'a girdiğimi anlayınca bana şöyle dedi:"İşte kardeşin Yezid, senden daha hayırlıdır, kendi milletinin dininden ayrılmadı." Ama ben babamın böyle demesine aldırmadım. Umretü'1-Kaza esnasında Rasûlullah (s.a.v.) Mekke'ye geldi, ben onu tasdik etmiştim. Mekke fethi esnasında geldiğinde ben Müslümanlığımı açığa vurdum. Rasûlullah'ın yanma gittim, o bana merhaba dedi, ben de onun yanında vahiy katipliği yaptım.

Vakidî dedi ki: Muaviye, Rasûlullah'la birlikte Hüneyn gazvesinde hazır bulundu. Rasûlullah, ona 100 deve ve kırk okiye altın verdi. Bu altınları Bilal tarttı. Muaviye, Yemame harbine katıldı. Bazılarının iddiasına göre Müseyleme'yi öldüren de odur. îbn Asakir böyle demiştir. Belki de Müseyleme'yi öldüren kimseye yardımcı olmuştur. Aslında Müseyleme'yi öldüren Vahşi idi. Ebu Dücane Simak b. Hareşe de ona kılıç darbesini indirmişti. Muaviye'nin babası, Kureyş Önderi erindendi. Bedir savaşından sonra yalnız başına liderlik yaptı. Müslüman olduktan sonra İslâmiyet'i güzelce yaşadı. Çok önemli faaaliyetlerde bulundu. Yermük savaşından önce ve sonra yararlı faaliyetlerde bulundu. Muaviye, Rasûlullah (s.a.v.)'a sahabe oldu. Onun yanında vahiy katipliği yaptı. Ondan birçok hadis rivayet etti. Rivayet ettiği hadislerin çoğu, Buharî ve Müslim'in sahihlerinde, sünen ve müsnedlerde yer almaktadır. Sahabe ve tabiilerden bir topluluk ta ondan hadis rivayet etmiştir. Ebu Bekir b. Ebu'd-Dünya dedi ki:"Muaviye, uzun boylu, beyaz tenli, yakışıklı bir kimse idi. Güldüğünde üst dudağı geriye doğru katlanırdı. Muaviye kına yakardı."

Muhammed b. Yezid el-nEzdî, Ebu Abdi Rabb'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:"Muaviye'nin sakalını sarıya boyadığını, tıpkı altın rengine büründüğünü gördüm."

Ebu Abdi Rabb'dan başkası demiş ki:"Muaviye, uzun boylu, beyaz tenli, alnı düz bir kimse idi. Saçı sakalı ağarmıştı. Saç ve sakalını kına ve inersin yaprağını andıran bitki ile boyardı. Ömrünün son zamanlarında bunadı. Mantıkî olmayan sözler söylemeye başladı. Yüzünü örter ve şöyle derdi:"Benim için afiyet duası yapan kula Allah rahmet etsin. En güzel çağımda vuruldum. Eğer Yezid'e tutkun olmasaydım doğru yolumu bulurdum." Muaviye, yumuşak huylu, ağır ve insanlar arasında sözüne uyulan bir liderdi. Cömert, adaletli ve şehamet sahibi bir kimse

Medainî, Salih b. Keysan'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:"Arapla-rın ileri görüşlü adamlarından biri küçük yaşta iken Muaviye'yi görmüş ve onun için şöyle demişti:"Öyle inanıyorum ki bu çocuk, kendi kavmine lider olacaktır." Adamın böyle demesi üzerine de Hind şöyle demişti: Eğer sadece kendi kavmine liderlik yapacaksa anası onu kaybetsin."

Şafii, Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:"Hind'i Mekke'de gördüm. Yüzü sanki ay parçası idi. Arkasında olan bir adam da, oyun oynamakta olan bir çocukla beraber oturmaktaydı. Adam geçti, Muaviye'ye baktı ve şöyle dedi: "Şu çocuğun yaşadığı takdirde kavmine lider olacağını şimdiden görüyorum." Adamın böyle demesi üzerine Hind de şöyle dedi:"Eğer sadece kavmine liderlik edecekse, Allah onu şimdiden öldürsün." İşte sözünü etiğimiz çocuk, Muaviye b. Ebu Süfyan'dır."

Muhammed b. Sa'd, Ali b. Muhammed b. Abdillah b. Ebi Seyf in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Günün birinde Ebu Süfyan, küçük yaştaki Muaviye'ye baktı ve karısı Hind'e şöyle dedi:"Doğrusu benim bu oğlum, başı büyük bir çocuktur ve kavmine lider olmaya layıktır."

Kocası Ebu Süfyan'm böyle demesi üzerine Hind de şöyle dedi:"Sa-dece kavmine mi liderlik edecek? Eğer bütün Araplara liderlik yapmazsa şimdiden ölüp yok olsun!" Hind, küçük yaştaki Muaviye'yi kucaklar ve şöyle derdi:

"Doğrusu benim oğlum asildir, kerem sahibidir. Ailesi arasında sevimlidir, yumuşak huyludur. Kötü huylu, kötü sözlü ve alçak değildir. Kendisinden utanç duyulan, sıkıntı verici bir kimse de değildir. Kaya gibidir. Beni Fihir'dendir, onlara liderdir. Kendisi hakkında beslenen umutlara muhalefet etmez. Hayal kırıklığına uğratmaz."

Hz. Ömer, Ebu Süfyan oğlu Yezid'i Şam'a vali tayin ettiği zaman Muaviye ona gitti. Ebu Süfyan da Hind'e şöyle dedi:

- Nasıl, gördün mü? Senin oğlun, benim oğlumun emri altına girdi?

- Eğer Arapların süvarileri sarsılır ve sıkıntılı hal meydana gelirse 0 zaman benim oğlum karşısında senin oğlunun durumunu anlarsın. Ebu Süfyan oğlu Yezid, on küsur sene sonra vefat edip de ulak vefat hacrini kendisine getirdiğinde Hz. Ömer, ulağı tekrar Şam'a göndererek ölen kardeşi Yezid'in yerine Muaviye'nin Şam valisi tayin edildiğini bildirdi. Daha sonra da oğlu Yezid'in vefatı sebebiyle Ebu Süfyan'a taziyet-lerini bildirdi. Ebu Süfyan da sordu:

- Ey mü'minlerin emiri, Yezid'in yerine kimi vali tayin ettin? —Kardeşi Muaviye'yi tayin ettim. — Ey mü'minlerin emiri, akrabalık bağlarını gözettin. Hind'de göndermiş olduğu mektubunda Muaviye'ye şöyle dedi: "Allah'a yemin ederim ki ey oğulcuğum! Hind gibi bir kadının senin gibi bir evlat doğurması çok nadirdir. Bu adam (Hz. Ömer), seni bu valilik görevine tayin etti. Sen de hoşuna giden ve gitmeyen her hususta ona itaat et." Babası Ebu Süfyan da Muaviye'ye şöyle dedi; "Ey oğulcuğum! Şu Muhacirler topluluğu bizi geçip geride bıraktılar. Onların bizden önce İslâm'a girişleri derecelerini yükseltti. Allah ve Rasûlü katında da onları kıdemli yaptı. İslâm'a geç girişimiz bizi geride bıraktı. Onlar, lider ve önder oldular; biz ise, onlara tabi olduk. Seni önemli bir işe tayin ettiler. Onlara muhalefet etme. Sen bir süreye kadar valilik yapacaksın. Elinden geldiği kadar gayret sarfet. Eğer görevini hakkıyla ifa edersen bu görevi senden sonrakilere miras olarak bırakırsın."

Muaviye, Hz. Ömer ve Hz. Osman'ın halifelikleri döneminde Şam'da valilik görevim sürdürdü. Hicretin yirmi yedinci senesinde Kıbrıs adasını fethetti. Hicretin altmışıncı senesine yakın bir zamanda Müslümanları oraya yerleştirdi. Müslümanlar da onun zamanında ve ondan sonraki dönemlerde Kıbrıs ta yaşadılar. Muaviye'nin zamanında Bizans ve Frank topraklarında fetih ve cihad devam etti. Hz. Ali ile aralarındaki savaşlar meydana gelince fetihlere son verildi. Ne o, ne de Hz. Ali o dönemde fütuhat yapamadılar. Bizans hükümdarı onu korkutup sindirdikten sonra Şam topraklarına göz dikti. Askerleri, Muaviye'nin topraklarına saldırdı. Hz. Ali ile savaşmakta olduğunu görünce büyük askeri birliklerle Şam topraklarına saldırdı. Oraya göz diktiğini gören Muaviye, ona şöyle bir mektup gönderdi:

"Ey mel'un! Allah'a yemin ederim ki, eğer bu saldırılarına son verip-te ülkene geri dönmezsen, amcamoğlu ile barışır ve seni bütün topraklarından kovarım. Bütün genişliğine rağmen yeryüzünü sana zindan edip daraltırım."

Bunun üzerine Bizans hükümdarı korktu.Geri çekildi ve barış için Muaviye'ye adam gönderdi. Hakem olayından ve Muaviye'nin Hasan'la barışmasından sonra yönetim tamamen Muaviye'nin eline geçti.Bütün halk, hicretin kırk dördüncü senesinde Muaviye'ye bey'at etti. Nitekim bunu önceki kısımlarda da anlatmıştık. Hicri kırk birinci seneden Muaviye'nin vefat senesi olan hicri altmışıncı seneye kadar yönetim müstakil olarak Muaviye'nin elinde kaldı. Düşman ülkelerine cihada gidildi. Allah'ın kelimesi yüceltildi. Çevre ülkelerin hepsinden Muaviye'ye ganimetler geliyordu. Müslümanlar, onun yönetiminde rahat ve adalet içinde barışık ve afiyetli olarak yaşıyorlardı. Sahih-i Müslim'de İbn Ab-bas'tan rivayet olunduğuna göre Ebu Süfyan, Rasûlullah (s.a.v.)'a şöyle

demiştir:

- Ya Rasûlallah, bana üç şeyi ver.

- Olur.

- Beni komutan yap ki, daha önce Müslümanlarla savaştığım gibi

şimdi de kafirlerde savaşayım.

- Olur.

- Muaviye'yi de yanında katip yap.

- Olur.

Ebu Süfyan'm üçüncü isteği de diğer kızı Azze'yi Rasûlullah'la ev-lendermekti. Bunu sağlamak için de kızı ve Rasûlullah'm zevcesi Üm-mü Habibe'den yardım istedi. Ancak Rasûlullah (s.a.v.), onun bu isteğine karşı:"Azze ile evlenmek bana helal olmaz." dedi. Bu konuyu ayrı bir ciltte anlattık. İmamların bu husustaki kavillerini ve bu evliliğin imkansızlık sebeplerini naklettik. Alllah'a hamdolsun. Kısaca anlatmak istediğimiz şudur ki Muaviye, Rasûlullah (s.a.v.)'ın yanında katiplik yapan vahiy katipîerindendi. İmam Ahmed, Müslim ve Hakim, İbn Ab-bas'm şöyle dediğim rivayet etmişlerdi:"Ben diğer çocuklarla birlikte oynamaktaydım. Bir de baktım ki Rasûlullah (s.a.v.) geliyor. Ben: "Mutlaka benim için geliyor." dedim ve kapının arkasına gizlendim . Gelip bir iki adım attı ve beni buldu. Sonra da: "Git bana Muaviye'yi çağır." dedi. Muaviye, vahiy katipliği yapıyordu. Gidip onu çağırdım. Yemekte olduğunu söylediler. Rasûlullah (s.a.v.)'a gelip Muaviye'nin yemek yemekte olduğunu söyledim. O da: "Git onu çağır." dedi. ikinci kez gittim, onu çağırdım, yemek yemekte olduğunu söylediler. Durumu Rasûlullah (s.a.v.)'a bildirdim. Üçüncü kez gidip çağırdığımda yine aynı cevabı aldım, gelip durumu Rasûlullah (s.a.v.)'a anlattığımda o, Muaviye için:"Allah onun karnını doyurmasın." dedi. Gerçektende artık ondan sonra Muaviye'nin karnı doymadı.

Muaviye, hem dünyasında hem ahiretinde Rasûlullah'ın bu duasından yararlandı. Dünyadaki yararlanışı şöyledir: Muaviye, Şam'a vali olduğunda günde yedi kez yemek yerdi. Kendisine içinde bol miktarda et ve soğan bulunan bir yemek tabağı getirilir, o tabaktan yerdi, günde yedi kez et, tatlı ve bol miktarda da meyve yerdi. Sonra da: 'Vallahi doymadım. Ancak yemekten yoruldum, usandım." derdi. Bu nimet ve mideye bütün hükümdarlar rağbet e derler. Ahire tte bu duadan yararlamşı-na gelinCe Müslim, bununla ilgili olarak Rasûlullah (s.a.v.)'m şöyle dediğini nakletmiştir:"Allah'ım, ben sadece bir beşerim, herhangi bir kula sövmüş veya onu kırbaçlamış, veya ona haketmediği halde beddua et-mıŞ isem bunu onun günahlarına keffaret yap ve kıyamet gününde sana yaklaşmasına vesile kıl."

Müseyyeb b. Vadıh, îbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Cebrail, Rasûlullah (s.a.v.)'a gelip şöyle dedi: "Ya Muhammedi Mu-aviye'ye selam söyle ve ona iyi davran. Çünkü o, Allah'ın kitabım ve vahyini yazmak hususunda güvenilir bir kimsedir. O, ne güzel güvenilir bir katiptir."

Hz. Ali ve Cabir b. Abdullah'tan rivayete göre Rasûlullah (s.a.v.), Muaviye'yi yanma katip olarak alma hususunda Cebrail'e danıştı. Cebrail de şöyle dedi: "Onu yanma katip olarak al, çünkü o, güvenilir bir kimsedir."

Ebu'l- Kasım et-Taberanî, Hz.Aişe'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Rasûlullah, Ummü Habibe'nin evinde iken kapı vuruldu. Rasûlullah (s.a.v.): "Bak bakalım kimmiş bu kapıyı vuran?" deyince: "Muavi-ye'dir." dediler. Rasûlullah (s.a.v.)'da: "İçeri girmesine izin verin" dedi. Muaviye kulağının arkasında bir kalem olduğu halde içeri girdi. Rasûlullah (s.a.v.), ona şöyle dedi:

- Ey Muaviye, şu kulağının arkasındaki kalem de ne? —Bu, Allah ve Rasûlü için hazırladığım bir kalemdir. —Allah, peygamberinden sana hayır mükafat versin. Vallahi ben sadece Allah'tan gelen bir vahiy üzerine seni yanıma katip yaptım. Yaptığım büyük küçük her iş mutlaka ilahi vahye dayalıdır. Ne dersin Allah, sana bir gömlek giydirirse (seni halife yaparsa) iyi olur mu ? Ümmü Habibe, kalkıp Rasûlullah'ın önünde oturdu ve şöyle dedi:

- Ya Rasûlallah, Cenâb-ı Allah, Muaviye'ye gömlek mi giydirecek? —Evet, yalnız onda bazı şeyler var.

- Allah'ım, ona hidayet nasib et ve onu kötülüklerden uzak tut. .Dünya ve ahirette onu bağışla."

Ebu Hüreyre, Enes ve Vasile b. Eska 'dan rivayet olunduğuna göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:"Güvenilir kimseler üçtür: Cebrail, ben ve Muaviye."

İbn

Abbas'tan

rivayet

olunduğuna

göre

Rasûlullah

(s.a.v.)

şöyle

buyurmuştur:"Güvenilirleryedidir:Kalem, Levh, İsrafil, Mikail, Cebrail, ben ve Muaviye:" Bu, önceki hadisten daha münker ve senet bakımından da ondan daha zayıftır.

İmam Ahmed b. Hanbel, İrbad b. Sariye es-Sülemî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: Rasûlullah (s.a.v.)ın ramazan ayında bizi sahura çağırdığını ve: "Mübarek yemeğe gelin." dediğini, sonra da şöyle dua ettiğini işittim: "Allah'ım, Muaviye'ye kitab ve hesabı öğret ve onu azaptan koru."

Bişr es-Sirrî"nin rivayetine göre Rasûlullah, ona şu duayı da yap-mıştır:"Onu Cennet'e koy." Eşheb, Mesleme'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Adamın biri, Muavjye'nin yemek yemekte olduğunu gördü ve Anır b. As'a şöyle dedi: "Doğrusu şu senin amcanoğlu çok yemek yiyi-vor " Böyle diyen adama cevaben Amr b. As şöyle dedi:"Ama ben sana Rasûlullah (s.a.v.)'m şöyle dediğini işitmiş olduğumu söylüyorum: "Allah'ım Muaviye'ye kitabı öğret, beldelerde onu hüküm sahibi yap ve onu azaptan koru."

Taberanî, Abdurrahman b. Ebi Umeyre el-Müzenf nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Rasûlullah (s.a.v.)'m Muaviye için şöyle dediğini işittim:" Allah'ım, onu hidayete eren ve hidayete ulaştıran bir kimse kıl, onu doğru yola eriştir. Onun vasıtasıyla da insanları doğru yola eriştir."

Tirmizî, Ebu İdris el-Holanî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:Hz. Ömer, Ümeyr b. Sa'd'ı Şam valiliğinden azledilip yerine Muaviye'yi vali olarak atağında insanlar dediler ki: "Ömer, Ümeyr'i azletti, yerine Muaviye'yi atadı." Bunun üzerine Hz. Ömer şöyle dedi:"Muaviye'den sadece iyilikle bahsedin. Zira ben, Rasûlullah (s.a.v.)'ın onun hakkında şöyle buyurduğunu işittim:"Allah'ım, onun vasıtasıyla insanları hidayete erdir."

Bunu sadece Tirmizî rivayet etmiştir. Garip bir hadis olduğunu söylemişlerdir. Amr b. Vakid ise, zayıf bir hadis alduğunu ifade etmiştir. Bence bu hadis, Hz. Ömer'in rivayetidir. Doğrusu şudur ki Hz. Ömer, onu vali olarak atama gerekçesini açıklarken şöyle demiş tir ^'Muaviye'yi sadece hayırla anın." Bunu Hişam b. Ammar'm şu rivayeti de takviye etmektedir: İbn Ebu Said bana dedi M: Babam, Hz. Ömer'in Muaviye b. Ebi Süfyan'ı Şam'a vali olarak atadığını anlatıyordu. İnsanlar o zaman demişlerdi ki: "Ömer, genç bir adamı vali olarak atadı." Hz. Ömer de kendini şöyle savundu:"Siz, Muaviye'yi genç yaşta vali olarak atamamdan ötürü beni suçluyorsunuz. Oysa ben, Rasûlullah (s.a.v.)'m onun hakkında şöyle buyurduğunu işttim:"Allah'ım, onu doğru yola eren ve doğru yola erdiren bir kimse yap. Onun vasıtasıyla insanları hidayete ilet."

Taberanî, Abdullah b. Büsr'ün şöyle dediğini rivayet etmiştir: Rasûlullah (s.a.v.), bir iş için Ebu Bekir ile Ömer'e danıştı. Onlara: "Bana fikrinizi söyleyin." dedi. Onlar da: "Allah ve Rasûlü daha iyi bilir." dediler. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) "Muaviye'yi çağırın." dedi. Ebu Bekir ile Ömer de dediler ki: "Rasûlullah'tan ve Kureyşten olan bu iki adamda bu iş hakkında sağlam hüküm verme yeteneği yok mudur ki, Rasûlullah (s.a.v.) Kureyş'ten bir genci çağırttırıyor?" Ancak Rasûlullah (s.a.v.), ısrar edip: "Bana Muaviye'yi çağırın." dedi. Muaviye çağrıldı. Gelip Rasûlullah'ın huzurunda durduğunda Rasûlullah (s.a.v.), onun için cemaate şöyle tavsiyede bulundu:"Muaviye'yi işinizde hazır bulundurun, onu kendinize şahit yapın. Çünkü o, güçlü ve güvenilir bir künsedir."Bazı rivayetlerde şu ilave de vardır."İşinizi ona yükleyin." Bu arada îbn Asakir, Muaviye'nin fazilet ve üstünlüklerine dair birçok hadis rivayet etmiştir ki onları burada zikretmedik. Sadece bu konudaki sahih ve hasen hadisleri nakletmekle yetindik. Mevzu ve münker hadisleri kale almadık, tbn Asakir, Muaviye'nin fazileti ile ilgili olarak İbn Abbas'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir:"Muaviye, Müslüman oluşun-°dan itibaren Peygamber (s.a.v.)'e katiplik yaptı." İrbad'dan rivayet olunduğuna göre Peygamber (s.a.v.), Muaviye için şöyle dua etmiştir: "Allah'ım, ona kitabı öğret."

İbn Ebu Ümeyre'den rivayet olunduğuna göre Rasûlullah (s.a.v.), Muaviye için şöyle dua etmiştir:" Allah'ım, onu hidayete eren ve erdiren bir kimse yap."

Buharî, "Menakib" kitabında Muaviye b. Ebi Süfyan'dan bahsederken İbn Ebi Müleyke'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:"Muaviye, yanında İbn Abbas'ın azatlısı bulunduğu halde yatsıdan sonra bir rekathk vitir namazı kıldı. Azatlısı, İbn Abbas'ın yanma döndüğünde: "Muaviye, yatsıdan sonra bir rekathk vitir namazı kıldı." deyince, îbn Abbas azatlısına şöyle cevap verdi:"Onu bırak. Çünkü o, Rasûlullah (s.a.v.)'a saha-belik yapmıştır."

İbn Ebi Meryem, îbn Ebi Müleyke'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "İbn Abbas'a denildi ki:"Mü'minlerin emiri Muaviye hakkında ne dersin? O sadece bir rekathk vitir namazı kıldı?" İbn Abbas ta şu cevabı verdi: "İsabet etmiştir.Çünkü o fakihtir."

Amr b. Abbas, Ebban tarikiyle Muaviye'nin şöyle dediğini rivayet et-miştir:"Siz ikindi namazından sonra iki rekat namaz kılıyorsunuz.Biz, Rasûlullah (s.a.v.)'m sahabesi idik. Onun bu iki rekatı kıldığını görmedik. Hatta o, ikindi namazından sonra namaz kılınmasını yasaklardı."

Buharî, bu rivayetinden sonra Hind binti Rabia'dan bahseder. Şöyle ki: Abdan, Hz. Aişe'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Ebu Süfyan'm karısı Hind binti Utbe, Rasûlulİah (s.a.v.)'m yanına gelip şöyle dedi:

- Ya Rasûlallah, yeryüzünde senin oba halkın kadar alçalmalarını istediğim başka bir oba halkı yoktu.

- Nefsim kudret elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki öyleydi.

- Ya Rasûlallah, Ebu Süfyan cimri bir adamdır. Geçimlerinden sorumlu olduğum çocuklarımız için onun malından almamda bir sakınca varmıdır?

- Hayır, meşru ölçüde almanda bir sakınca yoktur."

Rasûlullah (s.a.v.)'m Hind'e hitaben: "Nefsim kudret elinde bulunan zata yemin ederim ki öyleydi." derken Hind ve ailesi ile bütün kafirlerin küfür halinde alçalmalarım istediğini kasdetmiştir. Onlar, Müslüman olduklarında Rasulllah (s.a.v.) yücelmelerini istedi. Allah da onları yüceltti.

İmam. Ahmed b. Hanbel, Amr b Yahya b. Said'in şöyle dediğim rivavet etmiştir: "Dedemin şöyle dediğini işittim: Muaviye, Ebu Hürey-re'den sonra ibriği aldı ve Rasûlullah'ı takip etti (o esnada Ebu Hüreyre rahatsız olduğu için ibriği götürememişti.). O esnada Muaviye, Rasûlullah'a abdest aldırıyordu. Abdest suyunu ellerine dökerken Rasûlullah (s.a.v.), başım bir veya iki kez kaldırıp Muaviye'ye şöyle dedi-" Ey Muaviye, eğer bir yönetimin başına, geçersen Allah'tan kork ve adaletli ol." Rasûl-ullah'm böyle demesi ile ilgili olarak Muaviye demiş ki- "Ben Rasûlullah (s.a.v.)'m bana öyle demesinden sonra mutlaka yönetimle imtihan edileceğime inanmıştım. Bu inancımı sürdürüyordum. Nihayet yönetim başına geçmekle imtihan edildim."

Galip el-Kattan, Hasan'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: Muaviye'nin hutbe îrad ederken şöyle dediğini işittim:

«Bir gün abdest alması için Rasûlullah (s.a.v.>'m eline su döktüm. Başını kaldırıp bana şöyle dedi:"Sen, benden sonra ümmetimin başına geçeceksin, başlarına geçtiğin zaman onların iyilik yapanlarının iyiliklerini kabul et. Kötülük yapanlarının da kötülüklerini bağışla."

Rasûlullah'm bana böyle demesinden sonra yönetime geçeceğimi ümid ettim.Bu ümidimi sürdümdüm. Nihayet şu makama erdim.»

Beyhakî, Muaviye'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Vallahi beni halifeliğe geçmeye, Rasûlullah (s.a.v.)'ın: "Eğer hükümdar olursan iyi davran." sözü sevk etmiştir."

İbn Asakir, Avf b. Malik el-Eşcaî'nin şöyle dediğini rivayet etmiş-tir:"Bir ara ben, Yuhanna kilisesinde uzanıp uyumuştum (o zaman burada namaz kılmıyordu.). Uykudan uyandığımda Önümdem bir aslanın geçmekte olduğunu gördüm. Acele ile kalkıp silahımı elime aldım, aslan bana dedi ki:

- Yavaş ol hele! Ben, sahibine tebliğ etmen için sana bir mesaj getirdim.

- Seni kim gönderdi?

- Beni, Allah sana gönderdi ki, Muaviye'ye selam söyleyesin ve onun cennetlik olduğunu kendine bildiresin.

- Muaviye kimdir?

- Ebu Süfyan'm oğlu Muaviye'dir."

Bu, çok gariptir.

- Muhammed b.Aiz, Zührî'ni şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Hz. Ömer, Cabiye'ye gelmişti. Şurahbil'i görevden aldı.Amr b. As'ı Mısır'a gitmek üzere komutan tayin etti. Şam'a da Ebu Ubeyde ile Yezid'i komutan olarak sevk etti.Sonra Ebu Ubeyde vefat etti. Yerine îyad b. Ga-nem geçti. Yezid de vefat etti. Yerine Muaviye geçti. Yezid'in vefatını Ebu Süfyan'a bildirerek taziyetini sunan Hz. Ömer, Ebu Süfyan'a şöyle eledi;

" Oğlun Yezid'in ölümüne sabret.

- Yezid'in yerine kimi tayin ettin?

- Muaviye'yi.

- Ey mü'minlerin emiri, akrabalık bağlarını gözettin."

Muaviye ile Umeyr b. Sa'd, Hz. Ömer'in vefatına kadar Şam'da kal-dılar.Allah onlardan razı olsun.Muhammed b. îshak dedi ki: Ebu Ubey-de, Amvas taununda vefat etti. Yerine Muaz geçti. Muaz da vefat edince yerine Ebu Süfyan oğlu Yezid geçti. O da vefat edince yerine kardeşi Muaviye geçti. Muaviye'nin valiliğini Hz. Ömer onayladı ve Amr b. A&\ da Filistin ile Ürdün'e vali olarak atadı. Muaviye'yi Şam, Baalbek ve Belka'ya vali olarak tayin etti. Sa'd b.Amir b. Cüzeymf yi de Humus'a vali olarak atadı. Sonra Şam'm tamamım Muaviye b. Ebi Süfyan'm idaresine verdi. Hz.Osman halifeliğe geçtiğinde Muaviye'yi şam valiliğinde bıraktı. İsmail b. Ümeyye dedi ki: Ömer, Muaviye'yi Şam vilayetinin tamamına vali olarak atadı. Ona seksen dinar aylık bağladı. Doğrusu şu ki; Şam vilayetinin tamamının valiliğini Muaviye'ye veren zat, Hz. Osman'dı. Hz. Ömer, onu Şam'ın bazı kazalarına vali yapmıştı.

Kavinin biri der ki: "Yezid'in ölümü sebebiyle-ki Yezid Hind'in oğlu değildi. -Ebu Süfyan'a taziyetlerini bildiren Hind'e denildi ki: Yezid'in yerine Muaviye vali tayin edildi. Bunun üzerine Hind, şöyle demişti:

- Muaviye, herhangi bir kimseye halef olacak adam mıdır? Allah'a yemin ederim ki, eğer bütün Araplar bir araya gelseler, sonra hep birlikte Muaviye'ye vursalar, o yine de bir taraftan çıkış yolu bulup kurtulur." Başkaları dediler ki: Hz. Ömer'in yanında Muaviye'den söz edildiğinde Hz, Ömer şöyle demişti:"Kureyş'in delikanlısını ve liderlerinin oğlunu bırakın. O öfke anında gülen kimse içindir ve ona ancak hoşnutlukla ulaşılabilir. Onun tepesinden vurulmaz, ancak ayak altından vurulur." İbn Ebi'd-Dünya'dan gelen bir rivayete göre Hz. Ömer, Şam'a geldiğinde Muaviye onu büyük bir kafile ile karşıladı. Hz. Ömer, ona yaklaştığında şöyle dedi:

- Şu kafilenin sahibi ve önderi sen misin?

- Evet, ey mü'minlerin emiri.

- Senin durumun işte budur. Ayrıca bana ulaşan haberlere göre ihtiyaç sahibi kimseler, senin kapında uzun müddet bekliyorlarmış. Onları içeri almıyormussun, niçin böyle yapıyorsun? Ben buradan, Hicaz beldesine yürümeni emrediyorum

- Ey mü'minlerin emiri, düşman casuslarının çokça bulunduğu bir mıntıkada bulunuyoruz. Onlara İslâmiyet'in ve Müslümanların onur ve üs tünlüğünü«göstermemiz ve bu sebeple onları korkutmam gerekiyor. Ama yine de emredersen bunu yaparım. Verdiğin emirleri yerine getirir, yasaklarından da uzak dururum.

- Ey Muaviye, senden ne sordumsa beni mutlaka dişlerin mafsalları arasında bırakır gibi oldun. Eğer söylediğin doğru ise, bu senin görü-

sündür. Eğer yanlışsa bu senin yaptığın bir hile ve tuzaktır.

- Ey mü'minlerin emiri, bana dilediğin emri ver.

- Sana ne emir veririm, ne de seni herhangi birşeyden yasaklarım.

Orada hazır bulunanlardan bir adam, Hz. Ömer'e şöyle dedi:

- Ey mü'minlerin emiri, şu adam kendisini soktuğun çıkmazlardan

ne güzel çıkış yolu bulunuyor?

- Böyle güzel çıkış yolları bulduğu için meşakkatlere sürüyoruz.

Başka bir rivayette anlatıldığına göre Muaviye, Şam'a gelişi esnasında Hz. Ömer'i karşılarken büyük bir kalabalıkla karşılamış, Abdur-rahman b. Avf ile birlikte Hz. Ömer bir merkebe binmişler iken onları farkında olmaksızın geçip geride bırakmıştı. Kendisine: "Mü'minlerin emirini geçtin, geride bıraktın" denildiğinde geri dönmüş, Hz. Ömer'i görünce de bineğinden inip yaya yürümeye başlamış ve yukarıda naklettiğimiz sözleri Hz. Ömer'e söylemişti. Bunun üzerine Abdurrahman b. Avf, Hz. Ömer'e şöyle demişti:

- Ey mü'minlerin emiri, bunu sürdüğün çıkmazlardan ne güzel çıkış yolu bulunuyor?

- İşte bu yüzden onu meşakkatli işlere sürdük.

"Zühd" adlı kitabta Abdullah b. Mübabek, Hz. Ömer'in azatlısı Es-lem'in şöyle dediğini rivayet etmiştir;"Muaviye bize geldi. O, çok parlak ve beyaz tenli idi. İnsanların en beyazı ve en yakışıklısı idi. Ömer'le birlikte hacca gitti. Ömer, onu seyrediyor ve onu beğeniyordu. Sonra parmağım Muaviye'nin sırtı üzerine koyuyor, sonra da bir ayakkabı ipi gibi kaldırıyor ve şöyle diyordu:

- Ne mutlu, ne mutlu! Şu halde biz, insanların en hayırhsıyız. Çünkü dünya ve ahiretin iyilikleri bize bir arada verilmiştir.

- Ey mü'minlerin emiri! Sana diyeceğim şu ki, biz güvercinlerin, bollukların ve şehvetlerin diyarmdayız.

- Sana diyeceğim şu ki, sen yiyeceklerin en güzeli ile kendi nefsini zevklendirip tatmin ediyorsun. Ve güneş sırtına vuruncaya kadar uyuyorsun. Oysa ihtiyaç sahipleri kapının gerisinde bekleşiyorlar. - Ey mü'minlerin emiri Uymam için bana emir ver. Zi Tuva mıntıkasına geldiğimizde Muaviye bir elbise çıkarıp giydi. Hz. Ömer, o elbiseden esans kokusu saçılmakta olduğunu hissetti ve şöyle dedi: Sizden bi-n nacca niyetleniyor ve yoksul olarak yola çıkıyor. Allah'ın beldeleri pasında en saygın bir belde olan Mekke'ye geldiğinde iki örtü çıkarıp ihram olarak onları üzerine geçiriyor. Sanki bu örtülere, esans sürülmüşte öylece giymişsin değil mi?

ah /Ben miHetimin ve aşiretimin yanına gelmek için bunları giydim. Allah'a yemin ederim ki, senin bana eziyetin hem burada hem de Şam'da dokunmuştur. Allah biliyor ki ben, bu konuda hayalı ve utangaç olmayı öğrenmi simdir.

Böyle dedikten sonra Muaviye, o esans sürülmüş elbiseleri üzerinden çıkardı ve ihramlarım giydi. Ebu Bekir b. Ebu'd-Dünya, Ebu Abdur-rahman el-Medenfnin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Ömer b. Hattab Muaviye'yi gördüğünde ona: "İşte bu Arapların Kisrasıdır." derdi."

Amr b. Yahya b. Said el-Ümevî, dedesinin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Muaviye, yeşil bir elbise giyinmiş olarak Hz. Ömer'in yanma gitti. Ashab ona baktı. Hz. Ömer, onun yeşil elbise giyinmiş olduğunu görünce kırbacını alıp Muaviye'nin üzerine yürüdü ve onu kırbaçlamaya başladı. Muaviye de: "Ey mü'minlerin emiri! Allah'tan kork, bana zarar verme." deyince Ömer oturduğu yere döndü, etrafındakiler de: "Ey mü'minlerin emiri, Muaviye'yi niçin dövdün? Oysa kavimde onun gibisi yoktur." dediler. Bunun üzerine Hz. Ömer, şu cevabı verdi. 'Vallahi ben ondan sadece iyilik gördüm. Ondan sadece iyilik duydum. Eğer onun hakkında bana başka şeyler söylenmiş olsaydı, zaten bu gördüğünüzden daha başka davranırdım. Onu daha fazla kırbaçlardım. Ama ben onu bu halde görünce üzerindeki kibir ve gururu kırmak istedim."

Ebu Davud, Ebu Meryem el-Ezdî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Muaviye'nin yanma gittim. Beni görünce: "Ey falanın babası, seni görmek ne güzel!" dedi. Ben de kendisine şöyle dedim: "Sana duyduğum bir hadisi nakledeyim. Ben, Rasûlullah (s.a.v.)'m şöyle dediğini işittim: "Cenâb-ı Allah, bir kimseyi Müslümanların idaresinin başına getirirde o kimse Müslümanların ihtiyaçlarına alaka göstermez ve onları yoksullukları ile başbaşa bırakırsa, Cenâb-ı Allah ta onun ihtiyacına alaka göstermez ve onu yoksulluğu ile başbaşa bırakır."

Bu hadisi duyduktan sonra Muaviye, insanların ihtiyaçlarına alaka göstermesi ve gerekeni yapması için bir adam görevlendirdi.

İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Miclez'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Muaviye, halkın karşısına çıkınca ona hürmeten ayağa kalktılar. O da şöyle dedi: Ben, Rasûlullah (s.a.v.)'ın şöyle dediğini işittim:

"Bir kimse insanların kendisine hürmeten ayağa kalkmalarından hoşlanırsa Cehennem'deki yerini hazırlasın." Başka bir rivayette de şöyle denilmektedir: "Muaviye, îbn Amir ile İbn Zübeyr'in yanma gitti, îbn Amir, hürmeten ayağa kalktı. Ama İbn Zübeyr kalkmadı. Bunun üzerine Muaviye, İbn Amir'e şöyle dedi: Otur. Çünkü ben, Rasûlullah (s.a.v.)'m şöyle dediğini işittim:

"Bir kimse, kulların kendisi için ayağa kalkmalarından hoşlanırsa Cehennem'deki yerini hazırlasın." Ebu Davud, Muaviye'den rivayet etti ki, Rasûlullah (s.a.v.), kendisine şöyle demiştir:

"Sen insanların ayıplarını araştırırsan onları ifsad edersin (veya onları ifsada yaklaştırırsın.)." Bu sözü Muaviye,Rasûlullah'tan işitti. Allah, onu bu sözle faydalandırdı. Yani Muaviye güzel bir yaşantı sürdü-

rüp bağışlayıcı oldu. Güzelce affederdi, insanların ayıplarını örterdi. Allah ona rahmet etsin.

Buharı ve Müslim'in sahihlerinde Muaviye'den rivayet edildi ki, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Allah, bir kimsenin iyiliğini isterse, onu dinde fakih kılar. Doğrusu veren Allah'tır. Ben paylaştırıyorum. Ümmetimden bir grup sürekli hak üzerinde bulunacaklardır. Onları yardımsız bırakanların ve onlara muhalefet edenlerin onlara bir za-" ran ulaşm ayacaktır. Onlar bu halde hak üzere iken nihayet Allah'ın emri gelecektir."

Muaviye, bu hadisi hutbesinde insanlara okudu. Sonra şöyle dedi: İşte Malik b. Yuhamir, Muaz'dan rivayet ediyor ki, kendileri Şam'da iken Rasûlullah (s.a.v.) bu hadis ile Şamlıları Iraklılara karşı savaşmaya teşvik etmiştir. Şamlılar, kendilerine muhalefet edenlere karşı muzaffer olan gruptur.

Muaviye böyle demekle, Iraklılara karşı savaş veren Şamlıların doğru yolda olduklarını isbatlamaya çalışıyordu.

Leys b. Sa'd dedi ki: "Muaviye, Ömer'in halifeliği zamanında hicri on dokuzuncu senede Kayseriyye'yi fethetti." Başkaları dediler ki: Muaviye, yönetiminin beşinci veya yedinci senesinde Kıbrıs'ı fethetti, hicretin yirmi sekizinci senesinde Hz. Osman zamanında fethettiğini söyleyenler de vardır.

Muaviye, Şam'da vali olduğu zamanlarda yani hicretin otuz ikinci senesinde İstanbul boğazına gaza için gitti.

Hz. Osman, Şam'ın bütün yönetimini ona (Muaviye) verdi. Aslında Şam'ın bütün yönetimini Muaviye'ye veren zatın, Hz. Ömer olduğuna dair zayıf bir rivayet de vardır. Doğrusu, ona Şam'ın bütün yönetimini veren Hz. Osman'dır. Muaviye, Ebu Derda'dan sonra Fudale b. Ubeyd'i Şam kadılığına tayin etti. Hz. Osman'ın şehadetinden sonra Hz. Ali ile Muaviye arasında ictihad farla meydana geldi. Bu sebeple de -Önceki kısımlarda anlattığımız gibi- aralarında savaş oldu. Hz. Ali'nin içtihadı doğru idi. Muaviye ise cumhur-u ulemâya göre yanlış ictihad yapmıştı. Selef ve halef uleması, bu hususda ittifak etmişlerdir. Savaşan Iraklıların da, Şamlıların da; yani Hz. Ali taraftarlarının da, Muaviye taraflarının da Müslüman olduklarına sahih hadisler şahadet etmişlerdir, Nitekim sahih bir hadiste şöyle denilmektedir:

"Müslümanlardan hayırlı bir nrkaya karşı bir grup kimse dinden çıkarak isyan edecektir. O asileri, bu iki gruptan Hakk'ka en yakın olan öldürecektir. Dinden çıkanlar Haricilerdi. Onları, Hz. Ali ve arkadaşları öldürdüler. Sonra Hz. Ali de öldürüldü ve hicretin kırk birinci senesinde Muaviye yönetime tek başına hakim oldu. Muaviye, her sene iki kez Bizans'a gazaya giderdi. Yazın bir kez, kışın da bir kez gaza ederdi.

Kavminden bir adama emir verir, o adam da gidip insanlara hac ettirirdi. Kendisi de hicretin ellinci senesinde hac ettirdi. Oğlu Yezid, hicretin ellibirinci senesinde insanlara hac ettirdi. Kendisi daha sonra Bizans ülkesine büyük bir sahabe topluluğu ile birlikte gazaya gitti, İstanbul'u kuşattı, bu gaza ile ilgili olarak sahih bir hadiste şöyle denilmiştir:

"Kostantiniyye'ye gazaya gidecek ilk ordunun askerleri bağışlanmıştır."

Vekî, Ebu Salih'i şöyle dediğini rivayet etmiştir: Çölde develerini şarkı söyleyerek süren bir adam, Hz. Osman'ın öldürüleceğini şöyle ifade ediyordu:

"Osman'dan sonra emir, Ali'dir. Zübeyr'de de beğenilecek bir halef-lik vardır."

Ka'b dedi ki: "Osman'dan sonra halife, doru katırın sahibi Muavi-ye'dir."

Muaviye de ona şöyle dedi: "Ey Ebu İshak, sen böyle diyorsun ama Ali, Zübeyr ve Muhammed (s.a.v.)'ın diğer sahabeleri buradadırlar. Ben nasıl halife olabilirim." Ka'b da ona şöyle cevap verdi: "Sen de Muhammed (s.a.v.)'m sahabesi ve halifesisin."

Seyf, Beni Esed kabilesinden bir adamın şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Osman'ın halifeliği zamanında çölde devesini gütmekte olan bir adam, şu şiiri söylemişti:

"Osman'dan sonra emir Ali'dir. Zübeyir'de de beğenilecek bir halef-lik vardır." Muaviye bu şiiri duyduktan sonra halifeliğe hep ümitlendi."

Ka'b da dedi ki: "Sen yalan söylüyorsun ey şair, aksine Osman'dan sonra halife, doru katırın sahibi Muaviye'dir."

Muaviye, bu konuyu Ka'b'la konuştu. Ka'b, ona şöyle dedi: "Evet, Osman'dan sonra emir sensin ama vallahi sen benim bu sözümü yalanlamadıkça halifelik makamına ulaşamayacaksın."

Bu söz, Muaviye'nin kalbine tesir etti.

İbn Ebi Dünya, Ebu Harun'dan rivayet etti ki, Hz. Ömer şöyle demiştir:

"Sakın benden sonra ayrılığa düşmeyesiniz, eğer ayrılığa düşerseniz bilesiniz ki Muaviye Şam'dadır ve bilesiniz ki siz görüşünüzü ona havale edersiniz, o zor kullanarak başa geçecektir."

İbn Asakir, Amir eş-Şabî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: Hz, Ali, Siffin vak'asından önce Cerir b. Abdullah el-Becelî'yi Muaviye'ye gönderdi. Hz. Ali, o zaman Şam'a hücum etmeye niyetlenmiş, bunun için de asker toplamıştı. Muaviye'ye gönderdiği mektubunda, Muaviye'nin kendisine bey'at etmesi gerektiğim, çünkü Muhacirlerle Ensâr'm da kendisine bey'at etmiş olduğunu, şayet bey'at etmezse kendisine karşı Allah'tan yardım dileyip savaşacağını ve Osman'ın katilleri hususunda fazlaca konuştuğunu, kendisinin de diğer insanlar gibi bey'at etmesi gerektiğini, sonra da halkı kendisine karşı hakem tayin etmesini, onu ve hakemleri Allah'ın kitabına havale edeceğim uzun uzadıya anlatıyor-

Muaviye, bu mektubu yanında bulunanlara okudu. Cerir de kalkıp söyle dedi: "Ey Muaviye! Ali'ye itaat et, enirini dinle. Ona muhalefet etmekten ve inatçılıktan uzak dur. İnsanlar arasına fitne düşürme ki bu yüzden insanlar birbirlerine kılıçla saldırmasınlar."

Muaviye, Şamlıların görüşünü alması için kendisine süre tanıma sini istedi. Aradan bir süre geçtikten sonra Muaviye, tellalı vasıtası ile duyuru yaptırdı ve insanların namaz için toplanmaların ilan ettirdi. İnsanlar camide toplandığında Muaviye'nin minbere çıkıp şöyle bir hutbe

irâd etti:

"İslâmiyet için rükünleri destek kılan Allah'a hamd olsun. îman için şeriatleri burhan kılan Allah'a hamd olsun. İmanın kandili sünnet te, mukaddes yerlerde yanmakta ve aydınlık saçmaktadır ki orasını Cenâb-ı Allah, Peygamber ve salih kulları için mahal kılmıştır ve yine Cenâb-ı Allah, o mukaddes diyara Şamlıları yerleştirmiş, orasını bir diyar olarak onlara seçmiştir. Orası da Şamlılardan memnundur. Çünkü Cenâb-ı Allah, gizli ilminde biliyordu ki Şamlılar, kendisine itaat edecekler ve bu hususta velilerine iyi davranacaklardır. Onun emirlerini yerine getirecekler, dinini ve yasaklarını koruyacaklardır. Sonra Cenâb-ı Allah, bunları bu ümmet için bir mizan kıldı. Hayır işlerinde onları ulu kimseler yaptı. Cenâb-ı Allah, bunlar vasıtası ile ahdi bozanları ahdi bozmaktan caydırır. Yine bunlar vasıtası ile mü'minlerin kalbleri-ni birbirine ısındırır, onları bir araya getirir, Müslümanların dağılan düzenini toparlaması ve bozulan işlerini düzeltmesi için Allah'ın yardımını diliyoruz.

Müslümanlar, daha önce birbirlerine yakın olup kalbleri birbirine ısınmış iken araları açıldı. Allah'ım! Uyuyanı uyandıran, fitneyi ayaklandıran, güvendeki kimseye ürküntü veren, kanlarımızı akıtmak ve yollarımızı korkulu hale getirmek isteyen kimselere karşı bize yardım et. Allah biliyor ki, biz onlara acı çektirmek, azab vermek, onların gizli hallerini açığa çıkarmak, ırzlarını payimal etmek istemiyoruz. Yalnız şu var ki, Cenâb-ı Allah, bize bir ikram ve üstünlük elbisesi Jpydirmiştr*. Biz seslerin yankısı devam ettiği, kırağılar yere damladığı, hidayet yolu bilindiği sürece bu şeref ve onur elbisesini üzerimizden çıkamayacağız ve yine biliyoruz ki onları bize muhalefete sürükleyen Şey, bizi çekemeyip kıskanmaları ve taşkınlıklarıdır. Onlara karşı Allah'ın yardımım "diliyoruz.

Ey insanlar! Siz de biliyorsunuz ki ben mü'minlerin emiri, Hattab °ğlu Ömer tarafından buraya tayin edilmiş bir valiyim. Yine mu minle-fin emiri Osman tarafından buraya tayin edilmiş bir valiyim. Ben ona k^rşı sizden bir kimseyi kışkırtmış değilim. Ben Osman'ın dostu ve amcası oğluyum. Velisiyim. Yüce Allah kitabında buyuruyor ki: "Haksız yere öldürülenin velisine bir yetki tanımışızdır." (ei-Isrâ, 33.)

Siz, Osman'ın haksız yere öldürüldüğünü elbette ki biliyorsunuz. Ben, onun öldürülmesi hususundaki düşüncelerinizi bana bildirmenizi istiyorum."

Şamlılar da hep birlikte: "Osman'ın öcününün alınmasını istiyoruz." dediler. Muaviye'nin çağrısına icabet edip ona bey'atlerini sundular, bu uğurda canlarını ve mallarım feda edeceklerini, ya Osman'ın öcünü alacaklarını, ya da bu hususta canlarım vereceklerini bildirip teminat verdiler.

Cerir, Muaviye'ye Şamlıların bey'at ettiğini görünce bundan hem korktu, hem de takdir etti. Muaviye, Cerir'e dedi ki: "Eğer Ali beni Şam ve Mısır valiliklerine tayin ederse, kendisinden sonra başkasına bey'at etmemem şartıyla kendisine bey'at ederim." Cerir de ona dedi ki: "Dilediğin şeyleri mektubla Ali'ye bildir. Ben de seninle beraber yazayım." Mektub yazıldı. Hz. Ali'ye ulaştı. Hz. Ali mektubu alıp okuyunca şöyle dedi: "Bu bir hiledir. Muğire b. Şube de ben Medine'de iken Muaviye'yi Şam'a vali olarak atamamı istemişti. Ancak ben onun bu isteğini kabul etmedim. "Saptıranları, hiçbir işte asla yardımcı edinmedim." (el-Kehb,51.)

Bundan sonra Hz. Ali, yanma gelmesi için Cerir'e mektub gönderdi. Cerir gelmedi. Bir de baktı ki, askerler karşısında toplanmışlar. Ordu teşkil edilmiş.

Muaviye, Hz. Osman'ın öldürülmesi esnasında uzlete çekilip Filistin'e yerleşen ve Hz. Osman tarafından Mısır valiliğinden azledilmiş olan Amr b. As'a mektub yazdı. Bazı işlerde fikrini almak üzere yanına gelmesini istedi, Amr b. As ta Muaviye'nin yanına geldi. Konuştular, fikir teatisinde bulundular. Netice de Ali'ye karşı savaşmaya karar verdiler.

Şam ve Mısır valiliklerini kendisine vermesi için Ali'ye mektub yazan Muaviye'nin Lu mektubu ile ilgili olarak Ukbe b. Ebi Muayt, Muaviye'yi kınayıcı, azarlayıcı ve taşlayıcı şöyle bir şiir söylemişti: "Ey Muaviye! Şam senin Şam'ındır. Şam'a sarıl, yılanları yanma sokma.

Ali, senin cevabım bekliyor. Ona perçemleri ağartıcı bir savaş armağan et.

Ona savaşla saldır, mızraklarını fırlat.

Pazuları güçsüz ve bitkin düşmüş bir adam olma.

Aksi takdirde barış yap, çünkü güvenlikte -savaş istemiyen kimseler için- rahat vardır. Ey Muaviye, o zaman sen bunu tercih et.

Ey Harb'in oğlu Muaviye! Ümit üzere yazmış olduğun mektup var ya, o senin başına belalar getirecektir.

O mektubunda Ali'den bazı şeyler istemişsin ki, bunları elde edemezsin.

Şayet elde edebilsen bile birkaç geceden fazla senin elinde kalmaz. Ondan sonra uzun ve kalıcı bir zafer bulamazsın, fazla kuruntu ve

ümit besleme.

Ali gibisini hile ile aldatsan ve birşeyleri yıkacak olursan dahi Ali senden önce o harabeyi inşa edip onarır.

Şayet bir kez pençesini sana geçirirse,

Ey Hind'in oğlu! Seni paramparça edip yarar."

Birkaç yoldan gelen bir rivayette anlatıldığına göre Ebu Müslim el-Holanî, bir cemaatle birlikte Muaviye'nin yanma gitmiş. Bu cemaat, Muaviye'ye şöyle sormuştu:

- Sen Ali ile çekişiyorsun, sen onun emsali misin?

- Allah'a yemin ederim ki, ben de onun benden daha hayırlı ve daha

üstün olduğunu biliyorum. Halifeliğe benden daha layıktır ama sizler de bilmiyor musunuz ki Osman haksız yere öldürülmüştür. Ben Osman'ın amcası oğluyum. Onun öcünü almak istiyorum. Onun öcünü almak, benim görevim değil midir? Siz Ali'ye deyin ki; Osman'ın katillerini bana teslim etsin, ben de halifeliği ona teslim edeyim.

Bu heyet dönüp Ali'nin yanma gitti, bu hususta onunla konuştu. Ancak Ali, Osman'ın katillerinden herhangi birini onlara teslim etmedi. Bunun üzerine Şamlılar, Ali'ye karşı savaşmak için Muaviye'nin yanında yer aldılar ve fikir birliği ettiler.

Amr b. Şimr, Amir eş-Şabî ve Ebu Cafer el-Bakır'm şöyle dediklerini rivayet etmiştir:

"Ali, bir adamı Şam'a gönderdi. Bu adam, Hz. Ali'nin Iraklılarla birlikte Şamlılara karşı savaşacağını onlara ihtar etti ki, Muaviye'ye olan itaatlerim kendisine versinler. Adam, Muaviye'nin yanma vardığında Muaviye ilanat yaptırdı. İnsanların camide toplanmalarım emretti. Onlar da toplandılar. Sonra Muaviye, minbere çıkıp şöyle bir konuşma yaptı:

"Ali, Iraklılarla güç birliği yaparak size karşı savaşmaya karar vermiştir. Bu hususta görüşünüz nedir? " Muaviye'nin bu sorusu karşısında cemaattekilerin her biri hiçbir şey konuşmaksızın elini göğsüne vurdu. Başlarını kaldırıp Muaviye'ye bakmadılar. Bu arada Zülkile' kalkıp Şöyle dedi: "Ey mu minlerin emin! Görüş senindir, sen neyi uygun görürsen onu emret. Biz de emrini yerine getirelim." Bunun üzerine Muaviye şu duyuruyu yaptırdı:

"Garnizonunuza gidin, üç gün içinde toplanın. Üç gün içinde garnizonuna gitmeyen kimsenin kanı helal olur." Bu duyuru üzerine herkes bağlı olduğu askeri birliğe katıldı. Hz. Ali'nin yanından gelmiş olan adam da dönüp Ali'nin yanına gitti ve durumu ona anlattı. Hz. Ali de duyuru yaptırarak askerlerinin camide toplanmalarını emretti. Onlar da camide toplandılar. Hz. Ali, minbere çıkıp şöyle dedi:

"Muaviye, sizinle savaşmak için asker toplamıştır. Bu husustaki görüşünüz nedir?" Cemaattekilerin her biri birşey söyledi. Sözleri birbirine karıştı. Hz. Ali, onların ne dediklerini anlayamadı ve: "Ciğer yeyicisi-nin oğlu Muaviye duruma hakim oldu. Innâ lillah ve înnâ ileyhi raciun" diyerek minberden indi. Sonra da hicretin otuzaltmcı senesindeki olaylar meyanında anlattığımız gibi iki taraf arasında Sıfîîn savaşı cereyan etti.

Ebu Bekir b. Düreyd, Muaviye'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: Saffin savaşında hezimete uğradığımı düşünerek kaçmak üzere iken ayağımı üzengime koydum. Kaçmaya niyetlendim. Ancak İbn Atna-be'nin şu şiiri beni kaçmaktan alıkoydu:

"İffetim ve belam bana engel oldu. Övgüyü pahalı bir fiyata alışım ve nefsimi zorluklara sürükleyişim, ayrıca göğsü nişanlı kahramanın başını vuruşum kaçmama mani oldu.

Her koşuşumda nefsim bana, 'Terinde dur ki övülesin, ya da rahatını bulup ölesin." diyordu."

Beyhâkî, İmam Ahmed'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Halifeler şunlardır: Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali. Kendisine: "Ya Muaviye hakkında ne dersin?" demeleri üzerine şu cevabı verdi: "Ali'nin zamanında halifeliğe Ali'den daha layık bir kimse yoktu. Allah, Muaviye'ye rahmet etsin." Ali b. el-Medinî dedi ki: Süfyan b. Uyeyne'nin şöyle dediğini işittim: "Ali'nin halifelik için kusur sayılabilecek bir özelliğini görmedim. Muaviye'nin de Ali ile halifelik hususunda çekişmesine sebep olacak bir özelliğini görmedim.".

Şüreyk el-Kadiye sordular:

- Muaviye, yumuşak huylu muydu?

- Hakkı anlamayan, onu hiçe sayan ve Ali ile savaşan adam yumuşak huylu değildir."

Süfyan-ı Sevrî, Said b. Cübeyr'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "İbn Abbas, Muaviye'den söz etti. Onun arefe akşamı telbiye getirdiğini söyledi ve hakkında çok ağır sözler sarfetti. Sonra dedi ki: "Muaviye, Ali'nin arefe akşamı telbiye getirdiğini işitince kendisi o akşam telbiye getirmeye son verdi."

Ebu Bekir b. Ebu Dünya, Ömer b. Abdülaziz'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: Rasûlullah (s.a.v.)'ı rüyada gördüm. Ebu Bekir ile Ömer de yanında oturmaktaydılar. Selam verip yanlarına oturdum. Ben oturmakta iken Ali ile Muaviye getirildiler. Bir odaya kapattılar, odanın kapısı üzerlerine kilitlendi. Ben de bu durumu seyrediyordum. Çok geçmeden Ali: "Ka'be'nin Rabbine yemin ederim M, benim lehimde hüküm verildi." diyerek dışarı çıktı. Aradan çok geçmeden Muaviye de: "Ka'benin Rabbine yemin ederim ki ben bağışlandım." diyerek dışarı çıktı."

îbn Asakir'in rivayetine göre, "Ben Muaviye'ye öfke duyuyorum." diyen bir adama Ebu Zür'a şöyle sordu:

- Niçin?

- Çünkü o, Ali ile savaştı.

- Yazıklar olsun sana. Muaviye'nin Rabbi merhametlidir. Muaviye'nin hasmı da âlicenâb bir hasımdır. Bu ikisinin arasına girmek senin neyine? Allah ikisinden de razı olsun."

İmam Ahmed b. Hanbel'e, Ali ile Muaviye arasında geçen hediseler sorulduğunda o, şu ayet-i kerimeyi okudu:

"Onlar geçmiş birer ümmettir. Kazandıkları kendilerine, sizin kazandıklarınız da sizedir. Onların yapmış olduklarından sorumlu değilsiniz." (el-Bakara, 141.)

Seleften birçok âlimde kendilerine bu soru yöneltildiğinde yukarıdaki ayet-i kerimeyi okumuşlardır. Evzaî dedi ki: Hasan Basri'ye, Hz. Ali ile Hz. Osman arasında cereyan eden hadiseleri sorduklarında Hasan Basri şöyle cevap verdi: Hz. Ali'nin İslâm'da sebkatı vardır. Hz. Osman'ın da Hz. Ali'nin de Hz. Pey-gamber'e yakınlığı vardır. Biri iptilaya uğradı, diğeri afiyet buldu."

Yine Hasan Basri'ye Hz. Ali ile Muaviye arasında cereyan eden hadiseleri sorduklarında o, şöyle cevap verdi:

- "Ali'nin de Hz. Peygamber'e yakınlığı vardı, Muaviye'nin de. Ali'nin İslâm'da sebkati vardı, Muaviye'nin sebkatı yoktu. İkisi de iptilaya uğradılar."

Külsüm b. Cevşen dedi ki: "Nadr Ebu Ömer, Hasan Basri'ye şöyle bir soru sordu:

- Ebu Bekir mi daha faziletli yoksa Ali mi?

- Sübhanallah, ikisi eşit olamazlar. Ali'nin bazı hizmetleri olmuştur ki Ebu Bekir de o hizmetler de onunla ortaktır. Ali'nin bazı hizmetleri olmuştur ki Ebu Bekir'in o hizmetlerde ortaklığı yoktur, ama yine de Ebu Bekir, Ali'den daha faziletlidir.

- Ömer mi daha faziletli yoksa Ali'mi?

- Ebu Bekir ile Ali'nin durumu ne ise, Ömer ile Ali'nin durumu da aynıdır. Ömer, Ali'den daha faziletlidir.

- Osman mı daha faziletli yoksa Ali mi?

- Ebu Bekir ile Ali'nin durumu ne ise, Osman ile Ali'nin durumu da aynıdır Osman, Ali'den daha faziletlidir.

- Ali mi daha faziletli yoksa Muaviye mi?

- Sübhanallah, ikisi eşit olamazlar. Ali, Muaviye'den önce İslâm'a iştir. Muaviye, daha sonra girmiştir. Ali'nin bazı hizmetleri olmuştur ki, Muaviye'nin o hizmetlerde ortaklığı vardır, ama Ali, Muavi-ye'den daha faziletlidir."

Rivayet olunduğuna göre Hasan Basri, şu dört şeyden ötürü Muavi-ye'ye hınçlı imiş: "Ali ile savaştığı, Hicr b. Adiy1! öldürdüğü, Ziyad b. Ebi-hi'yi evlatlık edindiği ve oğlu Yezid için veliahtlık bey"atı aldırdığı için."

Cerir b. Abdülhamid, Muğire'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Ali'nin ölüm haberi kendisine ulaştığında Muaviye ağlamaya başladı. Karısı ona dedi ki:

- Daha önce kendisi ile savaştığın halde şimdi onun ölümüne ağlıyor musun?

- Yazıklar olsun sana. Sen insanların fazilet, fikıh ve ilim hususunda ne kaybettiklerini biliyor musun?"

Başka bir rivayette anlatıldığına göre Hz. Ali'nin Ölüm haberini duyan Muaviye'nin ağlaması üzerine karısı kendisine şöyle demişti: "Dün kendisiyle savaşıyordun, bugün onun ölümüne ağlıyorsun?"

Ben derim ki: Ali, hicretin kırkıncı senesi ramazan ayında şehid edildi. Bu sebeple Leys b. Sa'd şöyle demiştir: "Muaviye'ye Kudüs'te cemaat tarafından bey'at edildi, kendisi hicretin kırkıncı senesinde Kûfe'ye girdi." Ama doğru olan, İbn İshak'ın söylediği ve ulemanın üzerinde ittifak ettiği şu sözdür: "Hz. Ali'nin ölüm haberi Şamlılara ulaştığı zaman Muaviye'ye Kudüs'te hicri kırkıncı senenin ramazan ayında bey'at edildi. Ama o, Hz. Hasan'la barış yaptıktan sonra hicri kırk birinci senenin rebiyülevvel ayında Kûfe'ye girdi ki, buna da cemaat senesi denilir. Muaviye'nin, Hz. Hasan'la barış yaptığı yer, Edrec'dir. Başka bir rivayette anlatıldığına göre Irak'ta Enbar şehri civarında barış yapmıştır. Bu barıştan sonra Muaviye, hicretin altmışıncı senesinde vefat edinceye kadar tek başına yönetime hakim oldu.

Bazılarının anlattıklarına göre Muaviye'nin yüzüğünün üzerinde şu ibare yazılı imiş: "Her amelin bir karşılığı vardır." Başka bir rivayette anlatıldığına göre ise yüzüğünün üzerindeki yazı şu imiş: "Kuvvet ancak Allah iledir."

Yakub b. Süfyan, Said b. Süveyd'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Muaviye, Küfe dışında Nahiîe'de bize cuma namazım kıldırdı. Sonra hutbesinde şöyle dedi: "Namaz lalasınız, oruç tutasınız, hac edesiniz, zekat veresiniz diye sizinle savaşmış değilim. Zaten sizin bu görevleri ifa ettiğinizi biliyordum. Ama başınıza emir olmak için sizinle savaştım ve Allah bu emirliği de -hoşunuza gitmemekle birlikte- bana verdi."

Muhammed b. Sa'd, Zührî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Muaviye, yönetime geçtikten sonra iki sene boyunca Hz. Ömer gibi adaletle hükmetti. Bu yönetimi hiç bozmadı. Ancak daha sonra Hz. Ömer'in yönetim tarzından uzaklaştı."

Naim b. Hammad, Süfyan b. el-Leyl'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Kûfe'den Medine'ye geldiği zaman Ali'nin oğlu Hasan'a: "Ey mü'minleri alçaltan!" dedim, oda bana şöyle karşılık verdi:

"Böyle deme, çünkü ben, Rasûlullah (s.a.v.)'ın şöyle buyurduğunu İşittim: "Günler ve geceler geçmeyecek ki, sonunda Muaviye hükümdar olacak." Bundan dolayı ben Allah'ın emrinin mutlaka yerine geleceğini bildim ve benimle Muaviye arasında Müslüman kanı akıtılmasını istemedim."

Mücahid, Haris el-Aver'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Ali, Sıffin savaşından döndükten sonra şöyle dedi: "Ey insanlar! Muaviye'nin emirliğinden hoşlanmam azlık etmeyin. Çünkü siz onu kaybederseniz, insanların kafalarının karpuz gibi omuzlarından yere düştüklerini göreceksiniz."

İbn Asakir, Esved b. Yezid'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Hz. Aişe'ye dedim ki:

- Başıboş adamlardan birinin halifelik hususunda Rasûlullah'm ashabı ile çekişmesine şaşmıyor musun?

- Bunda şaşılacak ne var? Halifelik, Allah'ın verdiği bir hükümdarlıktır. Bunu iyi adama da verir kötü adama da verir. Firavun, Mısır halkına 400 sene hükmetti. Diğer kafirler de böylece insanlara hükmetmişlerdir."

Zührî, Kasım b. Muhammed'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: Muaviye, hac için Medine'ye geldiğinde Hz. Aişe'nin yanına gitti, başbaşa konuştular. Yanlarında sadece Hz. Aişe'nin azadlısı Zekvan (Ebu Amr) vardı. Hz. Aişe, Muaviye'ye şöyle dedi: "Kardeşim Muhammed'i öldürdüğünden dolayı seni öldürecek bir adamı gizlememden ve gizlediğim o adamın seni öldürmesi ihtimalinden korkmadın mı?"

Muaviye, ona: "Doğru söylüyorsun." dedi. Muaviye, konuşmasını tamamladıktan sonra Hz. Aişe, şahadet getirdi, sonra Cenâb-ı Allah'ın, , peygamberi ile göndermiş olduğu hak din ve hidayetten, peygamberden sonraki halifelerin gidişatlarından bahsetti, Muaviye'yi adaletli olmaya ve kendisinden önceki halifelerle peygamberin yolundan gitmeye teşvik etti. O kadar konuştu ki, Muaviye için mazeret bırakmadı, sözünü tamamladıktan sonra Muaviye ona şöyle dedi: "Vallahi sen bilgin bir kadınsın. Rasûlullah'm emri ile amel ediyorsun, nasihat veriyor, şefkat gösteriyorsun, öğütlerin de tesirli ve beliğdir. Hayra teşvik ettin, hayrı emrettin, sadece bizim için faydalı olan şeyleri bize emrettin ve sen, itaat edilmeye layıksın." Hz. Aişe ile Muaviye çok konuştular. Muaviye, kalkacağı zaman Zekvan'a yaslandı ve Hz. Aişe hakkında şöyle dedi: Allah'a yemin ederim ki Rasûlullah hariç, Aişe kadar belağatli bir ha-üp duymadım." w. Muhammed b. Sa'd, Alkame b. Ebi Alkame'nin annesinin şöyle dedii rivayet etmiştir:

"Ebu Süfyan oğlu Muaviye, Medine'ye geldiğinde Hz. Aişe'ye şu haberi gönderdi: "Bana Rasûlullah (s.a.v.)'m elbisesi ile sakalından bir tel gönder." Hz. Aişe de bu emanetleri benimle ona gönderdi. Ben de Muavi-ye'nin yanına götürdüm, elbiseyi alıp giydi, sonra Rasûlullah (s.a.v.)'m sakalını aldı, su getirilmesini emretti, getirilen su ile sakal-ı şerifi yıkadı, bu suyun bir kısmını içti, bir kısmını da vücuduna serpti.» Asmaî, Şabî'nin şöyle dediğim rivayet etmiştir: «Muaviye, cemaat senesinde (yani yönetimi tek başına ele geçirdiği senede) Medine'ye geldi. Kureyş'in önde gelen şahsiyetleri, onu karşılayıp şöyle dediler: "Zaferini teyid eden ve durumunu yücelten Allah'a hamd olsun." Muaviye, Medine'ye girinceye kadar onlara cevap vermedi. Mescid-i Nebeviye yöneldi, içeri girdi, minbere çıktı. Allah'a hamd ü senada bulunduktan sonra şöyle dedi:

"Doğrusu, Allah'a yemin ederim ki, yönetimin başına geçtiğim zaman sizin bu durumuma sevinmediğinizi biliyordum. Ben kalbinizdeki duygulardan haberdarını. Ancak şu kılıcımı kullanarak yönetime ansızın geçtim ve tahtı ele geçirdim. Ben kendimi Ebu Bekir gibi davranmaya zorladım ama bunu yapamayacağımı anladım. Ömer gibi olmak istedim, nefsimin bundan kaçtığım gördüm, bunu yapamayacağımı anladım. Osman'ın yolundan gitmeye gayret gösterdim, nefsim bunu da yapamadı. Ebu Bekir, Ömer ve Osman gibileri nerede? Onların yaptıklarını kim yapabilir! Heyhat, onlardan sonra hiç kimse onların fazilet ve üstünlüğüne ulaşamaz. Allah'ın rahmet ve hoşnutluğu onların üzerine olsun. Yalnız ben kendimi, hem benim hem de sizin için yararlı olacak bir yola şevkettim. Herkes için bu yolda güzelce yemek ve güzelce içmek vardır.

Gidişat dürüst olup itaat güzel olunca, herkes halinden memnun olacaktır. Eğer beni en hayırlınız olarak görmeseniz de ben sizin en ha-. yırhnızım. Allah'a yemin ederim ki, kılıcı olmayana kılıç çekmeyeceğim. Bildiklerinizden her kim bana karşı ileriye çıkarsa, ben onu kulak ardı ederim. Bütün haklarınızı yerine getirmediğimi gördüğünüzde, yerine getirmiş olduğum haklarınızın bir kısmından ötürü benden memnun olun. Çünkü hak, yumurta içindeki yavru gibidir. Sel geldiğinde her şeyi silip yok eder. Ama su az miktarda geldiğinde ihtiyacı karşılar, fitneden sakmm. Fitnekariığa yönelmeyin. Çünkü fitnekarhk geçimi ve hayatı bozar. Nimeti bulandırır. Ümmetin kökünün kazınmasına sebep olur. Allah'ın beni ve sizi bağışlamasını diliyorum."

Muaviye, bu nutkunu irad ettikten sonra minberden indi.» Öyle anlaşılıyor ki, Muaviye, bu nutkunu hicretin kırk dördüncü senesinde veya ellinci senesinde irâd etmiştir. Cemaat senesinde irad etmiş değildir.

Leys, Ulvan b. Salih b. Keysan'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Muaviye, yönetimi müstakil olarak ele geçirdikten sonra ilk haccı için Medine'ye geldiğinde Hasan ile Hüseyin ve Kureyş eşrafından bazı kimseler onu karşıladılar. O, Osman b. AfTan'm evine yöneldi, kapıya yaklaştığında Hz. Osman'ın kızı Aişe bir çığlık attı. Babası için yüksek sesle ağladı. Muaviye, yanındakilere: "Evlerinize gidin. Benim bu evde görülecek bir işim var." dedi. Etrafındakiler dağılıp gittiler. O da Hz. Osman'ın evine girdi ve kızı Aişe'yi teskin etti. Bundan sonra yüksek sesle ağlamamasını emredip şöyle dedi: Ey kardeşimin kızı, insanlar yönetimlerini bizim elimize verdiler, biz de onlara altında öfke gizli olan yumuşak huyluluğu gösterdik. Onlarda buna karşılık altında kin saklı olan bir itaati bize gösterdiler.

Bu itaatleri karşılığında biz onlara yumuşak huyluluğumuzu sattık, onlar da bu yumuşak huyluluğumuza karşılık olarak itaatlerini bize sattılar. Eğer onlara bizden satın aldıkları şeyden başkasını verecek olursak, hakkımızı bize vermede cimrilik yaparlar. Biz de onların haklarını hor görüp küçümseriz. Her insanla birlikte taraftarları vardır. O insan, kendi taraftarlarının mekanını görür. Eğer ahdimizi bozarsak, onlar da ahitlerini bozarlar. Sonra bilemeyiz; durum bizim lehimize mi olur, yoksa aleyhimize mi olur? Mü'minle-rin emiri Osman'ın kızı olman, benim için Müslümanların cariyelerinden biri olmandan daha sevimlidir. Babandan sonra ben senin için ne güzel bir halefim. Ben de senin baban sayılırım."

İbn Adiy, Ebu Said'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: "Muaviye'yi minberim üzerinde gördüğünüzde onu öldürün."

Bu hadis kesinlikle yalandır. Eğer sahih olsaydı sahabeler onu minber üzerinde gördüklerinde hemen öldürürlerdi. Çünkü onlar, Allah yolunda kendilerini kınayanların kınamalarına aldırış etmezlerdi. Mua-viye'nin halifeliği zamanında birçok sahabe vardı. Üsame, Sa'd, Cabir, îbn Ömer, Zeyd b. Sabit, Seleme b. Muhalled, Ebu Said, Rafi b. Hadic, Ebu Ümame ve Enes b. Malik gibi daha adlarım saymadığımız birçok iyi ve kıymetli insanlar da vardı. Bunlar hidayet kandilleri, ilim kapıları idiler. Kur'ân-ı Kerîm'in nüzulü esnasında hazırdılar. İslâmiyet'in ilk zamanlarında yaşamışlardı. Başkalarının bilmedikleri İslâmî.bilgilerden haberdar idiler. Kur'ân'ın tevilini Rasûlullah (s.a.v.)'dan öğrenmişlerdi. Ayrıca Muaviye'nin zamanında bazı tabiiler de vardı. Bunlar, Rasûllah'a ve sahabelere Allah'ın nasib ettiği kadarıyla güzelce uyan kimseler idiler. Bunlardan bazılarının adları şöyledir: Misver b. Mahreme, Abdurrahman b. Esved, Saib b. Müseyyeb ve Abdullah b. Muhayriz. Bunlara benzer daha başka şahsiyetler de vardı ki bunlar Rasûlullah (s.a.v. )'ın ümmetinden olup onun yolunda yaşayan cemaatten idiler.

Ebu Zür'a, Said b. Abdülaziz'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: Hz. Osman öldürüldüğünde kimse gazaya gitmiyordu. Nihayet Muaviye, yönetimi müstakil olarak ele alınca Bizans diyarına on altı gazve yaptı.

Birliklerden biri yazın Bizans'a gidip kışı orada geçiriyor, sonra geri dönüyor, ardı sıra bir başka birlik Bizans'a gönderiliyordu. Muaviye'nin gaza için Bizans'a gönderdiği askeri birliklerden birinde oğlu Yezid de vardı. Yezid'in beraberinde bazı sahabeler de vardı. Bunlar boğazı geçtiler. Kostantiniyyelilerle şehrin kapısında savaştılar. Sonra Şam'a döndüler. Muaviye'nin oğlu Yezid?e yaptığı en son vasiyyet şu olmuştu: "Bi-zans'm boğazını sık!"

îbn Vehb, Zührî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Muaviye, halifeliği döneminde insanlara iki kez hac ettirdi. Onun halifeliği yirmi seneden bir ay eksik idi."

Ebu Bekir b. Ayyaş dedi ki: "Muaviye, hicretin kırk dördüncü ve ellinci senelerinde insanlara hac ettirdi." Başkalarının ifadesine göre Muaviye, hicretin elli birinci senesinde insanlara hac ettirmiştir. Doğrusunu Allah bilir.

Leys b. Sa'd, Sa'd b. Ebi Vakkas'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Hz. Osman'dan sonra kapının sahibi (Muaviye) kadar bu işin hakkını veren başka bir kimse görmedim."

Abdürrezzak, Misver b. Mahreme'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Muaviye'nin yanına gittim, içeri girip selam verdiğimde bana şöyle dedi:

- Ey Misver, darbelerin imamlara ne yaptı?

- Bunları konuşmayı bırak, sana geliş sebebimizi anlatayım da bize iyilikte bulun.

- Sen, içindekini bana söylüyorsun.

- Ayıplanacak neyim varsa hepsini anlattın.

- Sen suçlardan ve günahlardan kurtulamazsın. Affedihnediği takdirde seni helak edecek bir günahın yokmu? Bundan korkmaz mısın?

- Evet benim öyle suçlarım ve günahların var ki, eğer sen bağışlamazsan helak olurum.

- Benden bağışlama umudunu kuvvetlendiren neyin var? Allah'a yemin ederim ki, halkın durumunu düzeltmek, hadleri tatbik etmek, insanları barıştırmak, Allah yolunda cihad etmek gibi sayılarını ancak Allah'ın bileceği ve bizim sayamayacağımız büyük işler olmasaydı, senin sayamayacağın kadar çok günah ve ayıplarımız olurdu. Ama ben öyle bir din üzereyim ki Allah, o dinde iyilikleri kabul eder, kötülükleri bağışlar. Vallahi ben bu yoldayım. Allah'la başkasını mukayese edipte başkasını tercih edecek değilim. Sadece Allah'ı başka şeylere ve başka varlıklara tercih ederim.

Misver diyor ki: "Muaviye'nin bu sözlerini dinledikten sonra düşündüm ve onun beni mağlub ettiğini anladım."

Daha sonraları Misver, kendisi ile Muaviye arasından geçen bu konuşmayı yad ettiği zaman Muaviye'ye hayır dua ederdi.

İbn Düreyd, Muaviye'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Ey insanlar! Ben sizin en hayırlınız değilim, sizin aranızda mutlaka Abdullah b. Ömer, Abdullah b. Amr ve benzeri çok faziletli ve benden daha hayırlı kimseler vardır. Ama öyle umuyorum ki yöneticilikte ben size daha faydalı olacağım. Düşmanlarınızı geri püskürtmede daha güçlü olacağım. Size sütü daha bol akıttıracağım (gelirinizi artıraca-

ğımj.

Hişam, Yunus b. Halbes'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Cuma ffünü Şam camiinin minberinde Muaviye'nin şöyle bir hutbe irad ettiğini işittim:

«Ey insanlar, sözlerimi iyi anlayın, siz benden daha çok dünya ve ahiret işlerini anlayan bir kimse bulamazsınız. Yüzlerinizi dosdoğru tutun kıbleye doğru yönelin, saflarınızı namazda düzgün tutun. Aksi takdirde Allah kalbleriniz arasına muhalefet koyar, beyinsizlerinizin ellerinden tutun (onları kötülükten men edin), aksi takdirde Allah düşmanlarınızı size musallat kılar. Düşmanlarınızla size azabın en kötüsünü tattırır. Sadaka verin, hiç kimse: "Ben yoksulum da sadaka veremiyorum." demesin. Aslında az varlıklı kimsenin vereceği sadaka, zenginin vereceği sadakadan daha faziletlidir. İffetli kimselere iftirada bulunmaktan sakının. Kişi (doğruluk derecesini araştırmadan) duydum ki bana şöyle bir haber ulaştı ki, demesin. Sizden biri Hz. Nuh zamanındaki bir kadına bile iftira edecek olsa, kıyamet gününde bunun hesabı ondan sorulacaktır.»

Ebu Davud et-Teyalisî, Muhammed b. Sirin'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Muaviye, Rasûlullah (s.a.v.)'dan hadis naklederken kimse onu yalancılıkla itham etmezdi."

Ebu'l-Kasım el Beğavî, Ebu Kubeyl'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Muaviye, her gün Ebu'1Ceyş adındaki bir adamı şehrin çeşitli meclislerine gönderir ve o gün bir çocuğun doğup doğmadığını veya misafir bir heyetin gelip gelmediğini tesbit ettirirdi. Eğer bir çocuk doğmuş veya bir misafir gelmiş ise ona gerekli erzakın verilmesi için divana talimat verirdi."

Başkaları dediler ki: Muaviye, alçak gönüllü idi. Elinde, çocukların ellerinde bulunan ve paçavradan ibaret olan bir kırbaç vardı, insanlara bununla vururdu."

Hişam b. Ammar, Meysere b. Halbes'in oğlu Yunus'un şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Muaviye'yi Şam pazarında gördüm. Terkisine, yakası yamalı bir gömlek giyen hizmetçisini de bindirmişti. Bu halde Şam pazarlarında dolaşıyordu."

.. A'meş, Mücahid'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Eğer Muaviye'yi görseydiniz bu Mehdi'dir, derdiniz."

Hüseyin, İbn Amr'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Muaviye'den daha lider şahsiyetli bir kimse görmedim." Kendisine dedim ki:

- Ömer de mi onun kadar lider şahsiyetli değildi?

- Ömer, ondan daha hayırlı idi, ama Muaviye, Ömer'den daha lider şahsiyetli idi."

Ebu Süfyan el-Hirî, Avam b. Havşeb'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Rasûlullah (s.a.v.)'dan sonra Muaviye kadar karizması olan bir lider görmedim."

Dediler ki:

- Ebu Bekir de mi onun kadar karizmatik değildi?

- Ebu Bekir, Ömer ve Osman ondan daha hayırlı idiler, ama o daha karizmatik idi/'

Abdürrezzak, tbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Muaviye kadar hükümdarlığa layık başka kimse görmedim."

Hanbel b. Ishak, Muaviye'nin: "Ben hükümdarların ilkiyim." dediğini rivayet etmiştir.

İbn Ebi Hayseme, tbn Şevzeb'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Ben hükümdarların ilki, halifelerin de sonuncusuyum."

Ben derim ki: Sünnete göre Muaviye'ye halife değil de hükümdar demek gerekir. Çünkü bu hususta Sefme'nin rivayet ettiği şöyle bir hadis vardır:

"Halifelik benden sonra otuz senedir. Ondan sonra ısına bir hükümdarlık olacaktır."

Abdülmelik b. Mervan, bir gün Muaviye'den bahsederken şöyle dedi: "Muaviye kadar yumuşak huylu, tahammüllü ve kerem sahibi bir kimse görmedim."

Kabise b. Cabir dedi ki: "Muaviye kadar yumuşak huylu, onun kadar liderlik sıfatına sahip, onun kadar tahammüllü, merhametli, onun kadar kolayca çıkış yolu bulan, onun kadar iyilik yapmaya müsait bir kimse görmedim."

Adamm biri dedi ki: Bir adam, Muaviye'ye kötü sözler sarfetti. Muaviye'ye denildi ki:

"Şunun hakkından gelsene!" Muaviye de şöyle cevap verdi: "Halkımdan bir kimsenin suçu yüzünden yumuşak huyluluğu bırakıp Öfkelenmekten Allah'tan utanırım."

Başka bir rivayette anlatıldığına göre adamın biri, Muaviye'ye: "Ey mü'minlerin emiri, ne kadar yumuşak huylusun." demiş. Muaviye, ona şu cevabı vermişti: "Herhangi bir kimsenin günahının, benim yumuşak huyluluğumdan daha büyük olmasından utanırım."

Asmaî, Sevrî'den rivayet etti ki, Muaviye şöyle demiştir: "Bir günahın benim afîimdan daha büyük olmasından, bir cahilliğin benim yumusak huyîuluğumdan daha büyük olmasından, muhafaza etme huyumun, bir ayıp ve gizliliği örtemeyecek kadar küçük olmasından utamnm.

Şabî ile Asmaî dediler ki: "Ebu Cehm adındaki bir adamla Muaviye arasında karşılıklı konuşma cereyan etti. Ebu Cehm, Muaviye'ye kin kusucu bir konuşma sarfetti. Muaviye, başını önüne eğdi, sonra başını kaldırıp şöyle dedi: "Ey Ebu Cehm, sultana hakaret etmekten uzak dur. Çünkü sultan çocuklar gibi öfkelenir, aslan gibi yakalar. Onun biraz öfkesi birçok insanı mağlub eder." Böyle dedikten sonra Muaviye, adamlarına Ebu Cehm'e bir miktar mal vermelerini emretti, bunun üzerine Ebu Cehm de Muaviye'yi överek şöyle dedi:

"Babamıza yaklaşır gibi Muaviye'nin yanma yaklaşırız. Ona iki halini haber vermek için sağını solunu dokunuruz. Ama ondan cömertlik ve yumuşaklık görürüz."

A'meş dedi ki: Hz. Ali'nin oğlu Hasan, Muaviye ile birlikte dolaşıyordu. Muaviye, onun önünde yürüyordu, Hasan dedi ki:

"Şu Muaviye'nin uylukları, Hind'in uyluklarına ne kadar benziyor." Muaviye dönüp ona şöyle dedi: "Ama Ebu Süfyan, Hind'in uyluklarını çok beğeniyordu."

Muaviye'nin kızkardeşinin oğlu Abdurrahman b. Ümmü'l-Hakem, Muaviye'ye: "Falan adam bana sövüyor." dedi. Muaviye de ona şu karşılığı verdi: "Başını eğ, o da geçip gider ve senden vazgeçer." dedi.

İbn Arabî dedi ki: "Adamın biri, Muaviye'ye: "Senden daha pasaklı birini görmedim." deyince Muaviye, ona şu karşılığı verdi: "Evet, hiç kimse bu haliyle adamlarla karşı karşıya gelemez."

Ebu Amr b. Alâ, Muaviye'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Cömertçe davranmak benim için kırmızı tüylü davarlara sahib olmaktan daha hoştur."

Başka bir rivayette anlatıldığına göre Muaviye, şöyle demiştir: "Yumuşak huylu davranmak, benim için muzaffer olmaktan daha hoştur."

Bir rivayette anlatıldığına göre Muaviye, şöyle demiştir: "Ey Umey-ye oğulları! Kureyşlilerle karşılaştığınızda yumuşak huyluluk göstererek onlardan ayrılın. Allah'a yemin ederim ki ben, cahilliye döneminde bir adamla karşılaştığımda o bana elinden geldiğince söverdi. Ben de elimden geldiğince ona yumuşak huyla mukabele ederdim. Ben geri döner giderdim. O da bana dost olurdu. Yardımını istediğimde bana yardım ederdi. Düşmanıma karşı saldırıya geçtiğimde o da benimle beraber saldırıya geçerdi. Yumuşak huyluluk, şerefli kimsenin şerefini azaltmaz. Onu daha da âlicenâb kılar. Yumuşak huyjuluğun afeti zillettir, fişinin yumuşak huyluluğu cahilliğini, sabrı da şehvetini alt etmedikçe iyi bir görüş sahibi olamaz. Kişi bu mertebeye ancak yumuşak huylulu-& kuvveti ile ulaşabilir."

Abdullah b. Zübeyr dedi ki: "Allah, Hind'in oğlunun (Muaviye'nin) hayrını versin, biz ondan ayrıldığımızda aslan ondan daha cesur değildi. Aslanın pençesi onunkinden daha güçlü değildi, ama o yine de bize ilişmezdi. Biz ona hile yapardık ama yeryüzünde kendisinden daha dahi ve hile yapabilecek başka bir kimse yoktu. Yine de bize hile ile mukabelede bulunmazdı. Allah'a yemin ederim ki, şu Ebu Kubeys dağında bir taş bulunduğu sürece biz Muaviye'den yararlanmayı çok isterdik."

Adamın biri Muaviye'ye şöyle bir soru sordu:

"İnsanların en kabiliyetli lideri kimdir?

- İnsanların kendisinden birşey istenildiği zaman - en cömert olanıdır. Meclislerde en güzel ahlaklı olanıdır. Kendisine karşı cahilce davranışlarda bulunulduğunda en yumuşak huylu olanıdır."

Ebu Ubeyde Mamer b. Müsenna dedi ki: Muaviye, şu beyitlerdeki nasihatlara çok uyardı:

"Beyinsizce adam öldürmek, yumuşak huyluluk kadar iyi değildir.

Zira yumuşak huylu kimse, beyinsizi cehalletten geri çevirebilir.

Öfke dolu olsan bile kimseye karşı beyinsizlik ve cahillik yapma.

Çünkü kötülük, kınanma sebebidir.

Bir suç işlediği zaman kardeşinle alakanı kesme,

Zira âlicenab kişi, kötülüğü bağışlar."

"el-Ahkamu's-Sultaniyye" adlı kitabında Kadi Maverdî dedi ki: "Muaviye'nin yanına birkaç hırsız getirildi, ellerini kesti, sonunda bir tanesi kaldı. O da şöyle bir şiir okudu:

"Ey mü'minlerin emiri, sağ elimin kesilmemesi için senin affına sığınıyorum, elimi çirkin bir hale sokma.

Eğer suçu örtülürse elim güzel kalır. Bu güzel eli çirkin bir ayıpla yok etme, hoş olan dünyada hayır kalmaz, eğer sol elim sağ elimden ayrı kalırsa."

Hırsızın bu şiiri okuması üzerine Muaviye ona:

- Peki sana ne yapalım? Oysa arkadaşlarının elini kestik, dedi. Hırsızın annesi de şu karşılığı verdi:

"Ey mü'minlerin emiri, oğlumun elini kesmenıekle günah işlemiş olacaksın ama bu günahını da tevbe ettiğin diğer günahların arasına kat." Bunun üzerine Muaviye, hırsızı serbest bıraktı. Bu, İslâm tarihinde uygulanmayan ilk had oldu."

Rivayete göre ibn Abbas şöyle demiştir: "Muaviye'nin insanları nasıl mağlub ettiğini anladım. Şöyleki: Onlar uçtukları zaman Muaviye düşerdi. Muaviye düştüğü zaman da onlar uçardı."

Başka bir ravinin anlattığına göre Muaviye, valisi Ziyad'a şu mealde bir mektub yazıp göndermişti: "İnsanlara tek düze yumuşak bir politika ile hükmetmek uygun olmaz. Aksi halde şımarırlar. Aynı şekilde insanlara tek düze şiddet politikası ile hükmetmek de uygun olmaz. O takdirde insanlar tehlikeli durumlara düşerler. Ama sen katı ve sert ol. Ben de yumuşak huylu ve merhametli olayım ki bir kimse korkuya kapıldığı zaman sığınabilecek bir kapı bulsun."

Ebu Misher, Said b. Abdülaziz'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Muaviye, mü'minlerin annesi Aişe'nin 80.000 dinar borcunu Ödedi. Ayrıca onun insanlara yaptığı bağışlardan ötürü üzerine terettüp eden borçları da karşıladı."

Hişam'm babası Urve şöyle demiştir: "Muaviye, mü'minlerin annesi Aişe'ye 100.000 dinar gönderdi. O da aynı günde bu parayı yoksullara dağıttı, geriye bir dirhem dahi kalmadı. Hizmetçisi, Aişe'ye dedi ki:

- Bu paradan bizim için bir dirhem ayırsaydın da onunla et alsaydık ve iftarını onunla açsaydın olmaz mıydı?

- Eğer bana hatırlatsaydın yapardım."

Ata dedi ki: "Muaviye, Mekke'de bulunan Hz. Aişe'ye 100.000 dirhem değerinde bir kuşak gönderdi. O da bunu kabul etti."

Zeyd b. Habbab, Abdullah b. Büreyde'nin şöyle dediğim rivayet etmiştir: «Hz. Ali'nin oğlu Hasan, Muaviye'nin yanına geldi. Muaviye, ona: "Sana benden önce kimsenin vermediği bir armağan vereceğim." dedi ve ona 400.000 dirhem verdi. Hz. Hasan ile Hüseyin, başka bir kez Muaviye'nin yanma geldiklerinde Muaviye, onlara hemen 200.000 dirhem verdi ve kendilerine: "Benden önce size bu kadar para veren kimse olmamıştır." dedi. Hz. Hüseyin de: "Sen de şimdiye kadar bizden daha faziletli bir kimseye bu kadar para vermiş değildin." dedi.»

İbn Ebu Dünya, Muğire'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Hz. Ali'nin oğlu Hasan ile Abdullah b. Cafer, Muaviye'ye haber gönderek ondan mal istediler. Muaviye de onlara (veya her birine) 100.000 dirhem gönderdi. Hz. Ali, bunu duyunca onlara: "Utanmıyor musunuz? Adamın gözüne sabah akşam vuruyoruz, sonra da ondan mal istiyorsunuz? "deyince onlarda dediler ki: "Sen bizi mahrum bıraktın. Ama o bize cömertlik yaptı."'

Asmaî'den rivayete göre Hz. Hasan ile Abdullah b. Zübeyr, Muaviye'nin yanma geldiler. Muaviye, Hz. Hasana: "Ey Rasûlullah'ın oğlu, hoş geldin safa geldin/' dedi ve sonra ona 300.000 dirhem para verilmesini emretti. Abdullah b. Zübeyr'e de: "Ey Rasûlullah'ın halası oğlu, hoş geldin safa geldin." dedi ve ona da 100.000 dirhem para verilmesini emretti.

Ebu Merven el-Mervanî dedi ki: "Muaviye, Ali'nin oğlu Hasan'a 100.000 dirhem gönderdi. O da bu parayı kendi meclisinde bulunan on kişiye dağıttı, her birine onbin dirhem düştü."

Mervan, Abdullah b. Cafer'e de 100.000 dirhem gönderdi. Karısı Patıma, bu parayı Abdullah'tan hibe olarak istedi. O da bu parayı ona verdi.

Mervan b. Hakem'e de 100.000 dirhem gönderdi. Ö, bu paranın 50.000'ini yoksullara dağıttı. 50.000'inde kendine ayırdı.

Hz. Ömer'in oğluna da 100.000 dirhem gönderdi. O, bu paranın 90.000'ini dağıttı 10.000'ni de kendine ayırdı. Muaviye, onun iktisatlı olduğunu ve iktisadı sevdiğini söyledi.

Abdullah b. Zübeyr'e de 100.000 dirhem gönderdi. Abdullah, parayı getiren adama: "Bu parayı niçin gece değil de gündüz getirdin?" dedi. Sonra bu parayı yanında alıkoydu, hiç kimseye birşey vermedi. Muaviye, onun cimri ve hilekar olduğunu, sanki kuyruğunu kaldırıp ipini kesen biri olduğunu söyledi."

Ibn Dab dedi ki: "Muaviye'nin her sene Abdullah b. Cafer'e 1.000.000 dirhem vermesi gerekiyordu. Bu parayı Ona öder, ayrıca yüz ihtiyacını da giderirdi. Bir defasında Abdullah b. Cafer, Muaviye'nin yanma gelmiş, Muaviye, ona parasını vermiş ve ihtiyaçlarını gidermişti. Sadece bir ihtiyacı kalmıştı. O esnada Sicista'nın Isbağhandı gelip Mua-viye'den kendisini o beldelere hükümdür yapmasını istedi. Bu isteğini yerine getirmesi durumunda kendi malından 1.000.000 vereceğini vaad etti. Şahitlerin ve emirlerin huzurunda dolaştı, hepside Abdullah b. Cafer'e gitmesini tavsiye ettiler. Vali, Abdullah b. Cafer'in yanma yöneldi. Abdullah ta bu hususta Muaviye ile konuştu. İhtiyacını tamamladı, böylece yüz ihtiyacı giderilmiş oldu. Katibe emir verdi ve valinin Sicis-tan'a hükümdar olmasına dair kararnameyi yazdırdı. Abdullah bu kararnameyi alıp valiye götürdü. Vali, ona temenna secdesinde bulunarak 1.000.000 dirhem verdi. Abdullah, ona dedi ki: "Sen Allah'a secde et ve malım da evine götür. Biz öyle bir ailedeniz ki, iyiliği para karşılığında yapmayız."

Muaviye, bu durumdan haberdar olunca şöyle dedi: "Keşke bu sözü oğlum Yezid söylemiş olsaydı. Eğer o böyle demiş olsaydı bu, Irak haracını elde etmemden daha hoşuma giderdi. Şu Haşimil.er, cömertliği hiçbir zaman elden bırakmıyacaklar."

Başka bir rivayette anlatıldığına göre Muaviye, her sene Abdullah b. Cafer'e 1.000.000 dirhem verirmiş, bir ara Abdullah'ın 500.000 dirhem kadar borcu oldu. Alacaklılar kendisini sıkıştırdılar. Onlardan süre istedi ki, gidip Muaviye'den maaşlarının bir kısmını avans olarak alıp gelsin ve kendilerine ödesin, Bu amaçla yola çıktı. Muaviye'nin yanma gitti. Muaviye ona sordu:

- Ey Abdullah b. Cafer, buraya geliş sebebin nedir?

- Alacaklılarım beni sıkıştırdılar.

- Borcun ne kadar?

- 500.000 dirhem.

Muaviye, Abdullah'ın borcunu ödedi. Ve ona şöyle dedi: "Bu 500.000 airhemlik borcunu ödedim, ayrıca zamanı gelince gelip 1.000.000 dirhem maaşını da tam olarak alacaksıın."

tbn Said, Muaviye'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Ali'nin oğlu Hasan'a hayret ediyorum. Bir yudum Yemen balını Rume kuyusunun suyu ile içti ve ruhunu teslim etti." Sonra da tbn Abbas'a şöyle dedi: "Allah seni üzmesin ve hüzünlendirmesin. Ali'nin oğlu Hasan için kederlenme." Ibn Abbas ta ona şöyle cevap verdi: "Allah, mü'minlerin emiri Muaviye'yi hayatta bıraktığı sürece beni üzmez ve kederlendirmez." İbn Abbas'ın böyle demesi üzerine Muaviye, ona 1.000.000 dirhem para ve ayrıca bir miktar da eşya verdi, ona: "Bunları al ve ailene dağıt." dedi.»

Ebu'l- Hasen el-Medainî, Seleme b. Muharib'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Muaviye'ye şöyle bir soru soruldu:

- Siz mi daha şereflisiniz yoksa Haşimoğullan mı?

- Bizde eşraf daha çoktur, ama onlar daha şereflidirler. Onlarda öyle şerefli bir kimse vardır ki Abdumeraf oğullarında onun dengi yoktur. Haşim gibisi yoktur. Haşim, vefat edince biz sayıca ve eşrafça daha çok olduk, ama onlarda Abdülmuttalib vardı ki bizde onun dengi ve benzeri yoktu. O vefat edince sayımız daha arttı, eşrafımız daha çoğaldı ama onlarda öyle bir kimse vardı ki onun gibisi bizde yoktu. O göz doyurucuydu. Sonunda dediler ki: "Bizden bir peygamber vardır." Peygamber geldi, onun gibisini ne öncekiler, ne sonrakiler duymuş ve görmüşlerdi. O peygamber, Hz. Muhammed (s.a.v.)'di. «Bu fazilete ve bu şerefe başka kim ulaşabilir?»

Ibn Ebi Hayseme, İbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Amr b. As, gördüğü bir rüyayı Muaviye'ye şöyle anlattı: "Ebu Bekir, Ömer ve Osman'ı rüyamda gördüm. Halifelikleri döneminde yaptıkları işlerin hesabı kendilerine soruluyordu. Seni de gördüm. Döneminde yaptığın işlerin hesabını iki kişi soruyordu."

Muaviye, kendisine bu rüyayı anlatan Amr b. As'a dedi ki: "Peki rüyanda daha neler gördün, sonra Mısır dinarlarını mı gördün?"

Ibn Düreyd, Utbi'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Amr b. As, Muaviye'nin yanma girdi. Bazı sahabelerin vefatı sebebiyle ona bir tazi-yet mektubu gelmişti. Muaviye mektubu okuyunca înnâlillah ve innâ jleyhi raciun "Doğrusu biz Allah'a aidiz ve O'na dönücüleriz." dedi. Amr b. As ta ona şöyle dedi: "iyi insanlar ölüyorlar, sense hayatta kalıyorsun. Ulûm senin üzerinden atlayıp geçiyor, sen Ölmüyorsun."

Muaviye, ona şu cevabı verdi:

"Sen hayatta iken ölmemi mi umuyorsun. Şunu bil ki, sen ölmeden ben ölecek değilim."

İbn Semmak, Muaviye'nin şöyle dediğim rivayet etmiştir: "Herkesi razı edebilirim ancak nimeti çekemeyenleri razı edemem. Nimeti kıskanan kimseleri ancak nimetin ortadan kalkması memnun eder."

Zührî, Muaviye'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Mürüvvet dört şeydedir: İslâm'da iffetli olmak, malı helal yapmak, kardeşlerin hukukunu korumak, komşunun hakkına riayet etmek."

Ebu Bekir el-Huzelî dedi ki: Muaviye şiir söylerdi. Halifeliğe geçince ailesi ona: "Zirveye ulaştın, amacını elde ettin ama artık şiiri ne yapacaksın?" dedi. O da bir gün dinlenirken şöyle bir şiir okudu: "Sefahetimi noktaladım. Yumuşak huyluluğumu dinlendirdim, tahammülüm sebebiyle kendime itirazım vardır.

Şundan ki ben, insanı hasta kılan siyah göz, ihtiyacını gidermeye beni çağırdığı zaman çağrısına icabet ederim."

Muğire, Şabî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Oturarak hutbe irad eden ilk adam Muaviye'dir. Muaviye, göbeği yağ bağladığı ve karnı büyüdüğü zaman oturarak hutbe irad etmişti."

Yine Muğire, İbrahim'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Cuma gününde ilk olarak oturarak hutbe irad eden kişi Muaviye'dir."

Ebu'l-Melih, Meymun'un şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Minberde oturarak hutbe irad eden ilk hatip Muaviye'dir. Muaviye, oturarak hutbe irad etmek için cemaattan izin istemişti."

Katade, Said b. Müseyyeb'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Ramazan ve kurban bayramında namaz için ilk olarak ezan okuyup ikamet getiren kişi Muaviye olmuştur."

Ebu Cafer el-Bakır dedi ki: "Mekke kapılan kilitsizdi. Mekkeye'ye kapı yaptıran ilk adam Muaviye'dir."

Ebu'l-Yeman, Zührî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Seneler geçti, hiçbir kafir kişi Müslüman kişiye mirasçı olamadı. Hiçbir Müslüman kişi de kafir bir kişiye mirasçı olamadı. İlk olarak Müslümanı kafire mirasçı kılan Muaviye olmuştur. Ondan sonra Emevüer, bu yolda hüküm vermişlerdir. Nihayet Ömer b. Abdülaziz hilafete geçti. O, sünnete döndü. Hişam, hilafete geçince Muaviye'nin hükmünü yeniledi. Ondan sonra gelen Emeviler de aynı şekilde hükmettiler. Seneler geçti, zimmi kimsenin diyeti, Müslüman kimsenin diyeti kadardı. İlk olarak zımninin diyetini Müslümamn diyetinin yarısına indiren Muaviye oldu, diyetin yarısını da kendine aldı."

İbn Vehb, Zührî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: Said b. Müsey-yeb-e Rasûlullah'ın ashabını sordum. O bana dedi ki: Dinle ey Zühri! Ebu Bekir, Ömer, Osman, ve Ali'yi severek bunların sevgisi üzerine vefat eden ve aşere-i mübeşşerenin Cennetlik olduğuna şahadet eden, ayrıca Muaviye'ye de rahmet okuyan bir kimseyi hesaba çekmemesi Allah Üzerine bir haktır."

Said b. Yakub et-Talikanî, Abdullah b. Mübarek'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Muaviye'nin burnundaki bir toprak zerresi, Ömer b. Abdülaziz'den daha üstündür."

Muhammed b. Yahya b. Said dedi ki: İbn Mübarek'e Muaviye'yi sordular. O da şöyle cevap verdi: Rasûlullah (s.a.v.)'m kendisi hakkında şöyle dediği bir adam için ne diyebilirim: "Allah kendisine hamd edeni işitir ve sonra da "Rabbena ve lekel hamd" diyeni de işitir." İbn Mübarek'e yine soruldu: "Muaviye'mi daha faziletlidir yoksa Ömer b. Abdülaziz mi?" İbn Mübarek şu cevabı verdi: "Muaviye'nin burun deliklerinde-ki bir toprak zerresi, Ömer b. Abdülaziz'den daha hayırlı ve daha faziletlidir."

Başka bir rivayete göre İbn Mübarek, Muaviye'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Bizde mihnet vardır, kimin o mihnete öfke ile baktığım görürsek, onu sahabelere kötü söz söylemiş olmakla itham ederiz."

Muhammed b. Abdullah b. Anımar el-Musilî ve diğerleri dediler ki: "Muafi b. İmran'a şöyle bir soru sordular:

- Muaviye'mi yoksa Ömer b. Abdülaziz mi daha üstündür? Muafi, bu soruya öfkelendi ve soru sahibine şöyle cevap verdi:

- Sahabelerden birini tabiilerden biri gibi mi sayıyorsun? Muaviye, Rasûlullah (s.a.v.)'m sahabesi, hısımı, katibi ve Allah'ın vahyi hususunda güvendiği bir sır kabitidir. Rasûlullah (s.a.v.), bir hadisinde şöyle buyurmuştur: "Ashabımı ve hısımlarımı bana bırakın (onlara sataşmayın), kim onlara söverse Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerine olsun."

Ebu Tevbe Rebi b. Nafı el-Halebî dedi ki: "Muaviye, Muhammed (s.a.v.)'ın ashabının perdesidir. Kişi perdeyi araladığı zaman ilerisine gitmeye cüret eder."

Meymunî, Ahmed b. Hanbel'in kendisine şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Ey Eba Hasen! Bir adamın sahabelerden kötü sözle bahsettiğini görürsen, onun Müslümanlığından şüphe et."

Fadl b. Zeyd dedi ki; "Muaviye ile Amr b. As'm hakkında kötü sözler sarfeden bir adamın Rafızi sayılıp sayılmayacağı Ebu Abdullah'a sorulduğunda o şu cevabı verdi: Bu iki kişinin aleyhinde konuşmaya cüret eden adamın içinde mutlaka kötü bir düşünce vardır, sahabelerden herhangi biri hakkında kötü sözler sarfeden adamın niyeti mutlaka kötüdür."

İbn Mübarek, İbrahim b. Meysere'nin şöyle dediğini rivayet etmişti: "Ömer b. Abdülaziz'in Muaviye'ye şovenden başka bir kimseye vuruğunu görmedim. Muaviye'ye söven adama birkaç kırbaç vurdu."

Seleften biri dedi ki: "Bir ara ben Şam'da bir dağ başında iken görünmezlerden bir ses şöyle dedi:

"Ebu Bekir es-Sıddık'a öfke duyan kimse zındıktır. Ömer'e öfke duyan kimse Cehennem'e defolup gitsin, Osman'a Öfke duyan kimsenin hasmı Rahman olan yüce Allah'tır. Ali'ye öfke duyan kimsenin hasmı Hz. Peygamber'dir. Muaviye'ye öfke duyan kimseyi zebaniler kızgın Cehennem ateşine sürüklerler. Onu Cehennem'in uçurumuna fırlatırlar."

Adamın biri dedi ki: "Rasûlullah (s.a.v.)'ı rüyada gördüm, yanında Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali ve Muaviye vardı. O esnada bir adam oraya geldi. Ömer dedi ki: "Bu adam bizim aleyhimizde konuşuyor."

Rasûlullah (s.a.v.), o adamı azarlayıp kovdu. Adam da şöyle dedi: "Ya Rasulallah, ben şunlardan herhangi birini kötü sözle anmadım, yalnız şu Muaviye hariç." Rasûlullah (s.a.v.) da o adama: "Yazıklar olsun sana! Muaviye benim ashabımdan değil midir?" dedi ve bu sözünü üç kez tekrarladı. Sonra Rasûlullah (s.a.v.), bir mızrak alıp Muaviye'ye verdi ve ona bu adamın, "Ensesine vur," dedi. Muaviye de Adamın ensesine mızrakla vurdu. Ben de uykudan uyandım, sabah erken o adamın evine gittim. Adamın geleceyin boynuna görünmezlerden bir darbe vurulduğunu gördüm. Ölmüştü. O adam, Raşid el-Kindî idi."

îbn Asakir, Fudayl b. İyaz'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: 'Muaviye sahabelerdendir, büyük âlimlerdendir ama dünya sevgisi ile mübte-la oldu."

Utbî dedi ki: "Muaviye'ye: "Saçın ve sakalın çabuk ağardı." denildi. O da şöyle karşılık verdi: "Nasıl çabuk ağarmasın ki, sürekli olarak Araplardan bir adam başıma dikilir, bana bir söz asılar ve o sözün cevabını vermemi bekler. Eğer doğru cevap verirsem övülmem. Yanlış cevap verirsem o cevabım, ulaklarla ülkenin dört bir yanma ulaştırılır."

Şabî ile diğerleri dediler ki: "Muaviye, ömrünün son demlerinde bunadı, abuk sabuk konuşmaya başladı."

îbn Asakir, Muaviye'nin azadlısı buruk testisli Hadic'in biyografisinden bahsederken şöyle demiştir; "Muaviye, güzel ve beyaz tenli bir cariye satın aldı. Cariyeyi çıplak olarak huzuruna aldı. Elinde bir kırbaç vardı. Cariyenin tenasül organına kırbaçla işaret ederek "Şu tenasül organı iyi birşey ama benim buna güç yetirecek bir penisim olsaydı iyi olurdu. Ama sen oğlum Yezid'e git." dedi. Sonra da: "Hayır! Bana Rabia b. Amir el-Cüreşfyi çağırın." Rabia b. Âmir fakih idi. Muaviye'nin huzuruna geldiğinde Muaviye ona şöyle dedi: "Şu cariye çıplak olarak yanıma geldi. Onun vücudunu şöyle ve şöyle gördüm ama oğlum Yezid'e göndermek istedim, ne dersin?"

Rabia b. Amir "Böyle yapma ey mü'minlerin emin! Bu cariye, artık oğlun Yezid'e gidemez, gitmesi uygun olmaz." dedi. Muaviye de şöyle karşılık verdi: "Ne güzel bir görüş belirttin." Böyle dedikten sonra Muayiye, o cariyeyi Rasûlullah'ın kızı Fatıma'nın azatlısı Abdullah b. Mesa-de el-Fezarî'ye hibe etti. Abdullah, siyah tenli idi. Cariyeyi ona hibe ederken şöyle dedi: "Bununla evlen ki, çocukların beyaz tenli olsunlar." Bu da Muaviye'nin araştırmacı ve fıkhı bilen bir kimse olduğunu gösteriyor. Çünkü daha önce o cariyeye şehvetle bakmıştı. Onun hakkından gelemeyeceğini anlamıştı. Oğlu Yezid'e hibe etmek istedi ama şu nakledeceğimiz ayet-i kerimenin yasağından dolayı oğlu Yezid'e hibe etmenin sakıncalı olduğunu anlamıştı. "Babalarınızın evlendikleri kadınlarla evlenmeyin." (en-Nisâ, 22.) Muaviye'nin bu görüşüne Şamlı fakih Rabia b. Amir el-Cüreşî'de muvafakat etmiştir.

îbn Cerir'in rivayetine göre Amr b. As, Mısır heyetiyle birlikte Muaviye'nin yanma gelmişti. Yolda iken arkadaşlarına şöyle demişti: "Muaviye'nin yanma girdiğinizde ona hilafete özgü selam vermeyin. Çünkü o bundan hoşlanmıyor."

Amr ve heyeti, huzura girmek istediler. Muaviye, onları kabul etti. Muaviye, mabeyincisine şöyle talimat verdi: "Onları içeri al ama içeri alırken onlara sert davran ve onları korkut. Öyle sanıyorum ki Amr, yolda iken onlara benim hakkımda küçültücü bazı şeyler söylemiştir." Mabeyinci onları tahkir ederek içeri aldı. Heyetten biri içeri girerken Muaviye'ye hitaben: "Selam sana ey Allah'ın Rasûlü!" dedi. Sonra huzurdan çıktıklarında Amr b. As, Muaviye'ye peygamberlik selamı veren adama çıkışarak şöyle dedi: "Allah sizi kahretsin, ben ona hilafete Özgü selam vermenizi yasaklamışken siz ona peygamberliğe has selam verdiniz."

Anlatıldığına göre adamın biri, evini inşa etmesi için Muaviye'den kendisine 12000 direk vermesini istemiş, Muaviye de ona şöyle demişti:

- Evin nerede?

- Basra'da.

- Ebadı ne kadar?

- Boyu iki fersah, en iki fersah.

- Evim Basra'da deme. Basra benim evimde, de." Anlatıldığına göre adamın biri, oğluyda birlikte Muaviye'nin sofrasına gelip oturdu. Oğlu yedi. Muaviye, onun oğlunu gözünün ucuyla süzüyordu. Ancak babası, oğlunu aşın yemekten işaretle men ediyordu. Fakat oğlu bunu anlamıyordu. Dışarı çıktıklarında babası oğlunu azarladı ve bir daha da Muaviye'nin sofrasına götürmedi, müteakip gidişte Muaviye, adama sordu:

Senin o obur oğlun nerede?

- Rahatsızlandı.

- Onun oburca yeyişinin kendisini rahatsız edeceğini anlamıştım.

Rivayete göre Muaviye, bir aba giyinmiş olarak gelip huzurunda duanve kendisi ile konuşan bir adama küçümseyici nazarla bakmaya a^amış, adam da ona şöyle demişti:

- Ey mü'minlerin emiri! Sen abaya hitab etmiyorsun, abanın içindeki adama hitab ediyorsun.

- İnsanların en faziletlisi odur ki, kendisine birşey verildiği zaman şükreder, belaya uğradığı zaman sabreder, öfkelendiği zaman öfkesini yutar. Güçlü olduğu zaman affeder, söz verdiği zaman sözünü yerine getirir, kötülük yaptığında bağışlanma diler."

Medineli bir adam, Muaviye b. Ebi Süfyan'a şöyle bir mektub yazıp gönderdi: "Erkekler kendi çocuklarını doğurduklarında, pazuları büyük olan kimse muzdarip olduğunda ve hastalıklar onun vücuduna bulaşmayı alışkanlık haline getirdiklerinde işte o hasadını yaptığımız ekin olur."

Muaviye, bu mektubu alıp okuyunca: "Bu adam öleceğimi bana haber veriyor." dedi.

İbn Ebu Dünya, Sümame b. Külsüm'un şöyle dediğini rivayet etmiştir: Muaviye'nin en son irad ettiği hutbe şudur:

"Ey insanlar! Eken biçer, ben sizin idarenizin başına geçtim ama benden sonra benden daha hayırlı bir kimse sizin başınıza geçecek değildir. Aksine benden sonra benden daha şerli bir kimse, sizin başınıza geçecektir. Nitekim benden önceki idareciniz de benden daha hayırlı idi. Ey Yezid, ecelim yaklaştığında beni akıllı bir kimseye yıkat. Çünkü akıllı kimselerin Allah katında mertebesi vardır, o kimse beni rahatça yıkasın ve yüksek sesle tekbir alsın, ondan sonra sandıktaki bir mendili (bohça) bulup çıkar, o mendilin içinde Rasûlullah (s.a.v.)'m bir elbisesi ve saçından tırnağından kestiği bazı parçalar vardır, o kesik parçalan burnumunun, ağzımın, kulağımın, gözümün üzerine koy. Rasûlullah'm elbisesini de kefenimle cildinimin arasına koy. Ey Yezid! Allah'ın ana baba hakkındaki vasiyetine riayet et. Beni kefenime sarıp mezarıma koyduğunuzda merhamet edicilerin en fazla merhamet edeni ile başbaşa bırakın."

Kavinin biri der ki: Muaviye can çekişirken şöyle bir şiir okudu:

"Hayatıma yemin ederim ki, ben bir süre yaşadım, keskin kılıçların tesiri ile dünya bana boyun eğdi. Bana kızıl tüylü davarlar, otorite ve hakimiyet verildi.

Zorba hükümdarların hepsi bana teslim oldu.

Beni sevindiren şeyler, geçmiş zamanda kalan bir hüküm gibi oldu.

Keşke hükümdarlıkta bir an dahi kalmış olmasaydım.

Parlak yaşantının lezzetleri için uğraşmasaydım.

Eski püskü elbise içinde bir süre yaşamış bir insan olsaydım.

Nihayet mezarın darlığım ziyaret etseydim."

Muhammed b. Sa'd, Muhammed b. Hakem'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Muaviye, tam can çekişine anında malından yarısının Bey-tü'l Mala verilmesini vasiyet etti. Böyle yapmakla sanki o malı helal yapmak istemişti. Çünkü Hz. Ömer, valilerini sıkı denetlerdi."

Anlatıldığına göre Muaviye, ömrünün son demlerinde soğuğa tahammül edemez olmuştu. Üşümemek için kaim elbiseler giyerdi. Bu da onu rahatsız ederdi. Sonra kuş tüyünden bir elbise yaptırdı. Bu da ona ağır gelmeğe başladı. Şöyle dedi: "Kahrolsun senin gibi bir diyara ey dünya. Sana kırk sene hükmettim. Bu kırk senenin yirmisinde emir olarak, yirmisinde de halife olarak sana hükmettim. Sonra da böyle oldum. Bu akıbete maruz kaldım. Dünya da onu seven de kahrolsun."

Muhammed b. Sa'd, Abdülmelik b. Umeyr'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Muaviye'nin hastalığı ağırlaştığında ve insanlar onun öldüğüne dair dedikoduları yaydıklarında kendi aile efradına: "Gözlerime sürme sürün, başıma da bolca yağ sürün." dedi. Onlar da bu emri yerine getirdiler. Başını ve yüzünü yağ içinde bıraktılar. Sonra onun için oturacağı bir yer hazırlandı. "Beni birşeye yaslayın." dedi. Sonra da şu emri verdi: "insanların huzuruma girmelerine izin verin, huzuruma giren herkes ayakta selam versin, hiç kimse oturmasın." İnsanlar içeri girmeye ve birer birer selam vermeye başladılar. Onu gözü sürmeli, başı ve yüzü yağlı olarak gören insanlardan bazı kimseler: "Müzminlerin emiri bu halde iken de insanların en sağlıklısı dır." dediler. Huzurdan çıkıp gitmelerinden sonra Muaviye, bu hususta şöyle dedi:

"Hastalığıma sevinenlere karşı dinç görünmekle zamanın tuzaklarına karşı sarsılmadığımı göstermek istedim.

Ölüm, pençesini insanın vücuduna geçirecek olursa, Artık okuyup üflemenin faydasız olduğunu gördüm."

Muaviye, ömrünün son deminde bunadı ve aynı günde de vefat etti. Allah, ona rahmet etsin.

Musa b. Ukbe dedi ki: Ölüm, Muaviye'nin üzerine indiğinde Muaviye şöyle dedi: "Keşke Zi Tuvâ mıntıkasında yaşayan Kureyşli bir adam olsaydım ve şu emirlik işiyle uğraşmasaydım."

Ebu Saib el-Mahzurm dedi ki: Muaviye vefat edeceği zaman şairin Şu şiirini okudu:

"Ya Rab! İnceden inceye hesaba çekersen bu benim azabım olur, fakat azaba tahammülüm yok.

Affedersen ki zaten sen günahları kumlar kadar olan bir günahkarı affedicisin."

havinin biri dedi ki: "Muaviye, can çekişirken ailesi onu sağa sola çevirmeye başladı. O da onlara şöyle dedi: "Siz hangi ihtiyarı sağa sola çeviriyorsunuz? Allah beni yarın ateşin azabından kurtaracaktır."

Muhammed b. Şirin dedi ki: "Muaviye, can çekişirken yanağım yere indirdi, sonra yüzünü çevirdi. Sonra diğer yanağını da yere dayadı. Ağlayıp şöyle dedi: Allah'ım, sen kitabında diyorsun ki: «Allah, kendisine ortak koşmayı elbette bağışlamaz, bundan başkasını dilediğine bağışlar." (enNisâ, 48.) Allah'ım, beni, affetmeyi ve bağışlamayı dilediğin kimseler araşma kat.»

Utbi, babasının şöyle dediğini rivayet etmiştir: Muaviye, vefat edeceği zaman şairin şu beytini terennüm etti:

"Bu Ölümdür, ölümden kurtuluş yoktur. Bizim korktuğumuz şey, ölümden sonradır ki daha korkunç ve daha fecidir."

Muaviye, bu şiiri okuduktan sonra sözünü şöyle sürdürdü: "Allah'ım, hatamızı bağışla. Yumuşak huyluluğunla cahiliyyetimizi affet. Biz senden başkasının affını ummuyoruz. Senin bağışlaman sınırsızdır. Hata ve günah işleyen kimsenin hatasından ve gühanmdan kaçıp kurtulabileceği bir yer yoktur. Sadece senin ulu dergahın vardır."

Ebu Amr b. Alâ da Muaviye'nin böyle dediğini ve bu duasından sonra vefat ettiğini söylemiştir.

Başka bir rivayette anlatıldığına göre Muaviye, böyle dua ettikten sonra bayılmış, sonra ayılınca aile efradına şöyle demiştir:

"Allah'a karşı gelmekten sakının. Çünkü yüce Allah, kendisine karşı gelmekten sakınanı Cehennem azabından korur. Kendisine karşı gelmekten sakınmayanı Cehennem azabından korumaz." Böyle dedikten sonra vefat etti. Allah, ona rahmet etsin.

Ebu Mihnef, Abdülmelik b. Nevfel'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Muaviye vefat edince Dahhak b. Kays minbere çıktı. İnsanlara - Muaviye'nin kefeninden tutarak -hutbe irad etti. Allah'a hamdü senada bulunduktan sonra şöyle dedi: "Muaviye, Arapların koruyucusu suru, yardımcısı ve uğurlarına çaba sarfedeni idi. Allah, onun vasıtasıyla fitneyi yok etti. Onu kullarına hükümdar yaptı. Onun vasıtasıyla beldelerin fethini müyesser kıldı. Bilesiniz ki, Muaviye vefat etmiştir. İşte kefeni de şudur. Biz onu bu kefene sararak mezarına koyacağız. Onunla amelini başbaşa bırakacağız. Sonra da kıyamete dek, berzahın korkunç âleminde yaşayacaktır. Sizden her kim onun cenaze namazını kılmak istiyorsa, hemen gelip hazır olsun."

Böyle dedikten sonra Dahhak, minberden indi ve ulağı, Muaviye'nin oğlu Yezid'e gönderdi ki, babasının ölüm haberini kendisine iletsin ve Şam'a gelmeye onu teşvik etsin.

Muaviye'nin hicri altmışına senenin Receb ayında Şam'da vefat ettiği hususunda ihtilaf yoktur. Başka bir rivayette anlatıldığına göre Muaviye, hicri altmışıncı senenin receb ayının bitimine sekiz gece kala perşembe gecesi vefat etmiştir. İbn İshak ile bazıları böyle demişlerdir. Aynı senenin receb ayının beşinci gecesinde vefat ettiğini söyleyenler de vardır. Leys, bu görüştedir. Sa'd b. İbrahim ise, receb ayının başında vefat ettiğini söylemiştir. Muhammed b. îshak ile Şafii'nin ifadesine göre Muaviye'nin cenaze namazını oğlu Yezid kıldırmıştır.

Başka bir rivayette anlatıldığına göre Muaviye, Rasûlullah (s.a.v.)'m kendisine giydirdiği bir elbiseye sarılıp kefenlenmesini vasiyet etmiştir. Rasûlullah'ın kendisine giydirdiği elbiseyi ölümü için saklamıştı. Ayrıca Rasûlullah'ın saçından ve tırnaklarından kestiği parçalarının kendi ağzına, burnuna, göz ve kulaklarına da konulmasını vasiyet etmişti.

Dediler ki: Muaviye vefat ederken Yezid hazır değildi. Başka yerdeydi. Cenaze namazını Öğle namazından sonra Dımaşk mescidinde Dahhak b. Kays kıldırdı. Sonra defnedildi. Bir rivayete göre hükümet konağına, başka bir rivayete göre ise -ki cumhur-u ulemâ bu görüştedir-Babü's-Sağir mezarlığına defnedilmiştir. Doğrusunu Allah bilir. Vefat ederken yaşı yetmiş sekizdi. Seksen yaşını aştığı da söylenir ki, meşhur olan rivayet te budur. Doğrusunu Allah bilir.

Sonra Dahhak b. Kays, askeri bir birlikle yola çıkarak Yezid b. Mua-viye'yi karşılamaya gitti. Yezid, o zaman Havarin'de bulunuyordu. Se-niyyetü'l-ukab'a vardıklarında Yezid'in eşyalarını taşıyan bineklerle karşılaştılar. Yezid de buhtî bir deveye binmişti. Hüzünlü olduğu açıkça görülüyordu. İnsanlar ona emirlik selamını verdiler ve babasının ölümü sebebiyle ona taziyetlerini sundular. O da alçak bir sesle onlara cevap veriyordu. Herkes susmuştu. Onunla sadece Dahhak b. Kays konuşuyordu. Turna kapısına vardılar. İnsanlar onun bu kapıdan şehre gireceğini sandılar, ama o bu kapıyı geçti, nihayet Şam'ın doğu kapışma vardı. Buradan içeri gireceğini söylediler. Çünkü burası Halid'in kapısı idi. Buradan da içeri girmedi. Nihayet Babü's-Sağire vardı. İnsanlar, babasının mezarına gideceğini sandılar. Babü's-Sağire vardıklarında bineğinden indi, yaya olarak babasının mezarına gitti. Babasının defninden sonra cenaze namazını kıldı, sonra döndü. Mezarlıktan çıkarken halifelere mahsus bineğe bindi. Sonra şehire girdi. İnsanların toplanmalarım emretti. Hükümet konağına girip yıkandı. Güzel elbiseler giyindi. Sonra çıkıp insanlara mü'minlerin emiri sıfatıyla ilk hutbesini irad etti. Allah'a hamdü senada bulunduktan sonra şöyle dedi:

"Ey insanlar! Muaviye, Allah'ın kullarından bir kuldu. Allah, ona nimet bahşetti, yaşattı. Sonra yanına aldı. O kendisinden öncekilerden daha aşağı derecede idi. Kendisinden sonrakilerdense daha hayırlı idi. °nu Aziz ve Celil olan Allah'a karşı tezkiye etmiyorum. Allah, onun dudunu daha iyi bilir. Eğer onu affederse kendi rahmetiyle affeder. Eger onu azaplandırırsa günahı sebebiyle azaplandırır. Ben, ondan sonra idarenin başına geçtim, maksadımı elde etmek uğruna üzülmem Kusurdan Ötürü de kendimi mazur görmem. Allah birşeyi dilerse o şey olur.

Muaviye,, sizi deniz gazasına gönderirdi. Ben Müslümanlardan herhangi birini deniz seferine sevketmeyeceğim. Muaviye, sizi kışın Bizans diyarına gönderip gaza ettirirdi. Ben herhangi bir kimseyi kışın Bizans diyarına gönderecek değilim. Muaviye, size maaşlarınızı üçer taksit halinde verirdi. Ben peşin olarak vereceğim."

Bu konuşmasını bitirdikten sonra insanlar onun yanından ayrılıp gittiklerinde herhangi bir kimseyi ondan daha üstün görmüyorlardı.

Muhammed b. Abdullah b. Abdilhakem, Şafiî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Muaviye, hastalandığı zaman oğlu Yezid'e haber gönderdi. Haberci Yezid'in yanma vardığında Yezid bineğine binerek yola çıktı ve şu şiiri okudu:

"Postacı bana çabucak bir mektub getirdi, kalbim onun mektubundan kederle doldu.

Ona: "Yazıklar olsun sana! Mektubunda ne var ki?" dedik.

"Halife hasta ve rahatsız olarak akşamı etti." dedi.

Ondan sonra kalabalığımızla yola çıktık.

Hıza aldırış etmeden ok gibi daldık.

Yeryüzü sallanıyordu bizimle veya neredeyse sallanacaktı.

Sanki direklerinden biri kopmuş olan çadır gibi idi.

Kendisi bir yarın kenarında duran kişinin,

Hayatının anahtarları düşecek demektir.

Oraya vardığınızda kapı kapalıydı.

Remle'nin feryadı yüreği parçalıyordu.

Kederden sonra kalbim bir parça yerine geldi.

Ruhum da kederle dolmuştu.

Hind'in oğlunu göm, artık şerefle onun peşinden,

Zaten o şerefle beraberdi. İkisi de birlikte öldüler.

Beyazdı, güzeldi, yüzü suyu hürmetine yağmur yağması istenirdi.

Kiminle şeref yarışma girişirse, onu mutlaka yenerdi.

Onun yardığı şeyi insanlar yamayamadı, bütün gayretlerini sarfet-selerde.

Onun yamadığını ise yarıp parçalayamazlardı."

Şafii dedi ki: '"Yezid, bu son iki beyti A'şâ'dan çalmıştır. Yezid babasının ölümünden sonra Şam'a girdi. Babası ona vasiyette bulunmuştu."

İbn İshak ile birkaç kişi de böyle demiştir. Ancak cumhur-u ulemaya göre Yezid, babasının vefatından sonra gelmiştir. Mezarı üzerinde insanlara cenaze namazını kıldırmış tır. Nitekim bunu önceki kısımlardada anlatmıştık, doğrusunu Allah bilir.

Ebu'l- Verd el-Anberî, Muaviye için şöyle bir mersiye okumuştu: Allah ondan razı olsun:

"Haberiniz olsun! Harb oğlu Muaviye'nin ölüm haberini haram ayda (receb ayında) hillin ölüm habercileri bildirdiler.

Kadın haberciler, her yolda ve her yerde onun ölüm haberini verip ağıt döktüler. Şiddetli anlardaki oklar gibi eğilip ölümünü duyurdular.

îşte yıldızlar da sessiz sedasız gelerek gayretli Muaviye üzerine ağıt döktüler."

Eymen b. Harimde Muaviye için şöyle bir ağıt yaktı:

"Hadiseler Harb ailesinin kadınlarını, başı kaldıracak bir sürede

vurdular.

Bu felaket onların saçlarını ağarttı, beyaz yüzlerini kararttı.

Eğer sen Hind ile Remlenin yanaklarını tokatlardan ağlayışlarını görsen yaralı bir feryatçının ağlayışı gibi ağlarsın ki felek ona eşsiz bir tokat vurmuştur."