Babası Muaviye'nin hicri altmışıncı senede vefatından sonra Receb ayında halife olarak kendisine bey'at edildi. Yezfd, hicri yirmialtına senede doğmuştu. Kendisine bey'at edildiğinde yaşı otuzdört idi. Babasının atamış olduğu valileri görevlerinde bıraktı, onlardan hiçbirini azletmedi. Bu da onun zekasını isbatlar.
Hişam b. Muhammed el-Kelbî, Ebu Mihnef Lut b. Yahya el-Küfi el-Ahbarî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Yezid, hicri altmışıncı senenin receb ayı başında hilafete geçti. O dönemde Medine valisi Velid b. Utbe b. Ebi Süfyan, Küfe valisi Numan b. Beşir, Basra valisi Abdullah b. Ziyad, Mekke valisi Amr b. Said b. As idi. Halifeliğe geçtiğinde Yezid'in yegane düşüncesi, veliahtlığını içlerine sindiremeyen ve bu yüzden Mu-aviye'ye itaat etmeyen kimselerle uğraşmaktı. Bu amaçla Medine valisi Velid b. Utbe'ye şu mealde bir mektub yazıp gönderdi:
"Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
Mü'minlerin emiri Yezid'den Velid b. Utbe'ye. Muaviye, Allah'ın kullarından bir kul idi. Allah, ona ikramda bulundu, onu halifeliğe geçirdi. Ona imkanlar bahşedip üstünlükler verdi. O da bir süre yaşadı ve eceliyle Öldü. Allah, kendisine rahmet etsin. Övgüye layık olarak yaşadı. İyi, takvalı ve temiz bir insan olarak vefat etti. Vesselam."
Yezid ayrıca küçük bir sayfaya şu ibareyi de yazdırarak Medine valisine göndermişti: "Hüseyin, Abdullah b. Ömer ve Abdullah b. Zübeyri yakala, bey'at etmelerini sağla. Aksi takdirde onları müsamahasız ve sert bir şekilde derdest et, hapse at ki bey'at etsinler vesselam."
Muaviye'nin ölüm haberini alan Medine valisi Velid, şok geçirdi, çok üzüldü. Mervan'a haber göndererek yanına çağırdı. Yezid'in mektubunu ona okudu ve yakalanmalarını istediği bu adamların durumu hakanda fikrini sordu. Mervan da ona şu teklifte bulundu. "Muaviye'nin °iümünü Öğrenmelerinden önce bey'at için onlan çağırmanı teklif ediyorum. Eğer bey1 ata yanaşmazlarsa boyunlarını vurursun."
Veüd, hemen Abdullah b. Amr b. Osman'ı Mescid-i Nebevfde bulu-
^ Hüseyin ile İbn Zübeyr'e gönderdi. Abdullah, onlara: "Emre uyun"
«eaı. Onlar da: "Haydi sen git, biz hemen valinin yanma geliyoruz." de-
Uer- Abdullah yanlarından ayrılınca Hüseyin, Abdullah b. Zübeyr'e:
"Öyle sanıyorum ki bunların azgınları (Muaviye) ölmüştür." dedi. İbn Zübeyr de: "Ben de senin dediğinden başka birşey olduğunu sanmıyorum." dedi. Sonra Hüseyin kalktı, arkadaşlarım da yanma alarak valiliğe geldi. İçeriye girmek için izin istedi. Kendisine giriş izni verildi. Yalnız başına içeri girdi. Arkadaşlarını kapı önüne oturttu ve onlara: "Sizi kuşkulandıran birşey duyarsanız hemen içeri girin." dedi. İçeri girip selam verdi ve oturdu. Mervan da valinin yanındaydı. Vali Velid b. Utbe ona Yezid'in mektubunu uzattı. Muaviye'nin vefatını bildirdi. Hüseyin de: "İnnâlillâh ve innâ ileyhi raciûn. Allah, Muaviye'ye rahmet etsin, başınız sağolsun" dedi. Velid, onu Yezid'e bey'at etmeye çağırdı. Hüseyin ona şu karşılığı verdi:
- Benim gibi biri gizlice bey'at etmez ve benim gizlice yapacağım beratımı yeterli göreceğinizi de sanmıyorum. Ama insanlar toplandıklarında onlarla birlikte bizi de bey'ata davet edersin. Böylece hep birlikte bey'at etmiş oluruz.
Velid huzursuzluk istemeyen bir kimse idi. Hüseyin'e dedi ki: "Şimdi Allah'ın adı üzere buradan çıkıp git. İnsanlar toplandığında yanımıza gelirsin."
Orada bulunan Mervan da Velid'e şöyle dedi: "Vallahi Hüseyin senin yanından be/atsız olarak ayrılıp giderse, seninle onun arasında çok savaşlar olacak ve ölümler çoğalacaktır. Sen onu hapset, dışarıya bırakma. Taki bey'at etsin. Yoksa ben onun boynunu vururum." Bu söz üzerinize Hüseyin, ayağa kalktı ve Mervan'a şöyle dedi: "Ey Zerka'nın oğlu, sen mi beni öldüreceksin? Vallahi yalan söyledin ve alçaldm." Böyle dedikten sonra Hüseyin, valilikten ayrılıp evine gitti. Mervan, Velid'e şöyle dedi:
- Vallahi artık Hüseyin'i göremezsin.
- Allah'a yemin ederim ki ey Mervan, ben, Hüseyin'i öldürdükten sonra dünya ve içindeki her şey benim olsa da hoşuma gitmez. Sübha-nallah, "bey'at etmiyorum." dediği için mi Hüseyin'i öldüreceğim? Allah'a yemin ederim ki Hüseyin'i öldüren adamın terazisi kıyamet gününde hafif gelecektir, ben buna kesinlikle inanıyorum.
Velid, Abdullah b. Zübeyr'e de gelip bey'at etmesi için haber gönderdi. Ancak o gelmedi ve bir gün bir gece gecikti. Sonra Abdullah b. Zübeyr, arkadaşlarıyla birlikte kardeşi Cafer'i de yanma alarak Für' yoluyla Mekke'ye yöneldi. Velid, Abdullah b. Zübeyr'in peşine piyade ve süvariler gönderdiyse de onlar Abdullah'ı geri getiremediler. Cafer, kardeşi Abdullah'a yolda gitmekte iken Sabure elHanzelî'nin şu şiirini okudu:
"Her ana çocuğu bir akşam geceye vardıklarında arkalarında bir tek adamdan başka kimse kalmayacaktır."
Abdullah, bu şiiri okuyan kardeşi Cafer'e dedi ki:
- Sübhanalîah! Sen bu şiiri hangi maksatla okudun?
- Vallahi senin hoşuna gitmeyecek birşeyi kasdetmedim.
- Eğer dilinin üzerine öylece gelmiş ve kayıp gitmiş olsa bile ben bu şiirden hoşlanmadım."
Abdullah b. Zübeyr'in bu şiirden uğursuzluk sezdiğini söylemişlerdir.
Velid, Abdullah b. Zübeyrle meşgul olduğu için Hz. Hüseyin'le fazla
uğraşamadı. Ona her haber gönderişinde Hz. Hüseyin hele bekle görelim, dedi. Sonra aile efradını ve çocuklarını topladı. Bu senenin receb ayının ikinci gecesinde yani İbn Zübeyr'in çıkışından bir gece sonra Medine'den yola çıktı. Kardeşi Muhammed b. Hanefîye'den başka onun kafilesine katılmayan olmadı. Muhammed b. Hanefiye ona şu öğüdü verdi:
"Vallahi ey kardeşim sen, yeryüzündeki insanlar arasında benim için en kıymetli olan bir kimsesin. Ben sana şu öğüdü veririm ki, şu şehirlerden hiç birine girme. Aksine, çöllerde ve kumsalda yaşa. İnsanlara haber gönder. Eğer sana bey'at ederlerse ve etrafında toplanırlarsa, o zaman şehire gir. Ama mutlaka şehirde kalacağım dersen o zaman Mekke'ye git. Orada hoşlandığın bir manzara ile karşılaşırsan ne alâ. Aksi takdirde kumsallara ve dağlara çık." Hz. Hüseyin kendisine bu öğüdü veren kardeşi Muhammed'e şöyle dedi: "Allah, sana hayır mükafat versin, nasihat verdin ve şefkatli davrandın." Bundan sonra Hz. Hüseyin, Mekke yoluna koyuldu. Mekke'de Abdullah b. Zübeyrle bir araya geldi.
Medine valisi Velid, Abdullah b. Ömer'e haber göndererek "Yezid'e bey'at et." dedi. Abdullah b. Ömer de: "Herkes bey'at ederse ben de bey'at ederim." deyince orada bulunan bir adam şöyle dedi: "Sen insanların ihtilafa düşmelerini, yok oluncaya kadar birbirlerini öldürmelerini istiyorsun. Senden başkası da ortada kalmayınca sana bey'at etsinler öyle mi?" Abdullah b. Ömer: "Bu söylediklerinden hiçbirini sevmiyorum ama insanlar bey'at ederlerse, benden başka bey'at eden kalmazsa o zaman ben de Yezid'e bey'at ederim." dedi.
Vakidî dedi ki: "Muaviye'nin ölüm haberi geldiğinde Abdullah b. Ömer, Medine'de değildi. Aksine o, İbn Abbasla birlikte Mekke'de idi. ikisi birlikte Mekke'den gelmekte iken Hz. Hüseyin ile Abdullah b. Zübeyr onlarla karşılaştılar. Abdullah b. Ömer, Hüseyin ile Abdullah b. Zübeyr'e sordu: - Geldiğiniz yerlerde ne haber var?
- Muaviye öldü, oğlu Yezid'e bey'at edildi.
- Allah'a karşı gelmekten sakının. Ondan korkun, Müslüman cemaati tefrikaya düşürmeyin."
Abdullah b. Ömer, Abdullah b. Abbasla birlikte Medine'ye geldi. Çe-Şitli vilayetlerin bey'atı geldiğinde Abdullah b. Ömer de diğer halkla bir-^t Yezid'e bey'at etti.
Hz. Hüseyin ile Abdullah b. Zübeyr, Mekke'ye geldiler. Orada Amr b. Said b. As'ın vali olduğunu gördüler. Ondan korkup: "Biz şu Beyt'e sığınmaya geldik." dediler.
Bu senenin yani hicri altmışıncı senenin ramazan ayında Yezid b. Muaviye, Velid b. Utbe'yi pasifliğinden dolayı- Medine valiliğinden azletti. Medine valiliğini, Mekke valisi bulunan Amr b. Said b. As'ın uhdesine verdi. Kendisi de ramazan ayında Medine'ye geldi. Zilkade ayında geldiği söylenir. Çok gururlu ve kibirli idi. Kardeşinin düşmanı olan Amr b. Zübeyr'i de kardeşi Abdullah b. Zübeyr*e musallat kıldı ki onunla savaşsın ve onu bütün imkanlarından mahrum bıraksın. Amr b. Said, Abdullah b. Zübeyr'le savaşmaları için Mekke'ye askeri birlikler göndermeye başladı.
Buharî ve Müslim'in sahihlerinde sabit olan bir rivayette anlatıldığına göre Ebu Şüreyh el-Hüzaî Mekke'ye askeri birlikler göndermekte olan Amr b. Said'e şöyle demiştir:
"Ey vali! Bana izin ver de Rasûlullah (s.a.v.)'ın Mekke'yi fethedişi-nin ertesi gününde söylediği ve benim de kulaklarımla işitip kalbime yerleştirdiğim şu hadisi sana söyleyeyim: Rasûlullah (s.a.v.), Allah'a hanıdü senada bulunduktan sonra şöyle demişti: "Doğrusu Mekke, Allah'ın saygın kıldığı bir beldedir, insanlar orayı saygın kılmış değillerdir. Ve benden önce Mekke'de savaşmak hiçbir kimseye helal kılınmış değildir ve benden sonra da hiçbir kimseye helal kılınacak değildir. Bana da ancak gündüzün bir vaktinde burada savaşmak helal kılınmıştır ve sonra Mekke, dünkü saygınlığına kavuşmuştur. Dünkü gibi saygın olmuştur, burada bulunanlar, bulunmayanlara bunu tebliğ etsinler." Başka bir rivayette anlatıldığına göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Eğer herhangi bir kimse," Rasûlullah (s.a.v.), Mekke'de savaştı." diyerek bunu bir ruhsat olarak ileri sürüp Mekke'de savaşmak isterse ona şöyle deyin: "Doğrusu Cenâb-ı Allah, bu hususta Rasûlüne izin verdi, size izin vermedi."
Hadisin ravisi Ebu Şüreyh'e dediler ki: "Bu hadisi kendisine naklettiğin Amr b. Said sana ne dedi?" Ebu Şüreyh şu cevabı vermişti: "Amr b. Said, bana dedi ki: "Ey Ebu Şüreyh! Biz bunu senden daha iyi biliyoruz. Doğrusu Harem, asi kimseyi, eli kanlı katili ve tahripçiyi barındırmaz." Vakidî dedi ki: Amr b. Said, Medine güvenlik kuvvetleri komutanlığına Amr b. Zübeyr'i atadı. Amr da kardeşi Abdullah'ın arkadaşlarını ve onun fikirdaşlarım araştırdı. Onları yakalayıp öldürdü. Öyleki, vurduğu adamlar arasında kardeşi Münzir b. Zübeyr de vardı. O, kardeşi Abdullah b. Zübeyr'i gümüş zincirlere bağlamış olarak yakalayıp halife Ye-zid'in huzuruna götürmek mecburiyetinde idi. Münzir b. Zübeyr, oğlu Muhammed b. Münzir, Abdurrahman b. Esved b. Abdi Yeğus, Osman b. Abdullah b. Hakim b. Hizam, Ubeyd b. Abdullah b. Zübeyr, Muhammed h Ammar b. Yasir ve diğerlerini vurdu. Bunları elli ile altmış arasında kırbaç darbeleri ile vurup incitti. Abdurrahman b. Osman etTeymî ve Abdurrahman b. Amr b. Seni, birkaç kişi ile birlikte Mekke'den kaçtılar. Sonra Yezid, Abdullah b. Zübeyr'in yakalanması için Said'e kuvvetli bir muhtıra gönderdi. Bey'at etse bile mutlaka yanına gönderilmesini, altın veya gümüş bir bağa bağlanarak bornozunun altında saklanıp yanında getirilmesini ve mutlaka sesini duymak istediğini söyledi.
Abdullah b. Zübeyr, Haris b. Halit el-Mahzumî'nin Mekkelilerle namaz kılmasını men etmişti. Abdullah, o zaman Amr b. Said tarafından Mekke'ye vali vekili olarak atanmıştı. O esnada Amr b. Said, Abdullah b Zübeyr'in yakalanması amacıyla Mekke'ye bir müfreze göndermeye karar verdi. Bu hususta Arar b. Zübeyr ile müşavere yaptı. Abdullah b. Zübeyr'le savaşması için Mekke'ye kimi göndermesinin uygun olacağını sordu. Amr b. Zübeyr de ona: "Abdullah b. Zübeyr'i yola getirmek için benden daha uygun birini Mekke'ye gönderemezsin." dedi. Bunun üzerine Amr b. Said, Amr b. Zübeyr'i müfrezenin başına komutan yaptı. Öncü kuvvetlerin başına Enis b. Amr el-Eslemf yi tayin etti. Müfreze 700
savaşçıdan ibaretti.
Vakidî dedi ki: Bunları bizzat Yezid b. Muaviye'nin kendisi tayin etti ve bu tayin emrini de Amr b. Said'e gönderdi. Enis, Cürf te ordugah kurdu. Mervan b. Hakem, Amr b. Said'e, Mekke'ye girip savaşmamasını tavsiye etti. îbn Zübeyr'i orada bırakmasını istedi, yakın zamanda şayet öldürülmese zaten kendisinin öleceğini ifade etti. Abdullah'ın kardeşi Amr b. Zübeyr de şöyle dedi: "Kim kabul etmese etmesin, Allah'a yemin ederim ki, Ka'be'nin içinde de olsa Abdullah'la savaşacağız"
Mervan: "Vallahi bu benim hoşuma gider." dedi. Enis yola çıktı. Amr b. Zübeyr de diğer askerlerle M bunların sayısı 2000 idi- onun peşinden yola çıktı. Nihayet Ebtah'a gidip konakladı. Başka bir rivayete göre Abdullah'ın Safa'daki evinin yanında konakladı. Enis, Zi-Tuva'ya indi. Amr b. Zübeyr, insanlara namaz kıldırıyordu. Kardeşi Abdullah ta arkasında kılıyordu. Amr, kardeşine şu haberi gönderdi: "Halife Yezid'in yeminini yerine getir. Boynunda altın veya gümüş bir zincir olarak onun huzuruna git. İnsanların birbirini vurmalarına fırsat verme. Allah'tan kork. Sen haram bir beldedesin."
Abdullah ta kardeşi Amr'a: "Seninle mescidin yanında buluşalım." dedi. Abdullah b. Zübeyr, Abdullah b. Safvan b. Ümeyye'yeyi bir müfreze ile gönderdi. Bunlar Amr b. Enis el-Eslemî ile savaştılar. Enis'i ağır kir yenilgiye uğrattılar. Arkadaşları, Amr b. Zübeyr'in etrafından dağı-£P gittiler. Amr da İbn Alkame'nin evine kaçtı. Onu, kardeşi Ubeyde b. Zübeyr himayesine aldı. Kardeşi Abdullah b. Zübeyr, onu ayıplayıp kınayarak: "Boynunda insanların hukuku bulunan bir kimseyi mi himayene alıyorsun?" dedi. Sonra onun Medine'de dövdüğü adamları yanına alarak Münzir b. Zübeyr ile oğlu Haris- onu vurdu. Bu ikisi Amr'dan haklarını almak ve ona kısas tatbik etmek istemediler. Abdullah b. Zübeyr de kardeşi Amr b. Zübeyr'i Arim'le birlikte hapse attı. Bu hapse Arim hapishanesi denildi. Başka bir rivayette anlatıldığına göre Amr b. Zübeyr, kırbaç altında can verdi. Doğrusunu Allah bilir.

