Muhtar b. Ebi Ubeyd b. Mesud b. Amr b. Umeyr b. Avf b. Afre b. Umeyre b. Avf b. Sakif esSakafî. Babası, Peygamber (s.a.v.)'ın sağlığında Müslüman oldu. Ama onu göremedi. Bu sebeple insanların çoğu onun adını sahabeler arasında anmamışlardır. Onu sadece "el-İsabe" adlı eserinde İbnu'1-Esir, sahabelerin adları arasında zikretmiştir. Hz. Ömer, hicretin onüçüncü senesinde Farslılarla savaşması için büyük bir ordunun başında onu komutan olarak göndermişti. O savaşta onunla birlikte 4000 kadar Müslüman da şehit edilmişti. Nitekim bunu önceki kısımlarda da anlatmıştık. O savaşa, Köprü savaşı denir. Bu köprü, Dicle nehri üzerindeki bir köprüydü. Bugün ona, Ebu Ubeyd köprüsü denmektedir. Ebu Ubeyd'in Safiye adında bir kızı vardı. Bu kız, saliha ve abide kadınlardandı. Abdullah b. Ömer b. Hattab'm zevcesi idi. Abdullah, onu çok sever ve ikramda bulunurdu. Kardeşi Muhtar'a gelince bu, önceleri Hz. Ali'ye karşı çok düşmanca duygular beslerdi. Amcasının yanında Medain'de bulunurdu. Amcası Medain valisi idi. Hz. Ali'nin oğlu Hüseyin oraya vardığında Şam'a doğru gitmekteyken Iraklılar, onu yalnız ve yardımsız bıraktılar.
Hz. Hüseyin, babasının öldürülmesinden sonra Muaviye'yle savaşmak için Şam'a gidiyordu. Iraklıların kendisine ihanet ettiklerini hissedince az sayıdaki askerleri ile Medain'e kaçtı. Muhtar da amcasına: "Hüseyin'i yakalasan da Muaviye'ye göndersen. Böylece ömrünün sonuna kadar onun yanında itibar sahibi olursun." demiş, amcası ona: "Ey yeğenim, bana ne kötü bir tavsiyede bulunuyorsun." diyerek karşı çıkmıştı. Bu yüzden Şiiler de Muhtar'a hep öfke duyuyorlardı. Nihayet Müslim b. Ukayl b. Ebi Talib, Iraklılar tarafîndan öldürüldü. Muhtar da Kûfe'deki emirlerdendi. Onun zor durumda olduğunu görünce: "Yardım edeceğim" demiş; Ibn Ziyad da bundan haberdar olunca Ona yüz kırbaç vurmuş ve sonra da onu hapse atmıştı. Muhtar, hapse atıldıktan sonra eniştesi Abdullah b. Ömer, Muaviye'nin oğlu Yezid'e mektup yazarak ricada bulunmuş, o da İbn Ziyad'a emir göndererek Muhtar5! hapisten sahvermesini ve bir abaya büründürerek Hicaz'a göndermesini emretmişti. O da böyle yaptı.
Muhtar, Mekke'de tbn Zübeyr'in yanma gitti. Şamlılar tarafından kuşatıldığında onunla omuz omuza onlara karşı savaştı. Sonra Muhtar, Iraklıların kendisi hakkında kötü sözler söylediklerini işitti. îbn Zü-beyr'i bırakıp Irak'a gitti. Giderken de İbn Zübeyr'den kendisi için Küfe valisi İbn Muti'ya bir mektub yazmasını rica etti. O da yazdı, kalkıp Irak'a gitti. Görünüşte İbn Zübeyr'i övüyor ama gizlice ona sövüyordu. Muhammed b. Hanefıyye'yi övüyor, ona bey'at için insanlara çağrıda bulunuyordu. Bu tutumunu devam ettirdi. Nihayet Şiilik yolunu tutarak ve Hz. Hüseyin'in öcünün alınmasını istiyor görünerek, Kûfe'ye hakim oldu. Bu sebeple de Şiilerden birçok grup gelip onun etrafında toplandı. İbn Zübeyr tarafından atanmış olan valiyi oradan çıkardı. Muhtar, oraya otoritesini yerleştirdi. Sonra îbn Zübeyr'e bir mektub yazarak özür diledi ve İbn Muti'nin Emevilere dalkavukluk yaptığını ihbar etti. Bu yüzden Kûfe'den kovulduğunu söyledi. Kendisinin de Kûfelilerle birlikte İbn Zübeyr'in itaatmda olduğunu söyledi. İbn Zübeyr, onun bu sözlerini tasdik etti. Çünkü Muhtar, cuma günlerinde minber üzerinde insanları İbn Zübeyr'e bey'ata davet ediyordu. Zahiren de ona itaatkar
görünüyordu.
Bu arada Muhtar, Hz. Hüseyin'in katillerini ve Kerbela savaşına katılan İbn Ziyad'm. askerlerini araştırmaya ve takib etmeye başladı. Onlardan çoğunu öldürdü. Ele başlarının kellerini kopardı. Mesela, Hz. Hüseyin'i öldüren ordunun Emin Ömer b. Sa'd b. Ebi Vakkas'm, Hz. Hüseyin'i öldürme işini deruhte eden 1000 kişilik grubun komutanı Şimr b. Zilcevşen'in, Sinan b. Ebi Enes'in, Havla b. Yezid el-Esbahî'nin kellelerini kopardı. Takibata devam etti. Nihayet intikam kılıcı İbrahim b. Eşter'i, 20 000 kişilik bir askeri birliğin başına komutan yaparak îbn Ziyad'm üzerine gönderdi. îbn Ziyad bu karşılaşmada İbrahim b. Eşter'in askerlerinden kat kat fazla sayıda askere sahipti. Askerleri 60000 veya başka bir rivayete göre 80000 kişi idi. İbn Ester, neticede İbn Ziyad'ı öldürdü. Askerlerini kırıp geçirdi. Ordugahmdaki malları yağmaladı. Sonra da îbn Ziyad'm ve arkadaşlarının kellelerini zafer müjdesi ile birlikte Muhtar'a gönderdi. Muhtar buna çok sevindi. Sonra Muhtar da İbn Ziyad'm, Husayn b. Nümeyr'in ve beraberlerindeki arkadaşlarının kellelerini Mekke'ye, îbn Zübeyr'e gönderdi. îbn Zübeyr'in emri üzerine bu kelleler Hacun boğazına dikildi.
Bu başlar, Medine'ye de dikilmişlerdi. Artık Muhtar, hükümdar olma sevdasına kapılmıştı. Bundan sonra düşmanlarının kalmadığına, hükümdarlıkta kendisi ile çekişecek bir kimsenin ortaya çıkamayacağına kanaat getirmişti. îbn Zübeyr, onun hilekar, dessas ve kotu yolda bir kimse olduğunu anlayınca kardeşi Mus'ab'! Irak'a vah olarak gönderdi.
Mus'ab Basra'ya gitti. Asker topladı. Muhtar'm sevinci tamamlanamadı. Nihayet Mus'ab b. Zübeyr, çok büyük bir ordu ile Basra'dan Küfe üzerine yürüdü. Muhtar'ı yakalayıp öldürdü. Başını kopardı ve elinin de mescidin duvarına çivilenmesini emretti. Kesik başının özel bir ulakla kardeşi Abdullah b. Zübeyr'e gönderilmesini emretti. Kesik başı götüren adam, yatsı vaktinden sonra Mekke'ye vardı. Abdullah b. Zübeyr'in nafile namaz kılmakta olduğunu gördü. Abdullah, seher vaktine dek namazını sürdürdü. Gelen ulağa dönüp bakmadı. Fecre yakın bir zamanda ulağa dönüp: "Niçin geldin?" diye sorunca ulak, mektubu ona verdi, mektubu okudu. Sonra ulak: "Ey mü'minlerin emiri! Yanımda Muhtar'm kesik başı var." deyince Abdullah; "Onu mescidin kapısına bırak." dedi. Ulak, kesik başı götürüp mescidin kapısına bıraktıktan sonra tekrar Abdullah'ın yanına döndü ve: "Ey mü'minlerin emiri! Bana armağan verilmeyecek mi?" diye sorunca Abdullah şu cevabı verdi: "Armağanın, getirmiş olduğun kesik baştır. Onu tekrar yanma alıp Irak'a götür."
Muhtar'm devleti hiç kurulmamış gibi yıkılıp gitti. Diğer devletler de böyledir. Müslümanlar, onun devletinin yıkılıp gitmesine sevindiler. Çünkü o, samimi değildi. Aksine yalana biriydi. Kendisine Cebrail vasıtasıyla vahiy geldiğini iddia ediyordu.
îmam Ahnıed b. Hanbel, Rufaa el-Kabbanî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:"Muhtar'm yanına gittim, bana bir yastık verdi ve şöyle dedi: "Eğer kardeşim Cebrail şu yastığın üzerinde durmuş olmasaydı, bunu da sana verirdim." Boynunu vurmak istedim ama Amr b. Humk'un Rasülullah'tan nakletmiş olduğu şu hadisi hatırladım: "Bir mü'min, başka bir mü'mine kanım (ve canım) güvenipte emanet eder de onu öldürürse ben o katilden uzağım."
îmam Ahmed b. Hanbel, Rufaa b. Şeddad'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Muhtar'ın yanıbaşmda duruyordum. Yalancı olduğunu anlayınca kılıcımı çekip boynunu vurmak istedim, ama Amr b. Humk'un bana anlattığı şu hadisi hatırladım: "Bir kimse canını bir başkasına emanet eder de o kişi onu öldürürse, kıyamet gününde ona hainlik bayrağı verilir."
Neseî ile İbn Mace de, Abdülmelik b. Umeyr'den rivayet ettiler ki, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Bir kimse bir canı başkasına güvenip emanet eder de o kimse onu öldürürse -öldürdüğü kimse kafir olsa bile- ben katilden uzağım." Ibn Ömer'e şöyle bir soru soruldu:
- Muhtar, kendisine vahiy geldiğini iddia ediyor.
- Doğru söylüyor. Çünkü yüce Allah, bir ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: "Doğrusu şeytanlar sizinle tartışmaları için dostlarına vah-
yederler (fısıldarlar)." (ei-En'âm, 121.)
Ibn Ebi Hatim, İkrime'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Muhtar'ın yanma gittim. Bana ikramda bulundu ve beni yanına konuk etti. Geceleyin benimle sohbet etti. Yatağımın hazırlanmasını emretti, bana: "Çık, insanlarla konuş." dedi. Ben de çıktını, adamın biri gelip bana şöyle sordu:
- Vahiy hakkında ne diyorsun?
- Vahiy iki türlüdür. Yüce Allah buyurdu ki: "Ey Muhammedi Biz bu Kur'ân'ı vahyederek sana en güzel kıssaları anlatıyoruz." (Yûsuf, 3.) «Aldatmak için birbirlerine cazip sözler fısıldayan cin ve insan şeytanlarını her peygambere düşman yaptık." (ei-En'âm, 112.) Ben böyle deyince beni yakalamak istediler. Ben de kendilerine: "Size ne oluyor? Niçin böyle yapıyorsunuz? Ben size fetva veriyorum ve misafirinizin!." dedim. Beni bıraktılar."
İkrime böyle demekle Muhtar'ın kendisine vahiy geldiğine dair sözlerinin yalan olduğunu ifade etmek istemiştir.
Taberanî, Enise binti Zeyd b. Erkam'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Babam Zeyd, Muhtar b. Ebi Ubeyd'in yanma gitti. Ona şöyle dedi: "Ey Ebu Amir, keşke Cebrail ve Mikail'in burada bulunduklarını gör-seydin!" Bunun üzerine babam Zeyd, ona şöyle karşılık verdi: Hüsrana uğradın, helak oldun. Sen, Allah katında o kadar düşüksün ki, sana vahiy gelecek değildir. Sen yalan söylüyorsun. Allah'a ve Rasûlüne karşı iftirada bulunuyorsun."
İmam Ahmed b. Hanbel, İbn Avf es-Sıddık en-Naci'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Haccac b. Yusuf, oğlu Abdullah b. Zübeyr'i öldürdükten sonra Esma binti Ebu Bekir es-Sıddık'in yanma gitti ve ona şöyle dedi: "Senin oğlun şu Beyt'te dinden çıktı. Allah, ona elem verici bir azabı tattırdı ve ona şöyle şöyle azap çektirdi."
Esma da ona şu karşılığı verdi: "Yalan söylüyorsun. Abdullah b. Zübeyr, ebeveynine iyi davranan, gündüzleri oruç tutan, geceleri de namaz kılan bir kimseydi. Allah'a yemin ederim ki, Rasûlullah (s.a.v.) bize şu haberi vermiştir: "Sakif kabilesinden iki yalancı çıkacaktır. Sonraki, öncekinden daha şerlidir ve o katildir."
Beyhakî, bu hadisi, bu kitabın peygamberlik delilleri bölümünde nakletmiştir. Âlimlerin anlattıklarına göre Sakif kabilesinin yalancısı Muhtar b. Ubeyd'dir. O, zahiren Şii görünüyordu. Kahinliği de içinde saklıyordu. Yakın adamlarına da kendisine vahiy geldiğini gizlice söylüyordu. Peygamberlik iddiasında bulunup bulunmadığını bilemiyorum. Kendisi için bir kürsü konulmuştu. Adamlar, o kürsünün etrafin-da çember oluşturuyor ve ona saygı gösteriyorlardı. Kürsü, ipekli şallarla örtülüydü. Katırlar üzerinde taşınırdı. Onu, Israılogullarının
Kur'ân'da sözü edilen tabutuna benzetiyorlardı. Şüphesiz ki Muhtar, sapık ve saptıran bir kimse idi. Onun vasıtası ile diğer zalim kavimlerden intikam alındıktan sonra ölümüyle Allah, Müslümanları ondan kurtarıp rahata kavuşturdu. Nitekim yüce Allah, bir ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur:
"Zalimlerin bir kısmını, kazandıklarından ötürü diğer bir kısmına böylece musallat ederiz." (elEn'âm, 129.)
Sakif kabilesinin içindeki katile gelince o, çok adam Öldüren ve Ab-dülmelik b. Mervan tarafından tayin edilen Irak valisi Haccac b. Yusuf es-Sakafı'dir. O, Irak'ı Mus'ab b. Zübeyr'in elinden almıştı. Bununla ilgili açıklama yakında gelecektir.
Vakidî'nin anlattığına göre Muhtar, îbn Zübeyr'e muvafık olduğunu açıklamaya ve böyle bir tutum sergilemeye devam etti ve nihayet hicretin altmışyedinci senesinin başında Mus'ab b. Zübeyr Basra'ya geldi. İşte o zaman Muhtar, Abdullah b. Zübeyr'e muhalefetini açığa vurdu. Mus'ab ta onun üzerine yürüdü ve onunla savaştı. Muhtar'm enirinde 20 000 kadar asker vardı. Muhtar, önce Mus'ab'a bir hamle yaptı. Onu hezimete uğrattı, ama Muhtar'm adamları sebat göstermediler. Nihayet onun yanından ayrılıp Mus'ab'm saflarına katıldılar. Kendisindeki kahinlik ve yalancılığından ötürü ondan intikam aldılar. Muhtar, bu durumu görünce dönüp hükümet konağına girdi. Mus'ab, onu dört ay süreyle konakta kuşatma altında tuttu. Sonra hicretin altmışyedinci senesinin ramazan ayının ondördünde onu altmışyedi yaşındayken Öldürdü.

