El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Mus'ab B. Zübeyr'in Biyografisi

Bu zatın soy kütüğü şöyledir: Mus'ab b. Zübeyr b. Avvam b. lid b. Esed b. Abdiluzza b. Kusay b. Kilab. Künyesi Ebu Abdı Kureşî'dir. Kendisine Ebu İsa el-Esedî de denirdi. Anasının adı lurman b. Enifel-Kelbiye'dir. …

Bu zatın soy kütüğü şöyledir: Mus'ab b. Zübeyr b. Avvam b. lid b. Esed b. Abdiluzza b. Kusay b. Kilab. Künyesi Ebu Abdı Kureşî'dir. Kendisine Ebu İsa el-Esedî de denirdi. Anasının adı lurman b. Enifel-Kelbiye'dir.

Mus'ab, sima bakımından insanların en çizeli, en, merdi idi. Hz. Ömer'den, babası Zübeyr'den, S* d b. Ebi

Ve Ebu Said el-Hudri'den rivayetlerde bulunmuştur. Hakem b. Uyeyne, Amr b. Dinar el-Cumahî ve İsmail b. Ebi Halid de ondan rivayetlerde bulunmuşlardır.

Mus'ab, Muaviye'nin yanına geldi. Ebu Hüreyre'nin meclisinde bulundu. Sima bakımından insanların en güzeli idi. Zübeyr b. Bekkâr'ın anlattığına göre Mus'ab, Arefede vakfe yapmakta iken Cemil ona bakıp şöyle dedi: "Burada öyle bir delikanlı var ki, Besine'nin onu görmesini istemiyorum."

Sabi dedi ki: "Minber üzerinde Mus'ab kadar yakışıklı ve güzel başka birini görmedim." İsmail b. Halid te böyle demiştir. Hasan'm ifadesine göre o, Basralıların en yakışıklısı idi.

Hatib Bağdadî dedi ki: "Mus'ab, Irak'a kardeşini vali olarak tayin etti. Nihayet Abdülmelik, onu Evana'ya yakın bir yer olan Mesken'de Dicle nehri kıyısındaki Deyr-i Caselik'te öldürdü. Mezarı da şu ana kadar orada bilinmektedir."

Mus'ab'm, Muhtar b. Ebi Ubeyd'i nasıl öldürdüğünü ve bir sabahta Muhtar'm adamlarından 7000 kişiyi öldürdüğünü anlatmıştık.

Vakidî dedi ki: Mus'ab, Muhtar'ı öldürünce Muhtar'm konaktaki adamları kendisinden eman istediler. O da onlara eman verdi. Sonra yanlarına Abbad b. Husayn'ı gönderdi. Onları zincirlere bağlı olarak konaktan çıkardı. Esirlerden biri şöyle dedi: "Sizi bize galip kılan ve bizi esaretle imtihan eden Allah'a hamdolsun. Ey İbn Zübeyr, affedeni Allah ta affeder. Cezalandıran kimse ise, misillemeden emin olamaz. Biz sizinle aynı kıbleye yönelen dindaşlarınızız. Şimdi sen iktidara geçtin. Bağışla ve bizi affet."

Mus'ab onlara acıdı ve onları serbest bırakmak istedi. Ancak Abdur-rahman b. Muhammed b. Eş'as ile her kabileden başka adamlar kalkıp "Bunlar bizim çocuklarımızı öldürdüler. Aşiretlerimizi helak ettiler: Bizden birçoklarını yaraladılar. Bu durumda ya bizi ya da bunları tercih et." dediler. Bunun üzerine Mus'ab ta esirlerin öldürülmelerini emretti. Esirler de hep birlikte şöyle seslendiler:

"Bizi Öldürme, bizi kendi ordunun Öncü kuvvetleri yaparak Abdülmelik b. Mervan'a karşı savaşa sürükle. Eğer galip olursak zaten bu sizin istediğiniz birşeydir. Eğer öldürülecek olursak onlardan bir topluluğu öldürmedikçe biz Ölmeyiz. Bunu da istersiniz."

Mus'ab, bu teklifi kabul etmedi. Misafir kalkıp ona şöyle dedi:

"Ey Mus'ab, Allah'tan kork, zira Aziz ve Celil olan Allah, Müslüman bir kimseyi herhangi bir kimseyi öldürmüş olmaksızın katletmeni yasaklamıştır. "Kim bir mü'mini kasten öldürürse cezası, içinde temelli kalacağı Cehennem'dir. Allah, ona gazab etmiş, lanetlemiş ve büyük azab hazırlamıştır." {en-Nisâ, 93.)

Mus'ab, onu dinlemedi, aksine tamamının boyunlarının vurulmasını emretti. Esirler 7000 kişi idi.

Sonra Mus'ab, İbn Eşter'e mektub yazarak yanına gelmesini, davetine icabet etmesini istedi. Buna karşılık ona Şam valiliğini ve süvarilerin komutanlığını va'detti. İbn Ester de kalkıp Mus'ab'm yanma gitti.

Anlatıldığına göre Mus'ab, Mekke'ye geldiğinde Abdullah b. Ömer'in yanma varmış ve ona şöyle demiş: "Ey amca! İtaat dışına çıkan ve mağlub olup kaleye sığmmcaya kadar savaşan sonra da eman isteyen, kendilerine eman verildikten sonra tekrar savaşan bir kavmin durumunu sana soruyorum, bunlara ne yapılması gerekir?" Abdullah b. Ömer: "Onlar kaç kişidirler?" diye sorunca Mus'ab, 5000 kişi olduklarını söylemiş. İbn Ömer de teşbih getirmiş ve: "înnâ lillah ve İnnâ îleyhi ra-ciun," dedikten sonra şöyle demiş: "Bir adam, Zübeyr'in davar sürüsüne gelse ve bir sabah ta o davarlardan 5000 taneyi boğazlasa, sen o adamı israfçı ve aşın gitmiş saymaz mısm?" Musab, evet, diye cevap verince İbn Ömer, ona şu karşılığı vermiş: "Sen bunu davarlar hakkında aşırı , gitmek ve israf olarak kabul ediyorsun da tevbe etmelerini ümid ettiğin insanlar hakkında aşırı gitmek ve israf olarak kabul etmiyor musun? Ey kardeşimin oğlu, elinden geldiğince dünyada ateşin üzerine soğuk su dök.w

Mus'ab, daha sonra Muhtar'm kesik başını Mekke'de bulunan kardeşine göndermiş ve Irak'ta otoritesini yerleştirmişti. Vilayetlere valilerini atamış, İbn Ester de onun yanında yükselip itibar sahibi olmuş, onu elçiliğe tayin etmişti. Sonra kendisi Mekke'de bulunan kardeşinin yanına gitmiş, icraatlarını ona anlatmış, o da icraatlarını uygun görmüştü. Yalnız îbn Eşter'in görevini onaylamamış ve ona şöyle demişti: "Eşter'i seveceğimi mi sanıyorsun? Bendeki bu yarayı açan odur." Sonra Mus'ab'la birlikte gelen Iraklıları çağırmış ve onlara şöyle demişti: "Allah'a yemin ederim ki sizden her iki adam yerine bir Şamlının bana gelmesini çok isterdim." Böyle demesi üzerine Basra'daki cemaatın kadısı Ebu Haciz el-Esedî ona şöyle demişti: "Ey mü'nıinlerin emiri, bizimle sizin durumunuz, tıpkı A'şâmn şu beytinde anlattığına benzemektedir.

"Ben ona enlemesine takıldım. O da benden başka bir erkeğin ayağına tatildi. Başka bir erkek te ayağını ona taktı."

Ben de derim ki: Aralarındaki durum, şu beyitte anlatıldığı gibidir:

"Biz Leyla ile delirdik, Leyla ise başkaları ile delirdi. Başkası ise -kendisini istemediğimiz haldebizimle delirdi.

Ey mü'minlerin emiri, biz sana gönül bağladık. Sen ise Şamlılara gönül bağladın. Ama Şamlılar da gönüllerini Mervan'a bağlamışlardır,

Şimdi ne yapacağımızı bilemiyoruz?"

Sabi dedi ki: "Ben bundan daha güzel bir cevap işitmedim."

Başkası dedi ki: İnsanlar arasında kadınları en çok Mus'ab severdi. Nitekim rivayet olunduğuna göre aralarında İbn Ömer'in bulunduğu bir cemaatla birlikte Mus'ab b. Zübeyr, hacer-i esvedin yanında toplanmışlar ve şöyle demişlerdi: "Her biriniz kalksın ve Allah'tan dilekte bulunsun." İbn Ömer kalkıp Allah'tan mağfiret dilemiş; Mus'ab ise Allah'tan, kendisini o zamandaki kadınların en güzellerinden Sekine bin-ti Hüseyin ve Aişe binti Talha ile evlendirmesini, ayrıca kendisine Irak valiliğini bahşetmesini dilemişti. Allah ta bunu kendisine vermiş ve dileğini yerine getirmişti. Mus'ab, Aişe binti Taiha ile evlenmiş ve ona 100 dinar mehir vermişti. Aişe, gerçekten göz aha bir güzelliğe sahipti. Mu-sab'm kendisi de cidden yakışıklıydı, diğer zevceleri de güzel idiler.

Asmaî, Ebu Zinad'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Mus'ab, Urve, İbn Zübeyr ve İbn Ömer hacer-i esvedin yanında toplandılar. Abdullah b. Zübeyr, şöyle dedi: "Ey Rabbim, halifeliği bana ver."

Urve ise şöyle demişti: "Ey Rabbim, bana Irak valiliğini ve Aişe binti Talha ile Sekine binti Hüseyin'i ver."

Abdullah b. Ömer'e gelince oda şöyle bir dilekte bulunmuştu: "Ey Rabbim, bana mağfiretini bahşet."

Amir eş-Şabi dedi ki: "Bir ara ben oturmakta iken Mus'ab b. Zübeyr çağırıp hükümet konağına götürdü, perdeyi araladı. Perdenin gerisinde Aişe binti Talha'yı gördüm. Ondan daha güzel bir kadın ve ondan daha güzel, göz alıcı bir manzaraya sahip başka birini görmüş değildim. Mus'ab, bana: "Şu kadım tanıyor musun?" diye sorunca ben, tanımadığımı söyledim. O da: "İşte bu, Aişe binti Talha'dır." Sonra Aişe, evin ortasına geldi ve Mus'ab'a: "Beni kendisine gösterdiğin bu adam kimdir?" diye sorunca Mus'ab: "Bu, Amir eş-Şabi'dir." diye cevap verdi. Aişe de: "Ona birşeyler ihsan et." dedi. Mus'ab ta bana 10 000 dirhem ihsan etti. Bu, sahip olduğum ilk para oldu."

Hafız İbn Asakir'in anlattığına göre Aişe binti Talha, bir defasında Mus'ab'a kızmış. Mus'ab ta kendisine 400 000 dirhem vererek gönlünü almıştı. Aişe, o parayı kendisi ile Mus'ab'ı barıştıran kadına vermişti.

Başka bir rivayette anlatıldığına göre Mus'ab'a meyveleri altından ve kıymetli mücevherlerden olan yapma bir hurma ağacı hediye edilmişti. Bu ağacın değeri 2 000 000 dinardı. Farslılardan elde edilen ganimetlerdendi. Mus'ab, bu ağacı Aişe binti Talha'ya vermişti.

Mus'ab, insanların en cömerdi ve en fazla bağışta bulunanı idi. Verdiğini çok görmezdi, verdiğinin değeri çok olsa bile önemsemezdi. Güçlüye de zayıfa da bağışta bulunurdu. Şerefliye de şerefsize de eşit mik-

tarda bağışta bulunurdu. Kardeşi Abdullah b. Zübeyr ise, cimrilik yapardı.

"Tarih" adlı eserinde Hatib Bağdadfnin rivayet ettiğine göre Mus'ab, bir defasında bir adama kızmış ve onun boynunun vurulmasını emretmişti. Adam da kalkıp ona şöyle demişti:

- Allah, emirin şanım yüceltsin. Benim gibi bir adamın kıyamet gününde kalkıp senin şu güzel yakana yapışması ve şu aydınlık saçan yüzünü tırmalaması, sonra da 'ya Rab, Mus'ab'a sor, beni niçin öldürdü?" demesi ne çirkin olur.

Adamın böyle demesi üzerine Mus'ab, onu afîetmişti. Adam da şöyle karşılık vermişti:

- Allah, emirin şanını yüceltsin. Hayatımda senin kadar rahat bir yaşamı bana hibe eden başka birini görmedim.

Adamın böyle demesi üzerine Mus'ab, ona 100 000 dinar verdi, adam da şöyle dedi:

- Şahid ol ki, bana vermiş olduğun bu paranın yarısını îbn Kays er-Rakiyyat'a bahşettim. Çünkü o, senin hakkında şöyle demiştir:

"Mus'ab, Allah tarafından gönderilen bir ateş korudur.

Onun sayesinde karanlıklar aydınlığa kavuştu.

Onun hükümdarlığı rahmet hükümdarlığıdır. İnsanlara acır,

Onun hükümdarlığında zorbalık ve kibir yoktur.

İdarede Allah'tan korkar.

Tasası Allah'tan korkmak olan kimse, kurtuluşa ermiştir."

Başka bir rivayette anlatıldığına göre adam, ona şöyle demiştir:

- "Ey emir, bana hayatımı bağışladın. Eğer yapabiliyorsan bu hayatımı refaha kavuştur."

Adamın böyle demesi üzerine Mus'ab, ona 100 000 dinar verilmesini emretmişti.

İmam. Ahmed tvtianbel, Ali b. Yezid'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Mus'ab, Arif el-Ensârî'nin kendisi hakkında kötü sözler sarfettiği-ni duyunca ona öfkelendi. O esnada Enes b. Malik, Mus'ab'm yanma gelip şöyle dedi: Ben, Rasûlullah (s.a.v.)'m şöyle buyurduğunu işittim: "Ensâr'a iyi davranın. İyilik yapanlarının iyiliklerini kabul edin, kötülük yapanlarının da kötülüklerini affedin."

Enes'in bu hadisi nakletmesi üzerine Mus'ab, kendini tahtından yere attı. Yanağım yerdeki sergiye yapıştırıp şöyle dedi: "Rasûlullah (s.a.v.)'m emri baş göz üstüne."

Mus'ab, tevazu ile ilgili olarak şöyle demişti: "Adem oğlunun büyüklük taslamasına hayret ediyorum. Oysaki kendisi, iki kezıdrai-kanalından geçmiştir." (Yani babasının penis delicen sprem olarak geçmiş, annesinin de rahminden geçip dünyaya gelmiştir.)

Muhammed b. Yezid el~Müberred dedi ki: Kasım b. Muhammed'e Mus'ab'ı sordular. O da şöyle cevap verdi: "Mus'ab, asaletli, reis, takvalı ve garip dostu idi."

Önceki sayfalarda da anlatıldığı gibi Mus'ab, Muhtardı mağlub edip onun adamlarından 5000 (başka bir rivayete göre 7000) kişiyi bir sabahta öldürmüş. Bundan sonra İbn Ömer'le karşılaştığında İbn Ömer'e selam vermiş, ancak gözlerini kaybetmiş olan îbn Ömer, onu tanımamış, kendini tanıttıktan sonra îbn Ömer onu tanımış ve şöyle demişti:

- Tevhid ehli 5000 kişiyi bir sabahta öldüren sen misin?

- Mus'ab, onların Muhtar'a bey'at ettiklerini söyleyerek mazeret beyanında bulununca îbn Ömer, ona şu karşılığı vermişti:

- Onlar arasında bu işe zorlanan veya cahil olan yok muydu ki kendisine süre tanınsın ve tevbe etsin? Sen ne dersin, eğer bir adam Zü-beyr'in koyun sürüsüne gelipte aynı günün sabahında o koyunlardan 5000 taneyi boğazlarsa, o adam aşırı gitmiş sayılmaz mı?

- Evet, sayılır,

- O koyunlar Allah'a ibadet etmezler. İnsan gibi Allah'ı tanımazlar. Sen tevhid inancı üzere olan bu insanlarla onları nasıl bir tutarsın? Ey oğulcuğum, elinden geldiğince soğuk sudan yararlan. Başka bir rivayete göre İbn Ömer, Mus'ab'a şöyle demiştir"Elinden geldiği kadar yaşa bakalım." (Sonunda görürsün gününü)"

Zübeyr b. Bekkar, Kelbfnin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Günün birinde Abdülmelik b. Mervan, meclisinde oturan adamlara şöyle bir soru sormuş:

- Arapların ve Rumların en yiğidi kimdir?

- Şebib'tir. Başka biri de:

- Kutri b. Fücac ve falan filandır, diye cevap verince Abdülmelik şu karşılığı vermişti:

- İnsanların en yiğidi, Sekine binti Hüseyin ile Aişe binti Talha'yı nikahına alan kişidir. Anası, Hamid binti Abdillah b. Amir b. Kü-reyz'dir. Oğlu, Reyyan b. Enif b. Kelbf dir. Arap banliyölerinin lideridir. Iraklılara beş yıl süreyle valilik yapmış, milyonlarca dinarlara sahip olmuş. Ayrıca mal mülk elde etmiş, sayılamayacak kadar binekler elde etmiştir. Bununla beraber insanlara eman vermiştir. Bu kadar büyük bir servete ve hükümranlığa sahip bir kimse yine de zahidane bir hayat yaşamış, küçük düşürülmüş bir halde öldürülmeyi tercih etmiştir. Bütün bu servetinden ve hükümranlığından el çekerek kılıcıyla düşmanın üzerine yürümüş, öldürülünceye kadar savaşmıştır. Tabii adamları kendisinden yardım ellerini çektikten sonra hayatım kaybetmiştir. Sözünü ettiğim bu yiğit, merhum Mus'ab b. Zübeyr'dir. O, bazen şurada bazen orada köprüleri, kesen kimse gibi değildir. İşte böyle bir adam böylesine zahidane bir hayat yaşadı."

Dediler ki: Mus'ab, hicretin yetmişikinci senesinin cemaziyelevvel ayının ortasında perşembe günü öldürüldü.

Zübeyr b. Bekkar, Ebu Beşir'in şöyle dediğim rivayet etmiştir: "Mus'ab'm kesik başı, Abdülmelik'in önüne bırakıldığında Abdülmelik şöyle dedi:

"Abs savaşında bahadırları yere yıktı,

Öyle bir yiğit ki, eşyalarını ve malını esirgemez,

Kendisine gelen maldan ötürü de sevinmez,

Felaketler karşısında huyunu bozup sabırsızlık göstermez.

Atlılar koştuğunda o kendini gözetmez.

Kamış borusu gibi bir dayı yoktur."

Mus'ab'm kesik başım getiren adam, Abdülmelik'e şöyle dedi: "Ey mü'minlerin emiri! Allah'a yemin ederim ki, Mus'ab'ı görmeliydin. Elinde bazen mızrak, bazen da kılıç vardı. Kılıçla boyunları uçuruyor, mızrakla vücutları deliyordu. Gözü ve gönlü cesaretle doluydu, ama adamları kendisini yalnız bırakınca ve üzerine hücum edenler de çoğalınca yalnız başına kaldı ve şu şiiri okumaya devam etti:

"Zorluklar karşıma gelip dikilince, gözlerim kapanmadan ben kendimi yalanlarım.

Bu alçaklıktan ötürü değil, aksine kendimi korumam içindir.

Güzel ahlaklar yanında ben ırzımı korurum böylece,

Kötülüklere karşı ben kötülüğü yedekte tutarım. Onları kötülükle gözetlerim,

Barışçılara da topraktan daha yumuşak huyluyum."

Abdülmelik dedi ki: Vallahi o, tıpkı kendini anlattığı gibidir ve doğru söylemiştir. İnsanlar arasında en çok onu severim. Onunla dostluğum vardı, fakat şu hükümdarlık uğursuzdur."

Yakub b. Süfyan, Said b. Yezid'in şöyle dediğim rivayet etmiştir: "Ubeydullah b. Ziyad b. Zebyan, Mus'ab'ı Düceyl nehri kıyısında Deyr-i Caselik'te öldürdü. Orası Mesken'e bağlı bir yerdi. Başını koparıp Abdülmelik'e götürdü. O,da şükür secdesi yaptı. İbn Zebyan, alçak ve acımasız bir kimseydi. Fırsatı kollardı. Şöyle derdi: Şükür secdesi yaptığı zaman keşke Abdülmelik'i hükümdarım

öldürmüş

olurdum." öldürseydim.

O

zaman

ben

Arapların

dn

.

Yakup dedi ki: Mus'ab'm öldürülmesi, hicretin yetmişinci senesinde oldu, doğrusunu Allah bilir.

Zübeyr b. Bekkar'm anlatüğma göre Mus'ab'm öldüruldugu gündeki yaşı hususunda üç kavil ileri sürülmüştür. Bu kaillerden bmne göre o, otuzbeş yaşında iken öldürülmüştür. İkinci görüşe göre kırk yaşında iken öldürülmüştür. Üçüncü kavle göre ise kırkbeş yaşında iken öldürülmüştür. Doğrusunu Allah bilir.

Hatib Bağdadî'nin rivayetine göre bu savaşta Mus'ab'ın yanında karısı Sekine binti Hüseyin'de bulunuyordu. Mus'ab öldürülünce Sekine, onu cesetler arasında aradı. Nihayet onu yanağındaki bir benden tanıdı: "Evet, bu Müslüman kadının kocası ne güzeldir! Vallahi ben şair Arter'in dediklerini sana idrak ettiriyordum.

"Ganiye'nin dostunu yerde yatmış halde bıraktım. Onun benzeri görülmemişti, kılıç darbesi yememişti.

Ama uzun mızrak onun cildini yarmıştı.

Âlicenâb ve şerefli kişi kendini süngülere karşı koruyam;

Zübeyr dedi ki: Abdullah b. Kays er-Rakiyat, Mus'ab b. Zübeyr'e şu ağı di yaktı:

"Mudarlılarda hüzün ve zillet meydana getirdi,

Deyr-i Caselik'te öldürülen kişi.

Bekir b. Vail, Allah için iyilik yapmadı.

Sen de ey Temim kabilesi, savaş gününde sadakat göstermedin. Eğer Bekir kabilesi çevresine göz atsaydı,

Askeri birliklerini salsaydı, savaşın sıcaklığı kalır ve devam ederdi.

Ama o kendini kontrolden çıkardı. O kabileler içinde Mudarhlar yoktu. O savaşta âlicenâb bir kimse de yoktu.

Allah, burada Kûfelüere kınanma cezasını versin.

Ve alçak kimselerin kınandığını onlara göstersin.

Baba bir kardeşimiz arkada bizleri yardımsız bıraktılar,

Ama biz onlar arasında samimi ve açık yürekliyiz.

Biz yok olsak, onlar da bizden sonra yaşayamıyacaklardır.

Müslümanların saygınlığı da yok olacaktır."

Ebu Hatim er-Razî, Abdülmelik b. Umeyr'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Kûfe'deki hükümet konağına gittim. Hz. Hüseyin'in kesik başının bir kalkan içinde Ubeydullah b. Ziyad'm önüne bırakılmış olduğunu gördüm. Ubeydullah'ta tahtta oturuyordu. Bir süre sonra aynı hükümet konağına gittim. Ubeydullah b. Ziyad'm kesik başının bir kalkan içinde Muhtar in önünde durduğunu gördüm. Muhtar tahtta oturuyordu. Bir süre sonra aynı hükümet konağına gittim. Muhtarın kesik başı nın bir kalkan içinde Mus'ab b, Zübeyr'in önünde durduğunu gördüm. Mus'ab'ta tahtta oturuyordu. Yine bundan bir süre sonra aynı hükümet konağına gittim. Bu defa da Mus'ab'ın kesik başının bir kalkan içinde Abdülmelik b. Mervan'm Önünde durduğunu gördüm. Abdülmelik b. Mervan tahtta oturuyordu."

Abdullah b. Kays er-Rakiyat, Mus'ab için şu ağıdı yakmıştır:"Sulu ve susuz bütün bulutlar, eklemleri çıplak bir cesedin Mesken'de yatmakta olduğuna dair ölüm haberini verdiler.Canavarlar onun vücuduna saldırırlar. Evi de öyle bir yerdedir ki, tavanları artık çöküp çürümüştür.

Arkadaşları onu ölü halde bırakıp gittiler.

Saba ve şimal rüzgarına terk ettiler."