El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Mus'ab B. Zübeyr'in Muhtar B. Ebî Ubeyd'i Öldürmesi

Abdullah b. Zübeyr, bu sene "Kubba" lakabıyla tanınan Basra valisi Haris b. Abdullah b. Ebi Rebia el-Mahzumî'yi görevden azletti. Yerine kardeşi Mus'ab b. Zübeyr'i tayin etti ki, bu Muhtar'a denk ve emsal olsun. Ona …

Abdullah b. Zübeyr, bu sene "Kubba" lakabıyla tanınan Basra valisi Haris b. Abdullah b. Ebi Rebia el-Mahzumî'yi görevden azletti. Yerine kardeşi Mus'ab b. Zübeyr'i tayin etti ki, bu Muhtar'a denk ve emsal olsun. Ona karşı da bir reddiye sayılsın.

Mus'ab, Basra'ya girerken yüzünü peçeledi, minbere çıktı. Minbere çıktığında insanlar: "Vali, vali" dediler. Yüzündeki peçeyi açınca insanlar onu tanıyıp kendisine yöneldiler. Kubba da gelip minberinin altında bir basamak aşağıda oturdu. Cemaat toplanınca Mus'ab, kalkıp onlara hutbe okumaya başladı. Önce kıssaları okumaya başladı. Nihayet şu ayet-i kerimeye geldi: "Firavun memleketin basma geçti ve halkını fırkalara ayırdı." (ei-Kasas, 4.) Bu ayet-i kerimeyi okurken Şam'a ya da Kûfe'ye eliyle işaret etti. Sonra da şu âyet-i kerimeyi okudu:

"Biz, memlekette güçsüz sayılanlara iyilikte bulunmak, onları önderler kılmak, onları varis yapmak, memlekete yerleştirmek istiyorduk." (oi-Kasas, 5.} Bu ayet-i kerimeyi okurken de Hicaz'ı gösterdi ve şöyle dedi: "Ey Basra halkı! Siz emirlerinize lakablar takıyorsunuz. Ben de kendime Cezzar lakabım taktım."

İnsanlar onun etrafında toplandılar, gelişine sevindiler. Muhtar'a karşı ayaklanıp Muhtar tarafından bir kısmı ezilip öldürüldüğünde Küfe halkı hezimete uğramıştı. Hezimete uğrayınca Basra'ya yöneldiler. Oraya gitmek istediler. Sonra Muhtar, zafer müjdesini ve kesik başlan kendisine getirecek olan haberciyi karşılamak amacıyla Kûfe'den dışarı çıktığında düşmanları onun yokluğundan istifade ile ondan kaçmak için Basra'ya gittiler. Çünkü Muhtar, dini kıt bir kafirdi. Kendisine vahiy geldiğini iddia ediyordu. Arap asıllı olmayanları eşrafa tercih ediyordu. İbrahim b. Ester, Ubeydullah b. Ziyad'ı öldürüp de o mıntıkalara hakim olduğunda bazı beldeleri, iklimleri, kasabaları eline geçirdi. Muhtar'ı horladı, küçük düşürdü. Mus'ab da o esnada Muhtar'a galip olmayı ümit etti. Muhammed b. Eş'as b. Kays'ı, Mühelleb b. Ebi Sufra'ya göndenn. Mühelleb, onların Horasan valisi idi. Mühelleb, bol miktarda armağanlar, çok sayıda adamlar, teçhizatlar ve büyük bir orduyla geldi, taşralılar, onun gelişine sevindiler. Mus'ab b. Zübeyr de bu sayede güçlendi. Basralılar ve onlara tabi olan Kûfelilerle birlikte deniz yoluyla Kûfe'ye doğru yola çıktılar.

Mus'ab b. Zübeyr, öncü kuvvetlerinin başına Abbad b. Husayn'ı, sağ cenaha Ömer b. Ubeydullah b. Mameri, sol cenaha Mühelleb b. Ebi Suf-ra'yı komutan yaptı. Emirleri kendi kabilelerinin ve sancaklarının başına koyup sıraya dizdi. Malik b. Mesma, Ahnef b. Kays, Ziyad b. Ömer, Kays b. Heysem ve diğer emirleri sıraya geçirdi. Muhtar da askerlerini toplayarak yola çıktı. Medar'a gelip ordugah kurdu. Öncü kuvvetlerinin başına Ebu Kamil eş-Şakirî'yi, sağ cenaha Abdullah b. Kamü'i, sol cenaha Abdullah b. Vehb el-Cüşemî'yi, süvarilerin başına Vezir b. Abdullah es-Selülf yi, Arap asıllı olmayanların başına da Ebu Ömer adındaki muhafız komutanını komutan olarak tayin etti. Sonra askerlerine bir konuşma yaptı. Onları düşmanlarına karşı harekete geçmeye teşvik etti. Öncü birlikleri harekete geçirdi. Kendisi de zafer müjdesi vererek arkadaşlarından bir kısmı ile bineklerine binerek yola çıktılar. Mus'ab, Küfe yakınlarına vardığında Muhtar'ın askeri birlikleri ile karşılaştı. Mus'ab'm süvarileri Muhtar'ın askeri birliğine saldırdı. Çok geçmeden Muhtar'ın askerleri kaçmaya başladılar. Emirlerinden bir topluluk öldürüldü. Kurcalarından ve Şiilerden de bir grup öldürüldü. Sonra bu hezimet haberi Muhtar'a ulaştı.

Vakidî dedi ki: Muhtar'ın öncü birlikleri yanına geldiğinde Mus'ab, Dicle ile Küfe arasındaki mesafeyi katetti. Muhtar, hükümet konağı için gerekli istihkam tedbirlerini almış, oraya Abdullah b. Şeddad'ı vekil bırakmıştı. Kendisi de beraberindeki adamlarla yola çıkmış, Haru-ra'ya gelip ordugah kurmuştu. Mus'ab'ın askerleri kendisine yaklaştığında o, her kabileye bir lider tayin etmişti. Bekir b. Vail kabilesine Said b. Munkız'ı, Abdülkays kabilesine Malik b. Münzir'i, Aliye kabilesine Abdullah b. Ca'de'yi, Ezd kabüesine Müsafir b. Said'i, Beni Temim kabilesine Süleym b. Yezid elKindî'yi, Muhammed b. Eş'as kabilesine Saıd b. Malik'i lider olarak gönderdi. Kendisi de diğer arkadaşlarıyla birlikte orada durdu. Karşı tarafla geceye dek şiddetlice savaştı. Muhtarın adamlarından önde gelenler öldürüldüler.

O gece Muhammed b. Eş as ile Umeyr b. Ali b. Ebi Talib öldürüldüler. Diğer arkadaşları da Muhtar'ın etrafından dağılıp gittiler. Kendisine: "Hükümet konağına git." dedilerse de o: "Allah'a yemin ederim ki, oraya geri dönmek gayesiyle oradan çıkmış değilim. Ama bu Allah'ın hükmüdür." diye karşılık verdi. Sonra hükümet konağına gittiler. İçeri girdi, Mus'ab ona geldi. Kabileleri Kûfe'nin çeşitli mıntıkalarına dağıttı. Mahalleleri taksim etti ve nihayet hükümet konağına vardı. Muhtar'a gıda maddesi ve su verilmesini yasakladı. Muhtar, ara sıra konaktan dışarı çıkıyor, Mus'ab taraftarlarıyla savaşıyor, sonra konağa geri dönüyordu. Kuşatma şiddetlenince adamlarına: "Kuşatma, gücümüzü daha da azaltıyor. Haydi inelim de geceye dek bunlarla savaşalım ve nihayet şereflice ölelim." dediyse de adamları gevşeklik gösterdiler.

Ama o; "Vallahi ben düşmana teslim olmam." dedi. Sonra yıkanıp koku süründü, dışarı çıkıp beraberindeki adamlarla birlikte öldürülünceye kadar savaştı.

Anlatıldığına göre yakın adamlarından bir grup, hükümet konağına girmesini Muhtar'a tavsiye ettiler. O da yerilmiş ve hakarete uğramış bir halde hükümet konağına girdi. Az bir zaman sonra kaçınılmaz kader, darbesini ona vuracaktı. Mus'ab, onu hükümet konağında kuşatma altına aldı. Adamlarının tamamıda onunla birlikte kuşatma altına alınmıştı. Nihayet çok susadılar, susuzluk derecelerini ancak Allah bilir. Mus'ab, onların giriş ve çıkışlarını yasakladı. Bütün kurtuluş yollan kapatıldı. Aralarında akıllı, yumuşak huylu, doğru yolda olan bir kimse de yoktu. Sonra Muhtar düşünmeye ve başına gelen beladan kurtulmaya bir yol bulmak için düşünce mekanizmasını çalıştırdı. Başına gelen bu kötü durumdan kurtulmak için yakınlarına, kölelerine ve adamlarına fikir sordu. Kader lisanı ve şeriat dili de ona şöyle sesleniyordu: "De ki: "Hak geldi; artık bâtıl ne yeniden başlar ne de geri gelir." (Sebe', 49.)

Kendisi ile ittifak eden ve dostluk kuran kimseler arasından çıkıncaya dek azmini biledi ve içinde bulunan şecaat kuvvetini harekete geçirdi. Atı üzerinde ölmek istiyordu ki, son nefesini at üzerinde versin. Hamiyyete gelip gazablanarak şecaat ve cesaretini harekete geçirerek dışarı çıktı. Ama yine de bir kurtuluş yolu göremiyordu. Beraberinde sadece ondokuz arkadaşı vardı. Belki de o, bu halinde yaşamaya devam etseydi o ondokuz kişi ,Cehennem'deki görevli ondokuz zebaniden farksız olacaklardı. Hükümet konağından dışarı çıkarken kendisini serbest bırakmalarını ve Allah'ın yerinden dilediği bir yere gitmesine izin vermelerini istedi, ancak Zübeyr'in askerleri onun mutlaka emirin hükmüne boyun eğmesini istediler.

Kısaca diyeceğimiz şudur ki; Muhtar, hükümet konağından çıkar çıkmaz Beni Hanife kabilesinden Abdullah b. Dücace'nin oğlu Tarfe ve Tarraf adında iki kardeş, ona doğru ilerlediler. Yanına gelip onu Kûfe'nin zeytinciler çarşısında öldürdüler. Başım koparıp Mus'ab b. Zü-beyr'e götürdüler. Mus'ab, hükümet konağına girmişti. Muhtar'ın kesik başını önüne bıraktılar. Tıpkı Ubeydullah b. Ziyad'ın kesik başının Muhtar'ın önüne bırakılması ve Hz. Hüseyin'in kesik başının Ubeydullah b. Ziyad'ın önüne bırakılması ve dahi Mus'ab'ın kesik başının da Ab-dülmelik b. Mervan'ın önüne konulacağı gibi. Muhtar'ın kesik başı önüne bırakıldığında Mus'ab, Tarfe ve Tarraf adındaki kardeşlere 30000 dirhem para mükafat verilmesini emretti.

Mus'ab, Muhtar'ın adamlarından bir topluluğu öldürdü, 500 kadar adam*111 da esir aldı. Boyunlarını aynı günde vurdurdu. Bu savaşta Mus'ab'ın adamlarından Muhammed b. Eş'as b. Kays da öldürülmüştü. Mus'ab, Muhtar'ın elinin kesilerek mescidin duvarına çivilenmesini emretti. Haccac'm Kûfe'ye gelişine kadar Muhtar'ın eli mescidin duvarında asılı kaldı. Haccac, oraya geldiğinde duvardaki elin kime ait olduğunu sordu. Muhtar'ın eli olduğunu söylediklerinde emir verdi, el oradan sökülüp götürüldü. Çünkü Muhtar, Haccac'm kabilesindendi. Sa-kif kabilesinden bir yalancı bir de katil kişinin geleceği, hadisi şerifle haber verilmişti. İşte yalancı, Muhtar'dı. Katil de Haccac'dı. Bu yüzden, Muhtar'ın öcünü İbn Zübeyr'den aldı. İbn Zübeyr'i öldürdü ve cesedini aylarca darağacında bıraktı.

Mus'ab b. Zübeyr, Muhtar'ın karısı Ümmü Sabit binti Semüre b. Cündüb'e Muhtar'ın durumunu sorduğunda Ümmü Sabit: "Ben, onun hakkında ancak sizin söylediklerinizi söyleyebilirim." demişti. Bunun üzerine o kendi haline bırakılmış, Muhtar'ın diğer karısı Amre binti Nu-man b. Beşir'i çağırtmış, ona: "Muhtar hakkında ne diyorsun?" diye sorunca Amre şu cevabı vermişti: "Allah ona rahmet etsin. O, Allah'ın sa-lih kullarından bir kuldu" Amre binti Numan'ın böyle demesi üzerine Mus'ab, onu zindana atmış ve kardeşi Abdullah b. Zübeyr'e de: "Bu kadın, Muhtar'ın peygamber olduğunu iddia ediyor." diye mektub yazmış, o da ona: "Öyleyse onu zindandan çıkarıp öldür!" diye cevabi mektub göndermişti. Bunun üzerine Mus'ab, Amre binti Numan'ı zindandan çıkarıp şehir dışına götürmüş ve ölünceye kadar ona darbeler vurmuştu. Bu olay hakkında Ömer.b. Ebi Remse el-Mahzumî, şöyle bir şiir söylemiştir:

"Benim en çok şaştığım şey,

Beyaz tenli, hür, genç ve güzel bir kadının öldürülmesidir.

Evet, böyle günahsızca öldürüldü.

Allah, bu haksız yere öldürülenin mükafatını versin,

Ölmek ve öldürmek biz erkeklere düşer.

Namuslu kadınlara ise eteklerini korumak."

Ebu Mihnef, Muhammed b. Yusuftın şöyle dediğini rivayet etmiş-

tir:

"Mus'ab b. Zübeyr, Abdullah b. Ömer b. Hattab'a rastlamış, ona selam vermişti. İbn Ömer, ona şöyle bir soru sormuştu:

- Sen kimsin?

- Kardeşin oğlu Mus'ab b. Zübeyr'im.

- Evet, sen aynı günde kıble ehlinden 7000 kişinin katili olacaksın öyle mi? Dilediğin kadar yaşa, nihayet sen böyle yapacaksın.

- Ama onlar inkarcı ve büyücülerdir.

- Allah'a yemin ederim ki, onların yerine babanın mirasından bir koyun öldürsen bile bu dahi senin için bir israf olur."