El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Şaşılacak Garîp Bîrşey

İbn Ebi Hayseme, Abdürrezzak'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Bir defasında yanımızda hiçbir kimse olmadığı bir sırada karşısında durduğum Mamer bana gülümseyince, kendine: - Neyin var? diye sordum. O da şöyle cevap …

İbn Ebi Hayseme, Abdürrezzak'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Bir defasında yanımızda hiçbir kimse olmadığı bir sırada karşısında durduğum Mamer bana gülümseyince, kendine:

- Neyin var? diye sordum. O da şöyle cevap verdi:

- Kûfelilere şaşıyorum. Sanki Küfe şehri, Ali'nin sevgisi üzerine kurulmuş. Onlardan hangisiyle konuştuysam en ılımlıları bile Ali'yi Ebu Bekir ve Ömer'e üstün tutuyor. Onlardan biri de Süfyan-ı Sevrî'dir.

- Sen Süfyan-ı Sevrfyi gördün mü? (Bu soruyu sorarken onu görmesi büyük bir hadiseymiş gibi sanıyordum.)

- O da ne ki: Eğer adamın biri bana: "Ali, bana göre Ebu Bekir'le Ömer'den daha üstündür," dese onu ayıplamam. Ebu Bekir'le Ömer'in faziletlerini sayıpta Ali'nin onlardan üstün olduğunu söylerse, bunu yadırgamam. Eğer bir adam bana: "Ömer,bana göre Ebu Bekir ile Ali'den üstündür." derse, onu da azarlamam."

Abdürrezzak dedi ki: îkimiz ıssız bir yerde oturmakta iken bunu Ve-ki b. Cerrah'a anlattım. O, benim bu sözlerimi hayretle karşıladı. Süf-yan'm nasıl olur da böyle birşey dediğini söyledi ve güldü. Sonra da şöyle dedi: "Süfyan, işi bu noktaya kadar götürecek kimse değildir, ancak o bize açıklamadığı hususları Mamer'e açıklamıştır."

Ben Süfyan'a şöyle diyordum: "Ey Ebu Abdillah! Ali'yi, Ebu Bekir'le Ömer'e üstün tutarsak buna ne dersin?" Süfyan, benim bu sorum karşısında bir süre susuyor, sonra şöyle diyordu: Korkarım ki bu, Ebu Bekir'le Ömer'e dil uzatmak olur. Onun için biz bu hususta susuyor, birşey söylemiyoruz."

Abdürrezzak dedi, ki: İbn Tevmi yani Mamer'e gelince o dedi ki: Babamın şöyle dediğim işittim: "Ebu Talib oğlu Ali'nin üstünlüğü yüz menkıbe iledir. Ayrıca onlara menkıbeleri hususunda da ortak olmuştur. Ben, Osman'ı Ali'den daha çok seviyorum."

Bu sözlerde karışıklık vardır. Belki de Mamer, bunları birbirine karıştırmıştır. Çünkü Kûfelilerin bazılarından nakledilen meşhur rivayetlerde anlatıldığına göre onlar, Ali'yi, Osman'dan üstün görürlermiş. Ama Ebu Bekir ile Ömer'den asla üstün görmezlermiş. Ebu Bekir'le Ömer'in diğer sahabelere üstünlüğünü, ancak geri zekalı kimseler bilemez. Şu imamlara gelince onlar nasıl bilmesinler? Hatta Eyyüb ve Dare Kutni gibi birçok âlim: "Ali'yi Osman'a üstün tutan kimse, Muhacirlerle Ensâr'ı tahkir etmiş olur." demişlerdir. Bunlar, doğru, sahih ve güzel sözlerdir.

Yakub b. Ebi Süfyan, Ebu Salih el-Hanefî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Ebu Talib oğlu Ali'nin Kur'ân'ı alıp başı üzerine koyduğunu gördüm. Öyle ki Mushafm yapraklarının hışırtılarını işitiyordum. Sonra Ali şöyle dedi:

"Allah'ım, bunlar Mushaf taki hükümleri ümmete tatbik etmeme engel oldular. Bari sen bu Mushaf taki şeylerin sevabını bana ver. Allah'ım, ben bunları usandırdım, bunlar da beni usandırdılar. Ben bunlara öfke duydum, bunlar da bana öfke duydular ve beni huy ve karakterimin dışına sürüklediler. Bende görülmeyecek olan bir ahlakı meydana getirdiler. Allah'ım, sen beni bunlardan daha hayırlı kimselerle karşılaştır ve bunlara benden daha şerli bir kimseyi getir. Allah'ım, bunların kalplerini tuzun suda eriyişi gibi eritip öldür." Hz. Ali, bu sözlerini Kûfeliler hakkında sövlemişti.

İbn Ebi Dünya, Hz. Ali'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Bu gece rüyamda Rasülullah (s.a.v.)'ı gördüm. Kendisine şöyle dedim:

- Ya Rasûlallah, senin bu ümmetinden gördüğüm eğrilik ve husumet nedir?

- Onlara beddua et.

- Allah'ım, beni bunlardan daha hayırlı kimselerle karşılaştır. Ve benden daha kötü bir kimseyi bunların başlarına getir." Hz. Ali, bu rüyayı gördüğü gün evinden çıktı. İbn Mülcem onu öldürdü." "Kitabü'l-Kader" adlı eserinde Ebu Davud, şöyle bir rivayette bulunmuştur: "Haricilerin savaşı esnasında arkadaşları Hz. Ali'yi, her gece onar nöbetçi ile koruyorlardı. Bu muhafızlar geceleyin mescidde silahlı olarak nöbet tutarlardı. H7. Ali, onları görünce şöyle sordu:

- Burada niçin oturuyorsunuz?

- Senin için nöbet tutuyoruz ve seni koruyoruz.

- Sema ehline karşı mı beni koruma altına alıyorsunuz? Yerde olacak şeyler önce semada kararlaştırılır. Benim üzerimde Allah tarafından sağlam bir kalkan vardır. Her insanın meleklerden bir muhafızı vardır. O insana, bir hayvan veya başka birşey saldırmak istediği zaman melek, ona: "sakın, sakın" der. Ama kader gelip çattığı zaman muhafız olan melek o insanın yanından uzaklaşır. (Başka bir rivayette anlatıldığma göre Hz. Ali şöyle demiştir: Her insanı koruyan iki melek vardır. Kader gelip çattığı zaman o muhafız melekler, onu bırakıp giderler). Bir kul kendisinin başına gelecek olan şeyr~ mutlaka geleceğini ve kaderinde yazılı olmayan bir şeyle de karşılaşmayacağını kesin olarak bilmedikçe imanın tadını alamaz."

Hz. Ali, her gece mescide girer ve orada namaz kılardı. Sabahında Öldürüleceği gece olduğu zaman Hz. Ali, o gece biraz muzdarib olup rahatsızlandı. Aile efradım topladı, onlarla görüştü. Sabah vakti mescide giderken kazlar onun yüzüne karşı bağırıştılar. Halk, onları susturdu. Hz. Ali ise: "Bırakın bunları, bunlar benim için ağıt döküyorlar." dedi. Mescide çıktığı zaman İbn Mülcem, onu vurdu ve önceki sayfalarda anlattığımız hususlar meydana geldi. İnsanlar:

- Ey müminlerin emiri! Murad kabilesinin bütün ferdlerini öldürelim mi? diye sorduklarında Hz. Ali, şu cevabı verdi:

- Hayır, sadece İbn Mülcem'i hapsedin ve tutukluluk halinde ona iyi davranın, eğer ölürsem onu öldürün. Eğer yaşarsam, yaralara karşılıklı kısas vardır.

Bu hadise üzerine Hz. Ali'nin kızı Ümmü Külsüm, şöyle demeye başladı: "Eyvah sabah namazına! Kocam, mü'minlerin emiri Ömer sabah namazında öldürüldü, mü'minlerin emiri babam Ali de sabah namazında vuruldu!"

Vurulduğu zaman Hz. Ali'ye sordular:

- Senden sonraki halifeyi belirlemiyecek misin?

- Hayır. Ben, Rasûlullah'm sizi halifesiz bıraktığı gibi halifesiz bırakıyorum. Eğer Allah, size hayır murad ederse, en hayırlınızı halife seçmekte sizi bir araya getirecektir. Tıpkı Rasûlullah'tan sonra en hayırlınızı halife seçmekte bir araya geldiğiniz gibi.

Bu da dünyadaki son deminde Hz. Ali'nin, Ebu Bekir'in fazilet ve üstünlüğünü itiraf etmesi idi.

Tevatür yoluyla sabit olduğuna göre Hz. Ali, halifeliği zamanında Kûfe'de emirlik sarayında şöyle bir nutuk irad etmiştir:

"Ey insanlar! Peygamberlerden sonra bu ümmetin en hayırlısı Ebu Bekir'dir, sonra Ömer'dir. Eğer üçüncünün adım belirlemek isteseydim belirlerdim."

Rivayete göre Hz. Ali, bu hutbesini irad edip minberden inerken de Şöyle- demiştir: "Ömer'den sonra bu ümmetin en hayırlısı Osman'dır, sonra yine Osman'dır."

Hz. Ali, vefat ettiği zaman aile efradı onu yıkayıp defnettiler. Namazını oğlu Hasan kıldırdı ve dört tekbir aldı. Başka bir rivayette anlatıldığına göre dörtten fazla tekbir almıştır. Hz. Ali, Kûfe'de Darü'l-Hüafe'ye defne dil mistir. Başka bir rivayette anlatıldığına göre Küfe camimin kıblesinde bulunan Âl-i Ca'de b. Hübeyre'nin evindeki bir odaya defnedilmiştir ki, bu odada Babü'l-Verraki'nin hizasmdadır. Başka bir rivayette anlatıldığına göre Hz. Ali, Küfe dışında defnedilmiş tir. Künaseye defnedildiğine veya çöle defnedildiğine dair rivayetler de vardır.

Şerik el-Kadi ile Ebu Nuaym Fadl b. Dekin dediler ki: "Hz. Ali'nin mübarek cesedini oğlu Hasan, Muaviye ile barış yaptıktan sonra Kûfe'den nakledip Medine'ye götürmüş ve orada Rasûlullah'm kızı Fa-tıma'nın mezarının yanına Baki mezarlığına defnetmiştir."

İsa b. Dab dedi ki: "Hz. Ali'nin mübarek cesedini bir sandukaya koyup deveye yükleyerek götürdüler. Onu Tayy kabilesinin bulunduğu beldeden götürürlerken cesedi taşımakta olan deveyi kaybettiler. Tayy kabilesi, devenin üzerindeki sanduka içinde mal olduğunu zannederek yakaladılar. Sandukayı açtıklarında içinde bir ceset bulunduğunu gördükleri zaman onu kendi beldelerine defnettiler ve mezarı da şimdiye kadar bilinmemektedir."

Meşhur rivayete göre -Hz. Ali'nin mezarı, Abdülmelik b. îmran'm da anlattığı gibi şimdiye dek Küfe'de bulunmaktadır. Yine Abdülmelik b. îmran'm ifadesine göre halife Hişam zamanında Emevilerin valisi Ha-lid b. Abdullah el-Kasrî, bazı binalar inşa etmek için bir takım evleri yıktığı zaman yıktığı yerlerdeki evlerden birinde bir mezar görmüş, mezarı açıp baktığında içinde saçı sakalı ağarmış bir ceset görmüş ve bu cesedin de Hz. Ali'ye ait olduğunu anlayınca yakmak istemiş, halk ona: "Ey emir! Emeviler senden bütün bu kötülükleri yapmam istemiyorlar, niçin böyle yapıyorsun?" deyince o da Hz. Ali'nin cesedini bir çuhaya sararak oraya yeniden defnetmişti. Anlatıldığına göre Hz. Ali'nin cesedi oradan alınıp başka yere götürülünceye kadar mezarının bulunduğu evde kimse oturamamıştır. îbn Asakir, böyle bir rivayette bulunmuştur.

Sonra Hz. Ali'nin oğlu Hasan, Abdurrahman b. Mülcem'i zindandan çıkarıp yamna getirmişti. İnsanlar onu, yakmak için odun ve neft getirip oraya yığmışlardı: Hz. Ali'nin çocukları onlara: "Bırakın da biz bundan Öcümüzü alalım." demişlerdi. Bunun üzerine îbn Mülcem'in elleri ve ayakları kesilmiş, buna rağmen asla sabırsızlık göstermemişti. Bu haliyle de Allah'ı zikretmeye ara vermemişti. Gözlerine mil çekildi, yine Allah'ı zikrediyor ve îkra sûresini baştan sona okuyordu. Okurken de gözlerinden yanaklarına yaşlar akıyordu. Sonra dilini koparmak istediler. Ancak o zaman şiddetli şekilde sızlanmaya ve sabırsızlık göstermeye başladı. Bunun sebebini kendisine sorduklarında şu cevabı verdi: "Dünyada bir an bile Allah'ı zikretmeksizin boş durmaktan korkarım." Böyle dediği esnada öldürüldü ve ateşle yakıldı. Allah onu kahretsin.

Muhammed b. Sa'd dedi ki: "îbn Mülcem, esmer tenli, güzel yüzlü, parlak şimali bir adamdı, saçları kulak yumuşaklarına kadar uzanıyordu. Alnında secde izi vardı."

Âlimler dediler ki: İbn Mülcem'in öldürülmesi için Hz. Ali'nin oğlu Abbas'ın buluğa ermesine kadar beklenilmedi. Çünkü o, babasının Öldürüldüğü gün küçük idi.

Dediler ki: Hz. Ali'nin oğlu Abbas'm buluğa ermesine kadar beklenilmedi, çünkü îbn Mülcem kısas olarak değil de savaş suçlusu olararak öldürüldü. Doğrusunu Allah bilir.

Hz. Ali, hicri kırkıncı senenin ramazan ayının onyedinci gününde "cuma günü" vuruldu. Bu hususta ihtilaf yoktur. Bazıları onun vurulduğu gün öldüğünü, bazıları ise ramazanın on dokuzuncu günü "pazar günü" Öldüğünü söylemişlerdir.

Fellas dedi ki: Hz. Ali, ramazanın yirmibirinci gecesinde vuruldu ve yirmi dördüncü gecesinde vefat etti. Vefat ederken elli küsur veya elli sekiz yaşındaydı. Bazıları ise altmışüç yaşında iken vefat ettiğini söylemişlerdir. Meşhur olan rivayet de budur. Muhammed b. Hanefi'ye, Ebu Cafer el-Bakır, Ebu îshak es-Sebü ve Ebu Bekir b. îyas bu görüştedirler. Bazıları ise, Hz. Ali'nin altmışdört yaşında ya da altmışüç yaşında iken • vefat ettiğini söylemişlerdir. Ebu Cafer el-Bakır ise, altmışbeş yaşında iken vefat ettiğini söylemiştir.

Hz. Ali'nin halifeliği dört sene dokuz ay sürmüştür. Bazları ise, halifeliğinin dört sene sekiz ay ve yirmiüç gün sürdüğünü söylemişlerdir. Allah ondan razı olsun.

Cerir, Muğire'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Muaviye, karısı Fahite binti Kurta ile birlikte bir yaz gününde uyumakta iken Hz. Ali'nin ölüm haberini aldı. Yatağından kalkıp oturdu ve: "înnâ lillahi ve innâ ileyhi raciun." dedi. Ağlamaya başladı. Karısı Fahite, ona şöyle dedi:

- Bak hele şuna sen! Dün Ali ile savaşıyordun, bugün ise onun ölümü için ağlıyorsun.

- Yazıklar olsun sana! Ben, Ali'nin kaybedilen hilmine, ilmine, faziletine, İslâm'a bizden önce girişine ve hayırlı bir kimse olduğuna ağlıyorum."

"Şeytanın Hileleri" adlı kitabında İbn Ebu Dünya şöyle dedi: "Mua-viye'nin komutanlarından Şamlı birisi, bir gece oğluna öfkelendi, onu evinden kovdu. Oğlu da evden çıktı, ama nereye gideceğini bilemediği için kapının önünde oturdu. Bir müddet uyudu, sonra uyandığında kapılarım, yabani ve siyah bir kedinin tırmalamakta olduğunu gördü, içerideki evcil kedileri kapıya geldiğinde yabani kedi, içeridekine şöyle dedi:

- Yazıklar olsun sana, kapıyı aç hele.

- Açamam.

- Yazıklar olsun sana! Yiyebileceğim birşey getir bana. Aç ve yorgunum, şimdi Kûfe'den geliyorum. Bu gece orada büyük bir hadise meydana geldi. Ebu Talib oğlu Ali öldürüldü.

- Vallahi evde her ne varsa hepsinin üzerine sahiplerim Besmele çekip Allah'ın adını anonslardır. Sadece üzerinde et pişirilen bir şiş var. O şiş üzerinde sahibini et pişirir.

- O şişi bana getir.

İçerideki kedi o şişi getirip kapıda duran yabani kediye verdi. Yabani kedi de şişi yalamaya başladı. Böylece ihtiyacını giderip geri döndü. Bu manzarayı dışarıda kapı önünde oturmakta olan ev sahibinin oğlu görüyor ve kediler arasında geçen konuşmayı işitiyordu. Kalkıp kapıyı vurdu. Babası kapıya geldi ve:

- Kim o? diye sordu, oğlu da şu cevabı verdi:

- Kapıyı aç.

- Yazıklar olsun sana! Neyin var?

- Kapıyı aç.

Babası kapıyı açtı, oğlu içeri girdi ve gördüğü şeyi babasına anlattı. Babası da ona şöyle dedi:

- Yazıklar olsun sana, yoksa bu gördüğün bir rüya mıydı?

- Hayır, vallahi.

- Yazıklar olsun sana, yoksa benden sonra delirdin mi sen?

- Hayır vallahi. Durum, tıpkı sana anlattığım gibidir. Şimdi sen Muaviye/nin yanına git ve sana söylediklerimi, ona da anlat ve bu sözümü muhafaza et.

Ba.ba evden çıkıp Muaviye'nin konağına gitti. İçeri girmek için izin istedi, izin verildi. îçeri girdi. Durumu oğlunun anlattığı şekilde Muavi-ye'ye anlattı. Onlar da bunun tarihini belirlediler ve postanın gelmesini beklediler. Posta geldiğinde durumun, anlatıldığı gibi cereyan ettiğini anladılar." Ebu'l-Kasım, Amr b. Esamm'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Hz. Ali'nin oğlu Hüseyin'e şöyle dedim:

- Şiiler, kıyamet gününden önce Ali'nin tekrar dünyaya geleceğini iddia ediyorlar.

- Yalan söylüyorlar. Bunlar aslında Ali'nin taraftarı değildirler. Eğer onun kıyametten önce dünyaya yeniden geleceğini bilseydik, onun zevcelerini başkalarıyla evlendirmez, malım da paylaştırmaz dik."