Bu zatın soy kütüğü şöyledir: Suhban-ı b. Züfer b. İyas b. Abdü'ş-şems b. Eceb el-Bahili el-Vailî. Fesahati dillere destandı. Fesahat sahibi bir kimse görüldüğünde Araplar: "Suhban-ı Vail'den daha fesahatli" derlerdi. Vail, Maad b. Malik b. Asar b. Sa'd b. Kays b. Gaylan b. Mudar b. Nizar'm oğlu idi. Bahile, Malik b. Asar'ın karısı idi. Oğlunun nesebi kendisine nisbet edilirdi. Bahile, Sa'b b. Sa'd el-Aşire'nin kızı idi.
İbn Asakir dedi ki: Suhban, Sahban'ı-Vail diye tanınır. Duyduğuma göre Muaviye'nin yanına gidip Muaviye ile konuşmuş, Muaviye ona şöyle demiş:
- Sen şeyh misin?
- Evet, vallahi. Ben de başka şeyler de vardır.
İbn Cevzî, "Muntazam" adlı eserinde Suhban'ın nesebini bizim söylediğimiz şekilde nakletmiş, sonra da şöyle demiştir: Suhban'm fesahati dillere destandı. Bir gün Muaviye'nin yanma gitti. Muaviye'nin yanında kabilelerin hatibleri vardı. Onu gördüklerinde kendisinden aşağı derecede olduklarını bildikleri için dışarı çıktılar. Suhban da şöyle dedi:
"Yemen kabileleri bilirler ki ben, "İmdi...." diye söze başladığım zaman onların en iyi hatibiyim."
Muaviye, kendisine şöyle dedi:
- Haydi bakalım, bize bir konuşma yap.
- Bana bir değnek verin. Onunla yanlışlıklarımı düzelteyim.
- Mü'minlerin emirinin huzurundasm, değneği ne yapacaksın?
- Musa (a.s.), Rabbine hitab ederken değneği elinde tutuyordu. O,
değneğiyle ne yapıyordu?
Böyle dedikten sonra konuşmaya başladı. Öğlenden ikindiye yakın zamana kadar konuşmasını sürdürdü. Konuşurken ne öksürdü, ne boğazını temizledi, hiç durmadı, bir kelimenin manasını açıklamak yeniden söze başlamadı, nutkunu tamamladıktan sonra Muavi nin yanından çıktı. Daha da söyleyecekleri vardı. Muaviye:
- Haydin namaza! deyince Suhban, şöyle dedi:
- Namaz senin önündedir. Biz Allah'a hamd edip O'nu temcid etmiyor muyduk? Va'z verip uyarmıyor muyduk? Hatırlatıp vad ve tehditleri sıralamıyor muyduk?
- Sen Arapların en hatibisin.
- Sadece Arapların mı? Hatta cinlerin ve insanların da en hatibiyim.
- Sen gerçekten de öylesin.

