El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Ubeydullah B. Ztyad

Ubeydullah b. Ziyad b. Ubeyd. İbn Ziyad b. Ebi Süfyan olarak da tanınır. Ona, Ziyad b. Ebihi veya îbn Sümeyye de denir. Babası Ziyad'd sonra Irak emirliğini yapmıştır. îbn Main dedi ki: Ona, Ubeydullah b. Mercane …

Ubeydullah b. Ziyad b. Ubeyd. İbn Ziyad b. Ebi Süfyan olarak da tanınır. Ona, Ziyad b. Ebihi veya îbn Sümeyye de denir. Babası Ziyad'd sonra Irak emirliğini yapmıştır.

îbn Main dedi ki: Ona, Ubeydullah b. Mercane denilirdi. Mercane, anasının adıdır. Başkalarının ifadesine göre Mercane, Mecûsi bir kadındı. Künyesi de Ebu Hafs idi. Ubeydullah, Yezid b. Muaviye'den sonra Şam'a yerleşti. Dimas yanında bir evi vardı. Kendisinden sonra bu ev, İbn Acla'nm evi diye tanındı. İbn Asakir'in, Ahmed b. Yunus ed-Dab-bf den naklettiğine göre Ubeydullah b. Ziyad, hicretin otuzdokuzuncu senesinde doğmuştur. Yine îbn Asakir'in ifadesine göre o, Muaviye'den, Sa'd b. Ebi Vakkas'tan ve Makul b. Yesar'dan hadis rivayet etmiştir. Hasan Basri ile Ebu'l-Melih b. Üsame de ondan hadis rivayet etmişlerdir. Ebu Naim el-Fadl b. Dekin dedi ki: Anlatıldığına göre Ubeydullah b. Ziyad, Hz. Hüseyin'i öldürdüğünde yirmisekiz yaşında idi.

Ben derim ki: Şu halde onun doğumu, hicretin otuzüçüncü senesinde olmalıdır. Doğrusunu Allah bilir.

îbn Asakir'in rivayetine göre Muaviye, Ziyad'a: "Oğlun Ubeydul-lah'ı yanıma gönder." diye mektub yazmıştı. Ubeydullah yanına geldiğinde Muaviye, ona her ne sormuşsa o cevap vermişti. Nihayet Muaviye, ona şiir hakkındaki fikrini sorunca kendisinden tatminkar bir cevap alamamış ve ona: "Şiir öğrenmene engel ne vardı?" diye sormuş, oda şu cevabı vermişti:

- Ey mü'minlerin emiri! Kalbimde Rahman'm kelamı ile şeytanın kelamını bir arada bulundurmak istemedim, onun için şiir öğrenmedim.

- Defol buradan, Allah'a yemin ederim ki, Sıffin savaşında cepheden firar etmemi, İbn Atnabe'nin şu şiiri engellemişti:

"İffetim ve mihnetim ile Övgüyü pahalı bir bedelle satın alışım,

Mahrum etmeye karşı malımı vermişim ve nişanlı bahadıra karşı hamle yapışım,

O her coştukça ve ben her coştukça kendime: "Yerinde dur ki, övüle-sin ya dp ölüp kurtulasm," deyişim.

Ve do güzel eserleri koruyuşum, sağlıklı bir güçle kendimi savunmam, işte bütün bunlar cepheden kaçmama engel oldular."

Bundan sonra Muaviye, Ubeydullah'ın babası Ziyad'a şu mektubu yazdı: "UbeyduUah'a şiir okut. Onu şiire doyur." Babası da ona bolca şiir okuttu. Öyleki kendisine okutulan şiirlerden hiçbirini unutmaz oldu. İşte bu dönemden sonra Ubeydullah'ın söylediği şiirlerden bm de şu oldu:

"Kadınların oğlu Mervan bilecektir ki ben, İki süvari karşılaştığında onlardan en şiddetli darbeyi vuran ben olacağım,

Misafirler geldiğinde ve ben atımdan başka,

İkram edecek birşey bulamadığımda onlara atımı rahatça kesip ye-diririm."

Muaviye, günün birinde Basralılara İbn Ziyad'ı sordu. Onlar da: "O çok zariftir ama bilmece gibi konuşuyor." diye cevap verdiler. Muaviye de: "Bilmece gibi konuşması onun daha da zarif olmasını sağlamıyor mu?" diye karşılık verdi.

İbn Kuteybe ile diğerleri dediler ki: "Basralılar onun lahin yaptığım söylemekle bilmece gibi konuştuğunu kastedmişlerdi. Bu, onun hüccetini daha da sağlam buluyordu." Nitekim şairin biri, bu hususta şöyle demiştir:

"Parlak bir mantık, bazen de lahin yapıyor, Sözlerin en iyisi lahinli olanıdır."

Başka bir rivayette anlatıldığına göre Basralılar, onun lahin yaptığını yani fasih konuşmadığını söylemek istemişlerdi. Yine onun lahin yapmakla yalan söylediğini ifade etmek istemişlerdi, diyen bir rivayette vardır. Akla yatkın olan da budur. Doğrusunu Allah bilir. Muaviye, Ubeydullah'm rahat konuşmasını hoş karşılıyordu. Muaviye, ağdalı konuşmaz, avurtlarını şişirmez ve kelimelerin üzerine bastıra bastıra telaffuzda bulunmazdı. Yine bir rivayette anlatıldığına göre Basralılar, onun konuşmasında Acem aksam bulunduğunu söylemek istemişlerdi. Çünkü Ubeydullah'm annesi Mercane, Acem hükümdarlarından Yez-dücürd'ün veya başka birinin kızıydı. Konuşmasında Acemce kelimeler telaffuz ederdi.

Ubeydullah, bir gün Haricilerden birine: "Sen haruri misin?" diye sorarken haruri kelimesindeki "hâ" harfini "he" harfi olarak telaffuz etmişti. Yine bir gün "men katelnâhü katelnâhü" cümlesini "men kâtelnâhü katelnâhü" şeklinde yani "kaf harfini "kâf" harfi olarak telaffuz etmişti. Muaviye, onun böyle konuşmasının, zerafetini daha da fazlalaştırdığım ifade etmişti. Bu konuşmasıyla onun dayıları olan Acemlere çektiğini söylüyordu. Acemler, güzel politika ve iyi bir yönetim tarzına, aym zamanda güzel ahlaka sahip idiler.

Ziyad, hicretin elliüçüncü senesinde vefat edince Muaviye, Basra'ya Semüre b. Cündeb'i vali olarak tayin etti. Bu zat, bir buçuk sene valilik yaptıktan sonra Muaviye tarafından azledildi. Yerine Abdullah b. Amr b. Gaylan b. Seleme vali olarak tayin edildi. O da altı ay valilik yaptıktan sonra Muaviye tarafından azledildi. Yerine hicretin ellibeşinci senesinde Ubeydullah b. Ziyad vali olarak tayin edildi. Yezid, halifeliğe geçince Basra'ya ek olarak Kûfe'yi de Ubeydullah'm idaresine verdi. Yezid'in emirliği zamanında Ubeydullah, Beyda sarayım inşa etti. Merbed yolu üzerinde Hamra sarayını da inşa etti. Kışım Hamra sarayında, yazım da Beyda sarayında geçirmeye başladı. Anlatıldığına göre adamın birisi, Ubeydullah b. Ziyad'ın yanma gelip şöyle demiş:

- Allah emiri İslah etsin, karım vefat etti. Onun annesiyle evlenmek istiyorum.

- Sen divandan ne kadar maaş alıyorsun?

- 700 dirhem maaş alıyorum.

- Ey köle! Şu adamın maaşından 400 dirhem kes. Ubeydullah, köleye bu emri verdikten sonra dönüp o adama şu cevabı vermişti:

- Fıkhı bu kadar az bilmenden ötürü sana 300 dirhem maaş yeter. Anlatıldığına göre Ummü Fecic ile kocası, Ubeydullah b. Ziyad'ın yanına muhakeme için gelmişlerdi. Ümmü Fecic, kocasından boşanmak istiyordu. Kocası Fecic, Ubeydullah b. Ziyad'a şöyle dedi:

- Allah emiri İslah etsin, erkeğin ömrünün ikinci yarısı en hayırlı zamanıdır, kadının ömrünün ikinci yarısı ise en şerli zamanıdır.

- Bu nasıl oluyor?

- Zira erkek yaşlanınca aklı sağlamlaşır, görüşü mükemmelleşir, cahilliği de sona erer. Kadın yaşlanınca ahlakı bozulur, aklı azalır, rahmi kısırlaşır ve dili keskinleşir.

- Doğru söyledin, karının elinden tut ve evine dön.

Yahya b. Main dedi ki: Ubeydullah b. Ziyad, Safvan b. Muhriz'e 2000 dirhem verilmesini emretti. Parayı aldıktan sonra Safvan, bu paralan çaldırdı ve: "Belki de bu daha hayırlı oldu." deyince karısı: "Böylesi nasıl daha hayırlı olur?" diye çıkıştı. İbn Ziyad, bu durumdan haberdar olunca Safvan'a 2000 dirhem daha verilmesini emretti. Bu parayı aldıktan sonra Safvan, çaldırmış olduğu önce 2000 dirhemi de buldu. Böylece parası 4000 dirhem oldu ve bu, tabii ki daha hayırlı oldu.

Kocası, Ubeydullah b. Ziyad'dan sonra Irak valilerinden birkaçı ile evlenen Hind binti Esma b, Harice'ye şöyle bir soru sordular:

- Kocalarından hangisi sence daha aziz ve daha üstündür.

- Beşir b. Mervan kadar karısına ikramda bulunan başka bir erkek yoktur. Haccac b. Yusuf kadar kadınlara heybetli görünen başka bir erkek yoktur. Keşke kıyamet kopsaydı da Ubeydullah b. Ziyad'ı görsem, ona bakıpta konuşmasını dinleyerek gönlümü dinlendirebilsem."

Böyle diyerek mazeretini beyan etmiş ve daha sonra başka erkeklerle de evlenmişti.

Osman b. Ebi Şeybe, İbrahim'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Farz namazlarda Muavvizeteyn sûrelerini açıkça okuyan ilk kışı, ibn

Ziyad oldu."

Ben derim ki: Belki de Kûfe'de ilk olarak bu sûreleri açıkça okuyan o olmuştur. Çünkü îbn Mesud, bu sûreleri kendi mushafina yazmamıştı. Küfe fikıhçıları da rivayetlerini ve nakillerini İbn Mesud'un adamlarından alıyorlardı. Doğrusunu Allah bilir.

Ubeydullah b. Ziyad, şer'an caiz olmayan şeylere karşı cesaretliydi ve bu gibi işleri pervasızca yapardı. Aslında bu gibi şeyleri yapmasına da gerek yoktu. Ebu Ya'lâ ile Müslim'in rivayetlerine göre Aiz b. Amr, Ubeydullah b. Ziyad'm yanma giderek ona şöyle demişti: "Ey oğulcuğum, Rasûlullah (s.a.v.)'ın şöyle buyurduğunu işittim: Yöneticilerin en şerlisi, zorba olanlarıdır. Sakın onlardan biri olmayasm."

Ubeydullah da Aiz'e şöyle demişti:

- Otur bakalım, sen sadece Rasûlullah'm ashabının elentisi ve tor-tususun,

- Onların elentisi ve tortusu var mıydı? Elenti ve tortu, ancak sahabelerden sonra ve onlardan başkalarmdadır."

Birçok ravinin Hasan Basri'den rivayet ettiklerine göre Ubeydullah b. Ziyad, hastalığı sebebiyle ziyaretine gittiği Makil b. Yesar'm yanına vardığında Makil ona şöyle demişti: "Ben sana Rasûlullah'tan işittiğim bir hadisi nakledeceğim. Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Allah bir adamı bir halkın başına yönetici tayin eder de o yönetici halkına zulmettiği halde ölürse, Allah Cennet'i ona mutlaka haram kılar."

Birçok ravinin anlattığına göre Makil vefat ettiği zaman cenaze namazını Ubeydullah b. Ziyad kıldırmış, ancak defni esnasında hazır bulunmamıştı. Uygun bir mazeret göstermeksizin ayrılıp konağına gitmişti. Cüretliliğinin örneklerinden biri de Hz. Hüseyin'i -bu uğurda ölmeyi de göze alarak- huzuruna getirtmek istemesiydi. Oysa onun Hz. Hüseyin'in talebine icabet etmesi gerekirdi. Hz. Hüseyin, ondan kendisini Yezid'in yanma göndermesini veya Mekke'ye yahut sınır kasabalarından birine göndermesini istemişti. Şimr b. Zilcevşen, ona: "Hüseyin'i yanma getirtmen ve bundan sonra da onu dilediğin bir yere göndermen senin için daha akıllıca olur." diye tavsiyede bulunmuş, oda Hz. Hüseyin'i huzuruna getirmesi yönünde yapmış olduğu tavsiyeye uymuş ve Hz. Hüseyin'in Yezid'in yanma gönderilmesine müsaade etmemiş ve kendi kafasına göre hüküm vermiş, helak olmuş, ziyana uğramış ve hüsrana maruz kalmıştı. Rasûlullah (s.a.v.)'ın kızının oğlu Hüseyin'in, murdar İbn Mercane'nin oğlunun huzuruna götürülmesi uygun değildi.

Muhammed b. Sa'd, Ubeydullah b. Ziyad'm mabeyincisinin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Hüseyin'i öldürmesi zamanında Ubeydullah'la birlikte hükümet konağına girdim. Yüzünden ateş saçılıyordu. Yenini şöylece yüzüne kapadı ve: "Sakın bunu kimseye söyleme." dedi.

Şüreyk, Muğire'den naklederek Mercane'nin oğlu Ubeydullah b. Zi-yad'a şöyle dediğini söylemiştir: "Ey habis! Sen, Rasûlullah'm kızının oğlunu mu Öldürdün? Artık asla Cennefi görmeyeceksin."

Önceki kısımlarda anlattığımız gibi Yezid b. Muaviye vefat edince Mısırlılar, bir imam seçilinceye kadar Ubeydullah'a bey'at ettiler. Sonra ona karşı ayaklanarak onu Mısır'dan kovdular. O da kalkıp Şam'a gitti ve Mervanla görüştü. Onunla bey'atlaştı. Bundan sonra kendi şahsî için insanları bey'ata davet etti ve halifeliğe geçme sevdasına kapıldı. Dahhak b. Kays'a muhalefet etti. Sonra da onun üzerine yürüdü. Onu Şam'dan çıkarıp Mercürah'ta sevk etti. Sonra da insanları kendisine bey'at etmeye çağırma sevdasına kapıldı ve îbn Zübeyr'i hal'etti. Böylece nizam çözüldü ve Mercirahit savaşı vuku buldu. Dahhak b. Kays ile beraberindekiler orada öldürüldüler. Mervan hilafete geçince Ubeydullah b. Ziyad'ı bir askeri birliğin başında Irak'a sevk etti. O da yolda Tev-vabin ordusu ve bu ordunun komutanı Süleyman b. Süred ile karşılaştı. Onları yenilgiye uğrattı, yoluna devam ederek ordusu ile birlikte Kûfe'ye gitti. Ancak yolda îbn Zübeyr taraftarı olan düşmanları Cezire-lilerle karşılaştı. Kûfe'ye gitmelerine onlar engel oldular. Sonra îbn Ester, 7000 kişilik ordusuyla onun karşısına çıktı. Ubeydullah b. Ziyad'ın askerleri kat kat fazlaydı, ama İbn Ester onu mağlub etti ve Musul'a beş konaklık mesafedeki Hazir nehri kıyısında onu feci bir şekilde öldürdü.

Ebu Ahmed el-Hakim dedi ki: Bu hadise aşura gününde vuku buldu.

Ben derim ki: Aşura gününde Hz. Hüseyin Öldürüldü. Sonra İbn Ester de, Ubeydullah b. Ziyad'm, Husayn b. Nümeyr'in, Şurahbil b. Zi'l-Ki-la ve adamlarının önde gelenlerinden bir kısmının kesik başlarını Muh-tar'a gönderdi. Muhtar, buna çok sevindi.

Yakub b. Süfyan, Yezid b. Ebi Ziyad'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"îbn Mercane'nin, yani Ubeydullah b. Ziyad'ın ve arkadaşlarının kesik başları getirilipte Muhtar'm önüne bırakıldığında ince bir yılan gelip o kesik başların arasında dolaştı, sonra îbn Mercane'nin ağzından girip burnundan çıktı, tekrar burnundan girip ağzından çıktı. Diğer başların değil de sadece îbn Mercane'nin başını yakalayıp burnundan girip ağzından çıktı."

Tirmizî, bunu başka bir varyant ile Ammare b. Umeyr'den naklederek sövle der:

"Ubeydullah b. Ziyad ve arkadaşlarının kesik başları getirildiğinde bu kesik başlar Küfe mescidinin avlusuna dikildi. Ben de oraya vardığımda cemaat şöyle diyordu: 'İşte geldi, işte geldi." Baktım ki bir yılan gelip o kesik başların arasında dolaştı, sonra Ubeydullah b. Zryad m bu-

run deliklerine girdi. Orada birazcık bekledikten sonra çıktı ve kaybolup gitti. Sonra tekrar: "işte geldi, işte geldi." dediklerinde yılan bu işi iki veya üç kez tekrarladı."

Ebu Süleyman b. Zeyd dedi ki: Hicretin altmışalltmcı senesinde Ubeydullah b. Ziyad ile Husayn b. Nümeyr, İbrahim b. Ester tarafindan. öldürüldü. İbrahim, bunların kesik başlarını Muhtar'a gönderdi. Muhtar da Abdullah b. Zübeyr'e gönderdi. Bu kesik başlar, Mekke ve Medine'de birer sırık başına takılıp yere dikildi. Ebu Ahmed'in rivayetine göre bu hadiseler hicri altmışaltına senenin aşura gününde vuku bulmuştur. İbn Cerir ile diğerlerinin naklettikleri meşhur rivayete göre bu hadise, hicretin altmışyedinci senesinde vuku bulmuştur. Ama kesik başların bu senede İbn Zübeyr'e gönderilmiş olması imkansızdır. Çünkü bu senede Muhtar ile İbn Zübeyr arasındaki düşmanlık kuvvetlenmişti. Kısa bir süre sonra da İbn Zübeyr, Basra'dan Kûfe'ye giderek Muhtar'ı kuşatması ve onunla savaşması için kardeşi Mus'ab'a emir vermişti. Doğrusunu Allah bilir.