Yezid'in soy kütüğü şöyledir: Yezid b. Muaviye b. Ebu Süfyan b. Sahr b. Harb b. Ümmeyye b. Abdu'ş-Şems emirü'l-mü'minin Ebu Halid el-Ümevî. Hicretin onbeşinci veya onaltmcı veya onyedinci senesinde doğdu. Babasının sağlığında veliahd olarak kendisine bey'at edeldi ki babasından sonra halifeliğe geçsin. Babası hicretin altmışıncı senesinin receb ayının ortasında vefat edince halifeliği kesinleşti. Kendisi hicretin altmış dördüncü senesinin rebiyülevvel ayının ondördünde vefat edinceye kadar halifeliği sürdürdü. Anasının adı Meysun binti Mihvel b. Enif b.Dülce b. Nüfase b. Adiy b. Züheyr b. Harise el-Kelbf dir. Babası Muaviye'den naklederek Rasûlullah (s.a.v.)'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
"Allah, bir kimseye hayır dilerse onu dinde fakih kılar." Ayrıca ab-destle ilgili bir hadis daha rivayet etmiştir. Oğlu Halid ile Mervamn oğlu Abdülmelik de kendisinden hadis rivayet etmişlerdir, Ebu Zur'a ed-Dımaşkî, Yezid'i, sahabeleri izleyen tabakada anmıştır ki bu, sahabelerden sonra gelen en yüksek tabakadır. Ebu Zur'a, onun rivayet ettiği hadislerin mevcut olduğunu söylemiştir.
Yezid, şişman, iri yarı, saçı gür, yakışıklı, uzun boylu, iri başlı, parmakları ayrık ve kalın bir kimse idi. Yüzünde çiçek hastalığının izleri vardı. Babası, kendisini karnında taşımakta iken annesini boşamıştı. Annesi de rüyasında ön tarafından bir ay doğduğunu görmüştü. O da bu rüyayı gidip kendi annesine anlatınca anne annesi şöyle demişti: "Eğer bu rüya gerçekse kendisine hilafet be/atı yapılacak bir çocuğu doğuracaksın."
Annesi Meysun, bir gün oturmuş, küçük yaştaki Yezid'in saçlarını taramaktaydı. Babası Muaviye de gözde karısı Fahite binti Kürza ile balkonda oturmakta olup onları seyretmekteydi. Ümmü Meysun, saç tarama işini bitirdikten sonra Yezid'e baktı. Onu çok sevip beğendi ve alnından öptü. Bu manzarayı gören Muaviye, o esnada şöyle dedi:
"Öldüğü zaman ondan sonra Müzeyne iflah olmaz. Ey Müzeyne, buna nazardan korunması için muska bağla."
Yezid, yürümeye başladı. Fahite de onu gözüyle takip ediyordu. Yezid'e: Allah senin annenin bacaklarının siyahlığına lanet etsin, dedi.
Muaviye de ona şu karşılığı verdi:
- Vallahi Yezid, senin oğlun Abdullah'tan daha iyi, daha hayırlıdır (Abdullah, Muaviye'nin Fahite'den doğan oğlunun adı olup, ahmak bir çocuktu).
- Hayır vallahi, sen Yezid'i oğlum Abdullah'a tercih ediyorsun.
- Ben bunu sana açıklayacağım ve şuradan kalkmadan sen bunun gerçek olduğunu anlayacaksın.
Bundan sonra oğlu Abdullah'ı çağırdı ve ona şöyle dedi:
- Mecliste bulunduğun şu anda benden ne istersen sana vereceğim, dile benden ne dilersen.
- Bana maharetli bir köpek ve bir de eşek almanı istiyorum.
- Oğlum zaten sen eşeğin tekisin. Sana ne diye eşek satın alayım? Haydi kalk ve buradan git! Bundan sonra Muaviye, Abdullah'ın annesi Fatihe'ye :
- Nasıl, gördün mü? dedi. Sonra da Yezid'i çağırdı ve ona şöyle dedi:
- Şu anda benden ne dilersen sana vereceğim. Dile benden ne dilersen. Yezid, babasının huzurunda temenna etti, sonra doğrulup şöyle dedi:
- Mü'minlerin emiri babamı bu yaşa kadar yaşatan ve onu bu makamda bana gösteren Allah'a hamd olsun. Senden dileğim, beni kendine veliahd etmendir. Ayrıca bu yaz beni Müslümanlarla gazaya göndermen ve gaza dönüşünde hacca gitmeme izin vermen, Müslümanlara beni hac emiri olarak tayin etmen, Şamlıların maaşlarına onar dinar zam yapman ve bunu da benim tavassutumla gerçekleştirmen, Beni Cümah oğulları, Beni Sehm oğulları ve Beni Adiy oğullarının yetimlerine maaş bağlam andır.
- Beni Adiy kabilesinin yetimlerinden sana ne?
- Hayır, onlar benimle ittifak kurdular. Benimle antlaşma yaptılar ve evime geldiler.
- Öyleyse bütün isteklerini kabul ettim. Dileklerini yerine getirdim.
Böyle dedikten sonra Yezid'in yüzünü öptü, sonra da karısı Fahite binti Kurza'ya şöyle sordu:
- Nasıl, gördün mü?
- Ey mü'minlerin emiri, beni de Yezid'e vasiyet et, bana sahip olmasını söyle. Sen onu benden daha iyi tanıyorsun.
Muaviye, karısı Fahite'nin isteği üzerine ölümünden sonra kendisine iyi davranması ve sahiplik etmesi için Yezid'e vasiyette bulundu.
Başka bir rivayette anlatıldığına göre Yezid, babasının kendisine: "Dile benden ne dilersen" demesi esnasında babasına şöyle demiştir:
- Beni ateşten azad et ki, Allah da seni ateşten azad etsin.
- Bu nasıl olacak?
- Ben okuduğuma göre anladım ki, tslâm ümmetinin yöneticiliğini yapan ve bu görevi üç gün sürdüren bir halifeyi Cenâb-ı Allah, Cehennem ateşine haram kılar, onu ateşte yakmaz. Bunun için senden sonra halife olmam şartıyla beni veliahd yap. Muaviye, Yezid'in bu isteğini yerine getirdi.
Utbî dedi ki: Muaviye, oğlu Yezid'in bir kölesini dövmekte olduğunu görünce ona şöyle dedi: "Şunu bil ki Cenâb-ı Allah, s'enin buna güç yetirmenden daha çok sana güç yetirir. Yazıklar olsun sana. Savunmasız bir kimseyi mi dövüyorsun? Allah'a yemin ederim ki, güçlü olduğum halde düşmanlarıma saldırıp da intikam almadım. Affedenin en güzeli, gücü yettiği halde düşmanını affedendir."
Ben derim ki: Sahih hadiste sabit olduğuna göre Rasûlullah (s.a.v.), Ebu Mesudun kendi kölesini dövmekte olduğunu görünce ona şöyle demiştir: "Ey Ebu Mesud! Şunu bil ki, senin buna güç yetirmenden daha çok Allah sana güç yetirir."
Utbî dedi ki:Ziyad, çok mal ve mücevherle dolu bir sepeti Muavi-ye'ye getirmişti. Muaviye, buna sevinmişti ve Ziyad kalkıp minbere çıkarak Irak diyarında sükuneti temin edip otoriteyi Muaviye adına sağlama aldığından dolayı övündü. Yezid de kalkıp şöyle dedi:
"Ey Ziyad! Eğer böyle yaparsan biz de seni Sakiflilerin valiliğinden alıp Kureyşlilerin valiliğine naklederiz. Kalemden alıp minbere taşırız. Ziyad b. Ubeyd olan adım da Harb b. Ümeyye olarak değiştiririz." Muaviye de ona: "Otur, anam babam sana feda olsun." dedi.
Ata b. Saib şöyle demiştir: "Muaviye, oğlu Yezid'e öfkelenmiş, onu kovmuştu. Ahnef b. Kays da Muaviye'ye şu uyarıda bulunmuştu:
- Ey mü'minlerin emiri, bizim evladımız; kalplerimizin meyvesi, sırtımızın direğidir. Biz de onlar için gölge veren bir sema ve boynunu büken bir yeriz. Eğer öfkelenirlerse onlan hoşnut et. İstedilerse onlara ver. Onlara ağır yük olma ki, senin hayatından bakıp da ölümünü istemesinler.
Muaviye, Ahnefe şöyle dedi:
- Ey Ebu Bahr, Allah senin hayrını versin. Ey köle, Yezid'e git ve ona benden selam söyleyip şöyle de: "Mü'minlerin emiri sana 100.000 dirhem ve yüz elbise verilmesini emretmiştir."
Köle gitti, bu mesajı Yezid'e ulaştırdı. Yezid de şöyle dedi:
- Hayır, ben bu paraları ve bu elbiseleri teslim alıp muhtaçlara paylaştıracağım.
Aldığı 100.000 dirhemin 50.000'ni ve 100 elbisenin de ellisini Ah-nef'e gönderdi."
Taberanî, İbn Aişe'nin babasının şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Yezid, gençliğinde içki içer ve yaramaz işler yapardı. Muaviye, bunu hissedince ona yumuşakça öğüt vermek istedi ve şöyle dedi: - Oğlum, işi harama götürmeksizin isteklerini yerine getiremez misin? Halbuki buna gücün yeter. Aksi takdirde mürüvvetin ve gücün kaybolur. Düşmanların sana yürek soğutur, dostların da üzülürler. Ey oğulcuğum, sana bazı beyitler okuyacağım. Sen bunlara göre kendine bir çeki düzen ver ve bu beyitleri aklında tut.
"Gündüz kendini yüksek hasletleri aramaya ver.
Yakınında bulunan dosttan birazcık uzak durmaya sabret,
Gece olup da karanlık bastırınca,
Seni gözetleyenin gözleri yumuluyup sürmelenince,
Geceleyin istediğini yap, arzularını tatmin et.
Çünkü gece, akıllı kimse için gündüzdür.
Nice fasık kimse var ki, sen onu ibadet ehli sanarsın*
Ama o, geceleyin acayip işler çevirir.
Gece, perdesini onun üzerine örter,
Güven içinde ve bol bir yaşantıda olur.
Ahnıakın lezzeti, açıktadır,
Ona kastı olan her düşman ona doğru koşar."
Ben derim ki: Bu, tıpkı hadiste de anlatıldığı gibidir. Şöyle ki: "Şu pisliklerden birini yapmakla mübtela olan kimse, Aziz ve Celil olan Allah'ın Örtüsüyle örtünsün." Yani günahı açığa vurmasın. Alenen günah işlemesin.
Medainf den rivayet olunduğuna göre Abdullah b. Abbas, Muaviye'nin yanma gelmiş, Muaviye de oğlu Yezid'e, gelip İbn Abbas'a, Hz. Ali'nin oğlu Hasan'm ölümü sebebiyle taziyetlerini sunmasını emretmişti. Yezid, İbn Abbas'm yanma geldiğinde ona hoş geldin, dedi ve ikramda bulunup yanma oturdu. İbn Abbas, onun biraz daha yukarıda oturmasını isteyince Yezid kabul etmedi ve şöyle dedi: "Ben, taziyetlerini sunan bir adamım. Tebrik sunan biri değilim. Onun için taziyetlerini sunan bir adama yaraşır bir yerde oturmam gerekir." Böyle dedikten sonra Hz. Hasan'dan söz açtı ve şöyle dedi: "Allah, Muhammed'in babası Hasan'a rahmet etsin. Ona rahmetini bol bol versin. Allah, senin ecrini ve sevabını-çoğaltsm, taziyeni de güzelleştirsin, musibetinin yerine senin için daha hayırlı bir mükafat ve daha iyi bir akıbet versin" Yezid, İbn Abbas'm yanından kalkıp gideceği zaman İbn Abbas, ona: "Harb oğulları gittikleri zaman insanların âlimleri de gitmiş olurlar." dedi. Sonra da şu şiiri okudu:
"İnsanların gizliliklerini görmezden gelir bunlar, onların gizliliklerinden söz etmezler.
Akıl mirasının ilk aslı bunlardır."
Yezid, hicretin kırkdokuzuncu senesinde ilk olarak İstanbul'a gazaya giden kişi oldu. Yakub b. Süfyan böyle demiştir. Halife b. Hayyat ise, hicretin ellinci senesinde İstanbul'a gazaya gittiğini söylemiştir. Bundan sonra Yezid, gaza dönüşünde insanlara hac ettirdi. Sahih hadiste sabit olduğuna göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Kayser'in şehrine gazaya giden ilk ordunun askerleri bağışlanmış-tir." Bu, Rasûlullah (s.a.v.)'m, Ümmü Haram'ın yanında uyumakta iken rüyasında gördüğü ikinci gaza ordusudur. Ümmü Haram, bu rüyasını anlatan Rasûlullah'a: "Allah'a dua et de beni de bu ordunun gazileri arasına katsın." demiş, Rasûlullah da: "Sen ilk ordunun gazileri arasm-dasm." demişti. Yani Muaviye'nin Kıbrıs'a gazaya giderken götürdüğü gaziler arasında olduğunu söylemişti. Muaviye, Hz. Osman'ın hilafeti zamanında hicretin yirmiyedinci senesinde Kıbrıs'ı fethetmişti. Kıbrıs gazilerinin beraberinde Ümmü Haram da vardı ve Kıbrıs'ta vefat etti. Bizans'a giden ikinci ordunun komutam da Muaviye'nin oğlu Yezid oldu. Ümmü Haranı, bu ikinci ordunun gazileri arasına katılamadı. O zamana kadar yaşayamadı. Bu da peygamberlik delillerinin en büyükle-rindendir.
Hafız İbn Asakir, Abdullah'tan rivayet etti ki, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"İnsanların en hayırlısı benim çağımdakilerdir, sonra onları takip edenler, sonra onları takip edenlerdir." Zürare b. Evfa dedi ki; "Rasûl-ullah'm bu hadisinde geçen çağ kelimesi, 120 senedir. Rasûlullah (s.a.v.), bir çağın başında risaletle görevlendirildi. O çağın sonu da, Muaviye oğlu Yezid'in vefatı ile noktalandı."
Ebu Bekir b. Ayyaş dedi ki: "Muaviye oğlu Yezid, hicretin ellibirinici senesinde, elliikinci senesinde ve elliüçüncü senesinde insanlara hac ettirdi."
İbn Ebi Dünya, Ebu Bükeyr b. Eşecc'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Muaviye, oğlu Yezid'e şöyle bir soru sordu:
- Eğer yönetimin başına geçersen nasıl bir uygulama yaparsın?
- Allah, beni senden faydalandırsın ey mü'minlerin emiri.
- Hayır, sen bana nasıl bir uygulamada bulunacağım söyle.
- Ey babacığım, Allah'a yemin ederim ki, ben yönetimin başına geçersem insanlara Hattab oğlu Ömer gibi muamelede bulunurum-
- Fesübhanallah! Oğlum, vallahi ben Osman b. AfFan gibi insanlara muamelede bulunmak istedim, bunu bile başaramadım. Sen nasıl da Ömer gibi muamelede bulunacaksın?"
Vakidî, Mervan b. Ebi Said b. Mualla'nm şöyle dediğim rivayet etmistir: Muaviye, vefat edeceği zaman oğlu Yezid'e şu vasiyeti yaptı:
"Ey Yezid! Allah'tan kork, ona karşı gelmekten sakın. Ben bu yönetim işini senin için düzene soktum ve yapabildiğim kadarıyla düzenli bir idare kurdum. Eğer bu hayırlı olursa ben bununla çok mutlu olurum aksi takdirde çok mutsuz olurum. İnsanlara merhametle muamele et. Aleyhimde söylenen ve seni rahatsız eden bir sözü insanların söylediklerini duyarsan bunu duymazdan gel; aldırma ki, yaşantın rahat olsun. Halkın da sana iyi davransın. Sakın kimseyle münakaşaya girişme. Öfkelenme. Aksi takdirde hem kendini, hem halkını mahvedersin. Şerefli ve seçkin kimselere hakarette bulunma, onlara karşı kibirli davranmaktan sakın. Onlara - sende gevşeklik ve zaaf görmeyecekleri kadar-yumuşak davran. Onları, halılarının üzerinde oturt, yakınma getir, meclisinde onlarla beraber otur. Onlar, bu durumda senin hakkını bilecekler, kıymetini takdir edeceklerdir.
Onlara hakaret etme, onları küçümseme, aksi takdirde onlar da seni küçümserler, hakkını tanımazlar ve aleyhinde konuşup sana zarar verirler. Bir işi yapmaya karar verdiğin zaman yaşlı, tecrübeli, hayırlı, iyi ve büyük kimseleri, takvahları çağır. Onlarla istişare yap. Fikirlerine muhalefet etme, istibdattan sakın, sırf kendi görüşüne göre hareket etme. Çünkü doğru görüş, sadece bir kimsenin kalbinde değildir. Seni uygun gördüğün bir işe sevk ettiği zaman, sana fikir veren kimselerin fikirlerine uy. Vereceğin kararları kadınlarından ve hizmetçilerinden sakla. Karar verdin mi paçaları sıva. Askerlerini gözet, kontrol altında tut, kendi nefsini İslah et ki, insanlar da sana karşı iyi davransınlar. Senin hakkında aleyhte konuşmalarına fırsat verme. Çünkü insanlar, şerre çabucak yönelirler. Namazları cemaatla kıl.
Cemaatta hazır bulun. Eğer bu tavsiyelerimi yerine getirir-sen, insanlar senin hakkını bilir ve kadrini takdir ederler. Böylece memleketin büyür. Sen de insanların nazarında büyürsün. Medinelilenn ve Mekkelilerin şereflerini tanı. Çünkü onlar, senin aslın ve aşiretindirler. Şamlıların da şereflerini muhafaza et. Çünkü onlar, sana itaat eden kimselerdir. Diğer şehirlerin ahalisine mektuplar yaz ve mektuplarında onlara iyi davranacağına dair söz ver. Bu, onların emellerini uzatır ve sana umutla bakarlar. Köylerden ve mahallelerden sana heyetler gelirse onlara ihsanda bulun ve ikram et, çünkü onlar arkada bıraktıkları cemaatlarının temsilcileridirler. İftiracıların ve hilekârların sözlerine kulak asma. Doğrusu ben, öylelerini kötü vezirler olarak görmekteyim." Başka bir rivayette anlatıldığına göre Muaviye, oğlu Yezid'e şu vasiyeti yapmıştır: - Medineli bir dostum vardır.
Ona ikramda bulun.
- O kimdir?
- Abdullah b. Cafer'dir.
Muaviye'nin vefatından sonra Abdullah b. Cafer, yanına geldiğinde
Yezid ona, babasının verdiğinden kat kat fazla armağan verdi. Babası Muaviye, ona 600.000 dirhem armağan verirdi, ama Yezid ona 1.000.000 dirhem verdi. Bu durumu gören Abdullah: "Anam babam sana feda olsun." deyince Yezid, ona 1.000.000 daha verdi. Bunun üzerine Abdullah b. Cafer: '"Vallahi senden sonra artık hiç kimseye, anam babam sana feda olsun, demeyeceğim." dedi. Abdullah b. Cafer, 2.000.000 dirhemi alıp Yezid'in yanından çıktığında kapı önünde çökmüş Horasan develerini gördü. Bu develer, Yezid'e Horasandan hediye olarak getirilmişlerdi. Abdullah b. Cafer tekrar Yezid'in yanma döndü ve ondan -binip hac ve umreye gitmek için- üç deve istedi. O esnada Yezid'in yanma bir heyet gelmişti. Yezid, mabeyincisine: "Kapıda duran Horasan develeri nereden geldi?" diye sordu. Yezid'in o develerden haberi yoktu. Mabeyinci de şöyle cevap verdi: "Ey mü'minlerin emin! Bu 400 Horasan devesi bize Horasan'dan hediye getirildi. Bunlar çeşitli güzel mallarla yüklüdürler." Yezid, mabeyincisine: "Onlan yükleriyle birlikte Abdullah'a ver." diye emir verdi. Bu hadise üzerine^Abdullah b. Cafer şöyle diyordu: "Yezid hakkında güzel kanaat beslediğimden, insanlar artık beni kınayacaklar mı?"
Yezid'de cömertlik, yumuşak huyluluk, fasih konuşma, şiir, şecaat ve yönetimde güzel görüş gibi övgüye layık özellikler vardı. İyi geçimli ve yakışıklı bir kimseydi. Aynca şehvetlere yönelik olup bazı vakit namazlarını kılmaz, hatta çok vakitlerde namazı askıya alırdı.
İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Said el-Hudrî'den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: "Altmışıncı seneden sonra öyle (yaramaz) bir nesil gelecektir ki, onlar namazı zayi edecekler ve şehvetlerin peşine düşecekler ama bu azgınlıklarının karşılığım göreceklerdir. Sonra (yaramaz) başka bir nesil gelecek, bunlar Kur'ân okuyacaklar ama Kur'ân onlann kürek kemiklerini aşmayacaktır. Kur'an'ı, mü'min, münafık ve facir üç (grup) insan okuyacaktır."
Velid'e: "Bu üç grup insan kimlerdir?" diye sordum, o bana şöyle cevap verdi: "Münafık, Kur'an'ı inkar eder; facir, Kur'ân vasıtasıyla rızık yer: mü'min de Kur'ân'a iman eder."
Hafız Ebu Ya'lâ, Ebu Hüreyre'den rivayet etti ki,Rasûlullah (s.a.v.) Şöyle buyurmuştur:
"Yetmişinci sene ile çocuklann emirlik yapmasından Allah'a sığının."^
Zübeyr b. Bekkar, Abdurrahman b. Said b. Zeyd b. Amr b. Nüfeyl'in Yezid hakkında şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Sen bizden değilsin, dayın da bizden değildir, Ey namazlan şehvetler uğruna bırakan kişi-"
Bazıları bu şiirin, Musa b. Yesar'a ait olduğunu iddia etmişlerdir Musa b. Yesar, şehvetlerin Musa'sı diye tanınırdı. Rivayete göre Abdullah b. Zübeyr, cariyelerinden birinin bu beyti okuduğunu işitmiş, onu dövmüş ve ona şöyle de demiştir:
"Sen bizdensin, dayın bizden değildir.
Ey şehvetler uğruna namazı terk eden kişi!"
Hafız Ebu Ya'lâ, Ebu Ubeyde'den rivayet etti ki, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Ümeyye oğullarından olup kendisine Yezid denen bir adam, aralarında çatlaklık meydana getirinceye dek ümmetimin yönetimini adaletle sürecektir."
Ebu Ya'lâ, Ebu'l-AHye'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Biz, Şam'da Ebu Zerr'le beraber bulunuyorduk. Ebu Zerr dedi ki: Ben, Rasûlullah (s.a.v.)'m şöyle buyurduğunu işittim: "Sünnetimi ilk değiştirecek olan, Ümeyye oğullarından bir adamdır."
İbn Huzeyme de, Ebu Zerr'den buna benzer bir rivayette bulunmuştur, ancak bu rivayette şöyle bir kıssa vardır: Ebu Zerr, Yezid b. Ebi Süf-yan komutasındaki bir askeri birlikte gazaya gitmekteydi. Yezid b. Ebi Süfyan, bir adamdan cariyesini gasp etti. O adam da Yezid'e karşı Ebu Zerr'den yardım istedi ki cariyesini geri alsın. Ebu Zerr, adamın cariyesini geri vermesini Yezid'ten istedi. Yezid geri vermek istemeyince Ebu Zerr ona yukarıdaki hadisi hatırlattı. Yezid de cariyeyi geri verdi ve Ebu Zerr'e şöyle sordu:
- Allah aşkına söyle. Rasûlullah'ın kasdettiği o adanı ben miyim?
- Hayır."
Buhari de bu hadisi Abdülvahabdan rivayet etmiş ve sonra şöyle demiştir: "bu hadis illetlidir. Biz, Ebu Zer'in Hz. Ömer zamanında Şam'a geldiğini bilmiyoruz. Yezid b. Ebi Süfyan da Hz. Ömer zamanında vefat etmiş, Hz. Ömer, onun yerine kardeşi Muaviye'yi komutanlığa nasb etmişti."
Abbas ed-Durî dedi ki: "Ben îbn Main'e şöyle bir soru sordum:
- Ebu'l-Aliye, Ebu Zerr'den hadis dinlemiş midir?
- Hayır, o ancak Ebu Müslimden rivayet etmiştir.
- Ebu Müslim kimdir?
- Bilemiyorum."
Ibn Asakir, Muaviye oğlu Yezid'i kötüleyici sözleri ihtiva eden hadisler nakletmiştir ki, bunların hepsi mevzudur, hiçbiri sahih değildir. En sağlamı -senetleri zayıf olmak ve bazısı munkati olmakla birlikte-bizim yukarıda rivayet ettiğimiz hadistir. Doğrusunu Allah bilir. Haris b. Miskin, Hz. Ömer'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Ka'be'nin Rabbine yemin olsun ki, Arapların ne zaman helak olacaklarını biliyorum. Cahiliye devrine yetişmemiş ve İslâmiyet'te de kıdemi olmayan bir kimse onların başına geçtiği zaman Araplar mahvolacaktır."
Ben derim ki: Muaviye oğlu Yezid'in en çok eleştirilmesine sebep olan şey, içki içmesi ve bazı edepsizlikleri, fuhşiyatı irtikab etmesidir. Hz. Hüseyin'in öldürülmesine gelince o, dedesi Ebu Süfyan'm da Uhud gününde dediği gibi: "Bunu ben emretmedim, ama bundan ötürü de üzülmedim." demiştir. Önceki kısımlarda da anlattığımız gibi Hz. Hüseyin'in öldürülmesi ile ilgili olarak Yezid şöyle demiştir: "Eğer ben olsaydım, Mercane'nin oğlu Ubeydullah b. Ziyad gibi yapmazdım (yani Hüseyin'i öldürmezdim)."
Hz. Hüseyn'in kesik başını kendisine getirdikleri zaman Yezid: "Bunu yapmadan da bana itaat edebilirdiniz." demiş ve onlara herhangi bir armağan vermemiştir. Ayrıca Hz. Hüseyn'in ailesine ikramda bulunmuş ve kaybettikleri malları kat kat fazlasıyla onlara geri vermişti. Onları mahfe içine koyup develere bindirerek büyük bir koruma altında ve alayişle Medine'ye göndermişti. Hz. Hüseyin'in aile efradım konağında misafir ederken üç gün süreyle kendi ailesi, Hz. Hüseyn'in matemini tutmuştu. Başka zayıf bir rivayette anlatıldığına göre Hz. Hüseyin'in ölüm haberini ilk duyduğu zaman sevinmiş, sonra buna pişman olmuştur.
Ebu Ubeyde Mamer b. Müsenna, Yunus b. Habib el-Curmî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"İbn Ziyad, Hz. Hüseyin ile beraberindeki adamları öldürdüğü zaman başlarını Yezid'e gönderdi. Yezid, ilk anda buna sevinip memnun oldu ve bu sayede Ibn Ziyad'ın da Yezid katında mertebesi yükseldi. Çok geçmeden Yezid, bu yapılanlara pişman oldu.
Yezid der ki: Ne olurdu, eğer eziyetlere katlansam ve tahammül etseydim de Hüseyin'i kendi konağıma yerleştirsem ve onu dilediği gibi hükümdar kılsaydım! Sırf Rasûlullah (s.a.v.)'ın hakkına riayet etmek, onun akrabalığını gözetmek ve hatırasına saygı göstermek için otoritemin gevşemesi ve iktidarımın zayıflaması pahasına da olsa bunu yapmak isterdim. Allah, Mercane'nin oğlu İbn Ziyad'a lanet etsin. Hüseyin'i o zorladı ve sıkıştırdı. Hüseyin, ondan kendisini salıvermesini veya yanma gelmesine müsaade etmesini veya İslâm ülkesinin serhat şehirlerinden birine gidip vefatına kadar orada kalmasına izin vermesini istemiş, ancak o bu teklifleri kabul etmemiş, aksine onu öldürmüştü. Onu öldürmekle beni Müslümanlar nazarında sevimsiz kıldı- Müslümanları bana karşı öfkelendirdi ve Müslümanların gönüllerine^ bana karşı düşmanlık duygusunu yerleştirdi. İyi kötü herkes, Hüseyin in tarafımdan öldürülmesini büyük bir vebal sayarak bana öfke duymuştur. Ben îbn Mercane'nin oğluna ne yapayım ki? Allah, onu kahretsin ve ona gazab etsin."
Medineliler, Yezid'in emri dışına çıkıp ona asi oldukları ve onu hilafetten hal ettikleri zaman başlarına İbn Mutî ile İbn Haznele'yi geçirmişlerdi. Ona karşı çok- düşman oldukları halde Yezid'in sadece içki içtiğini ve bazı kötülükleri irtikab ettiğini söylemişler, ancak bazı Rafıziler gibi onu zındıklıkla suçlamamışlardı. Yezid, dinsiz ve zındık değildi, aksine fasık ve günahkardı. Fasıkın ve günahkarın -fitneye sebep vereceği ve anarşiye yol açacağı endişeyle- hal edilmesi caiz olmaz. Nitekim Har-re vak'asmda fitne meydana gelmiş ve anarşiye prim verilmişti.
Yezid, Medinenlerin üzerine kendisine itaatlarım sağlayacak bir adamı gönderdi. Onlara üç gün süre tamdı, süre dolduğu halde itaat etme dikleıinden onlarla savaştı. Harrelilerle savaşmak yeterli idi. Ancak Yezid, Medine'nin saygınlığım üç gün süreyle hiçe sayıp Medine'de savaş yaptırmakla haddi aştı. Önceki kısımlarda da anlattığımız gibi bu sebeple büyük bir şer meydana geldi. Abdullah b. Ömer ve peygamber ailesinden bir topluluk ahdi bozmadı ve Yezid'e bey'atlarından sonra da başka kimseye bey'at etmediler. Nitekim imam Ahmed b. Hanbel, Na~ fi'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"İnsanlar, Yezid'i hilafetten hal ettikleri zaman İbn Ömer, oğullarını ve aile efradını topladı. Teşehhüd getirdikten sonra şöyle dedi:
- İmdi biz şu adama (Yezid'e), Allah ve Rasûlünün yolunda gitmesi şartıyla bey'at ettik. Doğrusu ben, Rasûlullah (s.a.v.)'m şöyle buyurduğunu işittim: "Hıyanet yapan kimse için kıyamet gününde bir bayrak dikilir ve; "Şu, falanın hıyanetidir." denilir. Allah'a ortak koşma dışında hıyanetin en büyüğü, kişinin Allah'la Rasûlünün yolunda gitmek şartıyla birisine bey'at etmesinden sonra bu bey'atını bozmasıdır." Sizden herhangi biri, Yezid'i hilafetten hal etmesin ve hiçbiriniz bu hususta aşırı gitmesin. Aksi takdirde benimle böyle yapan biri arasına kılıç girer.
Medineliler, Yezid'in yanından döndükten sonra Abdullah b. Mutî ile arkadaşları, Muhammed b. Hanefiye'nin yanma giderek onu Yezid'i hal etmeye teşvik ettiler. Ancak o, gelenlerin bu isteğini kabul etmedi, îbn Mutî, ona: 'Yezid, içki içiyor, namazı kılmıyor, kitabın hükmü dışına çıkıyor." deyince Muhammed b. Hanefîye, onlara şöyle cevap verdi:
- Bu anlattıklarınızı Yezid'de görmedim. Oysa ben onun yanında bir süre kaldım. Onun namaza devam ettiğini, hayır ve iyiliği araştırdığını, fıkhı sorduğunu, sünnete bağlı olduğunu gördüm.
- O, böyle yapmışsa, sana karşı riyakarlık için yapmıştır.
- O, benden korkacak veya benden birşey umacak durumda değildir ki bana karşı huşulu olduğunu göstersin. Onun içki içtiğini nereden biliyorsunuz, gördünüz mü? Eğer görmüşseniz demek ki, sizde onun ortaklarısınız. Görmemi şseniz o zaman bilmediğiniz hususta şahitlik yapmanız size helal olmaz.
- Her ne kadar görmemişsek de onun böyle yaptığı gerçektir.
- Cenâb-ı Allah, şahitlerin sizin gibi görmeden konuşmalarına izin
vermez. "Ancak hakkı bilip ona şahitlik edenler bunun dışındadır." (ez-Zuhruf, 86.) Ben sizin işinizde yokum.
^~ Belki de sen, senden başkasım başımıza emir yapmamızdan hoşlanmıyorsun. Öyleyse seni başımıza emir yapalım.
__Beni kendisine karşı kışkırttığınız adamla savaşmayı, ne amiriniz ne de memurunuz olarak helal saymıyorum.
- Ama babanla omuz omuza vererek bunlara karşı savaşmıştın.
- Babam gibi birini bana getirin. O zaman babamın idealleri uğruna bunlarla savaşayım.
- Oğulların Ebu'l-Kasım ve Kasım'a, gelip bizimle bunlara karşı
savaşmaları için emir ver.
- Eğer oğullanma bu emri verirsem ben de savaşırım.
- O zaman bizimle beraber bulun ki, insanları bunlara karşı savaşmaya teşvik edersin.
- Fesübhanallah! Kendim yapmayacağım ve uygun görmeyeceğim bir işi yapmaları için insanlara emir mi vereceğim? Eğer böyle yapacak olursam, Allah için Allah'ın kullarına nasihat vermiş olmam.
- Seni buna zorlasakda mı yapmazsın?
- O zaman insanlara Allah'a karşı takvalı olmalarım emrederim. Yaratıcıyı gazablandırmak pahasına yaratılanı memnun etmemelerini söylerim.
Böyle dedikten sonra Muhammed b. Hanefîye çıkıp Mekke'ye gitti.
Ebu'l-Kasım el-Beğavî, Zeyd'in babası Eslem'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"İbn ömer, Ali b. Mutî ile beraber yanıma geldi. Yanıma geldiğinde ben: "Ebu Abdurrahman merhaba" dedim ve yanımdakilere de, "ibn Ömer için yastık koyun." dedim. Bunun üzerine bana dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.) 'dan duyduğum bir hadisi sana nakletmek için buraya geldim. Rasûlulîah (s.a.v.)'m şöyle buyurduğunu işittim:
"Bir kimse elini itaattan çekerse, kıyamet gününde hüccetsız olarak gelir. Bir kimse cemaattan ayrılmış olarak ölürse o, cahiliye ölümü üzere ölür."
Ebu Cafer el-Bakır dedi ki: "Ebu Talib ailesinden ve Abdülmuttahb oğullarından hiç kimse Harre savaşında bulunmadı. Müslim b. Ukbe, Medine'ye geldiği zaman bunlara ikramda bulundu. Meclisine yakın kıldı ve kendilerine eman yazısı verdi.”
Medainî'nin rivayetine göre Müslim b. Ukbe, Ravh b. Zenbaıyı, Harre savaşını kazandıkları müjdesini Yezid'e ulaştırmak uzere^ama gönderdi. Müjdeci, olup bitenleri Yezid'e haber verirken Yezid. Vay benim kavmimin haline!" diye feryat etti. Sonra Dahhak b. Kays Fihrî'yi çağırarak ona şöyle dedi:
- Medine halkının başına gelenleri gördün mü? Onları bu savaşa girişmeye zorlayan şey neydi? Dahhak da:
- Yiyecek ve para yokluğu, diye cevap verdi. Bunun üzerine Yezid Medinelilere yiyecek yüklenip gönderilmesini emretti ve onlara bol boİ bağışta bulundu . Bu da bazı Rafizilerin: "Güya Yezid, Medinelilerin başına gelenlere sevinmiş ve öldürülmeleri sebebiyle de memnun olmuştur." gibi ortaya attıkları yalan iddiaların tam tersini göstermektedir,
Ebu Bekir Muhammed b. Halef b. Merzuban b. Bessam, Asmaî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: Harun Reşid'in, Muaviye oğlu Yezid hakkında şu şiiri okuduğunu işittim:
"O, temenni ettiği zaman Amir b. Lüey ile Abdumenaf arasında idi. Onun iyi kimseler arasında dedeleri vardır. Sonra o, ahlakî üstünlüklere erdi. Peygamberin amcası kızı, elbetteki yeryüzünde, Toprak üzerinde ayakkabı ile ve yalın ayak dolaşanların en kıymetli sidir.
Onu değişik ve kaba bir surette asla göremezsin. O, sedef içindeki inci gibidir"
Zübeyr b. Bekkar dedi ki: Amcam Mus'ab, Muaviye b. Ebi Süfyan'ın oğlu Yezid hakkında bana şöyle bir şiir okudu:
"Şu keder döndü ve bizi çevreledi. Sonra uyku vakti geldi, ama uyuyamaz olduk. Yıldızlara bakıp onları gözetliyordum, Birde baktım ki bir yıldız doğdu.
Dönüp dolaştı, sonra ben onun yere (Gurr mıntıkasına) düştüğünü gördüm.
Karınca, topladığı erzakı yediği zaman,
O yıldız Matarun da (Şam da) dolaşıyordu.
Peşine düşen bir halkın arasına indi,
Deskere kasabasında çadırlar içindeydi.
Onun da çevresinde olgunlaşmış zeytinler vardı.
Benimle konuşan biri vardı. O zaman sen onun yüzünü,
Karanlık gecede doğan dolunaya benzetmiştin.
O zaman benim nefesim daralmış, soluk alamıyordum.
O beni dolunaya benzetiyordu. Bu, benim kadrimi azaltır.
Ama ben, ilik savaşan kişi değilim.
Görmez misin ki sen, dolunay, kemale erdiğinde bana benzer,
Sonra gerdandaki gerdanlığın haline dönüp incelir.
Simamı dolunaya benzetirsen, kaşlarımı sehere, gözlerimi de ,
Geceye benzetirsen, yine de bununla övünmem."
Zübeyr b. Bekkar, Ebu Muhammed el-Cezerî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
Medine'de Sülame adında şarkıcı bir cariye vardı. Kadınların yüz, akıl ve endam bakımından en güzeli idi. Kur'ân okurdu. Şiir söyler ve rivayet ederdi. Abdurrahman b. Hasan ile Ahves b. Muhammed gidip onunla sohbet ederlerdi. Gönlü Ahves'e takıldı. Abdurrahman'dan yüz çevirdi. Abdurrahman da Şam'da bulunan Yezid b. Muaviye'ye gitti. Sü-lame'yi ona övdü, güzelliğini ve fesahatim anlattı ve: "Ey müminlerin emiri, Sülame ancak sana yaraşır, senin gece eğlencelerinde bulunması gerekir." dedi. Bunun üzerine Yezid Medine'ye haber gönderdi. Süla-me'yi ona satın alıp gönderdiler. Sülame, Yezid'in yanında büyük bir mevki sahibi oldu. Yezid, onu haremindeki bütün kadınlara tercih edip üstün kıldı. Abdurrahman da Medine'ye dönüp Ahves'e uğradı. Onun kederli olduğunu gördü. Kederine keder katmak, onu daha da üzmek istedi ve şöyle dedi:
"Ey aşka mübtela olan kişi, yaralanmışsın, Sevgiden ve aşktan yangınlarla karşılaş. Aşk onu aciz bıraktı. Sağa sola dönüp bakmadı. Sadece sabaha dek içki kasesiyle ilgilendi. Beğendiği şey ona karşı kilitli idi.
Beğenmediği ise, onun karşısında kapısı açık vaziyette duruyordu. Şimdi o kimin yanmdaysa, onun malı olmuştur. Onu koklayıp sinesine çekiyor.
Ona sahip olan, Allah'ın halifesidir. Bunu havaya sor, yaralı kalbine de teselli ver."
Ahves, ona cevap vermedi. Sonra Sülame'ye olan aşkı onu yiyip bitirdi, dayanamadı; kalkıp Yezid'in yanına gitti. Yezid'i methetti. Yezid de ona ikramda bulundu ve yanında misafir etti. Ona makam verdi. Ote yandan Sülame de yanına bir hizmetçi çağırdı. Ona mal verdi ve gizlice Ahves'e gönderdi ki, onun yanma getirsin. Hizmetçi gidip bunu Yezid'e bildirdi. Yezid de ona: "Sen aradaki elçilik görevini yap." dedi. Hizmetçi de gidip Ahves'e, Sülame'nin kendisini çağırdığını söyledi. Ahves'ı alıp Sülame'nin yanma götürdü. Yezid, kendisinin onları gördüğü ama onla-nn kendisini görmediği bir yerde oturdu. Sülame, Ahves'i görünce ağladı, Ahves de onun için ağladı. Ahves'e bir kürsü getirilmesini söyledi, getirilen kürsünün üzerine Ahves oturdu. İkisi birbirlerine olan özlemlerini anlattılar. Sehere kadar sohbet ettiler, dertleştiler. Aralarında kötü bir şey geçmeksizin sabaha kadar yaptıkları konuşmayı Yezid dinliyordu. Ahves, odadan çıkıp gideceği zaman şöyle dedi:
- Gönlüm keder ve üzüntü içindedir. Sana olan aşkımdan ötürü daima sana tutkun olacağım.
- Aşıklar birbirlerinden uzaklaşıp ümid kestiklerinde ayılırlar. Ben senden uzaklaşıp ümidini kestiğim halde yine de uyanmış değilim.
- Güvenilir kardeşimden ümidini kesip teselli eden kişi! Sana selam olsun. Ben asla teselli bulmuş değilim.
- Allah'a yemin ederim ki, ey üzüntülü sevgilim, ruhum bedenimden ayrılmadıkça seni unutmayacağım.
- Ey göz bebeğim! Allah'a yemin ederim ki sen, bir kadına koca olursan o asla ziyan etmez."
Bu karşılıklı konuşmalardan sonra Ahves, Sülame ile vedalaşıp kapıdan dışarı çıkmaya yöneldi, ancak Yezid ona seslendi ve yanına çağırdı. Sonra ikisine: "Bu gece aranızda neler geçtiğini bana doğru olarak anlatın." dedi. Onlar da aralarında geçen konuşmaları aynen ona anlattılar. Yezid de dönüp Sülame'ye şöyle sordu:
- Sen Ahves'i seviyor musun?
- Evet, vallahi ey mü'minlerin emiri, onu şöyle eski ve şiddetli bir sevgiyle seviyorum ki, kaburga kemiklerin arasında yanan ateş gibi ona aşkım vardır ve bu aşkım bir an bile fasıla vermemiştir.
- Siz bana çok sağlam ve güçlü bir aşkı anlatıyorsunuz. Öyleyse ey Ahves! Al, Sülame senin olsun. Böyle dedikten sonra Yezid onları güzelce birleştirdi. Ahves de gözü aydın olarak Sülame ile birlikte Hicaz'a döndü.
Rivayet olunduğuna göre Yezid, çalgı çaldırıp içki içmek, şarkı söylemek, ava gitmek, köleler edinmek,
şarkıcı
cariyelere
şarkı
okutmak,
köpek
bulundurmak,
koçları
birbirleriyle boynuzlattırmak, ayı ve maymun bulundurmak gibi zevkleriyle tanınmıştır. Her sabah mahmur olarak uykudan uyanırdı. Devamlı içki içerdi. Maymunu iple bağlayıp atm üzerine eğere oturtur ve atı koştururdu. Maymunlara altından bornozlar giydirir, kölelere de aynı elbiseleri giydirirdi. At yarışları yaptırırdı. Bir maymun öldüğü zaman çok üzülürdü. Anlatıldığına göre Yezid'in ölümü şöyle olmuştur: Bir maymunu ata bindirmek istediğinde maymun sıçramış ve Yezid'i ısırıp öldürmüştür. Ölümünün başka şekilde olduğunu anlatanlar da vardır. Doğrusunu Allah bilir.
Abdurrahman b. Ebi Med'ur, kendisine ilim ehli adamlardan birinin şöyle dediğini nakletmiştir: Muaviye oğlu Yezid'in söylediği en son söz şu oldu: "Allahım! Sevmediğim ama reddetmediğim (Hüseyin'i öldürme) işinden dolayı beni hesaba çekme. Benimle Ubeydullah b. Ziyad arasında sen hüküm ver."
Yezid'in yüzüğünün üzerinde şu yazılıydı: "Ulu Allah'a iman ettim." Yezid, hicretin altmış dördüncü senesinin rebiyülevvel ayının on-dördünde perşembe günü öğle vakti Şam'a bağlı Havarin'de vefat etti. Babasının hicretin altmışıncı senesinin receb ayının ortasında vefatından sonra tahta geçti. Kendisi, hicretin beşinci senesinde doğdu, altıncı veya yirmiyedinci senede doğduğuna dair zayıf rivayetler de vardır. Bununla beraber onun ömrü ve halifelik süresi hususunda ihtilaf edilmiş ve konuyla ilgili çok kaviller ortaya atılmıştır. Bu konuda söylenen sözleri size nakl ettiğim ve üzerinde düşündüğünüz takdirde bu ihtilaflar-daki müşkillik ortadan kalkacaktır. Bazıları demişler ki: Yezid vefat ettiği zaman yaşı kırkı aşmıştı. Doğrusunu Allah bilir. Vefatından sonra Şam'a götürüldü, cenaze namazını oğlu Muaviye b. Yezid kıldırdı ki, o zaman o, mü'minlerin emiri olmuştu. Yezid'in cenazesi Şam'da Babü's-Sağir mezarlığına defnedildi. Onun zamanında Kasyon dağları eteğinde Yezid adıyla adlandırılan ve daha önce küçücük bir ırmak olan nehir genişletildi. Öncekine nisbetle kat kat fazla aktı.
İbn Asakir dedi ki: Bahreyn kadısı Ebu'1-Fadl Muhammed b. Mu-hammed b. Fadl b. Muzaffer elAbdî bana dedi ki: "Muaviye oğlu Yezid'i* rüyada gördüm. Kendisine sordum:
- Hüseyin'i sen mi öldürdün?
- Hayır.
- Allah seni affetti mi?
- Evet, affetti ve beni Cennet'e koydu." .
Ben derim ki: Rivayet olunduğuna göre Rasûlullah (s.a.v.), Muavi-ye'yi, Yezid'i sırtında taşır halde görünce: "Cennetlik bir adam, Cehennemlik birini sırtında taşıyor." demiştir. Aslında bu sahih değildir. İbn Asakir'in ifadesine göre Muaviye'nin oğlu Yezid, Hz. Peygamber hayatta iken doğmuş değildir. Aksine o» hicretten yirmi sene sonra doğmuştur.

