El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Battal Adıyla Bilinen Abdullah Ebu Yahya

Battal, Antakya'da ikamet ederdi. Ebu Mervan el~Antakî ondan nakillerde bulunmuş ve onun hayatını anlatmıştır. Sonra bir rivayette bulunarak Abdülmelik b. Mervan'm oğlu Mesleme için bir askeri birlik hazırlayıp …

Battal, Antakya'da ikamet ederdi. Ebu Mervan el~Antakî ondan nakillerde bulunmuş ve onun hayatını anlatmıştır. Sonra bir rivayette bulunarak Abdülmelik b. Mervan'm oğlu Mesleme için bir askeri birlik hazırlayıp Anadolu'ya gazaya göndereceği zaman Cezire ve Şam reislerinin başına Battal'ı komutan olarak atadığını ve oğluna şöyle dediğini anlatmıştır: «Battal'ı öncü birliklerinin başına geçir, geceleyin askerleri denetlemesini ve aralarında dolaşmasını emret. Çünkü o, güvenilir, atak ve cesaretli bir komutandır.»

Böyle dedikten sonra Abdülmelik'in kendisi, oğlu komutasındaki orduyu Şam kapısına kadar uğurlamıştı.

Mesleme, Battal'ı 10.000 kişilik bir askeri birlikte öncü kuvvet olarak ileriye gönderdi. Battal komutasındaki bu öncü birlik, Bizanslıların İslâm ordusuna ulaşmasına engel bir kalkan görevi ifa edecekti. Muhammed b. Aiz ed-Dımışkî, Antakyalı ihtiyar bir adam olan Ebu Mervan'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Ben Battal'm saflarında Bizanslılara karşı savaşıyordum. O, Bizanslıları zillete maruz bıraktı ve alçalttı.»

Battal dedi ki: «Emevilerin yöneticilerinden biri onlar için yaptığım gazalarda hayret verici bir durumla karşılaşıp karşılaşmadığımı sordu, ben de kendisine şu hayret verici olayı anlattım: Bir gece bir müfreze ile birlikte yolda gidiyorduk. Bir Itöye yaklaştık, arkadaşlarıma dedim ki: Atlarınızın gemlerini gevşetin ve herhangi bir kimseyi

öldürmeyin. Birşeyi de kımıldatmayın ki, bu köye rahatlıkla girebilelim ve adamlarıyla takışmayalım. Arkadaşlarım bu emrime uydular, köye girdik. Sokaklara dağıldık, arkadaşlarımdan birkaçı ile birlikte, içinde kandil ışığı görünen bir eve yaklaştım. Baktım ki bir kadın, ağlamakta olan çocuğunu: "Sus, yoksa seni Battal'a teslim ederim, seni alıp götürür." diyerek susturmak istiyor. Çocuğu yatağından kaldırıp: "Al şunu ey Battal!" diye bağırdı. Ben de çocuğu elinden aldım.» Muhammed b. Aiz, Battal'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Bir defasında yalnız kaldım, yanımda askerlerden hiçbiri yoktu atımın terkisine bir yem torbası bağlamıştım, içinde arpa ve bir mendilim vardı. Mendilde ekmek ve kavurma vardı. Bir ara belki bir kimse ile karşılaşırım veya bir haber edinirim umuduyla yürüyordum.

Kendimi bir bahçe içinde gördüm, bahçede güzel baklalar vardı. Atımdan indim, yanımdaki ekmek ve kavurmanın yanı sıra o baklalardan da yedim. Fena halde ishale yakalandım. Defalarca tuvalete gittim, aşırı ishalden ötürü zayıf düşmekten korktum. Atıma bindim. Ama ishalim hâlâ devam ediyordu. İndiğim takdirde artık ata bine-memekten korktum. İshal aşırı şekilde sürüyordu. Güçsüzlükten ötürü attan düşmekten korktum, atımın yularını tuttum ve yüz üstü uzandım. Etraftım göremiyordum, atın beni nereye götürdüğünü bilemiyordum. Nihayet atımın ayaklarının taş döşemeler üzerinde gitmekte olduğunu hissettim. Başımı kaldırınca kendimi bir kilise içinde gördüm. Güzel bir kadının çevresinde birkaç kadının çıkıp yanıma geldiklerini gördüm. O güzel kadın, çevresindekilere: «Bunu indirin.» dedi. Beni indirdiler, elbiselerimi yıkadılar, eğerimi ve atımı temizlediler, beni bir yatağa uzattılar.

Sonra bana yiyecek ve içecek hazırladılar. Tastamam bir gün bir gece öylece kaldım. Sonra oradaki ikametimi üç güne tamamladım, ancak kendime gelebildim.

Ben kilisede bu halde iken o güzel kadınla nişanlı olan bir komutan oraya geldi. Güzel kadın, benim bulunduğum odanın kapısına atımı getirip bağlattı. Gelenin büyük bir komutan olduğunu gördüm. Komutan, o güzel kadına evlenme teklifini yapmak için gelmişti. Kilisede bulunanlardan biri, kilisede bir süvarinin bulunduğunu o komutana bildirince komutan beni öldürmeye niyetlendi. Ama güzel kadın, onu bu teşebbüsten menetti ve bulunduğum odanın kapısını açtığı takdirde kendisinin evlenme teklifine olumlu cevap vermeyeceğini kesin bir dille ifade etti. Bunun üzerine komutan bana saldırmaktan vazgeçti. Orada akşama kadar konuk kaldı, sonra arkadaşlarıyla birlikte atma binip oradan ayrıldı ve gitti. Ben de peşlerine düştüm. Güzel kadın, bana bir kötülük yapmalarından korktuğu için beni yola çıkmaktan menettiyse de ben onu dinlemedim, atımı sürdüm. Nihayet onlara ulaştım. Komutana saldırdım, arkadaşları etrafından dağıldılar, kendisi de kaçmak istedi ama onu yakaladım, boynunu vurdum. Üzerindeki eşyaları yağmaladım, başını koparıp terkimdeki yem torbasına koydum ve kiliseye döndüm.

Kadınlar beni karşılamaya geldiler. Onlara: «Atlara binin.» dedim. Oradaki bineklere bindiler. Ben de onları önüme katıp ordu komutanına götürdüm. Onları komutana arzettim. O da o kadınlar arasından dilediğimi seçmeme müsaade etti. Ben de o güzel kadını kendime aldım. İşte o, çocuklarımın anasıdır. Onun babası, Bizans'ın büyük komutanlarından biriydi.»

O kadınla evlendikten sonra Battal Gazi, kadının babasıyla mek-tuplaşır ve hediyeleşirdi.

Anlatıldığına göre Abdülmelik b. Mervan, Battal Gazi'yi Mesi-sa'ya vali olarak tayin ettiğinde Battal, Anadolu'ya bir müfreze göndermiş, ancak müfrezenin haberi gelmez olmuş ve ne yaptıklarını bilemez olmuştu. Bunun üzerine Battal'm kendisi yalnız başına atma binip yola koyulmuş, Ammuriye'ye gitmişti. Geceleyin şehirin kale kapısına gelmiş, kapıyı vurunca kapıcı kim olduğunu sormuş, o da: «Ben Battal'ım.» diye cevap vermişti.

Olayın bundan sonrasını Battal'm kendisinden dinleyelim:

«Kapıcıya dedim ki: «Ben hükümdarın komutana gönderdiği elçisi ve celladıyım.» Ben böyle dedikten sonra bana kapıyı açtı ve beni komutana götürdü. Karargaha girdiğimde komutanın bir taht üzerinde oturmakta olduğunu gördüm, gidip tahtta yanı başında oturdum, sonra ona: «Sana bir mektup getirmişim, şunlara söyle de yanımızdan ayrılsınlar ve bizi yalnız bıraksınlar.» dedim. Komutan da maiye-tindekilere emir verdi, yanımızdan ayrılıp gittiler ve bizi yalnız bıraktılar. Sonra komutan kalkıp kilisenin kapısını kilitledi. İkimiz içeride başbaşa kaldık. Sonra gelip yanımda oturdu. Ben de kılıcımı çekip: «Ben Battal'ım, senin memleketine gönderdiğim müfrezenin durumunu bana doğru olarak anlat, yoksa şu anda başını vururum.» dedim. Koumtan da: «Onlar ülkemde âdeta kendileri için hazırlanmış olan malları yağmalıyorlar. İşte onların falan vadide olduklarına dair haber mektubu geldi, o mektubu sana gösteriyorum. Allah'a yemin ederim ki, ben sana doğruyu söylüyorum.» dedi. Ben de ona: «Öyleyse bana eman ver.» dedim. Bana eman verdi. «Bana yiyecek birşeyler getir.» dedim. Adamlarına emir verdi, bana yemek getirip önüme bıraktılar. Yemeği yedikten sonra oradan gitmek için ayağa kalktım. Adamlarına: «Hükümdarın elçisine yol açın, onu uğurlayın.» dedi. Onlar da önümde kaçışmaya başladılar. Ben de komutanın anlattığı vadiye gittim, müfrezemin orada olduğunu gördüm. Onları alıp Mesi-se'ye döndüm.»

Bu, Battal'm başından geçtiği söylenen çok garib bir maceradır.

Velid dedi ki: Üst adlarımız dan birinin bana anlattığına göre kendisi hacdan dönerken Battal'ı görmüştü. Battal, cihadla meşgul olduğu için haccedememişti. Devamlı olarak Allah'tan kendisine haccetmeyi nasib kılmasını, sonra da şehidliğe mazhar olmasını diliyordu. Farz olan haccını ancak şehid edildiği senede yapma imkanını bulmuştu. Yüce Allah, ona rahmet etsin. Onun şehid edilmesi şöyle olmuştu:

Bizans imparatoru Lion, 100.000 süvari ile birlikte Kostantiniy-ye'den yola çıkmıştı. Battal'm kayınpederi olan Bizanslı komutan, bu durumu Battal'a bir haberci ile iletmişti. Battal da bunu İslâm ordularının komutanına bildirmişti. İslâm ordularının komutam, Malik b. Şebib'ti. Malik b. Şebib, kendisine: «Strateji gereği, Harran şehrindeki kaleye istihkam kurmalı ve İslâm askerleriyle birlikte Süleyman b. Hişam'm yanımıza gelişini beklemelisin.» dedi.

Battal, bu emri uygun görmedi. Bu sırada Bizans askerleri ile aniden karşılaştılar. İki taraf şiddetlice savaşa tutuştular. Bahadırlar, Battal'm önünde savaşıyorlardı. Hiçbiri -Bizanslıların onu tanımasından korktukları için- Battal adını açıkça ağzına almak istemiyordu. Ama Müslüman askerlerden biri yanlışlıkla, "Battal!" diye seslendi. Bizans savaşçıları bunu duyunca hep birlikte ona saldırdılar. Battal'ı atının üzerinden yere düşürdüler, mızrakladılar. Battal, İslâm askerlerinin bir kısmının öldürülmekte, bir kısmının da esir alınmakta olduğunu gördü. Başkomutan Malik b. Şebib de Öldürülmüştü. Müslümanlar bozguna uğramış ve harab şehire kaçmış, oradaki kaleye sığınmışlardı.

Bizans komutanı Lion, sabah olunca savaş alanına gelmiş, Battal'm can çekişmekte olduğunu görünce ona şöyle demişti:

- Ey Battal, bu ne hal?

- Sen kahramanları böyle öldürür müsün?

Bunun üzerine Lion, Battal'ı tedavi etmeleri için hekimlerini, çağırttı. Yaranın öldürücü olduğu anlaşıldı. Lion ona: «Bir ihtiyacın var mı ey Battal?» diye sorunca Battal, şöyle cevap verdi: «Evet, berabe-rimdeki Müslümanlara emir ver de beni yıkasınlar, namazımı kılsınlar ve beni defnetsinler.» Lion, onun bu isteğini yerine getirdi. Bunun için de esir bulunan Müslümanları serbest bıraktı ve kaleye sığman diğer Müslüman askerlerin üzerine yürüdü. Onları kuşatma altına aldı. Müslümanlar bu şiddetli kuşatma altında iken Süleyman b. Hişam'ın, İslâm ordusuyla oraya gelmekte olduğuna dair posta haberi ulaştı. Bunun üzerine Lion, askerleriyle birlikte korkup ülkesine kaçtı. Allah onu lanetlesin. Kaçtı, gidip Konstantiniyye'ye girdi ve orada kendini koruma altına aldı.

B. İslâm Tarihi, C. IX, F. 35

Halife b. Hayyat dedi ki: Battal Gazi, hicri 121. senede Bizans'ta öldürüldü.

İbn Cerir dedi ki: 122. hicri senede öldürüldü.

İbn Hassan ez-Ziyadî ise, onun hicri 113. senede öldürüldüğünü söylemiştir. Başkalarının anlattıklarına göre Battal Gazi ve Emir Ab-dülvehhab b. Buht, hicretin 113. senesinde öl durulmuş lerdir. Nitekim bunu daha önce de söylemiştik. Doğrusunu Allah bilir. Ama İbn Gerir, onun vefat tarihinin bu senede, yani hicri 122. senede olduğunu söylemiştir. Doğrusunu Allah bilir.

Ben derim ki: İbn Asakir'in, Battal Gazi'nin biyografisini detayh olarak anlatması bundan ibarettir. Ama avam tabakasının anlattığı ve Delheme tarafından yazılan, "Battal Gazi Destanı" ve bu destanda anlatılan Emir Abdülvehhab ile Kadı Ukbe'nin maceraları yalandır, iftiradır, uydurmadır, cahilliktir. Böyle bir hikayeyi ancak geri zekalı veya cahil biri hoş karşılar. Nitekim cahil avam tabakası, Antere el-Absî'nin uydurma hayat hikayesini de hoş karşılamaktadır. Bek-rî'-nin, Denefin ve diğerlerinin hikayeleri de böyledir. Bekrî'nin sireti hakkında uydurulan yalan hikayeler, diğerlerinden daha büyük bir suç ve daha ağır bir günahtr. Çünkü bu hikayeyi uyduran kişi, Peygamber (s.a.v.) Efendimiz'in şu hadisinin kapsamına girmektedir.

«Kasıtlı olarak bana yalan isnad eden kimse, ateşteki yerini hazırlasın.»

Hicretin Yüzyirmiikinci Senesinde Vefat Eden Meşhur Şahsiyetler