El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Dımışk Camiinin Banisi Velid B. Abdülmelik'in Biyografisi

Velid b. Abdülmelik b. Mervan b. Hakem b. Ebi'l-As b. Ümeyye b. Abdişems b. Abdumenaf Ebu'lAbbas el-Ümevî. Babasının halifeliğinden sonra -onun veliahdı olduğu için- hicretin seksenaltıncı senesinin şevval ayında …

Velid b. Abdülmelik b. Mervan b. Hakem b. Ebi'l-As b. Ümeyye b. Abdişems b. Abdumenaf Ebu'lAbbas el-Ümevî. Babasının halifeliğinden sonra -onun veliahdı olduğu için- hicretin seksenaltıncı senesinin şevval ayında kendisine bey'at edildi. Velid, babasının en büyük oğlu ve onun veliahdı idi. Velid'in annesi Vellade binti Abbas b. Hazm b. Haris b. Züheyr el-Absî'dir.

Velid, hicretin ellinci senesinde doğdu. Ebeveyni onu lüks ve refah içinde büyüttüler. Şımardı, edepsizce büyüdü. Arapçayı iyi bilmezdi. Uzun boylu, esmer yüzlüydü. Yüzünde çiçek hastalığının izleri vardı. Burun kemeri geniş ve burnu aşağıya doğru eğikti. Yürürken salınarak yürürdü. Yakışıklıydı (Çirkin olduğuna dair zayıf bir rivayet de vardır.). Sakalının ön kısmı ağarmıştı. Sehi b. Sa'd'ı gördü, ziyaretine gelen Enes b. Malik'i dinledi. Kıyamet alametleri hakkında neler duyduğunu ona sordu. Nitekim bu hususu Enes'in biyografisinden söz ederken anlatmıştık. Said b. Müseyyeb'i de dinlemişti. Zührî ve diğerleri bunu böyle nakletmişlerdir.

Rivayete göre Abdülmelik, oğlu Velid'i veliaht yapmak istediği zaman önce karar vermiş, sonra bu kararını askıya almıştı. Çünkü VeHd Arapçayı iyi bilmiyordu. Bunun üzerine Velid, nahiv âlimlerinden bir topluluğu yanında toplamış, onları bir sene müddetle yanında tutmuştu (Başka bir rivayete göre ise onları altı ay müddetle yanında tutmuştur.). Bu müddet sonunda dışarı çıktığında öncekinden daha cahil ve bilgisiz bir halde çıkmıştı. Babası Abdülmelik de: "Çaba sar-fetti ama beceremedi. O özürlüdür." dedi.

Bir rivayette anlatıldığına göre babası Abdülmelik, vefat edeceği zaman ona şu tavsiyelerde bulunmuştu: "Ben öldüğüm zaman oturup gözlerini oğuşturma, kadınlar gibi ağlayıp inleme. Aksine paçayı sıva, eteğini kemerine sok, gayret sarfet. Beni mezarıma sarkıt; kendi halime bırak. İnsanları da kendine bey'ata çağır, her kim başı ile şöyle ve böyle derse, sen de kılıcınla ona şöyle ve böyle diye karşılık ver."

Leys dedi ki: Hicretin doksansekizinci senesinde Velid, Anadolu'ya gazaya gitti. Bu senede insanlara haccettirdi.

Başka bir ravi dedi ki: Velid, bundan bir sene önce ve bundan bir sene sonra Malatya şehrine ve diğer şehirlere gazaya gitti. Onun yüzüğünün kaşında, "Samimi olarak Allah'a iman ettim." diye yazılıydı. Başka bir rivayete göre ise, "Ey Velid, sen şüphesiz öleceksin." diye yazılıydı. Anlatıldığına göre onun vefat ederken söylediği son söz şu olmuştur: "Sübhanallah velhamdülillah ve lâ ilahe illallah."

İbrahim b. Ebi Able dedi ki: Velid b. Abdülmelik, bir gün bana: "Kur'ân'ı ne kadar zamanda hatmediyorsun?" diye sordu. Ben de: "Şu kadar zamanda hatmediyorum." diye cevap verdim. Bana dedi ki: "Mu minlerin emiri, bunca meşguliyetine rağmen Kur'ân'ı her üç günde bir hatmediyor." (Başka bir rivayete göre ise, "Her yedi günde bir hatmediyor." dediği ifade edilmektedir).

Velid'in, ramazan ayında onyedi hatim yaptığını söyleyen İbrahim dedi ki: "Velid... onun benzeri bulunamaz. O, Dımışk camiini inşa etti. O, bana gümüş külçeleri verir, ben de o gümüşleri Kudüs'teki âlimlere dağıtırdım."

îbn Asakir, Yezid b. Cabir'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Velid, bir gün Babü'l-Asğar'dan çıktığında doğu minaresinin yanında birşeyler yiyen bir adam gördü. Gidip adamın yambaşmda durduğunda ekmek ve toprak yemekte olduğunu müşahede etti. Ona: "Seni buna zorlayan sebep nedir?" diye sorunca: "Kanaattir, ey muslinlerin emiri." dedi. Velid, meclisine gitti, sonra o adamı yanına çağırttı. Adam gelince şöyle dedi: "Senin başında bir hal var, bunu bana anlat. Yoksa kafanı uçururum." Adam da şöyle karşılık verdi:

«Evet ey mü'minlerin emiri, anlatacağım: Ben hammal bir adamam. Bir zaman, Mercu s-Sefer'den Kesve'ye doğru giderken abdestim daraldı. Bir harabeye gidip def-i hacette bulunmak istedim. Harabeye vardığımda bir bodrumla karşılaştım. İnip kazmaya başladığımda külçe altınlarla karşılaştım. Dağarcıklarımı altınla doldurdum, sonra bineklerimin yanına döndüm. Orada bir yemek torbası vardı. Torbadaki yemeği boşalttım ve: "Az sonra Kesve'ye gideceğim, orada karnımı doyururum. Şimdilik yemeğe ihtiyacım yok." deyip harabeye giderek o yemek torbasını da altınla doldurmak istedim. Harabeye doğru gittim, ama orayı ne kadar aradıysam bulamadım. Bulmaktan ümidimi kesince de bineklerimin yanma dönmek istedim. Ancak dönünce bineklerimi de, yere boşalttığım yemeğimi de bulamadım. Bunun üzerine artık ekmek ve topraktan başka birşey yememeye yemin ettim.»

Velid, ona çoluk çocuğu olup olmadığını sordu. O da: "Evet" diye cevap verince Velid, beytü'1maldan ona bir miktar mal verilmesini emretti.»

İbn Cerir dedi ki: Bize anlatıldığına göre o tamahkar adamın binekleri kendi başlarına yola koyulmuş ve nihayet beytü'1-mala gelmişler. Beytü'1-maî görevlileri de onları ve yüklerini teslim alıp bey-tü'1-mala koymuşlardı. Velid de daha sonra o bineklerin sahibini yanına çağırtıp ona şöyle demişti: "O mal bize ulaştı, sen git develerini beytül-maldan al."

Anlatıldığına göre Velid, onu ve ailesini geçindirecek bir miktar malı beytü'l-maldan ona vermiştir. Nümeyr b. Abdullah eş-Şa'nanî, babasının şöyle dediğini rivayet etmiştir: Velid b. Abdülmelik dedi ki: "Eğer Cenâb-ı Allah, Kur'ân-ı Kerim'de Lut kavminden bahsetmeseydi, ben erkeğin erkekle cinsel temasta bulunabileceğine inanmazdım."

Ben derim ki: Velid, böyle demekle o çirkin fiilin kendisinde bulunmadığını ifade etmek istemiştir. O yerilen fahiş fiil ki, Cenâb-ı Allah, o fiili işleyenlere türlü azaplar ve çeşitli işkenceler çektirmiştir. O azap ve işkencelere daha önceki ümmetlerden hiçbiri maruz bırakılmamıştı. Bu pis livata işine hükümdar ve emirlerin, tüccar ve halkın, yazar, fikıhçı ve benzerlerinin çoğu müptela olmuşlardı. Ancak Allah'ın kendilerini koruduğu kimseler, bu günahtan uzak kalmışlardır. Çünkü livata fiilinde sayılamıyacak kadar kötülükler ve mefse-detler vardır. Bu nedenle azabı da türlü türlü olmuştur. Pasif homoseksüelin öldürülmesi, arkadan kendisiyle cinsel temasta bulunulmasından daha iyidir. Çünkü bu fiile maruz kalan kimsenin, artık asla iyileşmiyecek mefsedetlere maruz kalması muhakkaktır. Yalnız Allah'ın dilediği kimseler bundan kurtulurlar. Ayrıca arkasından kendisiyle cinsel temasta bulunulan pasif homoseksüelin kötü ünü her tarafa yayılır. Şu halde kişinin, çocuğunu küçüklükte ve buluğdan sonra koruması ve bu mel'unlarla bir araya gelmesini önlemesi gerekir. Bu mel'unları Rasûlullah (s.a.v.) lanetlemiştir.

Pasif homoseksüelin Cennet'e girip giremiyeceği hususunda in-

sanlar ihtilafa düşerek iki kavil ileri sürmüşlerdir. Sahih kavle göre pasif homoseksüel, dürüst bir şekilde nasuh tevbesi yapar ve Allah'a yonelip durumunu düzeltir, işlediği kötülükleri iyiliklerle değiştirir, türlü taatlerde bulunarak kendini bu kötülüklerden arındırır, gözünü yumup mak'admı korur ve Rabbi ile muamelesinde ihlaslı olursa, in-şaallah günahı bağışlanır ve cennetliklerden olur. Çünkü Cenâb-ı Allah, tevbekarlann günahlarını bağışlar.

"Tevbe etmeyenler, işte onlar zalimlerdir." (el-Hucurât, ıı.) "Ettiği zulümden sonra tevbe edip düzelen kimse, bilsin ki Allah onun tevbesini kabul eder. Allah şüphesiz bağışlayandır, merhametli olandır." (ei-Mâide, 39.)

Büyüklüğünde pasif homoseksüellik yapan kimse, küçüklüğünde bu çirkin işi işleyenden daha kötüdür. Çünkü büyüklüğünde bu kötü işi yapan kimsenin tevbesi hemen hemen imkansızdır. Böylelerinin dürüstçe nasuh tevbesinde bulunmaları çok uzak bir ihtimaldir. Ya da geçmiş günahlarını sildirecek salih amellerde bulunmasına ihtimal verilemez. Böylelerinin kötü sonla karşılaşmalarından korkulur. Nitekim kir ve pislikleriyle ölen birçok kimseler, dünyadan çıkmadan temizlenmedikleri için kötü sonla karşılaşmışlardır. Öyle ki maddi aşk, onları Allah'ın bağışlamayacağı bir şirke düşürmüştür. Lutilerin ve diğer sehvetperestlerin durumunu anlatan çok hikayeler vardır ki, onları burada anlatmak çok yer işgal edecektir.

Kısaca diyeceğimiz şudur ki, günahlar, masiyetler ve şehvetler, sahiplerini ölüm esnasında yardımsız bırakırlar. Şeytan bile böylele-rini yalnız bırakır. İman zafiyeti ve yardımsızlık belası üzerinde birleşir ve kötü sona maruz kalırlar. Yüce Allah, bu konuda şöyle buyurmuştur:

"Şeytan insanı yalnız ve yardımcısız bırakıyor." (el-Furkân, 29.) Hatta kötü son, livata fiilini işlememiş kimseler için de vuku bulmuştur. Öyleleri livatadan daha basit günahlar işledikleri için kötü sona maruz kalmışlardır. Allah, bizi böyle bir akibete maruz kalmaktan korusun. Dışı temiz, içi Allah'la beraber olan, fiillerinde ve sözlerinde dürüst olan kimse böyle bir sona maruz kalmaz. Abdülhak el-Işbilî'nin de anlattığı gibi böylesi temiz kimseler için kötü son söz konusu değildir. Ancak içi inanç bakımından, dışı da amel bakımından bozuk olup günah işlemeye karşı cüretkar olan kimseler, kötü sona maruz kalırlar. Böyîeleri tevbe etmeden ölüp giderler.

Özetle diyeceğimiz şudur ki; livata kötülüğü, kötülüklerin en büyüğüdür. Bu fiil, daha önceleri Araplar arasında bilinmezdi. Nitekim birçokları böyle demişlerdir. Bu nedenledir ki, Velid b. Abdülmelik: "Eğer Aziz ve Celil olan Allah, Kur'ân-ı Kerim'de bize Lut kavminin hikayesini anlatmasaydı, ben, bir erkeğin başka bir erkekle cinsel te-

maşta bulunabileceğine inanmazdım." demiştir.

İbn Abbas (r.a) tarafından rivayet olunduğuna göre bu hususta Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"Lut kavminin fiilini işleyen bir kimseyi gördüğünüzde bu işi yapanı da kendisine yaptıranı da öldürün." Bunu sünen sahipleri rivayet etmiş, İbn Hibban ile diğerleri de sahih bulmuşlardır. Peygamber (s.a.v.), Lut kavminin fiilini işleyen kimseleri üç kez lanetlemiştir. Başka bir günahı işleyen kimseyi asla üç kez lanetlememiştir. Bu işte aktif olanın da, pasif olanın da öldürülmesini emretmiştir. Çünkü böylelerinin insanlar arasında kalmalarında hayır yoktur. Bunların içi bozulmuş ve murdarlaşmıştır. Bu durumdaki kimsenin kalmasında halk için bir fayda yoktur. Eğer Cenâb-ı Allah, halkı bunlardan kurtarıp rahata kavuşturursa halkın hem din, hem dünya işleri düzelir. Lanet, ilahi rahmetten kovulup uzaklaşmak demektir. Bir kimse Allah'tan, Rasûlünden, kitabından, onun salih kullarından uzaklaşır-sa, onda ve ona yaklaşmakta hayır yoktur. Cenâb-ı Allah, bir kimseye feraset, sezgi, nur, temyiz gücü verirse, o kimse insanların durumlarına, görünüşlerine, yüzlerine bakınca onların amellerini anlar. İş işleyen kimselerin yaptıkları işler, yüzlerinden, gözlerinden ve sözlerinden açıkça anlaşılır.

Cenâb-ı Allah, Lutileri anlatmış ve bunu, görebilen kimseler için ibret kılmıştır. Bu husustaki ayetlerde şöyle buyurmuştur.

"Tan yeri ağarırken, çığlık onları yakalayıverdi. Memleketlerini alt üst ettik. Üzerlerine sert taş yağdırdık. Bunda, görebilen insanlar için ibretler vardır." (ei-Hkr, 73-75.)

"Yoksa, kalblerinde hastalık olanlar, Allah'ın onların kinlerini dışarı vurmayacağım mı sandılar? Eğer dileseydik, biz, ey Muhammed, onları sana gösterirdik; sen onları yüzlerinden tanırdın. Andolsun ki sen, onları konuşmalarından da tanırsın. Allah, işlediklerinizi bilir. Andolsun ki, sizi, içinizden cihada çıkanları ve sabredenleri meydana çıkarana ve haberinizi açıklayana kadar deneyeceğiz."(Muhammed, 29-31.)

Luti kimse, yaratılışa ters düşmüştür. İşi tersine çevirmiş, erkekle cinsel temasta bulunmuş, bu yüzden de Cenâb-ı Allah, onun kalbini ters döndürmüş, işini aksine götürmüştür. Oysa daha önce durumu iyi olup kendisi felahtaydı. Ancak tevbe edip iman eden, salih amel işleyen, sonra doğru yola eren kimse bundan müstesnadır.

Tevbekarın hususiyetlerini Cenâb-ı Allah, Berâe sûresinin sonunda anlatmıştır: "Allah'a tevbe eden, kullukta bulunan...." Şu halde tevbe eden kişinin Allah'a kulluk yapması, ahiret ameliyle uğraşması gerekir. Aksi takdirde nefis, insanı yönlendiren hareket halindeki birşeydir. Eğer sen, onu hakla meşgul etmezsen, o seni batılla meşgul eder. Öyleyse tevbekarın günah işlemekle geçen vakitlerini, bu defa

taatla geçen vakitlere döndürmesi gerekir. Daha önce kaçırdığı fırsatların yerine şimdi hayra doğru atılan adımları kullanarak telafi edici faaliyetlerde bulunması, bakışlarını, adımlarını, sözlerini, davranışlarını kontrol altına alması icabeder. Adamın birisi, Cüneyd-i Bağda-dîye: "Bana tavsiyede bulun." deyince o, şöyle tavsiyede bulunmuştu: "Öyle bir tevbe et ki, yükleri çözsün. Onur ve izzeti gideren bir korku-kapıl, seni hayır yollarına iten bir ümide sahip ol. Kalbinin atışlarında Allah'ın kontrolü altında olduğunu hatırla. İşte bu anlattıklarım, tevbekarın nitelikleridir."

Sonra Cenâb-ı Allah, tevbekarın özelliklerini anlatmayı şöyle sürdürüyor: "Allah'ı öven, O'nun uğrunda gezen, rükû ve secde eden..." (et-Tevbe, 112.) Bu ayet-i kerimede yüce Allah, tevbekarın özelliklerini sıralıyor.

Adamın biri "Tevbekarlar kimlerdir?" diye soracak olursa, ona yukarıdaki ayet-i kerime ile cevap verilir. Yoksa tevbe ettikten sonra kendisini Allah'a yaklaştıracak bir yola koyulmayan her tevbe edici kişi, Allah'tan daha çok uzaklaşır. Ona yönelip yakın olamaz. Nitekim Allah'ın rahmeti boldur, diyerek kendini aldatan ve günah işleyip sakıncalı işlere bulaşan, taatları terkeden kimse de Allah'tan uzaklaşır. Çünkü taatları terkedip masiyetleri işlemek, sırf nefsi şehvetlerin tesiri altında haramları işlemekten daha büyük günahtır. Tevbekar, mahzurlu şeylerden sakınan kimsedir, emredilen işleri yapan insandır. Takdire rıza gösterip katlanan Müslümandır. Noksanlıklardan münezzeh olan yüce Allah, insana acıyıp rahmet eder, yardımcı olur. O, kalblerdeki şeyleri bilendir. Velid b. Abdülmelik, Arapçayı düzgün telafuz edemezdi, hatalı konuşurdu. Birçok ravi tarafından anlatıldığına göre Velid, bir gün hutbe irad ederken, " Bu iş, keşke son bulmuş

olsaydı." ayetini okudu, ama ayetteki "Ya leyte" kelimesini, "Ya leytü" şeklinde telaffuz etti. Böyle olunca da mana: "Keşke o ölüm olsa." şeklinde oldu. Hutbesini dinlemekte olan Ömer b. Abdülaziz de: "Keşke o ölüm sana olsa da Allah bizi senden kurtarsa." dedi.

Abdülmelik, bir gün Kureyşli bir adama şöyle dedi:

- Sen Arapçayı eğer hatalı telaffuz etmeseydin, iyi bir adam olacaktın.

- Senin oğlun Velid de Arapçayı hatalı telaffuz ediyor.

- Ama oğlum Süleyman hatalı telaffuz etmiyor.

7 Benim kardeşim filan da hatalı telaffuz etmiyor, ibn Cerir, Ali b. Muhammed el-Medainî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Velid b. Abdülmelik, Şamlılar nazarında halifelerinin en fazilet-. si idi. Çünkü o, Dımışk camiini inşa etmiş, minareleri yaptırmış, in-

sanlara bağışta bulunmuş, cüzamlılara yardım etmişti. Onlara: "Kimseden dilenmeyin." demiş, her kötürüme bir hizmetçi, her köre bir gü-dücü vermişti. Hilafeti döneminde çok fetihlerde bulundu. Oğullarını Bizans'a gazveye gönderdi. Bütün gazvelere oğullarını iştirak ettirdi. Hind'i, Sind'i, Endülüs'ü ve Acem illerini fethetti. Askerleri Çin'e ve diğer yerlere girdi. Bununla beraber Velid, bakkal dükkanına gider dükkandaki baklalardan bir demeti alır ve dükkan sahibine; "Bunu kaça satıyorsun?" diye sorar; dükkan sahibi de: "Bir fülüse satıyorum." deyince Velid, ona şöyle derdi: "Fiyatı artır, sen kazanmalısın."

Anlatıldığına göre Veiid, Kur'ân hafızlarına ihsan ve ikramda bulunur, onların borçlarını ödermiş. Velid'in bütün düşüncesi inşaatçılıktı. Onun zamanındaki insanlarda böyle oldular. Birbirleriyle karşılaştıklarında iki kişiden biri diğerine "Ne bina yaptın? Ne inşaat yaptın? Ne imar ettin?" diye sorardı.

Velid'in kardeşi Süleyman'ın ise bütün düşüncesi kadınlardı. Onun zamanındaki insanlar da böyle oldular. Öyle ki, insanlar, birbirleriyle karşılaştıklarında biri diğerine: "Kaç kadınla evlendin, yanında kaç cariye var?" diye sorular sorarlardı.

Ömer b. Abdülaziz'in bütün düşüncesi Kur'ân okumaktı. Namaz kılmak, ibadet yapmaktı. Onun zamanındaki insanlar da böyle düşünmeye başladılar. Öyle ki, iki kişi birbirleriyle karşılaştıklarında biri diğerine: "Kaç virdin var? Günde ne kadar Kur'ân okuyorsun? Dün ne kadar namaz kıldın?" diye sorardı.

İnsanlar derler ki: Halk kendi hükümdarının yolunu tutar, eğer hükümdar içkici ise, içki içme çoğalır. Hükümdar eğer luti (homoseksüel) ise halkı da öyle olur. Hükümdar eğer cimri ve haris ise, halkı da öyle olur. Hükümdar eğer cömert, kerem sahibi ve şecaatli biri ise, halkı da Öyle olur. Hükümdar eğer tamahkar, zalim ve zorba ise, halkı da öyle olur. Hükümdar eğer dindar, takvalı, iyiliksever ve ihsan-kar biri ise, halkı da öyle olur. Bu, bazı zamanlarda ve bazı şahıslarda görülür. Doğrusunu Allah bilir.

Vakidî dedi ki: Velid, zorba ve mutasallıt bir kimse idi. Öfkelendiğinde kimse onu durduramazdı. İnatçıydı, çok oburdu. Cinsel ilişkiye aşırı derecede tutkun olup çok kadın boşardı. Anlatıldığına göre o, altmışüç kadınla evlenmiştir. Cariyeler bu sayının dışındadır.

Ben derim ki: Vakidî'nin sözünü ettiği Velid, Emevi camiinin banisi Velid b. Abdülmelik olmayıp, Velid b. Yezid adındaki fasıktır. Doğrusunu Allah bilir.

Velid b. Abdülmelik, önceki sayfalarda anlattığımız şekilde Emevi camiini inşa ettirdi. O caminin dünyada eşi ve benzeri yoktu. Kudüs'te Rasûlullah'm miraca giderken bastığı kayalığın yanında bir kubbe inşa ettirdi. Ayrıca Rasûlullah'm mescidini genişletti. Mezar-ı

büyuTîslâm tarihî

269

şerifin bulunduğu hücreyi de mescide kattı. Onun birçok güzel eserleri vardır. Sonra o, hicri doksanaltmcı senenin cemaziyelahir ayının ortalarında cumartesi günü vefat etti. Bütün siyerciler, bu hususta müttefiktirler.

Ömer b. Ali el-Fellas ile bir cemaatın ifadelerine göre Velid b. Abdülmelik, hicri doksanaltmcı senenin rebiyülevvel ayının ortasında cumartesi günü vefat etti. Deyrü Merran'da kırküç veya kırkdört veya kırkaltı veya kırkdokuz yaşında vefat etti. Adamlar onu omuzlarında taşıyıp Babü'ssağir'deki mezarlığa götürerek defnettiler. Ba-bü'1-feradis. mezarlığına defnedilmiş olduğuna dair zayıf bir rivayet de vardır. Bunu İbn Asakir nakletmiştir. Cenaze namazını Ömer b. Abdülaziz kıldırmıştır. Çünkü o zaman kardeşi Süleyman,. Kudüs-ü şerifte idi. Başka bir rivayette anlatıldığına göre cenaze namazını oğlu Abdülaziz kıldırmıştır. Kardeşi .Süleyman'ın kıldırmış olduğuna dair zayıf bir rivayet de vardır. Ama sahih kavle göre namazım kıldıran zat, Ömer b. Abdülaziz'dir. Doğrusunu Allah bilir. Yine Ömer b. Abdülaziz, onu mezarına bırakmış, bırakırken de: "Onu yastıksız ve döşeksiz olarak mezara bırakıyoruz. Oysa geride ganimetleri bıraktı, dostlardan ayrıldı. Mesken olarak toprağı seçti, hesapla yüzyüze geldi. Dünyadaki salih amellere muhtaç kaldı. Geride bıraktığı mallara ise ihtiyacı kalmadı." dedi.

Birkaç yoldan gelen bir rivayette ifade edildiğine göre Ömer b. Abdülaziz, mezara bırakırken Velid'in kefen içinde çırpındığım ve a-yağının boynu hizasına gelip yumulduğunu söylemiştir.

Velid, meşhur kavle göre dokuz sene sekiz ay süreyle halifelik yapmıştır. Doğrusunu Allah bilir.

Medainî dedi ki: Velid'in ondokuz erkek çocuğu vardı. Bunların adları şöyledir: Abdülaziz, Muhammed, Abbas, İbrahim, Temmam, Halid, Abdurrahman, Mübeşşir, Mesrur, Ebu Ubeyde, Sadaka, Man-sur, Mervan, Anbese, Amr, Ruh, Bişr, Yezid ve Yahya. Abdülaziz ile Muhammed'in anneleri, Velid'in amcası Abdülaziz b. Mervan'm kızı Ummü Benin'dir. Ebu Ubeyde'nin annesi ise Fezariye'dir. Diğer çocukları muhtelif kanlarındandır.

Medainî'nin ifadesine göre Velid'in ölümü nedeniyle Cerir şöyle bir ağıt yakmıştır:

'Ey göz, hatıraların coşturduğu yaşlarını cömertçe akıt.

Bu günden sonra yaşlarını artık kendisi için saklayacağın bir

se kalmadı.

Halifenin şemaili toprak altında gizlendi,

Mezarda toz toprak içinde ve artık bir hayal oldu.

Çocuklarının musibetleri çok büyük oldu.

Onlar şimdi, aralarında ayın bulunduğu düşüp,kaybolan yıldızlar gibidirler.

Hepsi bir aradaydılar, ama babalarının ölümünü geri çeviremediler.

Abdülaziz, Ruh ve Ömer, onu ölümden kurtaramadılar."

Velid B. Abdülmelik Zamanında Vefat Eden Meşhur Şahsiyetler