Abdülmelik b. Mervan b. Hakem b. Ebi'l-As b. Ümeyye Ebu'l-Ve-lid el-Ümevî, mü'minlerin emiridir. Annesi, Aişe binti Muaviye b. Mu-gire b. Ebi'l-As b. Ümeyye'dir. Osman b. Affan'dan hadis dinledi. On yaşında iken babası ile birlikte Hz. Osman'ın muhasarası esnasında orada hazır bulundu. İnsanları hicretin kırkikinci senesinde Bizans'a gazaya götüren ilk komutan o oldu. Medinelilerin valisi idi. Onaltı yaşında Medine'de valilik yaptı. Muaviye, onu oraya tayin etmişti. Fı-kıhçılann, âlimlerin, abidlerin, salihlerin meclislerine katılırdı. Babasından, Cabir'den, Ebu Said el-Hudrî'den, Ebu Hüreyre'den, İbn Ö-naer'den, Muaviye'den, Ümmü Seleme'den ve Hz. Aişe'nin azatlı cariyesi Berire'den hadis rivayet etmiştir. Aralarında Halid b. Madan, Urve, Zührî, Amr b. Haris, Reca b. Hayve ve Cerir b. Osman'ın da bulunduğu bir cemaat, ondan hadis rivayet etmişlerdir.
Muhammed b. Sirin'den nakledildiğine göre Abdülmelik'in babası pk Y7an' °£lu Abdülmelik'i Kasım adıyla adlandırmış ve kendisi de kbu 1-Kasım künyesi ile çağrılmıştır. Sonra oğlunun adını değiştirmiş ve ona Abdülmelik adını vermiştir.
İbn Ebi Hayseme, Mus'ab b. Zübeyr'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Abdülmelik b. Mervan, İslâm tarihinde Abdülmelik adını alan ilk kişidir.»
İbn Ebi Hayseme dedi ki:. «İslâm tarihinde ilk olarak Ahmed adıyla adlandırılan kişi, Halil b. Ahmed el-Aruzî'nin babasıdır.»
Abdülmelik b. Mervan'a, hicretin altmışbeşinci senesinde, babasının sağlığında ve İbn Zübeyr'in hilafeti zamanında veliahtlık bey'atı yapıldı. Yedi sene süreyle Şam ve Mısır'da vali olarak kaldı. İbn Zü-beyr de o zaman diğer beldelere hakimdi. Sonra Abdülmelik, diğer belde ve iklimleri de İbn Zübeyr'in öldürülmesini müteakiben hakimiyeti altına aldı. Müstakil hükümdar olması, hicretin yetmişüçüncü senesinden itibaren başladı ve -önceki kısımlarda da anlattığımız gibi- bu seneye kadar devam etti. O ve Yezid b. Muaviye, hicretin yirmi-altıncı senesinde doğdular.
Abdülmelik, halife olmadan önce abid, zahid ve fakih kimselerdendi. Mescide devam edip Kur'ân okuyanlardandı. Beyaz tenli, kaşları bitişik, gözleri iri ve şehla, burnu ince, yüzü güzel ve parlak, saçı ağarmış, orta boylu bir kimse olup kısaya daha yakındı. Dişleri altınla birbirine bağlanmıştı. Ağzı açıktı. Bazen uykuya daldığında ağzı açılır ve ağzına sinek girerdi. Bu nedenle ona "Sinek babası" anlamına gelen "Ebu Zübab" künyesi takılmıştı. Saçına sakalına kına yak-mamıştı. Daha sonra yaktığı da söylenir.
Nafî dedi ki: «Medine'yi gördüm. Orada Abdülmelik b. Mervan'-dan daha gayretli, daha fakih ve Allah'ın kitabını daha çok okuyan başka bir genç hiç görmedim.»
A'meş, Ebu Zinad'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Medine fıkıhçıları dörttür: Said b. Müseyyeb, Urve, Kabise b. Zü-eyb ve Abdülmelik b. Mervan. Abdülmelik, emirliğe başlamadan önce fakihti.»
İbn Ömer'in de şöyle dediği rivayet edilmiştir:
«insanlar, çocuk doğurdular, ama Mervan, çocuk değil de baba doğurdu.» (Yani halifelerin babasını doğurdu. İbn Ömer, bu sözü ile Abdülmelik'i kasdetmiştir.) İbn Ömer, bir gün Abdühnelik'i gördü. İnsanların ihtilafından söz ediliyordu. Şöyle dedi: «Keşke insanlar, şu çocuk (Abdülmelik) üzerinde anlaşıp bir araya gelseler.»
Abdülmelik dedi ki: Büreyde b. Husayb ile aynı mecliste oturuyorduk. Bir gün bana şöyle dedi: «Ey Abdülmelik, sende bazı meziyetler vardır ve bu ümmetin idaresinin başına geçmeye sen çok layıksın. Eğer idarenin başına geçersen kan akıtmaktan sakın. Zira ben, Rasû-lullah (s.a.v.)'m şöyle buyurduğunu işittim:
«Kişi Cennet'in kapısına gelip oraya baktıktan sonra -bir Müslü-manın haksız yere bir fincan kanını akıtmış olduğundan ötürü- Cennet'in kapısından geri çevrilir.»
Abdülmelik emirliğe geçmeden önce, Muaviye ve Amr b. As onu Övmüşlerdi.
Said b. Davud ez-Zübeyrî, Yahya b. Said b. Davud ez-Zübeyrî'nin söyle dediğini rivayet etmiştir:
«Öğle ile ikindi arasında ilk olarak namaz kılan kişi Abdülmelik b Mervan oldu. Onunla beraber bazı gençler de namaz kıldılar.»
Said b. Müseyyeb dedi ki: «İbadet, çok namaz kılıp çok oruç tutmakla olmaz. İbadet, ancak Allah'ın emrinde düşünmek ve Allah'ın haramlarından sakınmakla olur.»
Şa'bî dedi ki: «Her kiminle bir mecliste oturduysam mutlaka kendimi ondan üstün gördüm. Ancak Abdülmelik b. Mervan hariç. Çünkü onunla bir hadis üzerinde konuştuğumda onun benden daha bilgili olduğunu gördüm. Bir şiir üzerinde konuştuğumda yine benden daha bilgili olduğunu gördüm.»
Halife b. Hayyat'a göre Muaviye, hicretin ellinci senesinde Medine valisi Mervan'a bir mektup göndererek oğlu Abdülmelik'i, Medine askeri birliği ile birlikte Muaviye b. Hadic komutasında mağrib ülkesine göndermesini emretmiş; onun yeterliliğinden, o beldeler hakkında çok şey bildiğinden ve mücahedesinden bahsetmişti. Abdülmelik de Harre vak'ası meydana gelinceye kadar Medine'de ikamet etmeye devam etti. îbn Zübeyr, Hicaz beldesini istila edip oradaki Ümeyye oğullarını sürgün ettiği zaman Abdülmelik, babası Mervan'la birlikte Şam'a gitti. Şamlılar, babasına bey'at ettiklerinde dokuz ay emirlik yapmıştı. Babasından sonrası içinde Abdülmelik'in veliahtlığına bey-at edildi. Abdülmelik, hicretin altmışbeşinci senesinin ramazan ya da rebiyülevvel ayı başında müstakil hükümdar ve halife oldu. İbn Zübeyr'in, hicri yetmişüçüncü senenin cemaziyelevvel ayında öldürülmesinden sonra insanlar, Abdülmelik'in etrafında toplandılar. Onu hükümdar olarak kabul ettiler. Hükümdarlık ve halifeliği, hicretin sek-senaltıncı senesine kadar devam etti.
Saleb, İbn Arabi'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Abdülmelik, halifeliğe geçtiği zaman kucağında mushaf vardı. Mushafı kapattı ve: Artık seninle birbirimizden ayrıldık." dedi.»
Ebu Tufeyl dedi ki: "Abdülmelik'e genişçe bir meclis yapıldı. Yine onun için bu meclisin üzerinde daha önce bir kubbe yapılmıştır. Kubbenin altına girdi ve şöyle dedi: "Haseme el-Ahvazî (Ömer b. Hattab), bunun kendisi için haram olduğu görüşündeydi."
Bir rivayette anlatıldığına göre o, kucağındaki mushafı yere bırakmış ve ona: "Bu, seninle son görüşmemizdir." demiştir.
Abdülmelik, kan akıtmakta çok cüretliydi. Akıllı, anlayışlı, zekalı ve dünya işlerini iyi bilip idare eden bir kimseydi. Dünya işlerini başkalarına havale etmezdi. Annesi, Aişe binti Muaviye b. Muğire b. Ebi'l-As'dır. Babası Muaviye'dir ki, Peygamber (s.a.v.)'in Uhud savaşında amcası Hamza'nm burnunu kesmişti.
Said b. Abdülaziz dedi ki: «Abdülmelik, Mus'ab b. Zübeyr'le savaşmak üzere Irak'a gittiğinde Yezid b. Esved el-Cüreşî de onunla birlikte gitti. Abdülmelik ile Mus'ab karşı karşıya geldiklerinde Yezid b. Esved şöyle dua etti: "Allah'ım, şu iki dağın arasına bir engel koy ki, birbirlerine ulaşamasınlar ve yönetimi en çok sevdiğine ver." Abdülmelik muzaffer oldu.»
Mus'ab, Abdülmelik'in en çok sevdiği, değer verdiği bir kimseydi. Onun, Mus'ab'ı öldürmesinin keyfiyetini önceki sayfalarda anlatmışız dır.
Abdülmelik'in halifeliğine bey'at edildiğinde Hz. Ömer'in oğlu Abdullah, ona şöyle bir mektup gönderdi: «Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla. Ömer'in oğlu Abdullah'tan mu minlerin emiri Abdülme-lik'e. Sana selam olsun. Kendisinden başka ilâh bulunmayan Allah'a hamdederim.
İmdi sen bir çobansın. Her çoban da güttüğü sürüden sorumludur. "Allah'tan başka tanrı yoktur. Geleceğinden şüphe olmayan kıyamet günü, sizi mutlaka toplayacaktır. Allah'tan daha doğru sözlü kim olabilir?" {en-Nisâ, 87.) Evet, Allah'tan daha doğru sözlü kimse yoktur vesselam.»
Abdullah b. Ömer, bu mektubunu Abdülmelik'e selamla göndermişti. Mektubu açıp baktıklarında kendi adım, mü'minlerin emirinin adından önce yazmıştı. Sonra onun Muaviye'ye göndermiş olduğu mektuplara da baktılar. Ona da aynı şekilde yazmış olduğunu göndüler ve bunun, o zamandan beri alışageldiği bir âdet olduğu kanaatına vardılar.
Vakidî, Übey b. Ka'b'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Abdülmelik b. Mervan'ın şöyle dediğini işittim: Ey Medine halkı! Şu yönetime sahip olması gereken en liyakatli insan, benim. Şu doğu tarafından bizim üzerimize hadisler aktı. Biz bunları bilmiyoruz. Bunlardan sadece Kur'ân kıraatim biliyoruz. Mazlum imam Hz. Osman'ın size gönderdiği mushafmız içindeki hükümlere bağlı kaim. Yine merhum ve mazlum imamınız Hz. Osman'ın sizler için derlediği farizalara sarılın. O, bu farizaları ve mushafi derleyip toparlama hususunda Zeyd b. Sabit'e danışmıştı. O, ne güzel bir danışmandı. O, islâm içindi. Allah, ona rahmet etsin. Mazlum ve merhum imamınız Hz. Osman ile Zeyd b. Sabit'in hükümlerine göre hüküm verin. Onların uygun görmedikleri şeylerden uzak durun.»
Ibn Cüreyc, babasının şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Abdülmelik, İbn Zübeyr'in Öldürülmesinden iki sene sonra hicretin yetmişbeşinci senesinde bize haccettirdi. Haccettirirken de bize bir hutbe irad etti. Hutbesinde şunları söyledi: İmdi benden önce bazı halifeler vardı. Mal yerler, işleri başkalarına havale ederlerdi. Allah'a vemin ederim ki, ben bu ümmetin hastalıklarını ancak kılıçla tedavi edeceğim. Ben Osman gibi zayıf, Muaviye gibi idare-i maslatçı ve Ye-İd b. Muaviye gibi eksik ve rezil bir halife değilim. Ey insanlar, bizler sizin para cezalarınızı affettik. Yalnız bu cezaların savaşa katılmama ya da minber üstüne atlama suçu nedeniyle verilmiş olanları hariç..- Onları affetmiyeceğiz. İşte Amr b. Said, hak onundur. Onun akrabalığı ve oğlu vardır. O, başıyla isyan etti, biz de kılıcımızla ona cevap verdik. Onun boynundan çıkardığım pranga yanımdadır. Allah'a söz verdim ki, ben bu prangayı bir kimsenin boynuna takarsam, o bunu çok güçlükle çıkarabilir. Sözlerimi burada bulunanlar, bulunmayanlara ulaştırsınlar.»
Asnıaî'nin rivayetine göre Abdülmelik b. Mervan, genç bir deveye binmişti. Deveyi güden adam da şöyle bir şiir okumuştu:
"Ey gördüğüm dişi deve, Yürürken ovalardan git, Yazıklar olsun sana, üzerindeki adamın kim olduğunu biliyor
musun?
O, Allah'ın halifesidir ki, sana binmiştir.
Seni kayırdığı gibi başka bir deveyi kayırmış değildir."
Abdülmelik, güdücünün böyle dediğini işitince ona: "Ey adam, sana 10.000 dirhem verilmesini emrettim." dedi.
Asmaî dedi ki: Abdülmelik bir nutuk irad etti. Sözünü kısa kesip şöyle dedi: "Dil, insan vücudunun bir parçasıdır. Biz sözü kısa kesip susuyoruz. Saçmalayarak konuşmuyoruz. Biz söz ümerasıyız. Sözün damarları bizim içimize yerleşmiş, dalları da üzerimize sarkmıştır. Bizim bu makamımızdan sonra başka makam da vardır. Bizim bu susmamızdan sonra da sözler ve konuşmalar vardır. Bu gününüzden sonra da günler vardır. İşte o günler, detaylı konuşma ve doğru sözlerin yeri olacaktır." Asmaî dedi ki: "Abdülmelik'e şöyle denildi:
- Saç ve sakalın çabuk ağarmış?
- Nasıl ağarmasın ki. Çünkü ben her cuma aklımı insanlara bir veya iki kez arzediyorum."
Asmaî1 den başka biri de şöyle dedi: "Abdülmelik'e denildi ki:
- Saçm sakalın çabuk ağarmış?
- Sen benim minbere çıkıp hutbe irad etiğimi ve hutbe irad ederken yanlış telaffuzda bulunmaktan ne kadar korktuğumu unutuyorsun herhalde."
Adamın birisi, Abdülmelik'in yanında konuşurken bir hata yaptı. Yanlış konuştu. Cümlesinden, "bin" kelimesini düşürdü. Abdülmelik ona: "Bin kelimesini ekle." dedi. Adam da: "Bini sen ekle (Yani bana 1.000 dirhem ver.)." dedi.
Zührî dedi ki: Abdülmelik'in irad ettiği bir hutbede şöyle dediğini işittim:
"İlim hızla kabzedilip götürülecektir. Yanında ilim bulunan kimse, onu pahahlaştırmaksızm ve ondan uzaklaşmaksızın insanlara a-çıklasın."
İbn Ebi'd-Dünya'mn rivayetine göre Abdülmelik, yolculuğunda kendisiyle birlikte seyahat eden kimselere, bir ağaç gördüğü zaman şöyle dermiş: "Şu gördüğünüz ağacın yanma varıncaya kadar bize teşbih getirin. Şu gördüğünüz taşın yanına varıncaya kadar tekbir getirin."
Beyhakî'nin rivayetine göre Abdülmelik, necasetli bir kuyuya bir para düşürdü. Ancak onüç dinara bir işçi kiralayarak o parayı kuyudan çıkardı. Ona: "Şu para için bu kadar masrafa değer mi?" diye sorulduğunda o şu cevabı vermişti: "Kuyuya düşürdüğüm o paranın üzerinde Aziz ve Celil olan Allah'ın adı yazılıydı."
Birden fazla ravinin anlattıklarına göre Abdülmelik, halk arasında hüküm vermek üzere mecliste oturduğu zaman yanıbaşmda kılıçlı muhafızlar ve cellatlar dikilip dururlar, o da şu şiiri okur veya şu şiiri okumaları için başkalarına emir verirdi: da,
"Heva ve heves sebeplerine ulaşıldığında,
Dinleyici, konuşana kulak verdiğinde,
İnsanlar, kendi akıllarını beğenerek birbirleriyle boğuştukların-
Biz ayırıcı ve adil hükümle hükmederiz. Batılı hak yapmayız, hakkı bırakıp batıl konuşmayız. Akıllarımızın ve beyinlerimizin bozulmasından korkarız. Hakkı cahille birlikte bilmemekten de korkarız."
A'meş'in rivayetine göre Enes b. Malik, Abdülmelik'e bir mektup yazarak Haccac'ı şikayet etmiş ve mektubunda ona şunları söylemişti:
«Eğer bir adam Meryem oğlu İsa'ya hizmet etmiş veya onu görmüş veya onunla arkadaşlık etmiş olsaydı da Hristiyanlar o adamı ta-nisalar veya onun yerini bilselerdi, hükümdarları dahil hepsi yola çıkıp onun yanına giderlerdi. O adam da Hristiyanların gönüllerinde büyük bir yer tutan ve kadri bilinen bir kimse olurdu.
Eğer bir adam, Musa'ya hizmet etmiş veya onu görmüş olsaydı da Yahudiler o adamı tanısalardı, ona ellerinden geldiğince iyilik yapar, sever ve başka türlü ikramlarda bulunurlardı.
Ben, Rasûlullah (s.a.v.)'m hizmetkarı ve arkadaşıyım. Onu gördüm. Onunla beraber yemek yedim. Onunla beraber girdim, onunla beraber çıktım. Onunla beraber düşmanlarıyla cihad ettim. Haccac, bana zarar verdi ve bana şu, şu kötülükleri yaptı.»
Abdülmelik'in bu mektubu okurken ağladığını ve çok öfkelendiğini, yanında bulunan bir adam bana anlattı. Sonra Abdülmelik, Hac-cac'a çok ağır ifadeler içeren bir mektup yazıp gönderdi. Mektup Hac-cac'ın eline ulaşınca açıp okudu. Rengi değişti. Sonra mektubu getirene: "Haydi gidelim de Enes'in gönlünü alalını." dedi.
Ebu Bekir b. Düreyd dedi ki: İbn Eş'as'm zamanında Abdülmelik, Haccac'a şöyle bir mektup yazıp gönderdi:
"Sen, Allah'ın sayesinde çok yüceldin, ona ait şeylere de çok muhtaçsın. Bir mahluk olarak çok alçaksın ve mahlukların ihtiyaç duydukları şeylere de çok muhtaçsın. Allah'ın yardımıyla güçlendiğine göre onun için de affet. Sen, ancak onunla yücelirsin ve sonunda da ona dönersin."
Adamın biri dedi ki: «Bir adam, Abdülmelik'in yanına gitti ve onunla yalnız görüşmek istedi. Abdülmelik, meclisindeki adamlarına, dışarı çıkmalarını emretti. Mecliste kimse kalmayınca Abdülmelik, kendisiyle konuşmak isteyen adama şöyle dedi: "Konuşurken üç şeye dikkat et: Beni övmekten sakın. Çünkü ben kendimi senden daha iyi biliyorum. Bana yalan söylemekten de sakın. Çünkü yalancının görüşü yoktur. Halktan bir kimseyi bana jurnallemekten de sakın. Çünkü onlar, benim onlara yapacağım zulüm ve haksızlığa nisbetle af ve adaletime daha yakındırlar. İstersen bu üç şeyden sakın. Eğer sakın-mayacaksan seni konuşmama hakkına sahip kılayım." Adam: "Konuşmama izin ver." dedi. Abdülmelik de izin verdi.»
Başka ülkelerden yanma elçiler geldiklerinde Abdülmelik, elçilere şöyle derdi: «Beni şu dört şeyden affet ve dilediğini söyle: Beni aşırı şekilde övme. Sormadığım şeye cevap verme. Bana yalan söyleme. Beni halkıma karşı kışkırtma, çünkü onlar benim şefkatime ve adaletime daha muhtaçtırlar.»
Asmaî, babasının şöyle dediğini rivayet etmiştir: «İsyancılardan bir adamı Abdülmek'in huzuruna getirdiler. Abdülmelik: "Şunun boynunu vurun." deyince adam şöyle dedi: "Ey mü'minlerin emiri! Bana bu cezayı vermemen gerekirdi." Abdülmelik: "Cezan ne olmalıydı?" diye sorunca adam şöyle cevap verdi: "Allah'a yemin ederim ki, sırf sana zararım ulaşmasın diye başkasıyla birlikte isyan haraketine katıldım ve senin yanında yer almadım. Çünkü ben uğursuz bir adamını, her kimin maiyetinde bulunduysam mutaka o adam mağlup oldu, hezimete uğradı. Benim iddiamın doğruluğu da ortaya çıkmış ve sence anlaşılmıştır. Ben senin yanında yer alıp sana samimi davranan ve öğüt veren 100.000 kişiden daha hayırlıyım. Çünkü ben falanla birlikteydim; o adam kırıldı, hezimete uğradı, adamları dağıldı, falanla da birlikteydim; o da öldürüldü. Falan adamla birlikteydim, o da hezimete uğradı." Böyle diyerek çok sayıda komutanlardan bahsetti. Bunun üzerine Abdülmelik güldü ve onu serbest bıraktı.» Aldülmelik'e sordular:
- Hangi adam daha faziletlidir?
- Yüksek makamda bulunduğu halde tevazu gösteren, muktedir olduğu halde zahidlik yapan, güçlü olduğu halde başkasını mağlup etmek istemeyen kimsedir.
Abdülmelik şöyle demişti: "Denemeden önce kişi rahatlamaz. Denemeden önce rahatlamak akılsızlıktır."
«Malın en hayırlısı, hamdi ifade ettirip yergiyi defedendir. Sizden biri: "Önce nafakalarından sorumlu olduğu kişilere nafaka ver." demesin. Çünkü herkes Allah'ın iyalıdır. Nafakaları Allah'a aittir.»
Ancak bu söz, hadisteki ifadeden başka bir manaya yorulmahdır.
Medainî dedi ki: Abdülmelik, çocuklarının mürebbisi İsmail b. Ubeydullah b. Ebi'l-Muhacir'e şöyle dedi: "Onlara Kur'ân'ı öğrettiğin gibi doğru sözlülüğü de öğret. Onları sefil kimselerden uzak tut. Çünkü sefiller, hayra rağbet hususunda insanların en düşük ve en kötü durumunda olanlarıdır, edepleri de çok azdır. Maiyetimdeki hizmetçilerden uzak tut. Onlar, çocuklarımın huylarını bozarlar. Saçlarını kısa kestir ki, çocuklarımın boyunları kahnlaşsın. Onlara et yedir ki, kuvvetlensinler. Şiir öğret ki, şereflensin ve güçlensinler. Dişlerini enlemesine fırçalamalarım onlara emret. Suyu emerek içsinler. Nefes almaksızın bir defada içmesinler. Onları dövmen gerekirse edeple ve gizlice döv. Etraftakilerden kimse bunun farkına varmasın. Aksi takdirde çocuklarımı tahrik ederler."
Heysem b. Adiy dedi ki: «Abdülmelik, bir gün insanların yanına girmeleri için özel bir izin verdi. Üstü başı yırtık pırtık, yaşlı bir adam da onun huzuruna girdi. Muhafızlar o adama aldırış etmemişlerdi. Yaşlı adam Abdühnelik'in önüne bir sayfa bıraktı ve çıktı. Nereye gittiği de bilinmedi. Sayfada şunlar yazılıydı:
"Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla.
Ey insan! Allah, seni kendisi ile kulları arasına koymuştur. "O halde insanlar arasında adaletle hükmet. Hevese uyma, yoksa seni Allah'ın yolundan saptırır. Doğrusu, Allah'ın yolunda sapanlara, onlara, hesap gününü unutmalarına karşılık çetin azab vardır." (Sâd, 26.)
"Bunlar, büyük bir günde tekrar dirileceklerini sanmıyorlar mı?
O gün insanlar âlemlerin Rabbı huzurunda dururlar." (ei-Mutaffifîn, 4 6.)
"Bu, insanların toplanacağı gündür; bu, görülecek bir gündür. Biz, o günü, ancak belli bir süreye kadar geciktiririz." (Hûd, 103-104.) Şu içinde bulunduğun gün eğer senden başkasına baki olsaydı, zaten bu gün sana ulaşmazdı.
"İşte, haksızlıklarına karşılık çökmüş bulunan evleri!" (en-Neml, 52.)
Ünleyicinin şöyle ünleyeceği günden seni sakındırıyorum: "Zulmedenleri, onlarla işbirliği edenleri derleyin." (es-Saffât, 22.)
"Bilin ki Allah'ın laneti haksızlık yapanlaradır." (Hûd, 18.)"
Abdülmelik, sayfadaki yazıları okuyunca yüzünün rengi değişti. Haremindeki odasına girdi. Yüzündeki üzüntü günlerce devam etti.»
Zer b. Hubeyş, Abdülmelik'e bir mektup gönderdi. Mektubunun sonunda şöyle diyordu:
«...Ey müminlerin emiri! Görünürdeki sağlık ve sıhhatine güvenip de uzun süre hayatta baki kalmaya tamahlanma ve ümid etme. Sen kendi nefsini daha iyi bilirsin. Öncekilerin söylediği şu sözü hatırla:
"Adamların çocukları doğup dünyaya geldiğinde, yaşlılıktan ötürü cesetleri yıpranıp çürüdüğünde, Hastalıklar onların vücutlarına gelmeyi alışkanlık haline getirdi-ğiklerinde,
Artık onlar, hasat mevsimi yaklaşmış ekinlerdir."
Abdülmelik, mektubu okuyunca çokça ağlayarak: "Zer, doğru söylemiş, ama bize bundan başka bir ifade ile yazmış olsaydı, daha yumuşak olurdu." dedi.»
Abdülnıelik, arkadaşlarından bir grubun Hz. Ömer'in hayatından ve yaşam tarzından bahsettiklerini işitince şöyle dedi: "Ömer'den söz etmenizi yasaklıyorum. Çünkü o, emirler için bir acı idi. Halk içinde bir mefsedet idi."
İbrahim b. Hişam, Yahya el-Kabbanî'nin dedesinin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Abdülmelik, Şam mescidinin geri kısmında Ümmü Derda'nın meclisine otururdu. Ümmü Derda, ona şöyle dedi:
- Duydum ki, sen bunca ibadetten sonra üzüm suyu içmişsin.
- Evet, vallahi kan da içtim."
Bir süre sonra Abdülmelik'in bir iş görmek üzere bir yere gönderdiği kölesi dönüp yanına geldi. Abdülmelik, geciken köleye: "Niye geciktin? Allah sana lanet etsin?" diye sorunca Ümmü Derda da, Abdül-melik'i uyararak şöyle dedi:
- Ey müminlerin emiri, böyle yapma. Çünkü ben, Ebu Derda'nın Şöyle dediğini işittim: Ben, Rasûlullah (s.a.v.)'m şöyle dediğini duydum: "Çok lanet eden kimse Cennete giremez."
Ebu Bekir b. Ebi'd-Dünya, Hüseyin b. Abdurrahman'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Abdülmelik b. Mervan'ın şöyle dediğini Said b. Müseyyeb'e naklettiler: "Öyle bir hale geldim ki, işlediğim iyiliklerden ötürü sevinmiyorum, işlediğim kötülüklerden ötürü de üzülmüyorum." Bunun üzerine Said: "İşte şimdi onun kalbi tam olarak ölmüştür." dedi.»
Asmaî, dedesinin şöyle dediğini rivayet etmiştir: Bir gün Abdül-melik, beliğ bir hutbe irad etti. Sonra hutbesini kesti ve şiddetle ağlamaya başladı. Sonra da şöyle dedi: "Ey Rabbim, benim günahlarım büyüktür. Senin affının az bir kısmı dahi benim büyük günahlarımdan daha büyüktür. Allah'ım, affının azlığı ile günahlarımın büyüklüğünü yok et."
Bu sözü kendisine naklettiklerinde Hasan-ı Basrî ağladı ve şöyle dedi. "Eğer altın yaldızla yazılması gereken bir söz varsa o da budur."
Bir gün sofrası kurulduğunda Abdülmelik, mabeyincisine şöyle dedi:
- Halid b. Abdullah b. Halid b. Üseyd'e izin verin, o da gelsin benimle yesin.
- Ey mü'minlerin emiri, o vefat etti.
- Onun babası Abdullah b. Halid b. Üseyd'e izin verin, gelsin benimle birlikte yesin.
- O da vefat etti.
- Halid b. Yezid b. Muaviye'ye izin verin, gelsin benimle yemek yesin.
- O da vefat etti.
Daha birçok adamların adım söyledi. Bunların hepsi de ölmüştü. O bunu bizden önce biliyordu. Öldükleri söylenince sofranın kaldırılmasını emretti ve şöyle demeye başladı:
"Akranlarım ve arkadaşlarım gittiler, onların günleri sona erdi. Ben onlardan sonraya kaldım, ama ben de ebedi kalıcı değilim."
Abdülmelik, can çekişirken oğlu Velid yanma gitti, ağladı. Abdülmelik, ona şöyle dedi: "Bu ne? Cariyeler gibi mi ağlıyorsun? Ben ölürsem paçalarını sıva. İşe koyul. Peştemalım sıkı bağla. Kaplan postu giy. işleri ehline havale et. Yapılması gereken işi geciktirme. Kureyş-lilerden de sakın.
Ey Velid, seni üzerlerine halef bıraktığım halkın hukukuna riayet et. Onlara zulmetmekten kork ve Allah'tan sakın, vasiyetimi muhafaza et. Kardeşim Muaviye'ye göz kulak ol. Onunla olan yakınlığı devam ettir. Aramızdaki kardeşlik hukukumuza helal getirme. Kardeşim Muhammed'e de göz kulak ol. Onu Cezireye vali olarak tâyin et ve oradaki görevinden azletme. Amcamız oğlu Ali b. Abbas'a da göz kulak ol. O kendini bizim dostluğumuza vermiş ve hep bize samimi davranıp Öğüt vermiştir. Onunla neseb bağımız olduğundan bizde hakkı vardır. Onunla olan akrabalık bağımıza zarar verme. Normal ilişkimizi devam ettir. Hakkını takdir et. Hacac b. Yusuf a da göz kulak ol. Ona ikramda bulun. Bu beldeleri senin için hazırlayan, düşmanları ezen, hükümdarlığı elimize bırakan, Haricileri darmadağın eden kişi odur. Kardeşlerinle aranızdaki birliği bozmayın, aynı annenin çocukları gibi olun. Savaşta hür olun. İyilik için aydınlatıcı fenerler olun. Doğrusu savaş, insanın ölümünü Önce getirmez; Yapılan iyilik, sahibinin namını pekiştirir. Gönülleri sevgi ile ona meylettirir. Dilleri de yad-ı cemil ile ona itaat ettirir. Şu şiirin sahibine Allah iyilik versin:
"İşler derlenip toparlandığında kırıp ezerek çürütücü şey onlara darbe vurur.
Yüceldinse kırma. Ama mutlaka kırılacaksa kırmak ve tahkir etmek, kavmi bölüp parçalayanındır." Eğer ben ölürsem, insanları kendine bey1 ata davet et, davetine icabet etmeyenlerin üzerine kılıçla git. Kız kardeşlerine de ikramda bulun. Onlar arasında en çok sevdiğim Fatıma'dır. (Abdülmelik, ona Mariye'nin küpelerini ve incisini vermişti.) Allah'ım, ona karşı haksızlık etmekten beni muhafaza et."
Daha sonra amcası oğlu Ömer b. Abdülaziz, sözünü ettiğimiz Fa-tınıa ile evlendi.
Abdülmelik, can çekişirken bir çamaşırcının çamaşır yıkadığını gördü ve: "Bu nedir?" diye sordu. Çamaşırcı olduğunu söylediklerinde de şöyle dedi: "Keşke ben de çamaşırcı olsaydım ve hayatımı günü birlik kazansaydım. Halifeliğe de hiç yönelmeseydim." Bundan sonra da şu şiir okudu:
Ömrüme yemin olsun ki, hükümdarlıkta bir süre yaşadım. Keskin kılıç darbeleriyle dünya bana boyun eğdi. Çil çil altınlar verdim. Emir ve yasak benim elimdeydi, hükmediyordum.
Bütün zorba hükümdarlar bana teslim oldular.
Hoşuma giden şeyler, geçmiş zamanda kalan düşler gibi oldular.
Keşke bir gece dahi hükümdar olmasaydım,
"arlak yaşantının lezzetleri içinde çabalamasaydım." tu.
Muaviye b. Ebi Süfyan da ölümü esnasında bu beyitleri okumuş-
Ebu Mesher'in rivayetine göre ölüm hastalığında Abdülmelik'e şöyle sormuşlar:
- Kendini nasıl buluyorsun?
- Kendimi yüce Allah'ın şu ayetinde buyurduğu gibi buluyorum: «Andolsun ki, sizi ilk defa yarattığımız gibi -size verdiklerimizi ardınızda bırakarak- bize birer birer geldiniz.» (el-Enam, 94.) Said b. Abdülaziz dedi ki: Abdülmelik, can çekişirken köşkündeki kapıların açılmasını emretti. Kapılar açılınca vadide bir elbise beyazlatıcısının sesini duydu ve şöyle dedi: «Keşke ben de elinin emeğiyle geçimini sağlayan bir elbise beyazlatıcısı olsaydım.»
Böyle dediğini Said b. Müseyyeb'e naklettiklerinde o şöyle dedi: «Ölümleri esnasında onları bize koşturan ve bizi onlara koşturmayan Allah'a hamdolsun.»
Said b. Müseyyeb dedi ki: Abdülmelik, can çekişirken daha önce yapmış olduğu kötülüklere pişman oldu. Feryad edip eliyle başına vurmaya başladı ve şöyle dedi: «Keşke azığım günlük çalışmasıyla kazanan bir gündelikçi olsaydım ve Aziz ve Celil olan Rabbime ibadet ve taatla meşgul olsaydım.» Başkaları dediler ki: Abdülmelik, can çekişirken oğullarını çağırdı. Onlara vasiyetini yaptı. Sonra şöyle dedi. «Yarattıklarından, büyük küçük hiçbir kimseden birşey dilemeyen Allah'a hamdolsun.» Böyle dedikten sonra da şu şiiri okudu:
«Ebedi kalacak kimse varmı ki? Mutlaka helak olacağız. Geride kalan kimseler ise, Ölümden kaçabilecekler mi?»
Rivayet olunduğuna göre Abdülmelik, can çekişirken yanındaki adamlara: «Beni kaldırın.» demiş, onu kaldırmışlar, havayı koklamış ve şöyle demiş: «Ey dünya! Ne kadar da hoş kokuyorsun, ne kadar da güzelsin! Doğrusu senin uzun hayatın çok kısadır. Çok olan şeyin de azdır. Doğrusu biz sana aldanmıştık.» Böyle dedikten sonra şu iki be-yiti okudu: v
«Eğer inceleyip hesaba çekersen ya Rab! Azab olur benim için, azaba ise yok tahammülüm. Affet, zira sen çok affeden bir Rabsın. Günahları toprak sayısınca olan bu kötü kulu.»
Dediler ki: Abdülmelik, hicretin seksenaltmcı senesinin şevval ayının ortasında cuma (veya çarşamba yahut perşembe) gününde Şam'da vefat etti. Kendisinden sonraki veliahdı olan oğlu Velid, cenaze namazını kıldırdı. Abdülmelik, vefat ettiği günde altmış yaşmdaydi. Ebu Ma'şer böyle demiştir. Vakidî de bunun sahih olduğunu söylemiştir. Vefat ederken altmışüç yaşında olduğu da söylenmiştir. Me-dai-nî böyle demiştir. Başka bir rivayette anlatıldığına göre ise vefat ettiği günde ellisekiz yaşındaymış. Vefat ettikten sonra Cabiyetüssa-gir kapısına defnedilmiştir.
İbn Cerir dedi ki: Abdülmelik'in çocuklarından ve eşlerinden bahsedilmiştir. Çocuklarından bir kısmının adları şöyledir: Süleyman, Velid, Mervan-ı Ekber, Derec ve Aişe. Bunların anneleri Vilade binti Abbas b. Cüz' b. Haris b. Züheyr b. Cüzeyme b. Revaha b. Rebia b. Mazin b. Haris b. Katia b. Abis b. Bağid idi. Abdülmelik'in karısı Ati-ke binti Yezid b. Muaviye b. Ebi Süfyan'dan doğan çocukları da şunlardı: Yezid, Mervan-ı Asğar, Muaviye, Derec ve Ümmü Külsüm.
Abdülmelik'in karısı Ümmü Hişam Aişe'den de Hişam adında bir oğlu doğmuştu. Medainî böyle demiştir. Karısı Ümmü Hişam Aişe, Hişam b. İsmail el-Mahzumî'nin kızıydı.
Abdülmelik'in karısı Aişe binti Musa b. Talha b. Ubeydullah et-Teymî'den de Ebu Bekir Bekkar adında bir oğlu doğmuştu.
Abdülmelik'in karısı Ümmü Eyyüb binti Amr b. Osman b. Affan el-Ümevî'den de Hakem ve Derec adında çocukları doğmuştu.
Abdüîmelik'in karısı Muğire binti Muğire b. Halid b. As b. Hişam b. Muğire el-Mahzumî'den de Fatıma adında bir kızı doğmuştu.
Abdülmelik'in diğer karılarından Abdullah, Mesleme, Münzir, Anbese, Muhammed, Sa'd el-Hayr ve Haccac adında çocukları da doğmuştu. Abdülmelik'in kız ve erkek toplam ondokuz çocuğu vardı.
Abdülmelik, yirmibir sene halifelik yaptı. Bu sürenin dokuz senesinde Ibn Zübeyr'e ortak olmuştu. Kalan onüç sene üçbuçuk aylık sürede ise müstakil halifelik yapmıştı. Kadısı Ebu İdris el-Holanî, katibi Ruh b. Zinba, mabeyincisi de azatlısı Yusuf idi. Beytü'1-mal sahibi ve mühürdar Kabise b. Züeyb idi. Abdülmelik'in güvenlik kuvvetleri komutanı da Ebu Zuayzia idi. Onun tayin etmiş olduğu valilere gelince bunların adlarını önceki kısımlarda nakletmiştik.
Medainî dedi ki: Abdülmelik'in başka zevceleri de vardı: Şakra binti Seleme b. Halbes et-Taî, Hz. Ali'nin bir kızı Ümmü Ebiha binti Abdullah b. Cafer.

