Önceki kısımlarda, hicri yetmişbeşinci senede Haccac'ın Kûfe'ye girişini, onlara ani bir hutbe irad edişini, hutbesinde onlara tehditte bulunduğunu, Kûfelilerin ondan çok korktuklarını, Umeyr b. Dabi'i ve Kümeyi b. Ziyad'ı öldürüşünü anlatmıştık. Daha sonra da İbn Eş'-as'ı öldürdüğünü bütün tafsilatıyla nakletmiştik. Bilahare beraberindeki reis, emir, abid ve âlimlere musallat olmuş, en son olarak da Sa-!d b. Cübeyr'i öldürmüştü.
Kadı el-Muafa Zekeriya, Asım'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir:
Haccac, Deyrülcemacim'den sonra Iraklılara şöyle bir nutuk irad etti:
Ey Iraklılar! Şeytan sizin içinize girdi, etinize ve kanınıza karıştı- Sinirlerinize ve kulaklarınıza, hülasa bütün organlarınıza sirayet etti. Sonra da kulaklarınızın derinliklerine, beyninize, beden ve ruhunuza yerleşti. Rahatını bulup yuva kurdu, yumurtlayıp yavruladı. Sonra da yavaş yavaş ilerledi. İçinize münafıklık ve şekaveti yerleştirdi, çekişmeyi kafalarınıza koydu. Siz de onu; uyulacak bir delil, itaat edilecek bir komutan, müşavere yapılacak ve emri dinlenecek güvenilir bir kimse edindiniz. O, size tecrübe bakımından nasıl fayda verir? Beyanı size nasıl yarar sağlar?
Sizler Ahvaz'daki arkadaşlarım değil miydiniz? Orada hile ve tuzak kurdunuz. İhanet üzere anlaştınız. Küfürde ittifak ettiniz. Allah'ın, dinini ve hilafetini yardımsız bırakacağını sandınız. Allah'a yemin ederim ki, ben mızrağımın ucuyla sizi vuracağım. Sizler de sığınmak için başka yerlere süratle kaçacak ve hezimete uğrayacaksınız.
Zaviye savaşı, nasıl bir savaştı? O zaman sizler dağılmış, bozguna uğramış, gücünüzü kaybetmiş, birbirinizle çekişmeye düşmüştünüz. Allah da size yardım etmemişti. Kalbleriniz korkuya kapılmış, ricate yönelmiştiniz. Vatanından kaçan, birbiriyle çekişen ürkek develer gibi gerilemiştiniz. Kendi kardeşlerinizin halini sormuyordunuz, yaşlılarınız, çocuklarının durumuyla ilgilenmiyorlardı. O zaman silahlar sizi ısırmış, mızraklar sizi delmişti.
Deyricemacim savaşı, nasıl bir savaştı? O savaşta düşmanla çarpıştınız, kahramanlıklar görüldü. Kelleler gövdelerden kopup gitti, dost, dostunu unuttu.
Ey Iraklılar! Ey facirlikten sonra kafir olanlar! Ey dostuna yardımı bıraktıktan sonra ihanet edenler, birbirinin üzerine atılanlar! Sizleri sınırlarınızı korumaya gönderdiğimiz zaman hıyanette bulunur, geri dönersiniz. Size verilen görevi yerine getirmezsiniz, güvenlikte olduğunuzda ortalığı velveleye verirsiniz. Korkuya kapıldığınızda münafıklık yaparsınız. Nimeti hatırlamaz, iyiliğe karşı şükretmezsiniz. Ahdi bozan bir kimse, sizden vakarınızı yitirmenizi isterse, bir asi sizden yardım isterse, bir sapık sizden sapıklık isterse, bir zalim sizden yardım isterse, yoldan çıkan bir kimse sizden destek isterse, onun çağrısına mutlaka icabet edersiniz, yardımına koşarsınız. İsteyen istemeyen hepiniz, gerek süvari gerek piyade olarak ona koşarsınız.
Ey Iraklılar! Biri seslenir veya ünlerse, mutlaka ona uyar ve yardımcısı olursunuz. Ey Iraklılar! Öğütler size fayda vermedi mi? Olaylar, sizin için caydırıcı olmadı mı? Allah, baskısını üzerinizde şiddetlendirmedi mi? Kılıcının sıcaklığını size tattırmadı mı? Azabının ve işkencesinin acılarını size hissettirmedi mi?"
Bundan sonra Haccac, Şamlılara dönerek şöyle dedi: "Ey Şamlılar! Ben sizin için erkek bir deve kuşuyum. Boynuzlu bir boğayım, yavrularımı pisliklerden korurum. Taşları yavrularımdan uzaklaştırır, yağmura karşı onları örterim. Kelerlere karşı onları himaye ederim, karasineklerden de onlan muhafaza ederim. Ey Şamlılar! Sizler kalkan ve abasınız, entari ve ciltsiniz, sizler dost ve yardımcılarsınız. Vücudumun kılları ve sırdaşlarımsınız. Sizin vasıtanızla ırzlar muhafaza edilir, sizlerle düşman ordularına saldırılır. İnad edip yüz çevirenler, sizin sayenizde bozguna uğratılır."
İbn Ebi'd-Dünya, Ubeydullah b. Muhammed et-Temimî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Ebu Bekir et-Teymî künyesi ile tanınan Kureyşli yaşlı bir adamın şöyle dediğini işittim: Fesahat ve belagat sahibi Haccac'ın bir hutbesinde şöyle dediğini işittim: Doğrusu Cenâb-ı Allah, Adem peygamberi ve zürriyetini yerden yarattı. Onlan yerin sırtı üzerinde yürüttü. Onlar da yeryüzünün ürünlerini yediler, nehirlerindeki suları içtiler, yürüyerek ve çakıllı düz arazileri katederek yeryüzünü parçaladılar. Sonra Cenâb-ı Allah, onları yeraltına gönderdi. Yer de onların etlerini yedi, tıpkı onların yeryüzünün ürünlerini yeyişi gibi. Onlar, nasıl yeryüzündeki nehirlerin sularını içtilerse, yer de onların kanlarını içti. Onlar, nasıl yürüyerek ve çakıllı düz arazileri katederek yeryüzünü parçaladılarsa, yer de onları mezarda parçaladı ve eklemlerini birbirinden koparıp ayırdı."
Birden fazla ravinin rivayetine göre Haccac, öğüt olarak verdiği bir hutbesinde halka şöyle demiştir: «Size öyle bir adamdan bahsedeceğim ki, hepiniz onun gibi olmalısınız. Bir adam ki, nefsini susturup ezdi ve yular bağlayarak onu kendi kontrolüne aldı. Allah'ın taatına şevketti. Yine nefsinin boynuna vurduğu yular ile onu Allah'a karşı'gelmekten menetti.
Allah, o adama rahmet etsin ki, kendi nefsini reddetti.
Allah, o adama rahmet etsin ki, kendi nefsini suçladı.
Allah, o adama rahmet etsin ki, kendi nefsini düşman edindi.
Allah, o adama rahmet etsin ki, başkaları tarafından hesaba çekilmeden önce kendi nefsini hesaba çekti.
Allah, o adama rahmet etsin ki, kendi amel terazisine baktı.
Allah, o adama rahmet etsin ki, kendi hesabına baktı.
Allah, o adama rahmet etsin ki, kendi amelini tarttı.
Allah, o adama rahmet etsin ki, yarın kıyamette amel defterinde okuyacağı şeyleri düşündü, terazisinde göreceği şeyleri tefekkür etti. Kalbi kendisini kötülüklerden menetti, düşüncesi ve tasası ona amir oldu.
Allah, o adama rahmet etsin ki, kendi devesinin yularını tuttuğu amelinin de yularını tuttu. Eğer ameli onu Allah'ın taatına sev-se ona tabi olmuştur. Eğer ameli onu Allah'a isyana sevket-mişse geri durmuştur.
Allah, o adama rahmet etsin ki, emrini Allah'tan almıştır.
Allah, o adama rahmet etsin ki, yükseldi ve yükselmek istedi.
Ve masiyetlerden kızdı, nifaka öfkelendi. Allah katındaki şeylere arzu duydu....."
Haccac, hep: "Allah, bu adama rahmet etsin ki...." dedi. Nihayet Malik b. Dinar ağlamaya başladı.» Medainî, Şa'bî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Haccac'm öyle bir konuşmasını dinledim ki, daha önce hiç kimse öyle bir konuşma yapmamıştı. Konuşmasında şöyle demişti: İmdi Ce-nâb-ı Allah, dünyaya faniliği, ahirete de ebediliği mukadder kılmıştır. Kendisi için ebedilik mukadder kılınan bir diyarın fani olması söz konusu değildir. Yine kendisi için fanilik mukadder kılman bir diyar içinde ebedilik söz konusu değildir. Görünen dünya sizi aldatıp da görünmeyen ahireti unutturmasın. Uzun emelinizi kısa ecel ile ezin.»
Medainî, Hasan-ı Basrî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Şu dallar üzerinde Haccac'dan dinlediğim bir söz, beni fena halde çarptı. O, şöyle demişti: "Bir adamın ömründen bir saat, kendi yaratılış amacı dışında boşa harcanırsa, o adamın kıyamete kadar uzun bir hasret çekmesi gerekir."»
Şerik el-Kadi, Abdülmelik b. Umeyr'den rivayet etti ki, günün birinde Haccac şöyle demişti:
- Belası olan kimseye belası nisbetinde yardım ederiz. Adamın biri kalkıp şöyle dedi:
- Bana bağışta bulun, çünkü ben Hüseyin'i öldürdüm.
- Onu nasıl öldürdün?
- Onu mızrakladım, sonra da kılıçla parçaladım. Bu işi yaparken de hiç kimse bana ortak olmadı.
- Haydi git. Allah'a yemin ederim ki, senin ile Hüseyin aynı yerde bir araya gelmeyeceksiniz.
Böyle dedi ve o adama birşey vermedi.» Heysem b. Adiy'den şöyle rivayet edilmiştir: "Adamın biri Haccac'a gelip şöyle dedi:
- Benim kardeşim, İbn Eş'as'la birlikte ayaklanıp savaşa katılmıştı ve adını maaş kütüğüne kaydettirmiş ti, sense benim maaşımı kestin ve evimi yıktın.
- Sen şairin şu sözünü duymadın mı?
"Sana karşı suç işleyene şefkatli ol, uyuz develerin çöktüğü yerlerden, sağlıklı develere hastalık sirayet eder.
Nice kişi vardır ki, yakınlarının günahı ve suçu nedeniyle sorgulanır ama suçlunun kendisi kurtulur."
- Ey emir! Ben Cenâb-ı Allah'ın başka şekilde söylediğini duydum. Onun sözü seninkinden ve şairinkinden daha doğrudur.
- Cenâb-ı Allah ne demiş?
- Şöyle demiş: «Yusuf un kardeşleri: "Ey vezir! Onun yaşlanmış, kocamış bir babası vardır. Bizden birini onun yerine al. Doğrusu biz senin iyi davrananlardan olduğunu görüyoruz." dediler. "Maazallah! Biz malımızı kimde bulmuşsak, ancak onu alıkoruz, yoksa haksızlık etmiş oluruz." dedi.» (Yûsuf, 78-79.)
- Ey köle, şunun adım tekrar maaş kütüğüne kaydet, evini yeniden inşa et ve maaşını da öde. Ayrıca bir tellala da emret ki, şöyle bir duyuruda bulunsun: "Allah doğru söyledi, şair yalan söyledi."
Heysem b. Adiy, İbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Abdülmelik, Haccac'a mektup yazarak Eşlem b. Abdülbekrî'nin kendisi aleyhinde konuşmuş olması nedeniyle başını kesip kendisine göndermesini istemiş, Haccac da bu mektup üzerine Eslem'i huzuruna çağırtmıştı. Eşlem, ona şöyle demişti:
- Ey emir, sen buradasın. Mü'minlerin emiri ise burada değildir. Yüce Allah, bir ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: "Ey inananlar! Eğer yoldan çıkmışın biri size bir haber getirirse, onun iç yüzünü a-raştırm. Yoksa bilmeden bir millete fenalık edersiniz de sonra ettiğinize pişman olursunuz." (eiHucurât, 6.) Abdülmelik'in benim hakkımda duyduğu şeyin aslı yoktur, ben yirmidört kadın beslemekteyim. Onlar için benden başka kazanç sağlayacak bir kimse yoktur. Hepsi de kapıda durmaktadırlar.
Haccac, kadınların huzura alınmalarını emretti. Huzura alındıklarında kadının biri: "Ben Eslem'in teyzesiyim.", bir diğeri: "Ben halasıyım.", öbürü: "Ben kız kardeşiyim.", şu yandaki: "Ben eşiyim.", bu yandaki de: "Ben kızıyım." dediler. Sekiz yaşından büyük on yaşından küçük bir kız çocuğu ilerledi, Haccac'a yaklaştı. Haccac, ona şöyle sordu:
- Sen kimsin?
- Ben Eslem'in kızıyım. Allah emiri İslah etsin.
Böyle dedikten sonra kız, diz üstü çöküp şöyle bir şiir okudu:
"Ey Haccac! Sen gece boyu onun yasını tutan,
Kızlarını, halalarını duymadın mı?
Ey Haccac! Onu öldürecek olursan;
Sekiz kadın, on kadın, iki ve dört kadın bunu kabul etmez.
Ey Haccac! Söyle, bunun yerini kim tutacak?
Yavaş ol ve bizi daha fazla sarsma.
Ey Haccac! Ya cömertlik edip bir nimet bağışla bize,
Ya da hepimizi toptan öldürüver."
Haccac ağladı ve şöyle dedi: "Allah'a yemin ederim ki, sizin durumunuzu bozmayacağım ve sizi daha da sarsmayacağım. Size karşı halifeye yardımcı olmayacağım." Böyle dedikten sonra Eslem'in ve kızının söylediklerini bir mektupla Abdülmelik'e bildirdi. Bunun üzerine Abdülmelik, Haccac'a mektup yazarak Eslem'i salıvermesini, ona iyi davranmasını, kızına da ihsanda bulunup her vakitte durumunu sormasını emretti.»
Bir rivayette anlatıldığına göre Haccac, bir gün halka nutuk irad ederek şöyle demiştir:
"Ey insanlar! Allah'ın haramlarını işlemeyin. Sabretmek, Allah'ın azabına katlanmaktan daha kolaydır." Böyle demesi üzerine adamın biri kalkıp ona şöyle karşılık verdi:
- Yuh sana ey Haccac! Ne kadar da suratsız, ne kadar da utanmazsın! Yaptıklarını yapıyorsun, sonra da böyle bir konuşmada bulunuyorsun! Çaban boşuna gitmiştir."
Adamın böyle demesi üzerine Haccac, muhafızlarına emrederek o adamı yaklayıp bir tarafta tutmalarını istedi. Nutkunu tamamladıktan sonra da o adamı huzuruna alıp şöyle dedi:
- Bana karşı böyle cüretkar olmana sebep nedir?
- Yuh sana ey Haccac! Sen Allah'a karşı cüretkar oluyorsun da ben sana karşı mı cüretkar olmayacağını? Sen kimsin ki, âlemlerin Rabbi Allah'a karşı cüretkar davranıyorsun da ben sâna karşi'Mik-et-kar davranmayayım!"
Adamın böyle cevap vermesi üzerine Haccac, muhafızlarına:, Bunu salıverin." dedi. Adam da serbest bırakıldı.
Medainî dedi ki: Haccac'ın huzuruna İbn Eş'as'ın adamlarından iki kişiyi tutsak edip getirmişlerdi. Haccac, ikisinin de öldürülmesini emredince onlardan biri Haccac'a şöyle dedi:
- Benim sana karşı işlediğim bir iyiliğim vardır.
- Neymiş o iyilik?
- Bir gün İbn Eş'as, senin annen hakkında kötü sözler söyledi, ben de ona karşı çıktım ve gereken cevabı verdim.
- Senin böyle yaptığına kim tanıklık edecek?
- İşte şu arkadaşım!
Haccac, diğerine sorunca o da arkadaşının sözlerini tasdik edip;
- Evet, diye cevap verdi. Haccac, bu defa ona şöyle sordu:
- Peki sen niye arkadaşın gibi yapmadın?
- Sana öfke duyduğum için yapmadım. Bunun üzerine Haccac, muhafızlarına:
- Şunu doğru söylediği için; şunu da benim hakkımda iyi davrandığı için serbest bırakın, diye emir verdi. Muhafızları da her ikisini serbest bıraktılar.
Muhammed b. Ziyad'dan şöyle rivayet edilmiştir: Beni Hanife kabilesinden Cahder b. Malik adında yol kesip adam öldüren bir adam Yenıame'de bulunuyordu. Haccac, Yemame valisine haber göndererek Cahder'i yakalamayışından ötürü onu azarlayıp kınadı. Vali de Cah-der'i arattı, nihayet yakaladı ve Haccac'a gönderdi.
Haccac, huzuruna giren Cahder'e şöyle sordu:
- Bu yaptığın işlere seni sürükleyen sebep nedir?
- Yüreğimin cesareti, sultanın cefası ve zamanın sıkıntısı beni bu işe sürükledi. Eğer emir beni deneyecek olursa, beni en iyi yardımcılarından biri olarak görecektir; beni iyi süvarilik yapan, kahramanca savaşan, kendi halinde bir reaya ferdi olarak bulacaktır. Ben hangi savaşçı ve süvari ile karşılaştıysam mutlaka kendimi ondan daha güçlü ve onu yenecek kuvvette gördüm.
- Biz seni içinde azgın bir aslan bulunan bir su gölüne atacağız. Eğer aslan seni öldürürse seni beslemekten kurtuluruz, ama sen aslanı öldürürsen seni serbest bırakırız.
Böyle dedikten sonra Haccac, onu, sağ eli boynuna zincirle bağlanmış olarak zindana attırdı. Sonra Kesker'deki valisine mektup yazarak kendisine azgın bir aslan göndermesini emretti.
Cahder, zindanda iken karısı Süleyma Ümmü Amra üzüntüsünü ifade eden şiirler söyledi. Şiirlerinden birinde şöyle diyordu:
"Gece beni ve Ümmü Amr'ı bir araya getiremez mi, eğer bunu yaparsa biz birbirimize yaklaşırız.
Evet, tıpkı bizim gördüğümüz gibi sen de hilali görürsün. Beni yükselttiği zaman gündüz onu da yükseltir.
Necid hurmalıklarını ve Yemame vadilerini geçip geride bıraktığınızda benim ölüm haberini verin. Ve deyin ki: Cahder, dün tutsak oldu. Yemen'in keskin kılıçlarının darbelerinden sakınıyordu."
Vali tarafından Kesker'den gönderilen aslan, Haccac'ın yanına getirildiğinde aslanın üç gün müddetle aç bırakılmasını emretti. Üç gün sonra onu bahçeye çıkardı. Cahder'in de sağ eli zincirle boynuna bağlanmış olarak bahçeye çıkarılmasını emretti. Sol eline bir kılıç verdi ve onu aslanla karşı karşıya getirdi. Kendisi ve arkadaşları da oturup manzarayı seyre başladılar. Cahder, aslana doğru şöyle bir şiir okuyarak ilerledi:
.iki aslan dar bir alanda, ikisi de onurlu ve kavgacı, Öldürücü ve nefsinde şiddetli.
Eğer Allah şüphe peçesini açarsa, O, burayı terketmeye daha layıktır."
Aslan, Cahder'e bakınca şiddetle kükredi ve gerindi. Ona doğru ilerledi. Bir mızrak boyu kadar yakınında Cahder'in üzerine şiddetle atıldı. Cahder de onu bir kılıç darbesi ile karşıladı. Kılıcını aslanın boğazına sapladı. Aslan, fırtınadan yıkılan bir hayma gibi yere düştü, darbenin şiddetinden yere yıkıldı. Cahder de aslanın şiddetlice üzerine atılması ve zincir bağlarının tesiri ile yere yıkıldı. Haccac ve arkadaşları tekbir aldılar. Cahder de onlara dönüp şöyle bir şiir okudu:
"Ey deve! Eğer karanlık, tozlu ve fırtınalı bir günde sıkıntıda olduğunu ve aslana karşı zincire vurulmuş olarak ilerlediğimi, onu bahçe dışına çıkarmaya çalıştığımı görürsen,
Bil ki, onun pençeleri sert ve kabadır. Dişleri de keskin kazmaları andırır veya cam parçalarına benzer.
İnsana iki gözle bakar, o gözlerin parlak alev saçtıklarını sanırsın ki, kandil ışıklarıdır.
Sanki üzerine parlak bir aba biçilmiştir, ya da ipekten bir parça giyinmiştir.
O zaman anlarsın ki ben, ırzını koruyan şerefli bir kimseyim.
Kaleler sahibi bir kavmin neslindenim."
Bundan sonra Haccac, Cahder'i serbest bıraktı. Dilerse gidebileceğini, dilerse de yanında kalabileceğini söyledi. Cahder de Haccac'ın yanında kalmayı tercih etti. Haccac, ona güzel armağanlar bahşetti. Bol miktarda mal verdi.
Bir gün Haccac, Hz. Hüseyin'in, Rasûlullah (s.a.v.)'m neslinden olduğunu inkar etti ve onun kızının oğlu olduğunu gerekçe gösterdi. Yahya b. Yamur da ona: "Sen yalan söylüyorsun." deyince Haccac şöyle dedi: "Bu söylediğinin doğruluğuna Allah'ın kitabından ya bir delil bulup getirirsin ya da boynunu vururum."
Yahya da şöyle cevap verdi:
- Cenâb-ı Allah, şöyle buyuruyor: "Ona İshak'ı, Yakub'u bağışladık. Her birini doğru yola eriştirdik. Daha önce Nuh'u ve soyundan Davud'u, Süleyman'ı, Eyyüb'ü, Yusuf u, Musa'yı ve Harun'u -ki işlerini iyi yapanlara böylece karşılık veririz- Zekeriya'yı, Yahya'yı, İsa'yı ve İlyas'ı -ki hepsi iyilerdendir- İsmail'i, Elyesa'ı, Yunus'u, Lut'u -ki hepsini dünyalara üstün kıldık- doğru yola eriştirdik." {ei-En'âm, 84-85.) Bu ayet-i kerimede adı geçen İsa peygamber, İbrahim peygamberin neslindendir, ama o ancak kendi annesi Meryem'in adıyla söylenmektedir. Hüseyin de Rasûlullah (s.a.v.)'m kızının oğludur.
Haccac ona: "Doğru söyledin." dedi ve onu Horasan'a sürgün etti.
Haccac, fesahat ve belagat sahibi bir kimse olmakla birlikte yine de Kur'ân ayetlerinden bazısını hatalı okurdu ki, Yahya b. Ya'mer onun bu okuyuşunu reddederdi. Mesela, esreli olan "İnne"yi bazan üstünlü olarak "Enne" şeklinde, üstünlü olan "Enne"yi de esreli olarak "İnne" şeklinde okurdu.
Bu ayet-i kerimedeki "Ahabbe" kelimesini de "Ahabbü" şeklinde okurdu.
Asmaî ile diğerleri dediler ki: Abdülmelik, Haccac'a bir mektup yazdı. Mektubunda dünü, bugünü ve yarını sordu. Haccac da mektubu kendisine getiren elçiye: "Abdülmelik'in yanında Hüveylid b. Yezid b. Muaviye var mıydı?" diye sordu, elçi de: "Evet." diye cevap verince Haccac, Abdülmelik'e şu cevabî mektubu yazdı: "Dün eceldir, bugün ameldir, yarınsa emeldir."
İbn Düreyd, Ebu Ubeyde Mamer b. Müsenna'nm şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Haccac, İbn Eş'as'ı öldürünce Irak'ta onun için problem kalmadı, rahatını buldu. Bundan sonra insanlara bol bol bağışta bulundu. Bunun üzerine halife Abdülmelik, ona şöyle bir mektup gönderdi: "İmdi duyduğuma göre sen, mü'minlerin emirinin bir haftada yapmadığı bağışı bir günde yapıyormuş sun. Onun bir ayda yapmadığı harcamayı bir haftada yapıyormuşsun.
Bütün işlerinde Allah'tan korkar ol, ey Allah'ın kulcağızı! Allah'a karşı tazarru ve haşyet içinde ol. Müslümanların haraç ve ganimetlerini çoğalt.
Onlar için sığınılan ve korunulan bir sığınak ve kale ol."
Haccac da ona şöyle bir cevabî mektup gönderdi:
"Hayatıma yemin ederim ki, elçi sizin mektuplarınızı getirdi, onlar yazıh kağıtlardır, sonra dürülür ve damgalanır.
Bana öyle bir mektup geldi ki, muhtevası hem yumuşak, hem de serttir.
Bana uyanda bulunuldu. Uyan, akıl sahibi kimseye fayda verir.
Başıma o kadar çok işler geldi ki, bazen çok maldan az birşey verdini. Bazen da sebep bularak hiç vermedim.
üger ben halkın üzerinde bir azap kırbacı olursam,
Benim yanımda ümid edilen bir fayda kalmaz.
İnsanlar buna memnun mu olurlar yoksa kızarlar mı?
oksa bu hareketimden ötürü onlar arasında övülür müyüm, yoksa kınanıp çirkin mi görülürüm?
^laiğim bu beldelerde, ilk geldiğim zamanda düşmanlık ateşleri kabuklanıyordu.
Bildiğin gibi başıma burada çok cefalar geldi. Boğuşmaya devam ettim.
Nihayet şimdi de ölümle boğaz boğaza boğuşuyorum.
Duyduğun gibi bu hal, nice sarsıntılar geçirdi.
Eğer benden başka biri burada, yönetici olsaydı, korkulardan Ötürü havaya uçardı.
Onların yasaklayıcılarından biri ile karşılaştığımda yüzümü açtım, onlara hiç peçelenmedim.
Eğer bu halkın ordusu beni korumasaydı, vücudumun organlarını kurtlar ve sırtlanlar paylaşırlardı." Abdülmelik de bunun üzerine Haccac'a: "Bildiğin gibi hareket et." diye cevap gönderdi.
Sevrî, Muhammed b. Müstevrid el-Cumahî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Haccac'ın huzuruna bir hırsızı getirdiler. Haccac, ona şöyle dedi:
- Sen hırsızlık yapmayacak kadar zengindin, hakimin huzuruna gelmeyecek kadar varlığın vardı. Şimdi buraya geldin, organlarından biri yok olup gidecek.
- Nimet veren adamlar azalmca, kişi kendi canını telef etmek hususunda cömert olur.
- Doğru söyledin. Allah'a yemin ederim ki, güzel bir şekilde mazeret ileri sürmek, haddi ortadan kaldıracak olsaydı ben bunu yapardım. Ama ey çocuk, kılıç keskindir, kesen adam da iyi kesicidir. Böyle dedikten sonra hırsızın elini kesti.»
Ebu Bekir b. Mücahid, Ferra'nın şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Bir gün Haccac, Velid b. Abdülmelik'le birlikte öğle yemeği yedi. Yemekten sonra Velid, onu nebiz içmeye davet etti, ancak Haccac, ona şöyle karşılık verdi: "Ey mü'minlerin emiri, helal, senin helal kıldığın şeydir. Ama ben Iraklıları ve maiyetimde çalışanları nebiz içmekten menettim. Ben salih kulun şu sözüne muhalefet etmek istemiyorum: "Size yasak ettiğim şeylerde, aykırı hareket etmek istemem." (HÛd,88.)»
Ömer b. Şebbe, üstadlarınm şöyle dediklerini rivayet etmiştir: "Abdülmelik, Haccac'a bir mektup yazarak israfta bulunmasından ve fazlaca mal sarf etmesinden, ayrıca aşırı şekilde kan akıtmasından ötürü kendisini kınadı ve şöyle dedi: "Mal, Allah'ın malıdır. Biz o malın hazinedarlarıyız. Hak edileni vermemek veya hak edilmeyeni vermek aynı şeydir." Mektubun altına da şu beyitleri yazdı: "Hoşlanmadığım işlere son vermezsen ve peşinde olduğum işlerde benimle çekişerek rızamı taleb etmeye kalkarsan,
Senin gibi birinin korkması gereken şeylerden korkmaz ve sütü sağıp da telef edersen,
Kureyşlilere özgü gafleti ve dalgınlığı bende görürsen, Çoğu kez kişi, suyu içerken bile boğazı tıkanır, suyu yutkunamaz. Benden Emevilere mahsus ani bir sıçrama ve atılma görürsen, Bil ki, bu ve buna benzer bütün icraatların sahibi benim. Benden sana gelecek zararlara karşı tedbirli ol. Eğer bir gün benden sana bir iş gelecek olursa tedbirli ol, yoksa ağıtçıların senin üzerine ağlarlar."
Haccac, bu mektubu okuyunca Abdülmelik'e şu cevabî mektubu gönderdi:
"İmdi bana mü'minlerin emirinin mektubu geldi. Mektubunda benim mallan ve canları israf ettiğimi yazıyor. Allah'a yemin ederim ki ben, isyankarları cezalandırmakta aşırı gitmedim, itaatkarların hakkını da ödemedim. Eğer bu israfsa, mü'minlerin emiri beni cezalandırsın ve kurtulamayacağım bir hadde tabi tutsun." Mektubun alt tarafına da, şu beyitleri yazdı:
"Eğer ben senin rızanı taleb etmezsem ve eziyetinden de sakınmazsam,
Benim şu günümde yıldızlar kaybolmasın.
Haccac, sana karşı bir suç işlemişse,
Sabahleyin onun ağıtçıları, üzerine ağlasınlar.
Ben seninle barışan sulhçü kimselerle barışırım.
Senin barışmadığın kimselerle ben savaşırım.
Eğer ben, öğüt verdiği için bana şefkat gösteren kimseye yakınlık göstermezsem ve akreplerini bana hücum ettirenin hakkından gel-nıezsem,
Görüşüme göre kim bu gün benden sakınır ve yarınımdan ümit sahibi olur.
Zamanın tuhaflıkları sayılamıyacak kadar çoktur."
^ Şafiî'den rivayet olunduğuna göre Velid b. Abdülmelik, Gaz b. Re-°ıaya, gidip Haccac'a gizlice şöyle sormasını emretmiş: "Dünyada elde ettiğin şeylere karşı içinde neler hissediyorsun?"
Gaz b. Rebia, gidip bu soruyu Haccac'a sorunca o, şu cevabı ver-mıŞ: Allah'a yemin ederim ki, iki külçe veya bir yığın altınım olsaydı a bunları Allah yolunda harcasaydım yine de Allah'ın beni imtihan ettiği taatimin yerini tutmazlardı."
Doğrusunu, noksanlıklardan münezzeh olan yüce Allah daha iyi.

