Önceki kısımlarda da anlattığımız gibi Ömer b. Abdülaziz, bütün
haksızlıkları ortadan kaldırmıştı. Öyle ki, parmağındaki yüzüğün
aşını beytü'1-mala iade edip: «Bunu Velid bana haksız yere vermiş demiş; ayrıca yanındaki elbise, eşya, yiyecek ve nimetlerin tümü-
nu e*den çıkarmıştı. Öyle ki, güzel karısı Fatıma binti Abdülmelik'in
yanına da yaklaşmamış, ondan uzak durmuştu. Oysa Fatıma, kadınların en güz elleri ndendi. Yine anlatıldığına göre Fatıma'nın çeyizini de beytü'1-mala iade etmişti. Doğrusunu Allah bilir.
Ömer b. Abdülaziz, halife olmadan önce yıllık maaşı 40.000 dinardı. Bütün bunları bıraktı. Öyle ki, yıllık maaşı sadece 400 dinar kaldı. Halifeliği müddetince hasılatı 300 dirhem olmuştu. Çok sayıda oğulları vardı. En büyük oğlu Abdülmelik'ti. O da babasının halifeliği zamanında vefat etti. Denildiğine göre Abdülmelik, babasından daha hayırlı idi. Öldüğü zaman babası Ömer, ona üzüldüğünü belli etmedi. «Bu, Allah'ın uygun gördüğü bir hükümdür. Ben buna karşı hoşnutsuzluk gösteremem.» dedi.
Halife olmadan önce kendisine cidden yumuşak ve değerli kumaştan yapılmış gömlek getirildiğinde: «Çok güzel bir gömlek, keşke biraz sertliği olmasaydı.» derdi. Ama halife olduktan sonra kaba kumaştan yapılmış yamalı gömlek giyerdi. İyice kirlenmeden de yıkamazdı ve: «Çok güzel bir gömlek, keşke biraz fazla yumuşak olmasaydı.» derdi. Kaba kürk giyerdi. Kandili üç kamış parçası üzerindeydi ki, başlarında çamur vardı. Halifeliği müddetince hiçbir inşaat yapmadı. Şahsi hizmetim bizzat kendisi yapardı ve şöyle derdi: «Dünyada her neyi terkettimse Allah, mutlaka onun yerine daha hayırlı bir-şeyi bana verdi.»
Sert ve lezzetsiz şeyleri yer, lükse merak sarmaz, kendi nefsinin nevasına uymaz, nefsini de sevmezdi. Öyle ki, Ebu Süleyman ed-Da-ranî onun hakkında şöyle demişti: «Ömer b. Abdülaziz, Veysel Kara-nî'den daha zahiddi. Çünkü Ömer, dünyanın çok şeyine sahib oldu, ama yine de zahidane bir hayat sürdü. Fakat Veysel Karanî'nin durumunu bilmiyoruz. Eğer o, Ömer'in sahip olduğu şeylere sahip olsaydı nasıl bir hayat yaşardı? Bunu bilemiyoruz. Çünkü denenen, denenmeyen gibi belli değildir.»
Önceki sayfalarda da anlattığımız gibi Malik b. Dinar: «Zahid, ancak Ömer b. Abdülaziz'di.» demiştir.
Abdullah b. Dinar ise şöyle demiştir: «Ömer, beytü'l-maldan hiç rızıklanmazdı. Anlatıldığına göre o, bir cariyeye kendisini yelpaze ile yellemesini emretmiş, cariye onu yellerken bir ara uykuya dalmıştı. Bu defa Ömer, yelpazeyi eline alarak cariyeyi yellemeye başlamış ve: «Bana dokunan sıcaklık, sana da dokundu.» demişti.
Adamın birisi, Ömer b. Abdülaziz'e: «Allah, sana İslâm'dan hayır ve mükafat versin.» deyince Ömer, ona şu karşılığı vermişti: «Hayır, Allah, İslâm'a benden hayırlar nasib etsin. Beni İslâm'a yararlı kılsın.»
Anlatıldığına göre Ömer, elbisesinin altına kıldan örülme kaba bir gömlek giyer ve geceleyin namaza dururken boynuna zincir bağ-larmış, sabah olunca da o kaba gömleği ve zinciri bir yere saklayıp üzerini mühürlermiş. Kimsenin o eşyalardan haberi olmamıştı. Herkes, o saklanan şeylerin para veya mücevher olduğunu, Ömer'in bu gibi şeylere tutkun olduğunu sanmıştı. Ama vefat ettiğinde sakladığı yerin kapısını açtıklarında içeride pranga ve kaba gömlek bulunduğunu görmüşlerdi.
Ömer, gözlerinden kan geliceye kadar ağlardı. Hatta bir rivayette anlatıldığına göre o, bir damın üstünde ağlamaya başlamış ve gözyaşları damdaki oluktan yere akmıştı. Kalbini yufkalaştırsın ve gözyaşlarını çoğaltsın diye mercimek yerdi. Ölümü hatırladığında eklemleri tiril tirildi. Adamın birisi, onun yanında:
«Eller boyunlarına bağlanarak, dar bir yerden atıldıkları zaman...» (el-Furkân, 13.) ayet-i kerimesini okuyunca Ömer, hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlamış, sonra kalkıp evine gitmiş ve etrafındaki insanlar dağılıp gitmişlerdi.
Ömer, «Allah'ım, selamete erdir, selamete erdir.» sözünü çokça söylerdi ve şu duayı da yapardı:
«Allah'ım, salihliğinde Muhammed (s.a.v.) ümmetinin yararı bulunan kimseyi ıslah et. Allah'ım, ölümünde Muhammed (s.a.v.) ümmetinin faydası bulunan kimseyi de öldür.»
Onun vecizelerinden bazıları şunlardır:
«İbadetlerin en faziletlisi, farzları eda etmek ve haramlardan uzak durmaktır.»
«Eğer kişi, iyiliği emredip kötülüğü yasaklamazsa ve böylece nefsinin emrini hakim kılarsa, insanlar hayrı tevekkülle beklerlerse, o zaman iyiliği emredip kötülüğü yasaklama görevi ortadan kaybolur. Vaizler ve Allah yoluna çağırıp çabalayan kimseler azalır ve öğüt verenler kıtlaşır.»
«Dünya, Allah dostlarının düşmanıdır. Allah düşmanlarının da dostudur. Allah'ın dostlarına gelince, dünya onları gamlandırıp kederlendirir. Allah düşmanlarına gelince, dünya onları da aldatır. İşlerini darmadağın eder ve onları Allah'tan uzaklaştırır.»
«Riyakarlıktan, öfke ve tamahtan kendini koruyan kimse, kurtuluşa erer.»
Ömer b. Abdülaziz, adamın birine şöyle bir soru sordu:
«- Senin kavminin efendisi kimdir?
- Benim.
- Eğer sen, kavminin efendisi olsaydın böyle demezdin.» «Dünyada insanların en zahidi, Ebu Talib oğlu Ali idi.»
«Bir ihtiyacı için Rabbine çokça dilekte bulunan kimseye -bu dileği yerine getirilse de getirilmese de- bereket ihsan edilir.» «ilmi yazarak kayda geçirin.» Ömer b. Abdülaziz, adamın birine şöyle demişti:
«Oğluna en büyük fıkhı, yani kanaatkarlığı ve eza vermekten ka-Çinmayı öğret.»
Adamın birisi, Ömer b. Abdülaziz'in yanında çok güzel bir konuşma yaptı, Ömer de: «İşte helal olan sihir budur.» dedi.
Ömer b. Abdülaziz ile Ebu Hazıra arasında geçen kıssayı anlatmak çok uzun sürecektir. Ancak bunu şöyle özetleyebiliriz: «Ömer b. Abdülaziz, halife olduktan bir süre sonra Ebu Hazim onun ziyaretine gelmişti. Ömer'in yüzünün kırıştırdığını, halinin değiştiğini görünce ona şöyle sormuştu:
- Daha önceleri senin elbisen temiz, yüzün aydınlık, yemeğin lezzetli, bineğin de uysal değil miydi? - Sen, Ebu Hüreyre'nin rivayet ettiği, Rasûlullah'm şu hadisini bana anlatmamış miydin: «İleride sizler için çok zorlu bir geçit vardır. O geçidi ancak zayıf ve vücudu etsiz kimseler geçebilirler.» Bu hadisi okuduktan sonra Ömer, bayıhncaya kadar ağladı. Ayıldığında baygın halde iken kıyametin koptuğunu ve dört halifeden her birinin ayrı ayrı çağrılarak Cennet'e gönderildiklerini anlattı. Kendisiyle diğer halifeler arasında bazı haller ve konuşmalar geçtiğini, onlara neler yapıldığını bilmediğini, sonra kendisinin de çağrılarak Cennet'e gönderildiğini söyledi. Hakkında hüküm verildikten sonra bir adam, yine baygın olduğu esnada yanma gelmiş, durumunu sormuştu. O da durumunu anlattıktan sonra o adama kim olduğunu sormuş, adam da şöyle cevap vermişti: «Ben, Haccac b. Yusufum... Öldürdüğüm her bir adama bedel olarak Allah, beni defalarca öldürdü. İşte şimdi ben, tev-hid ehlinin beklediği akibeti beklemekteyim.»
Ömer b. Abdülaziz'in fazilet ve üstünlükleri, güzel menkıbeleri cidden çoktur. Biz burada yeterince nakilde bulunduk. Hamd ve minnet Allah'a dır. O, bize kafidir. O, ne güzel vekildir. Güç ve kuvvet ancak Allah iledir.

