El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Fasıl

Taberanî, Mücahid'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: «İbn Abbas bana dedi ki: "Abdestsiz olarak uyuma. Uyuyacağın zaman mutlaka abdestli ol. Çünkü ruhlar ne halde kabz edilirler s e o halde de diriltilirler."» …

Taberanî, Mücahid'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: «İbn Abbas bana dedi ki: "Abdestsiz olarak uyuma. Uyuyacağın zaman mutlaka abdestli ol. Çünkü ruhlar ne halde kabz edilirler s e o halde de diriltilirler."»

Taberanî'den rivayet olunduğuna göre Mücahid, şu ayet-i kerime hakkında şöyle demiştir: «Kötülüğü en iyi ile sav.» (ei-Mü'minûn, 96.) Yani kötülük yapan adamla karşılatığmda ona selam ver.»

Bazıları kötülük yapana iyilikle mukabele de bulunmanın onunla tokalaşmak olduğunu söylemişlerdir.

Amr b. Mürre'den rivayet olunduğuna göre Mücahid, şöyle demiştir: «Cenâb-ı Allah, Davud peygambere şöyle vahyetti: Allah'a, karşı gelmekten ve günahkar olarak Allah'ın senin canını almasından sakın. Aksi takdirde yarın huzuruna vardığında sana rahmet nazarı ile bakmaz. Öyle bir halde vefat et ki, huzuruna vardığında hiçbir ihtiyacın kalmasın.»

İbn Ebi Şeybe, Mücahid'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Medine'de muhtaç bir aile vardı. Bunların bir koyun başları vardı. Biraz para kazandılar ve: "Keşke şu koyun başını bizden daha muhtaç birine göndersek." dediler. Onu muhtaçlara gönderdiler, kimse onu almak istemedi. Koyun başı Medine'de dolaştırıldı, tekrar kendilerine geri döndü.»

İbn Ebi Şeybe, Mücahid'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Bir mü'min vefat edince mutlaka yer ve gök onun üzerine kırk sabah ağlar. Şu halde insanlar mezarlardaki yerleri için şimdiden yatak hazırlasınlar.»

Evzaî, Mücahid'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«İsrail oğullarından 100.000 kişi hacca geldiler. Bunlar, Harem'in kaldırımlarına ulaştıklarında ayakkabılarını çıkarıp yalınayak olarak Harem'e girdiler.»

Yahya b. Said el-Kattan, Mücahid'in aşağıdaki ayet-i kerimeler hakkında şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Ey Meryem! Rabbine gönülden boyun eğ.» (âi-i imrân, 43.) Buradaki boyun eğmekten maksat, sükunet istemektir.

«Sesinle, gücünün yettiğini yerinden oynat.» (ei-lsrâ, 64.) Buradaki "sesinle" kelimesi ile Davud peygamberin zurnası kastedilmiştir.

«Şüphesiz katımızda onlar için ağır boyunduruklar ve Cehennem vardır,» (ei-Müzzemmii, 12.) Buradaki "boyunduruk" kelimesi ile zincir bağları ve prangalar kastedilmiştir.

«Bizimle sizin aranızda tartışılacak bir şey yoktur.» (eş-Şûrâ, 15.) Burada "tartışılacak şey yoktur" derken, aramızda dava ve husumet yoktur, denmek istenmiştir.

«Sonra o gün, size verilmiş olan her nimetten sorguya çekileceksiniz.» (et-Tekâsür, 8.) Yani dünyadaki her lezzetin hesabı size sorulacaktır.

Ebu Dubey, Mücahid'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«İblis, dört kez inledi. Lanetlendiğinde, yere indirildiğinde, Rasû-lullah (s.a.v.)'a peygamberlik verildiğinde ve "Elhamdülillahi RabbÜ âlemin" ayeti Medine'de nazil olduğunda.»

İbn Nüceyh, Mücahid'in anılacak ayet-i kerimeleri şöyle tefsir ettiğini rivayet etmiştir:

«Siz her yüksek yere koca bir bina kurup boş şeyle mi uğraşırsınız?» (eş-Şuarâ, 128.) Buradaki "yüksek bina" ile hamam burçları kastedilmiştir.

«Kazandıklarınızın temizlerinden infak edin.» (ei-Bakara, 267.) Buradaki "kazanç"tan maksat, ticarettir.

Leys, Mücahid'in şu ayet-i kerimeyi şöyle tefsir ettiğini söylemiştir:

«Rabbimiz Allah'tır deyip sonra da doğrulukta devam edenler...» (ei-Fussüet, 30.) Yani istikamet üzere olup ölünceye kadar Allah'a, ortak koşmayanlar, bu ayet-i kerimede kastedilmişlerdir.

Yahya b. Said, Mücahid'in şu ayet-i kerimeyi şöyle tefsir ettiğini rivayet etmiştir.

«Hiçbir şey O'na denk değildir.» (ei-îhlâs, 4.) Bu ayet-i kerimedeki "denk" kelimesi ile eş kastedilmiştir.

Leys, Mücahid'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Süleyman peygamberle konuşan karınca büyük bir kurtçuk kadardı.»

Taberanî, Mücahid'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Ad kavminden bir köle vardı, 200 yaşına varıncaya kadar ihtilam olmadı.»

Yine Taberanî'nin rivayetine göre Mücahid, şu ayet-i kerimeleri Şöyle tefsir etmiştir:

«Birisi soruyor.» (ei-Meâric, ı.) Yani birisi, dua ediyor.

«Onları bu hususta denememiz için onlara bol su içirirdik.» (el-Cinn, İ6-17.) ki benim bu husustaki ilmime geri dönsünler.

«Hiçbir şeyi bana ortak koşmazlar.» (en-Nûr, 55.) Yani benden başka-Sını sevmezler.

«Kötülük yapmakta düzen kuranlar...» (ei-Fâtır, ıo.) Bunlar riyakarlardır.

«Ey Muhammedi İnanmışlara de ki: Allah'ın bir milletin yaptıklarına karşılık cezalandıracağı günlerinin geleceğini ummayanları şimdilik bağışlasınlar.» (ei-Câsiye, 14.) Çünkü onlar, Cenâb-ı Allah'ın kendilerine nimet bahşettiğini veya etmediğini anlamazlar.

Böyle dedikten sonra da şu ayet-i kerimeyi okudu:

«Allah'ın günlerini onlara hatırlat.» (ibrâhîm, 5.) Yani onlara Allah'ın nimetlerini ve cezalarım hatırlat.

«Eğer bir şeyde çekişirseniz, onun hallini Allah'a ve peygambere bırakın.» (en-Nisâ, 59.) Yani bir şeyde ihtilafa düşerseniz, onun çözümünü Allah'ın kitabına ve -hayatta olduğu sürece- Rasûlüne havale e-din. Eğer Rasûlullah, vefat etmişse onun sünnetine havale edin.

«Nimetlerini açık ve gizli olarak size bolca ihsan ettiğini görmez misiniz?» (Lokman, 20.) Allah'ın açıkça bahşettiği nimetler, İslâmiyet, Kur'ân, Rasûlullah ve nzıktır. Gizlice bahşettiği şeylere gelince, bunlar da örtülen ayıp ve günahlardır.

Hakem, Mücahidin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Kadının birisi, Mekke'ye Süleyman peygamberin yanma giderken bol miktarda odun gördü. Süleyman peygamberin kölesi şöyle bir soru sordu:

- Sizin efendiniz, şu odunların dumanının ağırlığının ne kadar olduğunu bilir mi?

- Sen benim efendimi bırak. Ben bu odunların dumanının ağırlığını bilirim. Ben bildikten sonra efendim nasıl bilmez?

- Öyleyse söyle bakalım. Bu odunların dumanının ağırlığı ne kadardır?

- Odunlar tartılır. Sonra ateşle tutuşturulur. Yakıldıktan sonra külü tartılır. Kül ile odun arasındaki ağırlık farkına gelince bu, dumanın ağırlığıdır.»

Mücahid, şu ayet-i kerimeyi şöyle tefsir etmiştir: «Tevbe etmeyenler, işte onlar zalimlerdir.» (eiHucurât, ıı.) Yani sabahladığında ve akşamladığında tevbe etmeyen kimse, zalimlerdendir.

Dünyada sona eren her gün, mutlaka o günde Cenâb-ı Allah'a hamdederek şöyle der: «Beni dünyadan ve dünyalıklardan kurtarıp rahata kavuşturan Allah'a hamdolsun.» Böyle dedikten sonra o gün dürülür ve kıyamete dek açılmayacak şekilde mühürlenir. Nihayet kıyamet gününde Aziz ve Celil olan Allah, o günün mührünü açar. Mücahid, şu ayet-i kerimeleri de şöyle tefsir etmiştir: «Allah, hikmeti dilediğine verir.» (ei-Bakara, 269.) Yani Cenâb-ı Allah, dilediği kuluna ilim ve fikıh verir. Sizden olan fıkıhçılar, idarenin basına geçtiklerinde onlara itaat edin.

«Sizi Allah yolundan ayrı düşürecek yollara uymayın.» (ei-En'âm, !53.) Sizi Allah yolundan ayrı düşürecek yollar, bid'atlar ve şüphelerdir.

İbadetlerin en faziletlisi güzel görüş, yani sünnete tabi olmaktır.

Birisi, beni İslâm yoluna kavuşturan, diğeri de heveslerden koruyan iki nimetten hangisi daha faziletlidir, bilemiyorum.

Sizden olan ulü'1-emr, (idareciler), Muhammed'in ashabıdır.

Aziz ve Celil olan Allah'ın dininde fazilet sahibi olan akıllı kimselerin yaptıkları işler gizlidir.

«Allah, bilmediğiniz daha nice şeyleri de yaratır.» (en-Nahi, 8.) Yani elbisenizdeki bitleri de yaratır. «Rabbim! Gerçekten kemiklerim zayfladı.» (Meryem, 4.) Burada kemiklerim sözü ile dişler kastedilmiştir.

Abdullah b. Hanbel, Mücahid'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Bir adam, Aziz ve Celil olan Allah'a taat uğruna Uhud dağı kadar para sarfetse bile israfçılardan sayılmaz.»

Mücahid, şu ayet-i kerimeleri de şöyle tefsir etmiştir:

«Allah, pek kuvvetli olandır.» (er-Ra'd, 13.) Yani, düşmanlığı pek olandır.

«Aralarında bir engel vardır. Birbirinin sınırını aşamazlar.» (er-Rahmân, 20.) Yani iki deniz arasında Allah tarafından konulmuş bir engel vardır. Suyu tatlı olan deniz, suyu tuzlu olan denizle karışmaz. İkisinin suları birbirlerine geçmez.

İbn Mendeh, A'meş'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Mücahid, her nerede harika ve hayret verici birşey bulunduğunu duyarsa mutlaka gider, o şeye bakardı. Hadramut'a gidip Berhud kuyusuna baktı. Babil'e gitti. Babil'de onun dostu olan bir vali vardı. Mücahid, gidip ondan Harut ile Marufu kendisine göstermesini istedi. Vali de büyücülerden birini çağırarak ona: «Şu adamı götür de kendisine Harut ile Marufu göster.» dedi. Yahudi büyücü: «Yalnız, Harut ile Marufun yanında Allah adını' anmaması şartıyla kendisini götürürüm.» dedi. Mücahid, olayın bundan sonrasını şöyle anlatıyor: Adam, beni bir kaleye götürdü. Oradan bir taş kesti, sonra bana: Ayağımı tut." dedi. Beni alıp içeriye götürdü. Öyle bir hal ile karşı karşıya geldim ki, Harut ile Marufu, iki büyük dağ gibi asılı ve başları eğik durumda gördüm. Görünce de: «Sizi yaratan Allah, ne yücedir!» dedim. Ben böyle deyince ikisi sarsıldılar. Sanki dünyanın bütün dağları birbirlerine çarptılar. O esnada ben de Yahudi de düşüp ba-yudık. Ama daha sonra Yahudi, benden önce ayıldı ve bana: «Haydi kalk, az kalsın kendini de beni de öldürecektin.» dedi.»

ibn Fudayl, Mücahid'in şöyle dediğini rivayte etmiştir:

«Kıyamet gününde biri zengin, biri hasta, biri de köle olmak üzere üç kişi hesap yerine getirilirler. Yüce Allah, zengine şöyle sorar:

- Seni yaratma amacım olan ibadetten alıkoyan şey neydi?

- Ya Rabbi, bana çok mal verdin, ben de azdım, onun için ibadet edemedim.

Zenginin bu cevabı üzerine Süleyman peygamber, bütün mülkü ile hesap yerine getirildi ve Cenâb-ı Allah, o zengin adama şöyle sordu:

- Senin mi daha çok malın, daha çok meşguliyetin vardı, yoksa şu Süleyman'ın mı?

- Hayır, şununki daha çoktur ya Rab.

- Bunun fazla malı, mülkü ve meşguliyeti olduğu halde yine de bana ibadette kusur etmedi.

Sonra hasta adam, huzura getirildi. Cenâb-ı Allah, ona sordu:

- Seni yaratma amacım olan ibadetten alıkoyan şey neydi?

- Ya Rab, vücudumun hastalığı beni ibadetten alıkoydu.

Hastanın böyle cevap vermesi üzerine hasta haliyle Eyyüb peygamber, huzura getirilir. Bundan sonra Cenâb-ı Allah, o hasta adama şöyle sorar:

- Sen mi daha ağır hastaydın, yoksa şu Eyyüb mü?

- Hayır ya Rab, bu benden daha ağır hastaydı.

- Ama yine de hastalığı bana ibadet etmesine engel olmadı. Bundan sonra köle, huzura getirilir. Cenâb-ı Allah, ona sorar:

- Seni yaratma amacım olan ibadetten alıkoyan şey neydi?

- Ya Rab, beni birçok rablerin (efendilerin) eli altına bıraktın, onlar bana sahib oldular ve sana ibadetten beni alıkoydular.

Kölenin böyle cevap vermesi üzerine Yusuf peygamber, kölelik haliyle huzura getirilir. Cenâb-ı Allah, köleye şöyle sorar:

- Sen mi daha sıkı kayıtlar ve bağlar altındaki bir köleydin yoksa şu Yusuf mu?

- Hayır ya Rab, Yusuf un hali, benimkinden daha zordu.

- Ama yine de köleliği ve esareti bana ibadet etmesine engel olmadı.»

Humeyd, Mücahid'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Yolculukta İbn Ömer'le arkadaş olurdum. Bineğime binmek istediğim zaman o, bineğimin üzengisini tutardı. Ben binince de elbisemi üzerime örterdi. Bir defasında bu durumdan rahatsız olduğumu görünce bana: "Ey Mücahid, sen asabi bir adamsın." dedi.»

Başka bir rivayette anlatıldığına göre Mücahid, şöyle demiştir: «Ben, İbn Ömer'le arkadaşlık ettim, ona hizmet etmek istiyordum, ama o bana hizmet ediyordu.»

İmam Ahmed b. Hanbel, Mücahid'in şöyle dediğini rivayet eder:

«Yeryüzü Azrail'e bir tas gibi kılındı. Oradan dilediğini alırdı. Ona yardımcılar da verildi. Bu yardımcılar canları vefat ettirirler. Sonra o da, vefat ettirdikleri kişilerin, ruhlarını yardımcılarından teslim alırdı.

Adem peygamber, yeryüzüne indiğinde Azrail, ona şöyle dedi: «Harab olacak şu dünya, ölüme yüz tutmuş bir çocuktur ve fani olmak üzere doğmuştur.»

Kuteybe, Mücahid'in şu ayet-i kerimeyi şöyle tefsir ettiğini rivayet etmiştir:

«Lanetçiler onlara lanet ederler.» Yeryüzündeki hayvanlar ve Allah'ın dilediği diğer varlıklar, hatta yılan ve akreplerde isyankar Adem oğullarına lanet ederler ve: "Ademoğullarmm günahları nedeniyle yağmurdan mahrum bırakıldık." derler.»

Başkaları dediler ki: Haşereler, mezarlarındaki isyankarlara musallat olurlar. Çünkü onlar, bu isyankarların günahları nedeniyle sıkıntıya maruz kalmışlardı. O isyankarların dünyada işledikleri ve lezzet aldıkları günahlar, mezarlarında yılan, akrep ve haşerelere dönüşerek onlar için bir azap haline gelirler. Cenâb-ı Allah'tan biz afiyet diliyoruz. «İnsan gerçekten Rabbine karşı pek nankördür.» (ei-Âdi-yât, 6.)

İmam Ahmed b. Hanbel, Mücahid'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Helalden utanmayan kişinin azığı ve yükü hafif olur. Kendi nefsini de rahatlatır.»

Amr b. Zeruk, Mücahid'in şu ayet-i kerimeyi şöyle tefsir ettiğini rivayet etmiştir:

«O, kendisini sıkıntıya sokmayacağımızı sanmıştı.» (ei-Enbiyâ, 87.) Yani günahı nedeniyle kendisini cezalandırmayacağımızı sanmıştı.

Ben, "zuhruf' kelimesinin manasını iyi bilmiyordum. Nihayet onu Abdullah'ın kıraatmda altundan bir ev alarak işittim.»

Kuteybe b. Said, Mücahid'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Aziz ve Celil olan Allah, kişinin salih olması nedeniyle çocuğunu da salih kılar.»

Mücahid dedi ki: Duyduğuma göre İsa peygamber şöyle dermiş: «Mümine ne mutlu! Cenâb-ı Allah, onun geride bıraktıkları kimseler arasında hayırlı evlatlarıyla namını sürdürür.»

Fudayl b. İyaz, Mücahid'in şu ayet-i kerimeyi şöyle tefsir ettiğini rivayet etmiştir:

«Ve aralarındaki bağlar kopacaktır.» (ei-Bakara, 166.) Yani onlarla dünya arasındaki bağlar kopacaktır.»

Süfyan b. Uyeyne, Mücahid'in şu ayet-i kerimeyi şöyle tefsir ettiğini rivayet etmiştir:

«Onlar hiçbir mü'minin yakınlık veya ahdini gözetmezler.» (et-Tevbe, 10.) Bu ayet-i kerimedeki yakınlık kelimesiyle Aziz ve Celil olan Allah kastedilmiştir.

«Allah'ın sizin için geri bıraktığı daha hayırlıdır.» (Hûd, 86.) Burada Allah'ın geri bıraktığı şeyden kasıt, ona itaat etmektir.

«Rabbine karşı durmaktan korkan kimseye iki Cennet vardır.» (er. Rahman, 46.) Bu kişi, günahlara yöneldiği esnada Allah'ı hatırlar ve günahlardan geri durur.»

Fudayl b. İyaz, Mücahid'in şu ayet-i kerimeyi şöyle tefsir ettiğini rivayet etmiştir:

«Onların alametleri yüzlerindedir.» (ei-Fetih, 29.) Yüzlerindeki alametleri, huşu'dur.

«Gönülden boyun eğerek Allah için namaza durun.» (el-Bakara, 238.) "Gönülden boyun eğerek" sözü ile; Allah korkusundan dolayı sükunet, huşu, gözleri kapamak ve alçak gönüllülük kastedilmiştir. Âlimlerden birisi, namaza duracağı zaman karşıya dik bakmaktan, sağa sola bakmaktan veya çakıl tanelerini secde yerinde düzeltmekten veya herhangi birşeyle oynamaktan veya dünya meseleleriyle ilgili herhangi birşeyi hatırına getirmekten dolayı Allah'tan korkardı. Namazda durduğu sürece mutlaka huşulu olurdu.»

Abdullah b. Ahmed b. Hanbel, Mücahid'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Ben daha önce Arapları (bedevileri) hafife alırdım. Onları dinin gerisinde sanırdım. Ama onlar namaza durduklarında gördüm ki, onlar sanki ruhsuz beden gibidirler.»

A'meş, Mücahid'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Kalp, el gibidir,, bir kimse günah işlerse kalbi şöyle yumulur, sonra da mühürlenir. (Böyle derken önce serçe parmağını, sonra yüzük parmağını, sonra diğer parmaklarını birer birer yumdu ve yumruk haline getirdi. Yani kalbin böylece kapanıp mühürleneceğini kas-detti.) Evet işte onlar bunun, kalbin paslanması olduğunu söylerler. Nitekim Yüce Allah da şöyle buyurmuştur:

«Hayır, hayır; onların kazandıkları, kalblerini paslandırıp körlet-

mİştİr.» fel-Mutaffifîn, 14.)»

Kubaysa, Mücahid'in şu ayet-i kerimeyi şöyle tefsir ettiğini rivayet etmiştir:

«Hayır öyle değil; kötülük işleyip suçu kendisini kuşatmış olan kimseler; cehennemlikler işte onlardır.» (el-Bakara, 8i.) Günahlar, kuşatma duvarı gibi kalbi kuşatırlar. Kişi günah işledikçe bu duvarlar yükselir, nihayet kalbi örter ve şu yumuk elim gibi yumulur. İşte kalbin paslanması bu demektir (Mücahid, böyle derken elini yumup göstermişti.).»

Şu ayet-i kerimeyi tefsir ederken de şöyle demişti:

«O gün, insanoğluna önde ve sonda yaptığı ne varsa bildirilir.» (ei-Kıyâme, 13.) Yani kulun amelinin evveli ile sonu kendisine haber verilir.

Mücahid, şu ayet-i kerimeyi de şöyle tefsir etmişti:

«Ve ümid edeceğini yalnız Rabbinden iste.» (ei-inşirâh, 8.) Yani dünya işini tamamlayıp namaza durduğun zaman rağbetini Allah'a yönelt, niyetinde O'na doğru olsun.»

Mansur, Mücahid'in şu ayet-i kerimeyi şöyle tefsir ettiğini rivayet etmiştir:

«Huzur içinde olan nefis.» (el-Fecr, 27.) Huzur içinde olan nefis; Allah'ın kendisine Rab olduğuna kesin olarak inanan; ve O'nun emir ve taatına uymak için kendi önüne kesin bir çizgi koyan nefistir.»

Abdullah b. Mübarek, Mücahid'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Bir kişi öldüğü zaman mutlaka kendi meclis arkadaşları kendisine gösterilir. Eğer zikir ehlindense zikir ehli olan arkadaşları kendisine gösterilir. Eğer oyun ve eğlence ehli kimselerdense oyun ve eğlence ehli olan arkadaşları kendisine gösterilir.»

İmam Ahmed b. Hanbel, Mücahid'den rivayet etti ki: İblis şöyle demiştir: «Ademoğlu beni her konuda aciz bıraksa da üç hususta asla aciz bırakamaz, malı haksız yere başkasından almak ve malı haram yere haksızca sarfetmek hususunda beni asla aciz bırakamaz, mağlub edemez. Mutlaka ben onu mağlub ederim.»

İmam Ahmed b. Hanbel, A'meş'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Mücahid'i gördüğümde onun eşeğini kaybetmiş, kederli ve üzüntülü bir kimse olduğunu sanırdım.»

Leys, Mücahid'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Bir kimse, kendi nefsine ikram edip onu aziz bilirse, dinini al-çaltmış olur. Bir kimse de nefsini zelil kılarsa, dinini yüceltmiş olur.»

Şu'be, Hakem'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Mücahid, bana dedi ki:

- Ey Ebu'1-Gazi, Nuh peygamber yeryüzünde ne kadar kaldı?

- 950 sene kaldı.

- Ondan bu yana insanların ömürleri, bedenleri ve ahlakları hep eksildi.»

Ebu Bekir b. Ebu Şeybe, Mücahid'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Alimler gittiler. Sadece öğrenmek isteyenler kaldılar. Sizin aranızdaki müctehidler, sizden önceki insanlar arasında oyunlarla uğraşan kimseler gibidirler.»

İbn Ebi Şeybe, Mücahidin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Kişi, Müslüman kardeşinden hiçbir şey kazanmasa bile, ondan utanarak günah işlemekten geri durursa, bunda da hayır vardır.»

Yine Mücahid, şöyle demiştir:

«Fakih, ilmi az olsa da Allah'tan korkan kimsedir. Cahil, ilmi.çok olsa da Allah'a karşı gelen ve asi olan kimsedir.

Kul, kendi kalbiyle Allah'a yönelirse, Allah da bütün mü'minlerin kalbim ona yöneltir.»

Mücahid, şu ayet-i kerimeleri şöyle tefsir etmiştir:

«Giydiklerini temiz tut.» (ei-Müddessir, 4.) Yani amelini düzelt ve salih amel işle.

«Allah'tan bol nimet isteyin.» (en-Nisâ, 32.) Yani dünya malından ve metaından başka nimetler isteyin.

«Gerçeği getiren ve onu doğrulayan...» (ez-Zümer, 33.) Bunlar, Kur1-ân'ı getirip ona tabi olan ve ondaki hükümlerle amel eden kimselerdir.

Kur'ân, kula şöyle der: «Bana tabi olduğun sürece seninle beraberim ariıa sen benim hükümlerimle amel etmezsen o zaman ben sana tabi olmuş sayılırım.»

Mücahid, şu ayet-i kerimeyi şöyle tefsir etmişti: «Dünyadaki payını da unutma.» (ei-Kasas: 77.) Ahiretin için gerekli olan şeyi dünyadan al. Yani dünyadaki ömründe Aziz ve Celil olan Allah'a taatta bulunarak salih amel işle.»

Davud b. Muhber, Mücahid b. Cübeyr'in şöyle dediğim rivayet etmiştir:

«İbn Ömer'e şöyle bir soru sordum:

- Allah'ın Beyt'ini haccedenlerin hangisi daha faziletli ve sevabı daha çoktur?

- Samimi bir niyetle ve tam bir akılla, ayrıca helal bir nafaka ile hacceden kişinin fazileti daha çok, sevabı da daha boldur.

Ben onun bu cevabını İbn Abbas'a aktardığımda o, bana şöyle dedi:

- Doğru söylemiş.

- Niyeti halis, nafakası da helal olduktan sonra aklının kıtlığı kendisine ne zarar verir?

- Ey Haccac'm babası, sen, Rasûlullah (s.a.v.)'a sorduğum soruyu bana sordun. Ben ona bu soruyu sorduğumda şöyle cevap vermişti: «Canım kudret elinde bulunan zata yemin edekim ki kul, güzel akla sahib olmak kadar daha üstün birşeyle Allah'a taatta bulunmuş değildir, aklı ile çalışmadıkça kulun ne orucunu ne namazım ne de herhangi bir hayırlı çalışmasını Cenâb-ı Allah kabul etmez. Cahil bir kişi, kendini ibadete adamış kimselerden daha fazla ibadet etmiş olsa bile onun bozduğu şeyler, düzelttiği şeylerden daha fazla olur.»

Mus'ab B. Sa'd B. Ebi Vakkas

Kadri yüce bir tabiidir. O, bu senede (hicretin 103. senesinde) vefat etmiştir.

Musa B. Talha B. Ubeydullah Et-Temimî

Salih bir kimse olduğundan dolayı "Mehdi" lakabıyla tanınırdı. Kadri yüce bir tabii olup Müslümanların önde gelen şahsiyetlerinden-di. Allah, ona rahmet etsin.