Ebu Muhammed Atâ b. Ebi Rebah. Ebu Rebah'ın asıl adı, Es-lem'dir. Birçok sahabeden hadis rivayet etmiştir. Bu sahabeler arasında; İbn Ömer, İbn Amr, Abdullah b. Zübeyr, Ebu Hüreyre, Zeyd b. Halid el-Cühenî ve Ebu Said vardır. Atâ, İbn Abbas'dan ve diğerlerinden tefsir dinlemiştir. Birçok tabii de kendisinden rivayetlerde bulunmuşlardır ki, bu tabiiler arasında; Zührî, Amr b. Dinar, Ebu Zübeyr, Katade, Yahya b. Kesir, Malik b. Dinar, Habib b. Ebi Sabit, A'meş, Eyyüb es-Sahtiyanî ve diğer birçok meşhur imam vardır.
Ebu Hezzan dedi ki: Atâ b. Rebah'ın şöyle dediğini işittim: «Bir kimse zikir meclisinde oturursa, onun bu mecliste oturmasını, Cenâb-ı Allah, daha önce on batıl mecliste oturma günahına kefaret kılar.»
Ebu Hezzar dedi ki: Atâ'ya şöyle dedim:
- Zikir meclisi nedir?
- Helal ve haramın anlatıldığı meclistir, nasıl namaz kılacağının, nasıl oruç tutacağının, nasıl evleneceğinin, nasıl boşanacağının, nasıl satacağının ve nasıl satın alacağının anlatıldığı meclistir.
Taberanî, Atâ b. Ebi Rebah'm şu ayeti tefsir ederken şöyle dediğini nakletmiş tir:
«O şehirde, yeryüzünde bozgunculuk yapan, düzeltmeye uğraşmayan dokuz kişi vardı.» (en-Neml, 48.) Dirhemlerin ucundan kesip koparırlardı.
Sevrî, Abdullah b. Velid (el-Vassafî)'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Atâ'ya şöyle bir soru sordum:
- Katiplik yapan bir adam hakkında ne düşünüyorsun? Eğer katiplik yaparsa çoluk çocuğunu refah içinde geçindirir, ama yapmazsa yoksul düşer.
- Peki bu katibin amiri kimdir?
- Halid el-Kusarî'dir.
Atâ dedi ki: Salih kul şöyle demişti: «Rabbim, bana verdiğin nimete andolsun ki, suçlulara asla yardımcı olmayacağım.» (el-Kasas, 17.)
Atâ dedi ki: «Kullara Allah tarafından verilen en faziletli ve en üstün şey akıldır ki, o da dinin ta kendisidir.»
Atâ dedi ki: «Kul üç kez "Ya Rab, ya Rab, ya Rab" derse Cenâb-ı Allah, mutlaka ona bakar.»
Ravi diyor ki: Ben bunu Hasan-ı Basrî'ye anlattığımda o şöyle cevap verdi: Siz Kur'ân'ı okumuyor musunuz? Kur'ân'da şöyle buyuru-luyor: «Ey Rabbimiz! Doğrusu biz, Rabbinize inanın diye bir inanmaya çağıran bir çağrıcıyı işittik de iman ettik. Rabbimiz! Günahlarımızı bize bağışla, kötülüklerimizi ört. Canımızı iyilerle beraber al. Rabbimiz! Peygamberlerine vaad ettiklerini bize ver. Kıyamet günü bizi rezil etme. Sen, şüphesiz sözünden caymazsın.»
Rableri dualarını kabul etti: «Birbirinizden meydana gelen sizlerden, erkek olsun kadın olsun, iş yapanın işini boşa çıkarmam. Hicret edenlerin, memleketlerinden çıkarılanların, yolumda ezaya uğratılanların, savaşan ve öldürülenlerin günahlarını elbette örteceğim. Andolsun ki, Allah katından bir nimet olarak onları içlerinde ırmaklar akan Cennetlere koyacağını, nimetin güzeli Allah katmdadır.» (Âi-i
İmrân, 193-195.)
Abdullah b. Ahmed b. Hanbel, Atâ'nm şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Eğer arefe akşamı kendi nefsinle başbaşa kalabiliyorsan bunu
yap.»
Said b. Sellam el-Basrî, Ebu Hanife Numan b. Sabitin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
Mekke'de Atâ ile karşılaştım. Ona birşey sordum. O da bana şöyle sordu:
- Sen nerelisin? Kimlerdensin?
- Küfe halkmdamm.
- Sen, dinlerinden ayrılan ve gruplara bölünen kasabanın halkından mısın?
- Evet.
- Sen hangi gruptansın?
- Selefe sövmeyen, kadere inanan ve ehli kıbleden herhangi birini -işlediği günahtan ötürü- tekfir etmeyenlerdenim.
- Seni iyi tanıdım, benimle beraber ol.
Atâ dedi ki: «Ümmetin üzerinde icma ettiği şey, bizim nezdimizde senetten daha kuvvetlidir.»
Atâ'ya sordular: «Burada bir grup insan var ki, "İman ne artar ne de eksilir." diyorlar. Bu hususta senin görüşün nedir?»
Atâ şöyle cevap verdi: «Yüce Allah, şöyle buyurmuştur: "Doğru yolu bulanların ise Allah doğruluklarını arttırır." (Muhammed, 17.) Peki bu kimselerin doğruluklarının arttığı ifade ediliyor, söyler misin, artan bu doğruluk nedir?» Ben de kendisine şöyle dedim: «Sözünü ettiğimiz bu topluluk, namaz ve zekatın Allah'ın dininden olmadığını iddia ediyorlar. Sen buna ne dersin?» Atâ dedi ki: Yüce Allah şöyle buyuruyor:
«Oysa onlar, doğruya yönelerek, dini yalnız Allah'a has kılarak O'na kulluk etmek, namazı kılmak ve zekatı vermekle emrolunmuş-lardı. Dosdoğru olan din de budur.» (el-Beyyine, 5.) Bakınız bu ayet-i kerimede de görüldüğü gibi Cenâb-ı Allah, namaz kılıp zekat vermeyi dinin bir parçası saymıştır.»
Ya'Iâ b. Ubeyd dedi ki: Muhammed b. Suka'nın yanma gittik. Bize şöyle dedi: Size fayda vereceğini ümid ettiğim bir sözü nakledeyim mi? Çünkü bu söz bana fayda vermiştir. Atâ b. Ebi Rebah, bana şöyle demişti: «Ey kardeşimin oğlu! Sizden öncekiler fazla konuşmayı mekruh sayarlardı. Fazla sözün günah olduğuna inanırlardı. Yalnız Allah'ın kitabının okunmasını bundan ayrı tutarlardı. Ayrıca iyiliği emredip kötülüğü menetmek için söylenen sözleri veya kişinin zorunlu geçimini temin ederken ihtiyacını söylemesini fazla sözden saymazlardı. Siz bu dediğime inanmıyor musunuz? Bakın yüce Allah şöyle buyurmuştur: «Oysa, yaptıklarınızı bileri, değerli yazıcılar sizi gözetlemektedirler.» <el-İnfitâr, 10-12.)
«Sağında ve solunda, onunla beraber oturan iki alıcı melek, yanında hazır birer gözcü olarak söylediği her sözü zaptederler.» (ei-Kâf, 17-18.) Sizden biri dolu amel sahifesi önünde açıldığında ve orada yazılı olan amellerinin çoğunun din ve dünya ile ilgisi olmadığını gördüğünde utanmayacak mı?
Atâ şöyle dedi: Geceleyin sıcaktan korkarsan şunu oku: «Bismil-lahirrahmanirrahim - Euzübillahi mineşşeytanirracim.»
Taberanî ile diğerlerinin rivayetlerine göre Mescid-i Haram'daki ilim halkası İbn Abbas'a aitti. İbn Abbas vefat edince, Atâ b. Ebi Re-bah, o ilim halkasına sahib oldu. İnsanlara ders verdi.»
Osman b. Ebi Şeybe, Seleme b. Küheyl'in şöyle dediğim rivayet etmiştir:
«İşlediği salih ameli ile Allah katındaki sevapları taleb eden sadece şu üç kişiyi gördüm: Atâ, Tavus ve Mücahid.»
İmam Ahmed b. Hanbel, Ömer b. Zerr'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Atâ gibisini asla görmedim. Atâ'nın üzerinde asla gömlek görmedim. Onun üzerinde beş dirhem değerinde bir giysi de görmedim.»
«Ya'lâ b. Ümeyye'nin sohbeti vardı. O mescitte bir müddet oturur ve o müddet zarfında itikafa niyet ederdi.»
Evzaî, Atâ'nın şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Rasûlullah (s.a.v.)'m kızı Fatıma hamur yoğururdu, hamuru tamamlayınca saca vurup ekmek yapardı.»
Evzaî, Atâ'nın şu ayet-i kerimeyi tefsir ederken şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Allah'ın dini konusunda o ikisine acımayın.» (en-Nûr, 2.) Yani zina-kar erkekle kadına haddi tatbik ederken onlara acımayın.»
Evzaî'den şöyle rivayet edilmiştir: Ben Yemame'de iken orada insanları Rasûlullah'ın ashabına karşı mihnete sokan bir vali vardı. O münafıktı, mü'min değildi. İnsanları baskı yaparak karılarını boşatma ve kölelerini azad etme tehdidi ile günah işlemiş bir kimseyi münafık olarak adlandırmalarını, onlara mü'min .adları vermemelerini isterdi. İnsanlar da bu hususta ona uydular. Dediğini yaptılar, ben daha sonra Atâ ile karşılaştım, o valinin bu uygulamasını ve onun baskısı altında kalan insanların hoş olmayan sözleri söylemelerinin hükmünü sordum. O da şöyle cevap verdi: «Baskı altında kalan insanların böyle konuşmalarının bir sakıncası yoktur. Zira yüce Allah şöyle buyurmuştur: «Ancak onlardan sakınmanız hali müstesnadır.»
(Âl-iİmrân, 28.)
İmam Ahmed b. Hanbel, İsmail b. Ümeyye'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Atâ hep susardı, konuştuğu zaman söylediklerimizi teyid ettiğini
sanırdık. Cenâb-ı Allah'ın şu ayet-i kerimesi hakkında şöyle dedi:
«Bunları ne ticaret ve ne de alışveriş, Allah'ı anmaktan, namaz kılmaktan, zekat vermekten alıkoyar.» (en-Nûr, 37.)
Cenâb-ı Allah'ın, vaktinde eda etmelerini kendilerine farz kıldığı hukukunu yerine getirmekten alış verişleri kendilerini alıkoymaz.»
İbn Cerir dedi ki: Atâ'nın Beyt'i tavaf etmekte olduğunu gördüm. Kendisini götürmekte olan adama şöyle dedi: «Benden şu beş şeyi öğrenip aklınıza yerleştirin: Hayrı ve seri, acısı ve tatlısı ile birlikte kader, Allah'tandır. Kulların kader hususunda iradeleri ve dilemeleri yoktur. Ehli kıblemiz mü'mindirler. Canları ve mallari (şer'i bir hak dışında) dokunulmaz ve haramdır. Asi ve azgın gruba karşı elle, ayakkabılarla, silahla savaşmak gerekir. Haricilerin sapıklıkta olduklarına şahitlik etmek icab eder.»
İbn Ömer dedi ki: «Aramızda Atâ b. Ebi Rebah bulunduğu halde meselelerinizi getirip önüme mi yığıyorsunuz?»
Muaz b. Sa'd dedi ki: «Atâ'nın yanında oturmaktaydım, bir hadisi nakletti. Adamın biri onun konuşmasına itirazda bulundu. Atâ, öfkelendi ve şöyle dedi: "Bu ne ahlaktır, bu ne tabiattır? Allah'a yemin ederim ki, ben adamın sözünü dinlerim, anlattığı şeyi kendisinden daha iyi bildiğim halde bilmediğimi kendisine zannettiririm."»
Atâ şöyle derdi: «Evimde bir yastık görmektense bir şeytan görmek daha iyidir. Çünkü yastık, insanı uykuya davet eder.»
Osman b. Ebi Şeybe, İbn Cerir'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Atâ, yaşlanıp vücudu zayıfladıktan sonra namaza durur ve kıyam halinde iken Bakara sûresinden 200 ayet okurdu, yine de yerinden kımıldamaz ve hareket etmezdi.»
İbn Uyeyne dedi ki: İbn Cerir'e şöyle dedim:
- Senin gibi namaz kılan birini göremedim.
- Sen Atâ'yı görmeliydin.
Atâ dedi ki: "Cenâb-ı Allah, şöhretli bir elbiseyi giyen genci sevmez ve o elbise üzerinde olduğu müddetçe Cenâb-ı Allah, ondan yüz çevirir.»
Denilir ki: Kulun hasta insan gibi olması gerekir, mutlaka birşey-ler yemesi gerekir, ama her yiyecek ona uymaz.
Beddua, hikmet sahibi kimsenin gözünü kör ettiği halde cahile ne yapar? Onu siz düşünün.
Nimet sahibi kimsenin içinde bulunduğu konforu kıskanmayın ve onun durumuna gıpta etmeyin. Çünkü o kişinin ölümden sonra ne hale geleceğini bilemezsiniz.

