El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Fasıl

Ebu Cafer Muhammed b. Ali b. Hüseyin b. Ali b. Ebi Talib. Babası Ali Zeynelabidin'di. Dedesi Hüseyin'di ki, hem babası hem dedesi Irak'ta şehid edilmişlerdi. İlimleri yarıp içinden hüküm çıkardığı için kendisine Bakır …

Ebu Cafer Muhammed b. Ali b. Hüseyin b. Ali b. Ebi Talib. Babası Ali Zeynelabidin'di. Dedesi Hüseyin'di ki, hem babası hem dedesi Irak'ta şehid edilmişlerdi.

İlimleri yarıp içinden hüküm çıkardığı için kendisine Bakır (yaran) adı verilmişti. Çokça zikreden, Allah'tan korkan sabırlı bir insandı.

Peygamber sülale sin dendi, nesebi yüce, soyu yüksekti. Tehlikeli şeyleri bilir, çokça ağlayıp gözyaşı döker, tartışmalardan ve düşmanlardan uzak dururdu.

Ebu Bilal el-Eş'arî, Ebu Cafer el-Bakır'm şu ayet-i kerimeyi tefsir ederken şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«İşte onlar, sabrettiklerinden ötürü odalarla mükafatlandırılırlar.» (el-Furkân, 75.) Burada ayet-i kerimede geçen "odalar" kelimesi ile Cennet kastedilmiştir. Onlar, dünyada fakirliğe sabrettiklerinden ötürü mükafata mazhar olacaklardır.»

Abdüsselam b. Harb, Ebu Cafer'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Yıldırımlar, mü'mine de mü'min olmayana da isabet ederler ama zikredene isabet etmezler.»

Ben derim ki: Buna benzer bir söz, İbn Abbas'tan da rivayet edilmiştir. Buna göre İbn Abbas, şöyle demiştir: «Gökten yıldızlar sayısınca yıldırımlar düşse de zikreden kimseye isabet etmez.»

Cabir el-Cu'fî şöyle demiştir: Ebu Cafer el-Bakır bana dedi ki:

- Ey Cabir, ben hüzünlüyüm, kalbim meşguldür.

- Neden dolayı hüzünleniyorsun, kalbin neden Ötürü meşguldür?

- Ey Cabir, bir kimsenin kalbine Aziz ve Celil olan Allah'ın saf dini girerse, artık onun kalbi başka şeyle meşgul olmaz. Ey Cabir, dünya nedir ki? O ne olabilir ki? Dünya dediğin şey; bindiğin binekten veya giydiğin elbiseden veya nikahladığın kadından başka nedir? Ey Cabir, doğrusu mü'minler, dünyada ebedi kalmayacaklarını bilirler ve dünyaya bel bağlamazlar. Ahiretin geleceğine de kesin olarak inanırlar. Kulaklarıyla duydukları fitneler, onları Allah'ın zikrini dinleme hususunda sağırlaştırmadı. Gözleriyle gördükleri zinetler, onları Allah'ın nuru karşısında körleştirme di. Böylece iyi kimselerin sevabını elde ettiler. Takva ehli kimseler, dünyada basit bir azıkla geçinen, sana çok yardım eden, unuttuğunda sana hatırlatan, hatırladığında sana yardımcı olan, Allah'ın hakkını söyleyen, onun emirlerini yerine getiren, kendilerini Aziz ve Celil olan Rablerinin muhabbetine adayan, Allah'a, O'nun sevgisine kalbleriyle bakan, mahbuplarma taatta bulundukları için dünyadan uzaklaşan ve bunu yaratıcılarının emri olduğunu bilen, meliklerinin indirdiği yere dünyayı indiren, sonra onu bırakıp göç eden kimselerdir. Dünyayı şu gözle görürler: Rüyada kavuştuğun ama uyandığında elinde kalmayan bir su gibidir dünya. Allah'ın dini ve hikmeti hususunda gözetmeni emrettiği şeyleri gözetip muhafaza et.»

Halid b. Yezid, Ebu Cafer el-Bakır'dan rivayet etti ki, Hz. Ömer şöyle demiştir:

«Allah'ın kitabını okuyan bir kimsenin zenginleri sevdiğini görürseniz bilin ki, o dünya sahibidir. Onun sultana bağlanıp onun yanından ayrılmadığını görürseniz, bilin ki o hırsızdır.»

Ebu Cafer el-Bakır, her gün ve gece farz namazları kılardı.

İbn Ebi'd-Dünya, önün şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Çirkin sözler, alçak kimselerin silahıdır.»

Ebu'l-Ahvez, Mansur tariki ile onun şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Herşeyin bir afeti vardır, ilmin afeti ise unutmaktır.»

Ebu Cafer el-Bakır, oğluna şöyle demişti:

«Tembellikten ve tahammülsüzlükten sakın. Çünkü bunlar, her kötülüğün anahtarıdır. Zira sen tembelleşirsen hakkı eda etmezsin, huysuzluk yaparsan, tahammülsüz olursan, hakka karşı sabırlı olamazsın.»

Ebu Cafer el-Bakır şöyle demişti: «Amellerin en kuvvetlisi üçtür:

1- Her halükarda Allah'ı zikretmek,

2- Nefsine haksızlık yaptığını söylemek ve onu dizginlemek,

3- Kardeşine mali yardımda bulunmak.»

Halef b. Havşeb, Ebu Cafer'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«İman kalpte sabittir, yakinî inanç ise kalbe gelip gider. Kalbe uğrayınca onu demir kütlesi haline getirir, kalbten çıkıp giderse kalb, çürümüş bir bez ve paçavraya döner. Bir kulun kalbine kibir ve gururdan azıcık birşey girerse, mutlaka o kadarıyla veya daha fazlasıyla aklım eksiltir.»

Ebu Cafer el-Bakır, Cabir el-Cu'fî'ye şöyle demişti: Irak fakihleri şu ayet-i kerime hakkında ne diyorlar: «Rabbinden bir işaret görme-seydi Yusuf da onu istiyecekti.» (Yûsuf, 24.) Yusuf, o anda babası Ya-kub'u kendi baş parmağını ısırır halde gördü. İşte Irak fakihleri, bu ayet-i kerimedeki burhanın bu olduğunu söylemişlerdir.

Ebu Cafer, Cabir'e şu cevabı verdi: «Hayır, babam, Hz. Ali'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: Yusuf un gördüğü burhan ve işaret şuydu: Züleyha ona yönelince ve o da Züleyha'ya tamahlamnca Zü-leyha kalkıp evin köşesinde bulunan inci ve yakutlarla süslenmiş olan bir putun üzerini beyaz bir örtüyle örttü ki put, onların yapacakları cinsel münasebeti ve sevişmeyi görmesin. Züleyha, ondan utandığı ve çekindiği için böyle yapmıştı. Yusuf da ona niçin böyle yaptığım sorunca Züleyha: "Bu benim tanrımdır, beni bu halde görmesinden utanırım." diye cevap vermişti. Bunun üzerine Yusuf şöyle demişti: "Sen, fayda ve zarar veremeyen, görmeyen ve işitmeyen bir puttan utanıyorsun, her nefsin üzerinde duran ve yaptıklarının karşılığını verecek olan Rabbimden ben nasıl utanmıyayım? Allah'a yemin ederim ki, sen asla benimle sevişemeyecek ve cinsel münasebette bulunamayacaksın." İşte ayet-i kerimede sözü edilen burhan ve işaret budur.»

Bişr el-Hafî, Ebu Cafer el-Bakır'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Zenginlik ve izzet, mü'minin kalbinde dolaşırlar. İçinde tevekkül bulunan bir mekana kavuştuklarında oraya yerleşirler.»

Ebu Cafer el-Bakır, şöyle demişti: «Allah, bizim taraftarlarımızın kalblerine korku salar, kayyumumuz ayakta durduğunda, hükümdarımız zahir olduğunda, taraftarlarımızdan her biri aslandan daha cüretli, kılıçtan da daha keskin olur. Bizim taraftarlarımız, Aziz ve Ce-lil olan Allah'a itaat eden ve ondan sakınanlardır, düşmanlıktan ve husumetten uzak durun. Çünkü düşmanlık ve husumet, kalbi ifsad eder, münafıklığı ortaya koyar: 'Ayetlerimizi çekişmeye dalanları görünce başka bir bahse geçmelerine kadar onlardan yüz çevir." (ei-En'âm, 68.) İşte bunlar çekişen, tartışan ve husumet içinde bulunan kimselerdir.»

Urve b. Abdullah dedi ki: Ebu Cafer'e, kılıcı süslemenin hükmünü sordum. O da: «Bunun bir sakıncası yoktur. Çünkü Ebu Bekir es-Sıddık da kılıcını süslemişti.» diye cevap yerdi. Ben de: «Sen Ebu Bekir'e Sıddık mı dedin?» diye sorduğumda yerinden sıçrayıp kıbleye yöneldi, sonra şöyle dedi: «Evet Sıddık! Evet, Sıddık diyorum. Kim ona Sıddık demezse Allah, onun dünya ve ahirette sözünü tasdik etmesin.»

Cabir el-Cu'fî, Ebu Cafer'in kendisine şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Ey Cabir, duyduğuma göre Irak'ta bir topluluk varmış, bunlar bizi sevdiklerini iddia ediyorlar ama Ebu Bekir ve Ömer'e düşmanlık edip onların aleyhinde konuşuyorlarmış ve bunu kendilerine benim emrettiğimi söylüyorlarmış. Onlara de ki: «Ben onların yaptıklarından Allah'a sığınırım ve onlarla bir alakam yoktur. Canım kudret elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki, eğer ben yönetimin başına geçecek olursam onların kanlarını akıtarak Allah'a yaklaşırım. Ebu Bekir ile Ömer için istiğfarda bulunmaz ve onlara rahmet dilemezsem, Rasûlullah'ın şefaatmdan yoksun kalayım. Allah düşmanları, Ebu Bekir'le Ömer'in faziletlerinden ve onların İslâm'da geçmiş hizmetlerinden habersizdirler. Bunların yaptıklarıyla alakam olmadığını kendilerine bildir ve Ebu Bekir ile Ömer'den uzak duran kimselerden benim de uzak olduğumu kendilerine söyle. Çünkü Ebu Bekir ile Ömer'in faziletlerini bilmeyen kimse, sünneti bilmemiş olur.»

Ebu Cafer el-Bakır, şu ayet-i kerimeyi tefsir ederken şöyle demiştir:

«Sizin dostunuz ancak Allah, onun peygamberi ve namaz kılan, zekat veren ve rükû eden mü'minlerdir.» (el-Mâide, 55.) "Bu mü'minler, Muhammed (s.a.v.)'in ashabıdır." Ben kendisine dedim ki: "Bu ayet-i kerimede evsafı belirtilen mü'minin Hz. Ali olduğunu söylüyorlar. Sen ne dersin?" Bana şu cevabı verdi: "Ali de Rasûlullah'ın ashabın-dandır."»

Abdullah b. Atâ dedi ki: «Alimlerin Ebu Cafer yanında küçüldükleri kadar başka hiç kimse yanında küçüldüklerini görmedim. Hikmet sahibi kimseler, onun yanına gittiklerinde sanki o, onların öğretmeniydi. O benim gözümde çok büyük bir kardeşimdi. Onu gözümde büyüten yanı, dünyanın onun gözünde küçülme siy di.»

Cafer b. Muhammed dedi ki: Babam Ebu Cafer'in katırı kayboldu. Babam: «Eğer Allah onu bana geri gönderirse ben Rabbime, razı olacağı hamdler ile hamdeder ve onu överim.» dedi. Çok geçmeden katırı eğeri ile kendisine geri geldi, üzerindeki eşyalardan hiçbir şey kaybolmamıştı. Kalkıp katıra bindi, üzerine oturunca elbisesini toparladı ve başını semaya kaldırıp: «Elhamdülillah» dedi. Daha fazla birşey söylemedi. Kendisine bunun sebebini sorduklarında şu cevabı verdi: «Eksik bıraktığım birşey oldu mu ki? Hamdın tümünü Aziz ve Celil olan Allah'a ait kıldım.»

Abdullah b. Mübarek, Ebu Cafer el-Bakır'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Bir kimseye güzel ahlak ve merhamet verilirse, ona hayır ve rahatlık verilmiş olur. Dünyada durumu güzelleşir, ahirette de hoş olur. Ama bir kimse güzel ahlaktan ve merhametten yoksun bırakılırsa bu onun bütün şer ve belaya maruz kalmasına neden olur. Ancak Aziz ve Celil olan Allah'ın koruduğu kimse hariç.»

Ebu Cafer şöyle dedi: «Sizden biri elini kardeşinin cebine koyup istediği şeyi tam olarak alabilir mi? Alabiliyorsa ne âlâ. Aksi takdirde siz, iddia ettiğiniz gibi kardeş olamazsınız. Kardeşinin sana olan sevgisinin derecesini sen kendi kalbinde ona beslediğin sevginin derecesi ile anlayabilirsin. Çünkü kalbler karşılıklıdır.»

Ebu Cafer, serçelerin ötüşlerini işitince: «Bunlar ne diyorlar, biliyor musun?» diye sordu. Ben de, «Hayır» diye cevap verince şu karşılığı verdi: «Allah'ı teşbih ediyorlar ve ondan, kendilerine günlük rı-zıklarını vermesini istiyorlar.»

Ebu Cafer şöyle dedi: «Dilediğin ve sevdiğin sözleri söyleyerek Allah'a dua et, hoşuna gitmeyen bir durum meydana gelirse onun sevdiği ve istediği şeylerde kendisine muhalefet etme.»

Ebu Cafer şöyle dedi:

«Karın veya tenasül organının iffetinden daha faziletli ve daha üstün bir ibadet yoktur. Allah'ın en çok sevdiği şey, kendisinden dilekte bulunmandır. Kaza ve belayı ancak dua defeder. Hayırların sevabı en çabuk verileni, iyilik yapmaktır. Serlerin cezası en çabuk verileni de, taşkınlık yapıp asi olmaktır. Kişiye ayıp olarak/kendi yapamayacağı şeyi başkalarına emretmesi, kendisinin uzak duramıyacağı şeylerden başkasını menetmesi, kendisini ilgilendirmeyen şeylerle meclisindeki arkadaşlarına eza vermesi yeter, bunlar, derli toplu sözlerdir. Efradını cami, ağyarını manidir, yukarıdaki yasakları akıllı bir kimsenin yapmaması gerekir.»

Ebu Cafer şöyle dedi: «Kur'ân, Aziz ve Celil olan Allah'ın kelamıdır, mahluk değildir.»

Ebu Cafer dedi ki: Adamın biri, Mekke'ye giderken Hz, Ömer'le yoldaş oldu. Sonra bu adam yolda vefat etti. Hz. Ömer durdu, onunla ilgilendi ve namazını kılıp onu defnetti. Hz. Ömer'in şu beyti okumadığı gün çok azdır:

«Daha aşağısını ve eksiğini umduğum bir iş başa ulaştı. Tamamını ümid ettiğim bir istense geri kaldım.»

Ebu Cafer şöyle dedi: «Allah'a yemin ederim ki, 1.000 abid ölmek-tense, bir âlimin Ölmesini şeytan daha çok arzular.»

Ebu Cafer dedi ki: «Bir kulun gözü yaşarırsa Allah, o kulun yüzünü Cehennem ateşinden korur, gözyaşları yanaklarının üzerine akarsa yüzü tozlanıp zelil olmaz. Herşeyin belirli bir mükafatı vardır, ancak gözyaşının mükafatı hariç. Cenâb-ı Allah, bir gözyaşı damlası karşılığında denizler kadar günahları affeder. Eğer bir kimse Allah'tan korkarak bir ümmet için ağlarsa, Allah o ümmete rahmet eder.»

Ebu Cafer dedi ki: «Zengin iken seni gözeten, fakir iken senden alakasını kesen kardeşin ne kötü kardeştir.»

Ben derim ki: Şu üç beyit, hikmeti ve dünyadaki zahidliği içermektedir, özellikle son kısmı daha mükemmeldir, şöyle ki:

«Dünya bazı kimseleri aldattı, onlar dönüşü olmayan bir yere varıp konakladılar.

Kişi birşeye kızarsa o şey değişmez, birşeye razı olunca da o şey değişir.

Daha eksiğini ve aşağısını umduğum bir iş başa ulaştı.

Tamamını elde edeceğimi umduğum bir işten de geri kaldım.»

10.Bölüm