El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Fasıl

Taberanî, Salih b. Keysan'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Zührî ile arkadaşlık ettim. Birlikte ilim tahsil ettik. Sünnetleri yazalım ve peygamberden geldiği şekliyle hadisleri kayda geçirelim, dedik. Sonra bana …

Taberanî, Salih b. Keysan'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Zührî ile arkadaşlık ettim. Birlikte ilim tahsil ettik. Sünnetleri yazalım ve peygamberden geldiği şekliyle hadisleri kayda geçirelim, dedik. Sonra bana şöyle dedi: "Gel, ashabtan gelen sözleri de yazalım, çünkü bunlar da sünnettir." Ben: "Bu sünnet değildir, yazmayız." dedimse de o, sahabelerin sözlerini de yazdı, ama ben yazmadım. O hüccet oldu; ben heba olup gittim.»

İmam Ahmed b. Hanbel, Ma'mer'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Biz, Zührî'den daha çok hadis rivayet ettiğimizi sanıyorduk, ama Velid öldürüldükten sonra onun hazinesindeki defterler, bineklere yüklendi. O defterler Zührî'nin ilmini içeriyordu.»

Leys b. Sad'ın şöyle dediği rivayet edilir: «Zührî'nin önüne bir tas konuldu. O hadis anlatmaya başladı. Fecir doğuncaya kadar eli tasın içinde kaldı ve rivayet ettiği hadislerin hepsi de sahihti.» Asbağ b. Ferec, Zührî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Amelin vadisi vardır, o vadiye indiğinde mutedil ol, vadiden çıkıncaya kadar itidalini bozma. Orta yolu takip et, çünkü o seni katet-medikçe (bitkin düşürmedikçe) sen o vadiyi katedemezsin.» Taberanî, Zührî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Ubeydullah b. Utbe'ye hizmet ettim. Hizmetçisi evden ayrılıp gittiğimde bazen: «Kapıda kim var?» diye sorar, cariyesi de: «Gozu çapaklı hizmetçin kapıda duruyor.» diye* cevap verirdi. Cariye, b|mm °" nun kölesi olduğumu sanırdı. Ben Ubeydullah'a çok hizmet ederdim.

Öyle ki, abdest suyunu da getirirdim.»

Abdullah b. Ahmed b. Hanbel, Zührî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Said b. Müseyyeb, bir hadisi öğrenmek için üç günlük mesafeye giderdi.»

Evzaî, Zührî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Âlimin yanına gideriz. Onun verdiği edebleri öğrenmemiz, ilmini öğrenmemizden daha çok hoşumuza gider.»

Süfyan dedi ki: «Zührî, falan adam bana hadis nakletti, derdi. O ilim kaplarından bir kaptı, âlim olduğunu da söylemezdi.»

Malik dedi ki: «İlmi ilk tedvin eden kişi, İbn Şihab ez-Zührî'dir.»

Ebu'l-Melih dedi ki: «Zührî'yi hadis yazmaya zorlayan kişi, Hişam olmuştur. Artık bundan sonra hadis yazmaya başladılar.»

Reşid b. Sa'd, Zührî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«İlim hazinedir, anahtarı sorudur. Vahşi hayvanlar nasıl avlanırlarsa, ilim de soruyla avlanır.»

Zührî, bedevilerin yanma gider, ilmini unutmamak için onlara ilim öğretir ve şöyle derdi: «Unutmak ve müzakereyi terketmek, ilmi yok etmektir. Şu ilmi kibirlenerek elinde tutmaya çalışırsan seni mağlub eder ve ondan hiçbir şey elde edemezsin, ama sen onu günler ve gecelerle beraber yumuşak bir şekilde elde etmeye çalış ki, onu elde edebilesin.

İnsanlar, fesahattan daha çok hoşuma gidecek bir başka mürüvveti meydana getirebilmiş değildirler. İlim erkektir, onu ancak erkek adamlar sever. Erkeklerin dişiliğe meyyal olanları ilmi sevmezler.» Zührî, "Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki," diyen Ebu Hazim'e uğradı ve şöyle dedi: «Bana ne oluyor? Yularsız, dizginsiz hadisler görmekteyim. Allah'a, ilimden daha faziletli birşey ile ibadet edilmiş değildir.»

İbn Müslim Ebu Asım, Zührî'nin şöyle dediğim rivayet etmiştir:

«İnsanlar, kendi ilmiyle amel etmeyen âlimin ilmine güven duymazlar. Kendisinden hoşnut olunmayan bir âlimin sözüne de inanmazlar.»

Damüre, Yunus'un şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Zührî bana dedi ki:

- Kitapları çalmaktan sakın.

- Kitapları çalmak da ne demek?

- Onları âlimlerden menetmektir.»

İmam Şafiî, Zührî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Bir mecliste kitapsız hazır bulunmak zillettir.» Asmaî, Zührî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Sa'lebe b. Ebi Main'in meclisine katıldım, bana şöyle dedi:

- Görüyorum ki, ilmi seviyorsun. Öyle değil ini?

- Doğrudur.

- Öyleyse şu ihtiyarın (Said b. Müseyyed'in) yanından ayrılma.

Ben de yedi sene müddetle Said b. Müseyyeb'in yanında bulundum. Sonra Urve'nin yanma döndüm. Onun ilim denizinin ortasını fışkırttım.»

Leys, Zührî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«İlim tahsil ederken benim kadar sabır gösteren başka bir kimse yoktur ve benim kadar ilmi yayan başka bir kimse de yoktur. Urve b. Zübeyr'e gelince o, bir ilim kuyusudur ki kovalar, onun ilim suyunu bulandıranlaz. Said b. Müseyyeb'e gelince o da, kendini insanlar için vakfetmiştir. Onun adı her tarafa ulaşmıştır.»

Mekki b. Abdan, Malik b. Enes'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Emevilerden biri, Zührî'ye Said b. Müseyyeb'i sordu. O da onun âlimliğini ve hayırlı bir kimse olduğunu söyledi, durumunu anlattı. Said, bundan haberdar oldu. Zührî Medine'ye geldiğinde, Said'in yanına gidip selam verdi. Said, selamını almadı. Onunla konuşmadı. Said, oradan ayrılıp başka bir yere gidecek olunca Zührî peşine takıldı. Onunla birlikte yürüdükten sonra: «Bana ne olmuş? Sana selam veriyorum, sen benimle konuşmuyorsun? Benden birşey mi duydun yoksa? Oysa ben senin hakkında iyilikten başka birşey söylemedim.» dedi. Said ise, ona şu karşılığı verdi: «Sen beni Mervan'm oğullarına mı anlattın?»

Ebu Hatim, Zührî'nin şöyle anlattığını rivayet etmiştir:

«Abdülmelik b. Mervan'm zamanında Medineliler kıtlığa maruz kaldılar. Kıtlık, şehir halkının tümünü etkiledi. Bizim maruz kaldığımız kıtlık kadar başka hiçbir memleketin kıtlığa maruz kalmadıklarını düşündüm. Ben ailemin ve halkımın durumunu iyi anlıyordum, yanına gidip merhametini veya dostluğunu ümid edebileceğim bir kimse var mı acaba? diye düşündüm. Böyle biri bulunacağım sanmıyordum. Sonra: «Rızık, Aziz ve Celil olan Allah'ın elindedir.» dedim. Böyle dedikten sonra Medine'den ayrılıp yola çıktım. Nihayet Şam'a geldim.

Emevi camiine gittim. Gördüğüm en büyük ders halkasına gidip oturdum. Ben oturmakta iken, bir adamın halife Abdülmelik'in yanından çıkıp bizim tarafa geldiğini gördüm. Adam, iri yarı, yakışıklı ve güzel görünümlü idi. Oturmakta olduğumuz meclise gelince adamlar ona yer açtılar, oturdu ve şöyle dedi: «Bugün mü'minlerin emirine bir mektup geldi. Allah'ın onu halife kıldığı günden beri kendisine böyle bir mektup gelmiş değildir.» Oradakiler mektubun mahiyetini sorduklarında şöyle cevap verdi:

«Medine valisi Hişam. b. İsmail, ona gönderdiği bir mektupta şöyle diyor: Mus'ab b. Zübeyr'in cariyesinden doğup ölen bir çocuğun miras payını cariye olan annesi talep etmiş, ancak Urve b. Zübeyr, ona bu payı vermemiş ve cariyenin mirasçı olamayacağını iddia etmiş... Halife, bu hususta Said b. Müseyyeb'in, cariyelerin mirası hakkında Hz. Ömer'den rivayet ettiği hayal meyal bir hadisi hatırlıyor ama hadisin tam manasını hatır Uyamıyor.»

Orada bulunan Zührî: «Bu hadisin tamamım ben halifeye aktarabilirim.» deyince oraya gelen iri yarı ve yakışıklı Kabise adındaki adam kalkıp Zührî'nin elinden tuttu ve onu saraya götürdü. Sözün burasını Zührî'nin kendisinden dinliyelim:

«Kabise, halifenin kapısına varınca: "Esselamü aleyke" dedi. Halife ona: "Ve aleykesselam" diye cevap verdi. Kabise ona: "İçeriye girelim mi?" diye sorunca halife: "Gir." dedi. Kabise, elimden tutarak beni halifenin huzuruna götürdü ve şöyle dedi: "Ey mü'minlerin emiri, bu adam, senin cariyelerin mirası hakkında Said b. Müseyyeb'ten duyduğun ama tam hatırlayamadığın hadisi sana eksiksiz olarak aktarabilecektir."

Halife: "Haydi bakalım," deyince ben kendisine şöyle dedim:

- Said b. Müseyyeb'in anlattığına göre Ömer b. Hattab hazretleri, cariyelerin kendi oğullarının mallarıyla değerleri takdir edilerek azad edilmelerine karar vermiştir ve halifeliğin ilk zamanlarında bunu yazılı bir fermanla herkese duyurmuştur. Sonra Kureyşli bir adam vefat etti. Bu adamın cariyeden doğan bir oğlu vardı. Hz. Ömer, o çocuğu çok beğenip takdir ederdi. Çocuk mescitte bulunan Hz. Ömer'in yanına, babasının vefatından birkaç gece sonra uğradı. Hz. Ömer, ona şöyle dedi:

- Ey yeğen, annen hakkında nasıl bir muamele yaptın? .

- Ey mü'minlerin emiri, hayırlı bir muamele yaptım. Annemi cariye olarak bırakmak hususunda beni serbest bıraktılar.

- Ben sana onun kıymetini adilce takdir edip azad etmeni emretmiş değil miyim? Ben nasıl bir görüş ileri sürersem veya nasıl bir emir verirsem siz mutlaka onun hakkında ileri geri konuşup dedikodular yapıyor, itirazlarda bulunuyorsunuz.

Böyle dedikten sonra Hz. Ömer, minbere çıkıp oturdu, insanlar çevresinde toplandılar, epey bir kalabalığın toplandığını görünce şöyle söze başladı:

«Ey insanlar! Ben daha Önce bildiğiniz gibi çocuklu cariyeler hakkında bir emir vermiştim. Ama aranızda bundan başka bir görüş ıjneydana gelmiş. Bir adamın yanında çocuklu cariyesi varsa, kendisi yaşadığı müddetçe ona sahiptir, ama kendisi vefat ettikten sonra o çocuklu cariye artık hürdür, kimse onu cariye kılamaz. Hürriyyetini elinden alamaz.»

Abdülmelik bana sordu:

- Sen kimsin?

- Ben Muhammed b. Müslim b. Ubeyd b. Şihab ez—Zührî'yim.

- Ama' vallahi senin baban fitnede çığırtkan bir kimse olup fitne esnasında bizi rahatsız etmişti.

- Ey müminlerin emiri, sen de salih kulun (Hz. Yusuf un) dediğini söyle: «Bugün azarlanacak değilsiniz. Allah sizi bağışlar.» (Yûsuf, 92.)

- Evet, «Bugün azarlanacak değilsiniz. Allah sizi bağışlar.»

- Ey mü'minlerin emiri, bana maaş bağla, ben divandan herhangi birşey alamıyorum.

- Senin bulunduğun şehir halkından hiçbirine.şu fitne kopalı beri maaş bağlamış değiliz.

Böyle dedikten sonra Kabise'ye baktı. Ben ve Kabise onun huzurunda ayakta duruyorduk. Sanki, «Divandan şuna bir maaş bağlayın.» dercesine ona işaret etti. Kabise de bana dönüp şöyle dedi:

- Mü'minlerin emiri sana maaş bağlattı.

- Vallahi, ben ailemin yanından çıkıp geldiğimden beri onlar şiddetli bir ihtiyaç içindedirler. Muhtaçlıklarının derecesini ancak Allah bilir. Bütün Medineliler de muhtaç hale gelmişlerdir.

- Mü'minlerin emiri sana lütufta bulundu.

- Ey mü'minlerin emiri, bize hizmet edecek bir hizmetçi de lütfet-sen olmaz mı? Çünkü ailemin -kız kardeşim dışında- bir hizmetçisi yoktur. Şu anda kız kardeşim hem hamur yoğuruyor, hem yemek yapıyor, hem de buğday öğütüyor.

- Mü'minlerin emiri, sana hizmetçi de verdi.»

Evzaî, Zührî'den rivayet etti ki, Rasûlullah (s.a.v.), şöyle buyurmuştur:

«Zinakar, zina ederken mü'min değildir.» Evzaî diyor ki: Ben Zührî'ye şöyle sordum:

- Bu nedir, ne anlama geliyor?

- Allah ilim veriyor. Rasûlü, tebliğ etmekle, biz de bu bildiriye teslim olmakla yükümlüyüz. Hadisleri Rasûlullah'tan varid olduğu haliyle geçerli kılın.

Yeğeni, Zührî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Ömer b. Hattab Hazretleri, Lebid b. Rebia'nm şu kasidesinin rivayet edilmesini emir buyururdu:

«Rabbimizden korkup ona karşı takvah olmak, nafile ibadetlerin en hayırlısıdır.

Allah'ın izniyle ağır davran, yerine göre de aceleci ol.

Allah'a hamdederim. O'nun dengi yoktur.

Hayır ve iyilik O'nun ellerindedir... dilediğini yapar.

Kimi doğru yola iletirse o kişi hidayet bulur,

Kalbi ve fikri rahat olur. Kimi de dilerse sapıklıkta bırakır.»

Zührî dedi ki: Ubeydullah b. Abdullah b. Utbe'nin evine gittim, çok öfkeli olduğunu, öfkesinden solumakta olduğunu gördüm. Kendisine şöyle sordum:

- Hayrola, niçin bu kadar öfkelisin?

- Az önce halifeniz Ömer b. Abdülaziz'in yanına gittim. Yanında Abdullah b. Amr b. Osman da vardı. İkisine selam verdim, selamımı almadılar, ben de onlara şöyle dedim:

«Gururlanmayın, size gelen olunca konuşun onunla. Bir millete kibirden daha büyük bir bela gelmiş değildir. Yerin toprağına el sürün, çünkü ondan yaratıldınız. Dönüşünüz orayadır, kıyamette orada hasredileceksiniz.»

Ben kendisine dedim ki:

- Allah sana rahmet etsin! Senin gibi fakih, senin gibi faziletli, senin gibi yaşlı bir adam şiir söyler mi hiç?

- Kalbi yaralı kişi üfleyince rahatlar.

Yaşlı bir adam, Zührî'nin yanına geldi ve: «Bana hadis oku.» dedi. Zührî: «Sen lügat bilmiyorsun.» deyince yaşlı adam: «Belki biliyorum.» diye cevap verdi. Zührî ona: «Şairin şu sözü hakkında ne diyorsun?» diye sordu:

«İçki meclisinde bulunan kişi düşüp bayıldı, içki onun başını kaldırdı.

Onun her organı ve mafsalı artık ölmüştür.»

Zührî, adama sordu:

- Bu şiirde geçen mafsal kelimesi ne anlama geliyor?

- Dil anlamına geliyor.

- Öyleyse tekrar yanıma gel, sana hadis okuyayım. Zührî, şu beyitleri çok defa okuyup tekrarlardı: «Ey Cuman, gençlik gitti, artık geri gelmez.

Sanki gençliği hiç görmemiş olduk.

Ey Cuman, elimi bastonun topuzuna sardım.

Ey Cuman, avuçlarımda sanki olaylar akıp geçiyor.»

Zührî'nin yüzüğünün üzerinde şu ibare yazılıydı: «Muhammed (Zührî), Allah'tan afiyet diliyor.»

Zührî'nin kardeşi oğluna sordular:

- Amcan koku sürünür müydü?

- O kadar çok koku sürünürdü ki, bineğine vurduğu kırbacından misk kokusu saçılırdı.

Zührî dedi ki:

- Kendisine ateşin dokunmayacağı şeyi yanınızda çoğaltın.

- O şey nedir?

- İyiliklerdir.

Adamın biri, kendisini övünce Zührî, ona gömleğini verdi. Kendisine: «Sen, şeytanın sözüne karşılık gömleğini armağan olarak mı veriyorsun?» diye sorduklarında şu cevabı verdi: «Serden sakınmak da hayrı taleb etmek anlamına gelir.»

Süfyan dedi ki: Zührî'ye zahidin kim olduğunu sorduklarında şöyle dedi: «Zahid odur ki, helal şeyler onun şükrüne engel olmaz. Haram şeyler de onun sabrını mağlup etmez.»

Süfyan dedi ki: Zührî'ye şöyle dediler: «Ömrünün son deminde Medine'de ikamet edip Rasûlullah (s.a.v.)'m mescidinde otursan, biz de gelip o mescidin direklerinden birinin yanında otursak, sen de insanlara birşeyler anlatıp öğretsen daha iyi olmaz mı?» Onların bu teklifine şu cevabı verdi: «Eğer ben bunu yapacak olursam orada benim topuklarıma basılır, kalabalık çok olur. Bunu yapmamam gerekir, dünyadan uzak durmam, zahid olmam ve ahirete rağbet edip yönelmem gerekir.»

Zührî, Beyt-i Makdis dağlarında yirmi küsur peygamberin vefat ettiğini, bunların açlıktan ve çalışmaktan ötürü hayatlarını kaybettiklerini, ancak helal olduğunu bildikleri şeyleri yediklerini, yine ancak helal olduğunu bildikleri şeyleri giyindiklerini anlatmıştır.

Zührî derdi ki: «İbadet, vera1 ve zühddür. İlim, hasenedir. Sabır, zorluklara tahammül etmektir. Allah'a ve salih amele davette bulunmaktır.»