El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Haccac B. Yusuf Es-Sakafî'nîn Biyografisi

Haccac b. Yusuf b. Ebi Ukayl b. Mesud b. Amir b. Mateb b. Malik b. Ka'b b. Amr b. Sa'd b. Avf b. Sakif. Sakif in asıl adı ise Kisiy b. Mü-nebbih b. Bekir b. Hevazin'dir. Künyesi, Ebu Muhammed esSaka-fî'dir. Haccac, İbn …

Haccac b. Yusuf b. Ebi Ukayl b. Mesud b. Amir b. Mateb b. Malik b. Ka'b b. Amr b. Sa'd b. Avf b. Sakif. Sakif in asıl adı ise Kisiy b. Mü-nebbih b. Bekir b. Hevazin'dir. Künyesi, Ebu Muhammed esSaka-fî'dir.

Haccac, İbn Abbas'tan hadis dinlemiş; Enes'ten, Semüre b. Cün-dep'den, Abdülmelik b. Mervan'dan ve Ebu Bürde b. Ebi Musa'dan rivayetlerde bulunmuştur. Enes b. Malik, Sabit el-Benanî, Humeyd et-Tavil, Malik b. Dinar, Cevad b. Mücalit, Kuteybe b. Müslim, Said b. Ebi Arube de kendisinden rivayetlerde bulunmuşlardır. İbn Asakir böyle demiştir.

Şam'da evleri vardı. Bunlardan biri Darurrivaye'dir ki, İbn Ebi Hadid'in köşkünün yakınındaydı.

Abdülmelik, Haccac'ı Hicaz valiliğine tayin etti. O da İbn Zübeyr'i öldürdü. Sonra Abdülmelik onu Hicaz valiliğinden alıp Irak'a tayin etti. O da Şam'a Abdülmelik'in ziyaretine gitti.

İbn Asakir, Muğire b. Müslim'den rivayet etti ki, Muğire'nin babası Müslim şöyle demiştir:

«Haccac b. Yusuf, bize bir hutbe irad etti. Kabri anlattı ve anlatırken: "Kabir yalnızlık evidir, gurbet evidir..." dedi. Nihayet hem kendisi ağladı, hem çevresindekileri ağlattı. Sonra da şöyle dedi: Müminlerin emiri Abdülmelik b. Mervan'm şöyle dediğini işittim: "Osman b. Affan, irad ettiği bir hutbesinde şöyle demişti: "Rasûlullah (s.a.v.), bir mezara baktığında veya mezardan bahsettiğinde mutlaka ağlardı."»

Ahnıed b, Abdülcebbar, Malik b. Dinar'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Bir gün Haccac'm yanma gittim. Bana şöyle dedi:

- Ey Ebu Yahya! Sana Rasûlullah'tan güzel bir hadis nakledeyim

mi?

- Evet.

- Ebu Bürde, bana Ebu Musa'nın şöyle dediğini rivayet etti: Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: "Allah'a ihtiyacı olan kimse, her farz namazın peşi sıra duada bulunsun."

Bu hadisin benzeri hadisler, sünenlerde ve müsnetlerde mevcuttur. Doğrusunu Allah bilir.

Şafiî'den şöyle rivayet edilmiştir: Muğire b. Şube, karısının yanına gitti. Karısı dişlerinin arasını temizlemekteydi. Vakit sabahtı, karısına şöyle dedi: "Vallahi, eğer sabahleyin erkenden, hiçbir iş yapmadan ilk iş olarak kahvaltıyı yapmışsan, sen ahmak ve alçaksın. Eğer dişlerin arasında temizlediğin kalıntılar dünden kalma ise o zaman da sen çok kirli ve pasaklısın." Böyle dedikten sonra karısını boşadı. Karısı da şöyle cevap verdi: "Allah'a yemin ederim ki, söylediğin her iki durum da bende mevcut değildir. Sabahleyin erkenden dişimi mis-vakladım. Misvakın bir parçası dişlerimin arasında kalmıştı. Şimdi onu çıkarmaya çalışıyordum."

Muğire, Haccac'm babası Yusuf a: "Bu kadınla sen evlen. Çünkü bu kadın, lider olacak bir erkeği doğuracak kadındır." dedi ve Haccac'm babası Yusuf onunla evlendi. Duyduğuma göre Haccac'm babası o kadınla gerdeğe girdiğinde cinsel temasta bulunduktan sonra uykuya daldı. Rüyasında kendisine şöyle denildi: "Nadasa kalmış toprağı ne kadar da çabuk aşıladın."

İbn Hallikan dedi ki: Haccac'm annesinin adı, Faria binti Hem-mam b. Urve b. Mesud es-Sakafî'dir. Kocası Haris b. Kelde es-Sakafî 1(ü ki, bu Arap tabiplerindendi. Misvakla ilgili bu hikaye ondan nakledilmiştir.

'el-Ikd" adlı eserin sahibinin anlattığına göre Haccac ile babası J-aitte çocukları eğitirlermiş. Sonra Şam'a gelmiş, Abdülmelik'in ve-zıri ^h b. Zenba'nın yanma varmıştı. Abdülmelik, askerlerin kendi zıri mola verdiği yerde mola verdiklerini, harekete geçtiği yerde de harekete geçmediklerini söyleyerek Ruh'a şikayette bulunmuştu. Ruh da: "Bu işi iyi idare edebilecek bir adam yanımda vardır." demiş; Bunun üzerine Abdtilmelik de Haccac'ı ordu komutanlığına tayin etmişti. Artık mola yerlerinde hareket anlarında askerler geride kalmıyorlardı düzenli bir şekilde hareket ediyorlardı. Nihayet Haccac, yemek molası vermekte olan Ruh b. Zenba'mn çadırına gitmiş, çadırının iplerini koparmış, çevresinde dolanmış ve çadırını yakmıştı. Bunun üzerine Ruh Abdülmelik'e şikayet etmişti. Abdülmelik de Haccac'a şöyle sormuştu:

- Niçin böyle yaptın?

- Ben yapmadım, bunu yapan sensin. Çünkü benim elim senin elindir, benim kırbacım da senin kırbacındır. Eğer yaktığım çadırının karşılığında Ruh'a iki çadır; vurduğum kölesinin karşılığında da iki köle verirsem bunun sana ne zararı olur. Beni tayin ettiğin görevden alma ve şevkimi kırma.

Bunun üzerine Abdülmelik, Haccac'm dediğini yaptı. Haccac da onun yanında yükseldi. ,

Haccac, hicretin seksendördüncü senesinde Vasıt şehrini inşa etmeye başladı. Bu işi seksenaltmcı senede tamamladı. Daha önce tamamladığı da söylenir.

Onun zamanında mushaflar noktalandı. Biyografisinden bahsedilirken kendisine önce Küleyb adının verildiği, sonra Haccac adının verildiği söylenir. Doğumu esnasında annesinin rahminden çıkamamış, bir nevi ameliyat neticesinde doğmuştu. Günlerce annesinin memesini emmemişti. Nihayet kendisine önce bir oğlak kam, sonra silahlı bir adamın kanı içirilmiş ve o kan yüzüne sürüldükten sonra emmeye başlamıştı. Kan akıtmaya karşı aşırı bir tutku ve sevgisi vardı. Çünkü ilk olarak yüzüne sürülen kanı emmişti. Anlatıldığına göre annesi, oğlunun muzaffer olmasını temenni edermiş. Haccac'da büyük bir şehamet vardı, kılıcında ise zulüm vardı. Allah'ın, öldürülmesini haram kıldığı birçok canları basit sebepler ve çok küçük şüphelerle öldürmüştü. Hükümdarlar gibi gazablanırdı. Anlatıldığına göre Ziyad b. Ebihi'ye benzemeye çalışırmış. Ziyad da Ömer b. Hattab'a benzemeye çalışırmış. Halbuki bunlar ona ne eşit, ne de yakındırlar.

İbn Asakir, tabiilerin büyüklerinden olup Cabiye'de Hz. Ömer'in hutbesini dinleyen, büyük çapta zühd ve ibadet sahibi, her gece namazda üç hatim yapan Mısır kadısı Selim b. Anez et-Tecibî'nin biyografisinde şöyle bir olaydan bahseder:

"Haccac, Mısır'da babasıyla birlikte büyük camide bulunuyordu. Sözünü ettiğimiz Selim b. Anez yanlarından geçince Haccac'm babası kalkıp ona selam verdi. Sonra da ona şöyle dedi:

- Ben mü'minlerin emirinin yanma gideceğim. Onun katında görülecek bir işin varsa söyle?

- Evet. Onun katında görülecek işim şudur ki, beni kadılıktan azletmesini ondan isteyesin.

- Sübhanallah! Allah'a yemin ederim ki, günümüzde senden daha iyi bir kadı'nm bulunduğunu bilmiyorum.

Böyle dedikten sonra Haccac'm babası, oğlunun yanma döndü. Oğlu Haccac, ona şöyle dedi:

- Babacığım! Sen Sakifli olduğun halde nasıl olur da Tecibli bir adamın önünde ayağa kalkarsın?

- Ey oğulcuğum! Allah'a yemin ederim ki ben, bütün insanların, bu ve benzeri adamlar sayesinde ilahi rahmete mazhar olduklarına inanıyorum.

- Allah'a yemin ederim ki, mü'minlerin emirine bu ve benzeri a-damlardan daha zararlı kimseler yoktur.

- Neden ey oğulcuğum?

- Çünkü bu ve benzeri adamların etrafında insanlar toplanırlar, bunlar da onlara Ebu Bekir'in ve Ömer'in yaşantısından bahsederler. Sonra da dinleyicileri, mü'minlerin emirinin yaşantısını hor ve küçük görürler. Ebu Bekir'le Ömer'in yaşantılarına göre yaşantısının İslâm'a uygun olmadığını anlarlar ve dolayısıyla düşmanlık besleyip ayaklanarak mü'minlerin emirini görevden haleder ve ona itaatin gerekli olmadığına inanırlar. Allah'a yemin ederim ki, eğer ben yetki sahibi olursam, bu ve benzeri adamların boyunlarını vururum!

- Ey oğulcuğum! Allah'a yemin ederim ki ben, Aziz ve Celil olan Allah'ın seni şaki olarak yarattığım sanıyorum.

Bu da gösteriyor ki, Haccac'm babası, halife nezdinde itibarlı bir kimse olup sağlam bir önseziye ve ferasete sahipti. O, oğlu Haccac'm akibetini o zamandan sezmişti."

Dediler ki: Haccac, hicretin otuzdokuzuncu senesinde doğdu. Kırkıncı senede, kırkbirinci senede doğduğuna dair zayıf rivayetler de vardır. Akıllı, fasih ve beliğ bir genç olarak yetişti. Kur'ân'ı ezberledi. Seleften birinin anlattığına göre Haccac, her gece Kur'ân okurmuş.

Ebu Amr b. A'lâ; "Ondan ve Hasan-ı Basrî'den daha fasih bir kimse görmedim. Hasan, ondan daha fesahatli idi." demiştir.

Darekutnî, Ukbe b. Amr'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"insanların akıllarının birbirine yakın olduğunu gördüm. Ancak Haccac ile İyaz b. Muaviye'ninki hariç. Çünkü bu ikisinin aklı, diğer tüm insanların akıllarından daha üstündü."

Önceki kısımlarda da anlatıldığı gibi halife Abdülmelik, hicretin yetmişüçüncü senesinde Mus'ab b. Zübeyr'i öldürdükten sonra onun Kardeşi Abdullah'ın üzerine Haccac'ı gönderdi. Haccac, Mekke'de onu kuşatma altına aldı ve o sene insanlara haccettirdi. Kendisi ve bera--berindekiler, Beyt'i tavaf etme imkanını bulamadılar. İbn Zübeyr ve beraberindekiler de vakfe yapma imkanını bulamadılar. Haccac, onu kuşatma altında tutmaya devam etti. Nihayet hicretin yetmişüçüncü senesinin cemaziyelevvel ayında onu mağlub etti. Bundan sonra halife Abdülmelik, Haccac'ı; Mekke, Medine, Taif ve Yemen valiliklerine atadı. Daha sonra kardeşi Bişr'in Ölümünün ardından onu Irak'a nakletti ve Önceki kısımlarda anlattığımız gibi Haccac, gidip Kûfe'ye girdi. Kûfelilere, önceki sayfalarda anlattığımız nutkunu irad etti ve eziyetlerde bulundu, aralarında tam yirmi sene kaldı. O esnada büyük çapta ve yaygın fetihler gerçekleştirdi. Öyle ki, süvarileri Hind ve Sind'e ulaştılar. Oradaki şehir ve mıntıkaları fethettiler. Süvarileri ayrıca Çin ülkesine yaklaştılar. Orada, daha Önce anlatmış olduğumuz bazı işler gerçekleştirdi. Biz burada onun gösterdiği cesaret ve kahramanlıkları, büyük işler karşısındaki soğukkanlılığını anlatacağız. Övgüye layık icraatlarını, yerilecek söz ve fiillerini Ibn Asakir'le diğerlerinin nakillerine göre aktaracağız.

Ebu Bekir b. Ebu Hayseme'den şöyle rivayet edilmiştir: Haccac b. Yusuf, bir defasında Said b. Müseyyeb'in yanıbaşmda namaz kıldı. Haccac, o zamanlar yetkisi olmayan bir kimseydi. Namazda imamdan önce elini kaldırıyor ve yine imamdan önce secdeye varıyordu. Selam verdikten sonra Said b. Müseyyeb, onun abasının yakasından tuttu. Namaz sonrası zikrine devam etti. Haccac da yakasını onun elinden kurtarmaya çalışıyordu. Nihayet Said, zikrini tamamladı ve Haccac'a dönüp şöyle dedi: "Ey hırsız, ey hain! Sen namazı böyle mi kılarsın? Namazı bu şekilde kılarken şu ayakkabıyla senin suratına vurmak istedim." Haccac, ona cevap vermedi, çekip gitti. Haccını yaptı, sonra dönüp Şam'a gitti. Bilahare vali olarak Hicaz'a geldi. İbn Zübeyr'i öldürdükten sonra vali olarak Medine'ye geldi. Mescid-i Nebevî'ye girdiğinde Said b. Müseyyeb'in etrafında insanlar oturmuşlardı. Haccac, ona doğru gitti. İnsanlar, Said'e zarar vermesinden korktular. Gidip Said'in önünde oturdu ve ona: "O sözlerin sahibi sensin değil mi?" dedi. Said de eliyle göğsüne vurup: "Evet." dedi. Haccac da ona: "İyiliği öğretip iyi yolda terbiye verdiğin için Allah sana hayır mükafat versin. Senden sonra her namaz kılışımda, bana söylemiş olduğun o sözleri mutlaka hatırlardım." dedi. Sonra kalkıp gitti.

Reyyaşî'den şöyle rivayet edilmiştir: Haccac, İbn Zübeyr'i öldürdüğü zaman Mekke'de o kadar çok insan ağladı ki, yer yerinden oynadı. Haccac, emir verdi, halk mescitte toplandı. Sonra kendisi minbere çıkıp Allah'a hamd ü senada bulunduktan sonra şöyle dedi:

"Ey Mekkeliler! Duyduğuma göre îbn Zübeyr'in öldürülmesini büyük bir olay olarak telakki etmişsiniz? Dikkat edin! İbn Zübeyr, bu

ümmetin hayırlı ve seçkin kimselerindendi, fakat halifeliğe rağbet etti Halifeliği ele geçirmek için hilafet ehli kimselerle çekişti. Allah'ın taatından çıkıp Allah'ın Harem'ine sığındı. Eğer asileri koruyacak bir sey mevcut olsaydı, Adem peygamber, Allah'ın cezasına karşı korunurdu. Çünkü Allah, onu kendi eliyle yaratmış, ona kendi ruhundan üflemiş, melekleri ona secde ettirmiş, keramet ve kıymetini ona mubah kılmış, onu Cennet'ine yerleştirmişti. Ama Adem, hata işleyince Cenâb-ı Allah, hatası nedeniyle onu Cennet'ten çıkardı. Adem, Allah katında İbn Zübeyr'den daha kıymetlidir. Cennet de Ka'be'ye göre daha hürmetlidir. Öyleyse kalkın Allah'ı zikredin ki, Allah'da sizi ansın."

İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu's-Sıddık en-Nacî'nin şöyle dediğini

rivayet etmiştir:

"Haccac, oğlu Abdullah'ı öldürdükten sonra Esma binti Ebi Bekir'in yanına gidip şöyle dedi:

- Doğrusu senin oğlun bu Ka'be'de dinden çıktı. Allah da ona acıklı azabı tattırdı.

- Yalan söyledin, benim oğlum anne ve babasına iyi davranan, oruç tutan, namaz kılan bir kimseydi. Allah'a yemin ederim ki, Rasû-lullah (s.a.v.) bize şu haberi vermiştir: "Sakif kabilesinden iki yalancı çıkacaktır, bunlardan sonuncusu ilkinden daha şerlidir ki, o da katildir."

Ebu Ya'lâ, Esma binti Ebi Bekir'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

Rasûlullah (s.a.v.)'ın müsleyi (insanların vücuduna eziyet ederek öldürmeyi ve organlarını kesip koparmayı) yasakladığını işittim ve yine onun şöyle buyurduğunu işittim: "Sakif kabilesinden biri yalancı, diğeri katil iki adam çıkacaktır."

Esma diyor ki: B|en Haccac'a şöyle dedim: "Yalancıyı gördük. Katile gelince o da sensin ey Haccac!"

Ubeyd b. Humeyd'den şöyle rivayet edilmiştir: «Haccac, oğlunu öldürdükten sonra başsağlığı dilemek için Esma binti Ebi Bekir'in yanına gitmişti. Esma da ona şöyle demişti: Ben, Rasûlullah (s.a.v.)'m şöyle buyurduğunu işittim: "Sakif kabilesinden biri katil, diğeri yalancı iki kişi çıkacaktır." Yalancı kişi, İbn Ebi Ubeyd (yani Muhtar)'-dı. Katile gelince o da sensin!»

İmam Şafiî, Nafi'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

'Ibn Zübeyr'in öldürüldüğü gecelerde Abdullah b. Ömer, uzlete Çekildi. Haccac da o zaman Mina'daydı. Abdullah, Haccac'la beraber namaz kılmıyordu."

Sevrî, Muhammed b. Münkedir'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: ^abir (r.a.), Haccac'm yanma gitti. Ona selam vermedi ve arkamda namaz da kılmadı."

İshak b. Raheveyh, Ka'ka' b. Sait'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Haccac, okuduğu bir hutbesinde şöyle dedi: "İbn Zübeyr, Allah'ın kitabını değiştirdi." İbn Ömer de ona şöyle dedi: "Allah, onu bu işe musallat kılmadı ve sen de onunla beraber olmadın."

İbn Ömer diyor ki: Eğer ben Haccac'a: "Sen yalan söylüyorsun." demek isteseydim, diyebilirdim.

Şehr b. Havşeb'ten ve diğerlerinden şöyle rivayet edilmiştir:

"Haccac, hutbeyi uzattı. İbn Ömer de şöyle demeye başladı: "Namaza! Namaza!." Bu sözünü defalarca tekrarladı. Sonra kalkıp namazı kıldı. Cemaat da namazlarını kıldılar. Haccac imamlık yaptı. Namazdan sonra İbn Ömer'e: "Neden böyle yaptın?" diye sorunca İbn Ömer, ona şu karşılığı verdi: "Biz buraya namaz için geliyoruz. Namazı vaktinde kıl, sonra ne konuşacaksan konuş."

Asmaî dedi ki: Amcamın şöyle dediğini işittim:

«Benim duyduğuma göre Haccac, İbn Zübeyr'i öldürdükten sonra Medine'ye geldiğinde şehir dışında yaşlı bir adama rastladı ve ona Medinelilerin durumunu sordu. O adam: "Çok kötü haldedirler. Rasû-lullah'ın havarisinin oğlu öldürüldü." dedi.

Haccac da ona şöyle sordu:

- Onu kim öldürdü?

- Günahkar ve lanetli Haccac öldürdü. Allah'ın lanetleri ve tehlikeleri Haccac'in üzerine olsun. O, Allah'ı çok az gözetiyor.

Haccac, yaşlı adamın bu konuşmasına çok kızdı, sonra ona şöyle dedi:

- Ey ihtiyar! Kendisini görecek olursan Haccac'ı tanır mısın?

- Evet! Allah, ona hayır ve iyiliği göstermesin. Onu zarar ve ziyandan korumasın.

Haccac, yüzündeki peçeyi açıp yaşlı adama: "Ey ihtiyar! Şimdi kanın akınca Haccac'ın kim olduğunu anlayacaksın." dedi. Yaşlı a-dam, işin ciddi olduğunu anlayınca şöyle dedi; "Vallahi ey Haccac, bu çok acaip bir durum oldu. Ama sen de beni tamsaydm bana söyle demezdin. Ben, Abbas b. Ebi Davud'um, her gün beş kez bayılırım. Haccac da ona: "Haydi git, Allah seni delilikten kurtarmasın ve sana afiyet yermesin." dedi.»

İmam Ahmed b. Hanbel, Abdullah b. Cafer'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Halid b. Yezid b. Muaviye, Abdülmelik'e şöyle dedi:

- Haccac'a bu imkanı sen mi veriyorsun?

- Bunun ne zararı var?

- Vallahi o insanların en belahsıdır. -Nasıl?

- Vallahi ey mü'minlerin emiri, ben, Remle binti Zübeyr'le evlen-dişimden ^erj Zübeyr ailesine olan kinim kalbimden gitmiştir.

Sanki o esnada Abdülmelik uyuyordu da uyanır gibi oldu ve Haccac'a bir mektup yazarak Remle'yi boşatmasını emretti. O da boşattı.»

Said b. Arube'den şöyle rivayet edilmiştir: «Haccac, bir defasında

hacca gitti. Mekke ile Medine arasında bir yerde mola verdiğinde yemeği getirildi. Emir erine: "Benimle beraber yemek yiyecek birini bul ve yanıma getir." diye emretti. Emir eri de gitti, bir bedevinin uyumakta olduğunu gördü, ayağıyla ona vurarak: "Emirin çağrısına icabet et." dedi. Bedevi, ayağa kalktı ve onunla birlikte geldi. Yanma vardığında Haccac, ona şöyle dedi:

- Ellerini yıka da gel, benimle yemek ye.

- Senden daha hayırlı biri beni davet etti.

- Kimdir o?

- Allah, beni oruca davet etti, ben de davetine icabet ettim.

- Bu şiddetli sıcakta mı oruç tuttun?

- Evet, bundan daha şiddetli olan bir günde oruç tuttum.

- Bugün orucunu aç, yarın tut.

- Eğer yarına kadar yaşayacağıma garanti verirsen yaparım.

- Benim buna gücüm yetmez.

- Öyleyse yetkili olmayacağın yarına karşılık bugünümü benden nasıl istersin?

- Bizim yemeğimiz lezzetlidir.

- Onu lezzeti veren ne sen ne de aşçıdır. O yemeği lezzetlendiren şey afiyettir.» .