El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Hicretin Doksanbirinci Senesi

Bu senenin yaz mevsiminde Mesleme b. Abdülmelik ile kardeşi oğlu Abdülaziz b. Velid, gazaya gittiler. Mesleme, Türk illerine de gazaya gitti. Nihayet Azerbaycan tarafındaki Bab'a vardı, çok sayıda şehir ve kaleler …

Bu senenin yaz mevsiminde Mesleme b. Abdülmelik ile kardeşi oğlu Abdülaziz b. Velid, gazaya gittiler.

Mesleme, Türk illerine de gazaya gitti. Nihayet Azerbaycan tarafındaki Bab'a vardı, çok sayıda şehir ve kaleler fethetti.

Velid, amcası Muhammed b. Mervan'ı Cezire ve Azerbaycan valiliklerinden azletti, yerine kardeşi Mesleme b. Abdülmelik'i tayin etti.

Musa b. Musayr ise, Mağrib illerine gazaya gitti. Çok sayıda şehirler fethetti. Fethettiği yeryerde yaşayan hiçbir kimse yoktu. Ama köşklerin ve evlerin kalıntıları vardı. Orada yaşamış olan insanların nimet ve refah içinde oldukları, alametlerden açıkça anlaşılıyordu. O bölgelerde yaşamış kimseler üzerinde deveran eden bol nimetler vardı, ama hepsi helak olup gitmişlerdi. Onlardan haber veren de kalmamıştı.

O senede Kuteybe b. Müslim, daha önce yapmış oldukları barış antlaşmalarım bozan Türk illerinin üzerine yürüdü. Onlarla şiddetlice savaştı. Öyle savaşlar cereyan etti ki, çocuklar bile bu savaşın şiddetinden ihtiyarlardı. Çünkü o beldelerin hükümdarları, geçen sene ilkbaharda bir araya gelip birleşik bir cephe teşkil etmek ve Kuteybe ile savaşmak kararını vermişlerdi. Bütün Arapları kendi beldelerin-n k°vmadıkça savaştan kaçmamaya yemin etmişlerdi. Korkunç büyüklükte bir cephe ve büyük bir ordu teşkil ettiler. Hiçbir yerde o kadar büyük bir cephe görülmemişti. Ancak Kuteybe, onları büyük bir yenilgiye uğratıp çok sayıda insanı öldürdü. Anlatıldığına göre bazı yerlerde mağlub ettiği askerlerden o kadar adamı darağacına astı ki bunların saflarının uzunluğu dört fersah kadardı. Çok sayıda kafir öldürdü.

Daha sonra Türklerin büyük hükümdarı Neyzek Han'ı şehir şehir kovaladı. Nihayet onu, oralardaki bir kalede kuşatma altına aldı. Kuşatma, peşpeşe iki ay sürdü. Sonunda Neyzek Han'ın yanındaki azıklar tükendi. O ve beraberindeki askerleri ölümle yüzyüze gelmişlerdi. Kuteybe, onu yerilmiş, güçsüz bırakılmış, ama güven içersinde yanına getirecek birini ona gönderdi. Yanma getirildikten sonra Neyzek Han'ı zindana attı. Sonra da bu durumu bir mektupla Haccac'a bildirdi. Kırk gün sonra Haccac'ın gelen cevabî mektubunda Neyzek Han'ın öldürülmesi emrediliyordu. Kuteybe, komutanları toplantıya çağırdı. Onlara bu hususta danıştı. Her biri ayrı birşey söyledi. Kimi onu öldür, kimi öldürme, diyordu. Komutanlardan biri, Kuteybe'ye şöyle dedi: «Mağlub ettiğin takdirde Neyzek Han'ı öldüreceğine dair Allah'a söz vermiştin. Allah, bu fırsatı sana verdi, onu Öldür.»

Kuteybe de: «Allah'a yemin ederim ki, eğer sadece üç kelime söyleyebilecek kadar ömrüm kalmış olsa bile Neyzek'i öldürürüm. Onu öldürün, öldürün!» dedi. Neyzek ve maiyetindeki adamlarından, komutanlarından 700 kişi bir sabahta öldürüldüler. Kuteybe onların mallarını, atlarım, kadınlarım, çocuklarını ve çok sayıda eşyalarını aldı. Bu senede çok şehirler fethetti. Çok hükümdarlıkları kendine bağladı. Mal, kadın, altın ve gümüş kapla dolu çok kaleleri ele geçirdi. Sonra kale ve çiftlikleri içeren, büyük bir şehir olan Talikan üzerine yürüdü. Orayı aldı, ve oraya bir naib tayin etti. Buradan da çeşitli kasaba ve çiftlikleri içeren Faryab iline gitti. Buranın hükümdarı gelip Kuteybe'ye teslimiyetini arzetti. Kuteybe de oraya bir naib tayin etti.

Kuteybe, daha sonra Cürcan üzerine yürüdü. Oraya hükümdarının elinden aldı ve bir adamını naib olarak bıraktı. Sonra Belh'e gitti. Şehire girdi. Orada sadece bir gün ikamet etti. Sonra çıkıp Bağlan'da bulunan Neyzek Han üzerine gitti. Neyzek Han, ülkesine giriş yeri olan boğazın ağzında ordugah kurmuştu. Boğazın ağzında Şemsiye adında bir büyük kale vardı. Bu kale, yüksek ve geniş olduğundan ötürü şemsiye adını almıştı. Rü'b ve Semencan hükümdarı Rü'b Han, Kuteybe'nin yanına geldi. Kale girişini ona göstermek şartıyla eman diledi. Kuteybe, ona eman verdi ve onunla birlikte birkaç adamını kaleye gönderdi. Kaleye geceleyin vardılar. Kapısını açıp içeri girdiler. Kale halkından bir kısmını öldürdüler. Geri kalanlar ise kaçtılar.

Kuteybe, Şi'b'e girdi. Semencan'a gitti. Semencan büyük bir şehirdi orada kaldı. Kardeşi Abdurrahman'ı o belde ve şehirlerin hükümdarı Neyzek Han'ın peşine büyük bir askeri birlikle gönderdi. Ab-durrahman, Neyzek Han'ın peşisıra Bağlan'a gitti. Orayı kuşatma altına aldı. Bu kuşatma iki ay sürdü. Nihayet yanındaki azık tükendi. Kuteybe, Nasih adında bir tercümanı ona göndererek kendisine şu talimatı verdi: «Bana Neyzek Han'ı getir. Eğer yanıma döndüğünde o senin beraberinde değilse, boynunu vururum.» Kuteybe, Nasih'le birlikte bol miktarda gıda maddesi ve hediyeler de gönderdi. Tercüman Nasih, Neyzek Han'ın yanına vardı. Gıda maddelerini ve hediyeleri ona takdim etti. Neyzek Han'ın adamları, bu gıda maddeleri ile hediyelerin üzerine atıldılar ve kapışıp götürdüler. Açlıktan bitkin hale gelmişlerdi. Sonra tercüman Nasih, Neyzek Han'a eman verdi ve canının bağışlanacağına yemin etti. Onu alıp Kuteybe'nin yanma getirdi. Beraberinde adamlarından ve aile efradından 700 kişilik bir grup da vardı. Kuteybe, bu şekilde birçok hükümdara eman verdi, canlarını bağışladı, ülkelerine ve beldelerine hakim oldu. Doğrusunu, noksanlıklardan münezzeh olan yüce Alah daha iyi bilir.

Vakidî ve değerleri dediler ki: Bu senede mü'minlerin emin Velid b. Abdülmelik, insanlara haccettirdi. Medine'ye yaklaştığında vali Ömer b. Abdülaziz, şehrin eşrafına emir vererek onu karşılamaya çıkardı. Velid b. Abdülmelik, kendilerine güleryüz gösterip ihsanda bulundu. Sonra da peygamber şehri Medine'ye girdi. Mescid, onun için boşaltıldı. Mescitte Said b. Müseyyeb'ten başka kimse kalmadı. Onu da dışarı çıkarmaya kimse cesaret edememişti. Üzerinde ancak beş dirhem değerinde giysiler vardı. Ona: «Ey ihtiyar, mescitten uzaklaş, çünkü mü'minlerin emiri geliyor.» dediklerinde o: «Vallahi mescitten çıkmam.» dedi. Velid mescide girdi. Dolaşmaya başladı. Mescidin değişik yerlerinde namaz kıldı. Aziz ve Celil olan Allah'a dua etti.

Ömer b. Abdülaziz dedi ki: Said b. Müseyyeb'i görmesinden korktuğum için halife Velid'i onun bulunduğu tarafa gitmekten vazgeçirmeye çalıştım, ama istemiyerek onunla karşı karşıya geldi.

- Bu adam kim? Yoksa Said b. Müseyyeb mi? diye sorması üzerine ben:

- Evet, odur ey mü'minlerin emiri, eğer senin geldiğini bilseydi kalkıp sana selam verirdi, dedim. Velid de şöyle dedi:

- Sen onun bize ne kadar öfke duyduğunu biliyorsun.

- Ey mü'minlerin emiri, o şöyledir ve şöyledir.

Böyle diyerek onu övmeye başladım. Velid de onun âlim ve dindar bir kimse olduğunu söyleyerek övmeye başladı. Ben dedim ki:

- Ey mü'minlerin emiri, onun gözleri zayıflamıştır (Böyle diyerek onu görmediğine bir mazeret bulmak istedim.).

— Biz onun yanına gitmeliyiz.

Velid, Said b. Müseyyeb'e doğru gitti. Yanına vardığında selarn verdi. Ancak Said, ona hürmet gösterip ayağa kalkmadı. Velid, ona şöyle sordu:

- Şeyhimiz nasıl?

- İyiyim, Allah'a hamdolsun. Ya mü'minlerin emiri nasıl?

- İyiyim, bir ve tek olan Allah'a hamdolsun.

Böyle dedikten sonra Velid, oradan ayrıldı ve Ömer b. Abdüla-ziz'e:

- Said, insanların fakihidir, dedi. Ömer b. Abdülaziz de:

- Evet, öyledir ey mü'minlerin emiri, diye karşılık verdi. Dediler ki: Velid daha sonra gidip Rasûlullah (s.a.v.)'ın minberine

çıktı. Hutbe irad etti. Birinci hutbede oturdu. İkincide ayağa kalktı. Konuşmasını sürdürdü ve: «Osman da böyle hutbe irad etti.» dedi. Sonra oradan inip gitti. Medinelilere hol miktarda altın ve gümüş dağıttı. Sonra Peygamber Mescidi'ne, yanında bulunan Ka'be örtülerinden bir örtü giydirdi. Bu örtü kaim ipektendi.

Hicretin Doksanbirinci Senesinde Vefat Eden Meşhur Şahsiyetler