Bu senede halife Süleyman b. Abdülmelik, safer ayının onuncu gününde veya bu ayın bitimine on gün kala cuma günü kırküç yaşında veya kırkbeş yaşında vefat etti. Kırk yaşını geçmediği de söylenir. İki yıl sekiz ay süreyle halifelik yaptı.
Ebu Ahmed el-Hakim'in ifadesine göre Süleyman b. Abdülmelik, bu senenin ramazan ayının bitimine onüç gün kala cuma günü vefat etmiştir. Üç sene üç ay, beş gün süreyle halifelik yapmıştır. Vefatında otuzdokuz yaşındaydı. Ama sahih olan kavil, cumhura ait birinci kavildir. Doğrusunu Allah bilir.
Süleyman b. Abdülmelik b. Mervan b. Hakem b. Ebi'l-As b. Ü-meyye b. Abdişems el-Kuraşi elÜmevî Ebu Eyyüb, Medine'ye bağlı Beni Cezire'de doğdu. Babasının yanında Şam'da büyüdü. Babasından, dedesinden ve dolayısıyla müminlerin annesi Hz. Aişe'den iik hadisesi ile ilgili hadisi rivayet etti.
Abdurrahman b. Hüneyde'den rivayet olunduğuna göre o, Abdullah b. Ömer'le birlikte bir ormanlığa gitmiş, kendisi susmuş, İbn Ömer, ona niçin sustuğunu sorunca o da: «Ben birşey temenni ediyorum.» demiş. İbn Ömer: «Ey Ebu Abdirrahman, ne temenni ediyorsun?» diye sorunca Abdurrahman, şu cevabı vermiş: «Şu Uhud dağının tümüyle altın olarak bana verilmesini ve altınların sayısını tesbit edip zekatını çıkarmayı isterdim. Bundan hoşnutsuzluk duymazdım. Bunun bana zararı olacağından da korkmazdım.»
İbn Asakir dedi ki: Süleyman b. Abdülmelik'in Şam'da Ciron feneri yanındaki meydanlıkta bir evi vardı. Babüssağir bitişiğinde büyük bir ev de yaptırdı. Orayı hükümet konağı yaptı ve orada Kubbei Hadra'ya benzesin diyerek san bir kubbe inşa ettirdi.
Süleyman b. Abdülmelik, fesahat sahibi bir kimse olup adaleti tercih eder, gaza yapmayı severdi. Kuşatmak üzere İstanbul'a bir ordu göndermiş ve bu ordu, orada bir cami yaptırmak şartıyla Bizanslılarla barış antlaşması yapmıştı.
Ebu Bekir es-Solî'nin rivayetine göre Abdülmelik, oğulları Velid, Süleyman ve Mesleme'yi huzuruna çağırmış, onlara Kur'ân okutmuş, nePsi de Kur'ân'ı güzelce okumuşlardı. Sonra şiir okumalarını iste-mi§> şiiri de güzelce okumuşlardı. Yalnız A'şa'nın şiirim sağlam ve güzl bir şekilde okuyamamışlar. Bu nedenle Abdülmelik, onları kinamış, sonra da şöyle demişti: «Sizden herbiriniz bana Arapların söyledikleri en ince beyiti okusun, ama hata yapmasın, haydi bakalım ey Velid! Önce sen oku.» Velid, şu beyti okumuştu:
«Ata veya herhangi bir bineğe binmek, pazubend ile halhal arasındaki bineğe binmek kadar hoşuma gitmez.»
Abdülmelik: «Bundan daha ince bir şiir olabilir mi? Şimdi de sen oku ey Süleyman.» dedi. Süleyman da şu beyti okudu:
«O kadının ellerini kendine geri döndürmesi ne güzeldir ki, Onun zırhı benim elimdedir ki, peştemalını çözerim»
Abdülmelik: «İsabetli olmadı, şimdi sen oku ey Mesleme.» dedi. Mesleme de İmru'l-Kays'ın şu beytini okudu:
«Gözlerimin yaşarması, ancak yorgun kalbimin iç kısımlarına oklarını (bakışlarını) vurman içindi.» Abdülmelik de şöyle dedi: «İmru'1-Kays yalan söylemiş, isabetli söylememiştir. Çünkü sevgilinin gözleri aşk ile yaşannca, artık geride sadece vuslat kalır. Aşıkın, sevgilisinin cefasına göz yumması ve ona katlanıp sevgi giysisini giydirmesi icabeder. Şimdi ben bu beyit için size üç gün mühlet veriyorum. Mühlet bitiminde kim bana bunun doğru şeklini getirirse, hükümdarlık onun olacaktır. Yani ne zaman isterse onu veliaht tayin ederim.»
Oğulları Abdülmelik'in yanından kalkıp gittiler. Bir zaman sonra Süleyman yolda giderken, devesini güden bir bedevinin şu beyti terennüm etiğini işitti:
«Onun sevgisi uğruna eğer başımı vursalar, başım düşer düşmez o sevgiliye doğru uçup gider.»
Süleyman, bedevinin yakalanıp yanına getirilmesini emretti. Yanına getirilen bedeviyi alıp babasına götürdü ve: «Babacığım, istediğini getirdim.» dedi. Babası: «Haydi getir bakalım.» deyince mezkur beyti okudu. Bunun üzerine babası da: «Güzel okudun, bunu nereden buldun?» diye sorunca Süleyman, bedevinin hikayesini ona anlattı. Abdülmelik de, Süleyman'a: «Ne isteğin varsa söyle, arkadaşın bedeviyi de unutma.» dedi. Süleyman: «Ey mü'minlerin emiri, senden sonrası için Velid'i veliahd tayin ettin. Ben de ondan sonrası için veliahd olmak istiyorum.» dedi. Abdülmelik, Süleyman'ın bu isteğini kabul etti Onu hicretin seksenbirinci senesinde hacca gönderdi. Ayrıca ona 100.000 dirhem para verdi. Süleyman, bu parayı mezkur beytin sahibi bedeviye verdi.
Babası hicretin seksenaltmcı senesinde, vefat edince kardeşi Velid halife oldu. O da kardeşinin veziri ve danışmanı oldu. Emevi camiinin yapılması için kardeşi Velid'i o teşvik etti. Kardeşi Velid, hicretin doksanaltmcı senesinin cemaziyelahir ayının ortasında cumartesi günü vefat ettiğinde kendisi Remle'de idi. Şam'a geldiğinde emirler ve eşraf onu karşıladılar. Başka bir rivayette anlatıldığına göre emirler, kumandanlar ve eşraf, Kudüs'e giderek orada kendisine bey'at ettiler. Kendisi de Kudüs'te ikamete niyetlendi. Tebrik heyetleri Kudüs'e giderek onu orada tebrik ettiler. Ancak orada başka heyetler göremediler. Süleyman, Kayalık mescidinin kuzeyinde, mescidin sahnında kubbe altında oturmaktaydı. Halkın ekabiri de kürsüler üzerinde oturuyorlardı. Onlara malları paylaştırıyordu. Sonra kendisi Şam'a dönmeye karar verdi. Nihayet Şam'a gitti ve Emevi camiinin inşaatını tamamladı.
Onun zamanında camideki hükümdar mahfeli (maksure) yenilendi. Amcası oğlu Ömer b. Abdülaziz'i kendine müsteşar ve vezir tayin ederek şöyle dedi: «Biz idarenin başına geçtik, ama idare hususunda fazla bir bilgimiz yoktur. Halkın yararına gördüğün şeyleri bize tavsiye edip yaz.» Süleyman'ın yaptığı yararlı işler arasında Haccac'ın tayin ettiği kaymakamları görevden azletmek, Haccac tarafından hapse atılan kimseleri serbest bırakmak, esirleri salıvermek, Irak halkına bağışlarda bulunmak, daha önceleri namazı geç vakitlere erteleme âdetini kaldırarak namazları ilk vakitlerinde kılmak gibi işler gelir. Ayrıca Ömer b. Abdülaziz'den duyduğu güzel olan başka işleri de yaptı. Kos-tantiniyye'ye gazaya gidilmesini emretti. Oraya Şam'dan, Cezire'den ve Musul'dan topladığı 120.000 kara askerini gönderdi. Ayrıca Mısır ve Kuzey Afrika'dan da 1.000 kadar deniz askerini Ömer b. Hübeyre komutasında yola çıkardı. Hem kara, hem deniz askerlerinin başkomutanı da kardeşi Mesleme idi. Mesleme'nin beraberinde Süleyman'ın oğlu Davud da vardı. Bunlar, kendi aile efradından bazılarını da yanlarına almışlardı. Bütün bu sevkiyat işlemi, Musa b. Nusayr'ın Kuzey Afrika'dan Şam'a gelişi esnasında onunla yapılan istişare neticesinde kararlaştırılmıştı. Sahih kavle göre Musa b. Nusayr, Süleyman'ın kardeşi Velid'in hilafeti zamanında Şam'a gelmiştir. Doğrusunu Allah bilir.
Ibn Ebi'd-Dünya, Cabir b. Avn el-Esedî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: Süleyman b. Abdülmelik, halifeliğe geçtiğinde ilk olarak şu konuşımayı yaptı:
«Dilediğini yapan, dilediğini yükselten, dilediğim alçaltan, dilediğine veren, dilediğini mahrum bırakan Allah'a hamdolsun. Doğrusu dünya, aldanma yurdudur, boş bir menzildir, dolanıp durma süsüdür. Ağlayanı güldürür, güleni ağlatır. Güvendekini korkutur, korkulu olana güven verir. Servet sahibini yoksul, yoksulu da servet sahibi kılar, meyillidir insanlarla oynar. Ey Allah'ın kullan! Allah'ın kitabını rehber edinin. Onun hükmüne razı olun. Onu kendinize lider yapın. O kitab, kendisinden önceki kitablan yürürlükten kaldırmıştır. Sonra gelecek kitablar, onu yürürlükten kaldıramazlar. Ey Allah'ın kulları! Bilesiniz ki bu Kur'ân, şeytanın tuzak ve kinini, sabah aydınlığının çekip gitmekte olan gece karanlığını silip ortalığı aydınlatışı gibi aydınlığa çıkartır.»
Yahya b. Main, Abdülmelik oğlu Süleyman'ın bir hutbesinde şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Kur'ân'ın diğer sözlere üstünlüğü, Allah'ın kendi yaratıklarına üstünlüğü gibidir.»
Hammad b. Zeyd, Yezid b. Hazim'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: Süleyman b. Abdülmelik, her cuma günü bize hutbe, irad ederdi. Her hutbesinde şu sözü mutlaka tekrarlardı:
«Dünyadaki insanlar, göçmek üzeredirler. Bu halde iken Allah'ın emri ve va'di gelinceye dek onlar bir niyetlerini gerçekleştiremezler ve dünyada da rahata eremezler. Aynı şekilde dünyanın nimetleri devam etmez, onun musibetlerinden emin olunmaz. İnsanların şerride kalıcı değildir.» Böyle dedikten sonra da şu ayet-i kerimeyi okurdu:
«Bana söylesene, ey Muhammed! Biz onlara yıllar yılı nimetler vermiş olsak, sonra da tehdit edildikleri şey başlarına gelse, kendilerine verilmiş olan nimetler onlara bir fayda sağlar mı?» (eşŞuarâ, 205-207.)
Asmaî'nin rivayetine göre Süleyman b. Abdülmelik'in yüzüğünün üzerinde: «İhlaslı olarak Allah'a iman ettim.» diye yazılı imiş.
Ebu Meşher, Ebu Müslim Seleme b. Ayyar el-Fezarî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: Muhammed b. Şirin, Süleyman b. Abdülme-lik'e rahmet okur ve şöyle derdi: «O, halifeliğe hayırla başladı ve hayırla sona erdirdi. Namazlara vaktinde icabet ederek halifeliğe başladı ve Ömer b. Abdülaziz'i de kendi yerine geçirerek halifeliği noktaladı.»
Alimlerin ve tarihçilerin icmama göre Süleyman b. Abdülmelik, hicretin doksanyedinci senesinde halife olarak insanlara haccettir-miştir.
Heysem b. Adiy, Şa'bî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Süleyman b. Abdülmelik, insanlara haccettirdi. Halkın hac için toplandıklarını görünce Ömer b. Abdülaziz'e şöyle dedi:
- Ey Ömer! Sayılarını ancak Allah'ın bildiği bu halkı görüyor musun? Bunların rızkını Allah'tan başkası veremez.
- Ey mü'minlerin emin, bunlar bugün senin halkındırlar, reayan-dırlar. Yarınsa Allah katında senin hasmın olacaklardır.
Bunun üzerine Süleyman şiddetle ağlamaya başladı ve sonra: "Allah'tan yardım dilerim." dedi.»
İbn Ebi'd-Dünya, Atâ b. Saib'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Ömer b. Abdülaziz, Süleyman b. Abdülmelik ile birlikte bir seferde idi. Yağmur yağdı, şimşek çaktı, fırtınalar esti. Bu durumdan korktular. Ömer b. Abdülaziz ise gülmeye başladı. Süleyman ona sordu:
- Ey Ömer, seni güldüren şeynedir? İçinde bulunduğumuz durumu görmüyor musun?
- Ey mü'minlerin emiri, bu Allah'ın rahmet eserleridir. Bunda gördüğün şeylerin şiddeti vardır. Ya Allah'ın gazab ve öfkesinin eserlerine ne diyeceksin?»
Süleyman b. Abdülmelik'in güzel sözlerinden bazı örnekler:
«Susmak, aklın uyumasıdır. Konuşmaksa, aklın uyanmasıdir. Bunlardan biri, ancak diğeri ile tamam olur.»
Adamın birisi, Süleyman b. Abdülmelik'in huzuruna girdi ve onunla konuştu. Konuşması çok hoşuna gitti. Sonra onu dikkatlice araştırdı, aklını beğenmedi ve şöyle dedi:
«Kişinin, aklından ziyade konuşması bir hiledir. Aklının da konuşmasından fazla olması ayıp ve çirkinliktir. Bunun en hayırlısı, konuşmanın akıl nisbetinde, aklın da konuşma nisbetinde olmasıdır. Akıllı kimse, geçimini sağlama talebiyle dilini hareket ettirmeye tutkun olandır. Güzel konuşmayı beceren kimse, güzelce susmayı da becerir. Ama her güzel susan kimse, güzelce konuşmayı becerecek değildir.»
Süleyman b. Abdülmelik, ölen bir dostu için şu teselli edici şiiri söylemişti:
«Şürahil'e olan tutkunluğumu hoş gör.
Çünkü her ne zaman benimle karşılaşırsan, arkadaşı ölmüş bir kimseyle karşılaşmış olursun.»
Süleyman'ın şiirlerinden biri de şu idi:
«Beni bıktırsa da arkadaşımdan aynlmamak benim karakterimdir. Beni bıktırsa da onun doğru yola girmesini isterim.
Bana olan sevgisi devam ederse, ben de sevgimi devam ettiririm. Söz ve ahde uymayan başkalan gibi olmam.»
Süleyman b. Abdülmelik, bir gece ordugahta bir türkü çalındığını duydu. Gidip araştırdı, eğlenenlerin yanına vardı, onlara şöyle dedi: «At kişnediği zaman, dişi bir at ister. Deve böğürdüğü zaman, dişi bir deve ister. Teke melediği zaman, dişi bir keçi ister. Erkek de şarkı söylediği zaman, bir kadın ister.» Böyle dedikten sonra: «Bunların testislerini burun.» diye emir verdi. Anlatıldığına göre Ömer b. Abdü-laziz, bu buyruğuna karşı çıkarak: «Ey müminlerin emiri, bu işkencedir, ama sen bunları sürgün et.» demiş. Süleyman da onları sürgün etmişti. Başka bir rivayette anlatıldığına göre ise Süleyman, onlardan birinin testislerini burmuştu. Sonra bu türkünün kaynağını araştırmış, kendisine, Medine'den birinin bu türkünün sözlerini yazdığını söylemişlerdi. O da Medine valisi Ebu Bekir b. Muhammed b. Hazm'a bir mektup yazarak yanındaki kadınsı şarkıcı ve türkücülerin testislerini burmasını emretmişti.
Şafiî dedi ki: Arabinin biri, Süleyman'ın huzuruna girdi. Süleyman, onu paluze yemeye davet etti ve: «Paluze yemek, dimağı fazlalaştırır.» dedi. Arabi, ona şu karşılığı verdi: «Eğer bu doğru olsaydı, mü'minlerin emirinin başının katır başı gibi büyük olması gerekirdi.»
Anlatıldığına göre Süleyman b. Abdülmelik, çok obur bir kimsey-miş. Bu hususta çok garib şeyler anlatılır. Mesela bir gün kahvaltıda kırk kızartılmış tavuk, üzerindeki iç yağıyla birlikte seksendört böbrek, seksen ekmek yemiş, sonra da halkla birlikte umumi sofrada yemek yemişti.
Yine bir gün kendi bahçesine girmiş, bahçıvana meyve toplamasını emretmiş. Arkadaşlarıyla birlikte oturup yemeğe başlamış, arkadaşları yemekten doyup usanmış, kendisi ise daha yemeğe devam etmişti. Sonra da kızartılmış bir koyun getirilmesini istemiş, getirilen koyunu yemiş. Yedikten sonra tekrar meyve yemeğe devam etmişti. Sonra da iki tavuk getirtmiş, onları da yemiş, tavuklardan sonra tekrar meyve yemeğe başlamıştı. Bunun ardısıra bir adamın içine oturabileceği büyüklükte bir kazan dolusu helva getirtmiş. Onu da yedikten sonra hilafet makamına dönmüştü. Makama girer girmez sofrayı kurdurmuş. Sofradaki yiyecekleri yemiş, ufak bir kırıntı dahi bırakmamıştı.
Rivayet olunduğuna göre bu kadar çok yemesinden ötürü hummaya yakalanmış ve neticede ölmüştür. Denildiğine göre ölüm sebebi, 400 yumurta ve iki sepet incir yemesiymiş. Doğrusunu Allah bilir.
Fadl b. Ebi'l-Mühelleb'in anlattığına göre Süleyman b. Abdülmelik, bir cuma gününde sarı bir elbise giymiş. Sonra onu çıkararak yerine yeşil bir elbise giymiştir.
Bu ve benzeri hikayeler, Abbasilere yaranmaya çalışan Acemlerin mübalağalarındandır. İleriki sayfalarda da anlatılacağı gibi rahmetli Süleyman b. Abdülmelik; yakışıklı, güzel ve nahif vücutlu bir kimse idi- Vücudunun bu şekilde ince ve nazenin olması da kendisine isnad edilen oburluk sıfatıyla bağdaşmamaktadır. Bu tür uydurmaları ortaya atan ve böyle yalanları söyleyen kimseler, midenin kendi hacminden fazla yiyeceği almayacağını unutmuşlardır. Denilir ki: Eğer çok yalancı isen, çok hatırlayan bir kimse ol.
Süleyman b. Abdülmelik, başına yeşil bir sarık takmış, yeşil bir sergi üzerine oturmuş, çevresini yeşil şeylerle sergilemiş, sonra aynaya bakmış, güzelliğini kendisi de takdir etmiş. Kollarını sıvayarak: «Ben genç halifeyim.» demiştir. Başka bir rivayette anlatıldığına göre o önce aynada kendini seyreder ve: «Ben genç hükümdarım.» dermiş. Diğer bir rivayete göre o, aynaya bakarak şöyle dermiş: «Muhammed, peygamberdi, Ebu Bekir, sıddıktı. Ömer, hakkı batıldan ayırd edendi. Osman, hayalı idi. Ali, şecaatli idi. Muaviye, yumuşak huyluydu. Ye-zid, sabırlıydı. Abdülmelik, siyasetçiydi. Velid, zorbaydı. Ben de genç hükümdarım.»
Anlatıldığına göre böyle demesinden sonra aradan bir ay (diğer bir rivayete göre bir cuma) geçmeden vefat etmişti.
Hummaya yakalandığında abdest almaya başlamış, abdest aldıktan sonra cariyesini yanına çağırarak üzerine abdest artığı suyu dökmesini emretmiş, cariye suyu döktükten sonra şu şiiri okumuştu:
«Sen bulunmaz bir nimetsin, keşke ölümsüz olabilsen.
Ne var ki, insan ölümsüz olamaz.
Bildiğim kadarıyla diğer insanlardaki hiçbir kusur yoktur sende.
Ne var ki, sen de fani bir kimsesin.»
Anlatıldığına göre Süleyman, böyle diyen cariyeye bağırmış, sonra da: «Nefsim için bana teselli verdi.» demiş, sonra da dayısı Velid b. Abbas Ka'ka el-Anesî'ye, kendisine suyu dökmesini emredip şöyle demiş:
«Ey Velid, abdest suyunu yaklaştır, senin bu dünyan geçici bir yaşama ve eğlenme yeridir.
Hayatında kendi nefsin için salih amel işle, çünkü bu zamanda ve felekte, ayrılma ve bir araya gelme vardır.»
Rivayet olunduğuna göre cariye ona tası getirdiğinde sıtmadan tiril tiril titriyordu. «Falan cariye nerede?» diye sordu. Cariye de: «O sıtmaya yakalanmış.» diye cevap verdi. «Ya diğer cariye nerede?» diye sordu. Cariye: «O da sıtmaya yakalandı.» diye cevap verdi. Süleyman, 0 zaman Kinnesrin'e bağlı Mercidabık'taydı. Dayısına, kendisine ab-
dest alması için yardımcı olmasını söyledi. Abdest aldıktan sonra çıkıp cemaata namaz kıldırdı. Hutbede boğazı sıkıştı. Öksürmeye başladı, minberden indi. Sıtmaya yakalanmıştı. Bu nedenle ertesi cumada vefat etti. Onun zatülcenp hastalığına yakalandığı ve bu yüzden öldüğü de söylenir. Allah, ona rahmet etsin.
İstanbul fethine dair haber kendisine gelmeden Mercidabık'tan ayrılmamaya, ya da orada ölmeye yemin etmişti. Bu haber kendisine ulaşmadan orada vefat etti. Allah, ona rahmet etsin/Makamını âli kılsın.
Denildiğine göre hastalığında sayıklayarak şöyle diyormuş: «Benim çocuklarım küçüktürler, çocukları büyük olan kimse kurtuluşa ermiştir»
Ömer b. Abdülaziz ise, ona şu karşılığı vermişti: «Ey mü'minlerin emiri! Aslında inananlar kurtuluşa ermişlerdir.» Bunun üzerine o da şöyle demiş:
«Benim çocuklarım, yaz mevsimindeki meyveler gibidir. Yaşlı çocukları olan kimse kurtuluşa ermiştir.»
Rivayete göre söylediği en son söz bu olmuştur. Sahih kavle göre ise, söylediği en son söz şu olmuştur: «Ey Rabbim! Senden kıymetli ve rahat bir diyar istiyorum.» Böyle dedikten sonra ruhunu teslim etmişti.
İbn Cerir, Emevilerin sadık veziri Reca b. Hayve'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Süleyman b. Abdülmelik, hasta iken bana danıştı ve bulûğa ermemiş küçük oğlunu veliaht yapmayı düşündüğü anlattı. Ben de kendisine dedim ki: «Halifeyi mezarında rahat bırakacak ve hatırasını muhafaza edecek bir iş varsa, o da halifenin kendisinden sonrası için Müslümanların başına salih bir adamı veliaht yapmasıdır.» Bundan sonra oğlu. Davud'u veliaht yapmayı düşündüğünü söyledi ve fikrimi sordu. Ben de şöyle dedim: «O, şimdi senin yanında değil, İstanbul'dadır, hayatta mı yoksa ölü mü, bilmiyorsun.» Ben böyle dedikten sonra: «Ya kimi uygun görüyorsun?» diye sordu. Ben de: «Görüş senindir, ey mü'minlerin emiri.» dedim. Bunun üzerine o da: «Ya Ömer b. Abdüla-ziz'e ne dersin?» diye sordu. Ben de kendisine şöyle cevap verdim: «Vallahi, onu iyi bir kimse biliyorum. Faziletlidir, Müslümandır, hayrı ve hayır sahibi kimseleri sever. Ancak senin kardeşlerinin buna razı olmayacaklarından korkuyorum.» Ben böyle deyince Süleyman: «Vallahi öyledir.» dedi. Sonra da Ömer b. Abdülaziz'den sonrası için Yezid b. Abdülmelik'i veliaht tayin etmeyi düşündüğünü ve bununla da Mervan oğullarını memnun edeceğini söyleyip fermanı yazdırdı:
«Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla. Allah'ın kulu Süleyman b. Abdülmelik'in, Ömer b. Abdülaziz'e yazmış olduğu bir mektuptur.
Ben onu, kendimden sonrası için halifeliğe nasb ettim. Ondan sonrası için de Yezid b. Abdülmelik'i veliahd olarak belirledim. Onu dinleyin ve ona itaat edin. Allah'tan korkun, ayrılığa düşmeyin. Yoksa düşmanınız size saldırmaya tamahlanır.»
Böyle dedikten sonra mektubu mühürleyip muhafız komutanı Ka'b b. Hamid el-Absî'ye gönderdi ve ona da şöyle dedi: «Aile efradımı topla. Onlara, bu mühürlü mektuptaki şeylere uyup bey'at etmelerini söyle. Bey'at etmeyenin boynu vurulsun.» Süleyman'ın aile efradı toplandı. Onlardan biri kalkıp halife Süleyman'ın yanma gitti, selam verdi. Süleyman, ona şöyle dedi: «Bu benim size emrimdir. Ömer b. Abdülaziz'i dinleyin. Ona itaat edin, benim tayin ettiğim kimseye itaat edin.» Onlar da birer birer ona bey'at ettiler. %
Reca dedi ki: Bey'attan sonra dağıldıklarında Ömer b. Abdülaziz, bana gelip şöyle dedi: «Allah aşkına, seninle olan dostluğum ve bana gösterdiğin hürmet hatırına söyle. Eğer bu mektupta benim veliahd olarak adım geçmekte ise bana bildir ki, ileride yapamayacağım şeyi şimdi yapayım ve istifa edeyim.» Ben de kendisine: «Vallahi, bu mektupta yazılı olanlardan bir harfi dahi sana söylemiyeceğim.» dedim.
Sonra Hişam b. Abdülmelik, Reca'nm yanına gitti ve ona şöyle dedi: «Ey Reca! Bana saygın ve sevgin vardır, eskiden beri dostuz. Eğer bu mektupta benim adım geçmekteyse bana bildir. Şayet benden başkasının adı geçmekteyse zaten benim kadar bu görevde kusurlu olacak kimse yoktur.» Reca da ona şöyle dedi: «Allah'a yemin ederim ki, halifenin bana verdiği sırlardan bir tek harfi dahi sana bil-dirmeyeceğim.»
Bundan sonrasını Reca şöyle anlatıyor: «Süleyman b. Abdülme-lik'in huzuruna girdim. Ölmek üzere olduğunu gördüm. Can çekişmekte iken onu kıble tarafına döndürmek istedim. Ayılmca: «Ey Reca! Henüz bunun vakti gelmedi.» dedi. Üçüncü kez can çekişmeye başlayınca: «İşte şimdi zamanıdır ey Reca, eğer birşey yapmak istiyorsan yap. Allah'tan başka ilah bulunmadığına, Muhammed'in de O'nun kulu ve elçisi olduğuna şahadet ederim.» dedi. Ben de onu kıble tarafına çevirdim, vefat etti. Allah ona rahmet etsin, üzerine yeşil bir kadife örttüm. Kapıyı üzerine kilitledim, Ka'b b. Hamid'e haber gönderdim. O da insanları Dabik mescidinde topladı. Toplanan cemaata dedim ki:
- Şu mektupta adı geçene halife olarak bey'at edin.
- Eey'at ettik.
- Mektupta adı veliahd olarak geçene de bey'at edin.
Ona da bey'at ettiler. Sonra şöyle dedim: «Kalkın bakalım, halife öldü.» Mektubu onlara okudum. Ömer b. Abdülaziz'in adını okuduğumda Mervan oğullarının yüzlerinin rengi değişti. Ondan sonra veliahd olarak Hişam b. Abdülmelik'in atandığına dair kısmı okuduğumda biraz kendilerine gelebildiler. Hişam: «Ömer'e asla bey'at etmeyeceğiz.» dedi. Ben de ona: «Allah'a yemin ederim ki, senin boynunu vururum, kalk bey'at et.» dedim. Sonra insanlar kalkıp mescidin geri tarafında durmakta olan Ömer b. Abdülaziz'e bey'at ettiler. Bey'at işi tamamlanınca Ömer: «İnnâ lillah ve innâ ileyhi raciûn (Doğrusu biz Allah'a aidiz ve biz O'na dönücüleriz).» dedi. Ayakları onu taşıyamı-yordu. Nihayet onu koltuk altından tutup minbere çıkardılar. Bir süre sustu. Reca b. Hayve de: «Niçin kalkıp mü'minlerin emirine bey'at etmiyorsunuz, ne duruyorsunuz hâlâ?» dedi. Halk, kalkıp ona bey'at etti. Sonra Hişam, bey'at etmek için gelip minbere çıktığında: «İnnâ lillah ve innâ ileyhi raciûn.» dedi. Ömer de şu karşılığı verdi: «Evet, innâ lillah ve innâ ileyhi raciûn. Ne yazık ki, ben ve sen bu halifelik işinde çekişiyoruz.» Sonra Ömer kalkıp insanlara tesirli ve beliğ bir hutbe irad etti, halk da ona bey'at etti. Hutbesinde şöyle dedi:
«Ey insanlar, ben uyduruk icatlar çıkaracak biri değilim. Benden öncekilere uyacak biriyim. Çevrenizdeki şehirler ve kasabalar sizin gibi itaat ederlerse idarenizi yürütürüm. Ama itaat etmezlerse idarenizi yürütmem.»
Böyle dedikten sonra minberden indi. Müteveffa halife Süleyman'ı teçhiz etmeye başladılar.»
Evzaî dedi ki: Süleyman'ın teçhizi ile uğraşırlarken akşam oldu. Güneş battı, Ömer insanlara akşam namazını kıldırdı. Sonra da Süleyman'ın cenaze namazını kıldırdı. Süleyman, akşam namazından sonra defnedildi. Ömer dönerken kendisine halifelik binekleri getirildi. O bineklere binmeyi kabul etmedi. Kendi bineğine bindi, insanlarla birlikte geri döndü ve nihayet Şam'a böylece vardılar. Onu hilafet makamına götürmek istedilerse de o: «Babam Ebu Eyyüb'ün evi boşa-lıncaya kadar kendi evimde kalacağım.» dedi. Halk da onun bu davranışını hoş karşıladı. Sonra katibi çağırdı, diğer şehirlerin kendisine bey'at etmeleri talebine dair mektubu ona yazdırdı. Reca, «Ondan daha fasih bir mektup görmedim.» dedi.
Muhammed b. İshak dedi ki: Süleyman b. Abdülmelik, hicretin doksandokuzuncu senesinin safer ayının onuncu günü olan cuma gününde Kinnesrin'e bağlı Dabik'te, Velid'in vefatından iki yıl dokuz ay yirmi gün sonra vefat etti. Onun vefat tarihinin böyle olduğunu cum-hur-u ulema söylemiştir. Bazılarının ifadesine göre ise o, aynı senenin safer ayının bitimine on gün kala vefat etmiştir. Halifeliğinin ise iki sene sekiz ay sürdüğünü söylemişlerdir. Bazıları, buna beş günlük bir süre daha eklemişlerdir. Doğrusunu Allah bilir.
Hakim Ebu Ahmed'in ifadesine göre Süleyman b. Abdülmelik, hicri doksandokuzuncu senenin ramazan ayı bitimine onüç gün kala cuma gününde vefat etmiştir. İbn Asakir de böyle bir nakilde bulunmuştur ki, bu cidden garibtir. Onun bu hususta bütün söylediklerine cumhur-u ulema muhalefet etmiştir. Yine onlara göre Süleyman, vefat ederken kırk yaşından üç veya beş gün almıştı. Doğrusunu Allah
bilir-
Dediler ki: Süleyman b. Abdülmelik, uzun boylu, yakışıklı, beyaz
tenli, güzel yüzlü, nahif vücutlu, kaşları bitişik, fesahat ve belagat sahibi bir kimse olup Arapçayı güzel konuşur; dindarlara, hayırhahlara yakınlık gösterip ihsanda bulunan bir kimseydi. Hakkı ve hak ehlini sever, Kur'ân'a ve sünnete uyar, İslâmî prensipleri izhar ederdi. Allah ona rahmet etsin. Şam'dan Mercidabık'a giderken (Dabık, Haleb'e bağlı bir kasabanın adıdır.) Bizans'ın büyük şehri İstanbul'a ordu göndermiş ve İstanbul fethe dili nceye veya kendisi ölünceye kadar Mercidabık'tan çıkmamaya yemin etmişti. Önceki sayfada da anlattığımız gibi orada vefat etmişti. Böylece Allah yolunda nöbet tutma sevabını bu niyetinden dolayı elde etmiş oldu. İnşaallah kıyamete kadar bu sevap onun defterine yazılmaya devam edecektir. Allah, ona rahmet etsin.
Hafız İbn Asakir, Şurahil b. Ubeyde b. Kays el-Ukaylî'nin biyografisinden bahsederken özetle şöyle demiştir:
Mesleme b. Abdülmelik, İstanbulluları kuşatma altına alıp sıkıntıya soktuğunda bütün yolları araştırdı ve oradaki çevre hükümdarlara da zor kullanıp onları istila altına aldı. O sırada Bizans hükümdarı İlyon, Bürcan hükümdarına mektup yazarak Mesleme'ye karşı yardım istedi ve ona şöyle dedi: «Müslümanların kendi dinlerine davette bulunmaktan başka amaçları yoktur, bunların en yakın amaçları budur. Benimle olan işlerini tamamladıktan sonra sana yöneleceklerdir. O zaman yapacağın işi şimdiden yap.»
Bunun üzerine mel'un Bürcan meliki hile ve desise kurmaya başladı. Mesleme'ye şu mealde bir mektup gönderdi: «İlyon, bana mektup yazarak sana karşı benden yardım istedi. Ama ben seninle beraberim, bana istediğin emri verebilirsin.» Mesleme de ona şu mektubu yazdı: «Ben senden adam, asker ve teçhizat istemiyorum. Yalnız bize azık gönder, yanımızdaki azık azaldı.»
Bürcan hükümdarı, ona şu haberi gönderdi: «Sana falan yere büyük bir kervan gönderiyorum. Onu teslim alacak ve ondan mal satın alacak adamlarını gönder.»
Mesleme, o kervana gidip gerekli malları teslim alması ve gerekli şeyleri satın alması için askerler gönderdi. Çok sayıda asker gitti. Gerçekten belirtilen yerde büyük bir kervan gördüler. Kervanda çe-ŞitH mallar, eşyalar ve yiyecekler vardı. Satın almaya başladılar ve bu işle meşgul oldular. Ama Bürcan melikinin kendilerine o dağlar arasmda kurmuş olduğu tuzaktan haberleri yoktu. Düşmanlar ansızın üzerlerine hücum ettiler. Müslümanlardan çok adam Öldürdüler. Geride kalanları esir aldılar. Mesleme'nin yanına çok az sayıda adam döndü. İnnâ lillah ve innâ ileyhi râciun.
Mesleme, bu durumu kardeşi Süleyman'a bir mektupla bildirdi. O da Şurahil b. Ubeyde komutasında büyük bir askeri birliği takviye olarak gönderdi. Şurahü'e, İstanbul boğazını aşarak ilk önce Bürcan hükümdarj ile savaşmalarını, sonra Mesleme'nin yanına dönmelerini emretti. Onlar da İstanbul boğazını aşıp Bürcan'a gittiler. Bürcanh-larla şiddetlice savaştılar. Müslümanlar, Allah'ın izniyle onları hezimete uğrattılar, onlardan çok sayıda adam öldürdüler, çok sayıda da esir aldılar, Müslüman esirleri de kurtardılar. Sonra Mesleme'nin yanma dönerek orada kaldılar.
Nihayet Ömer b. Abdülaziz, Bizans gailesinden ve beldelerinden korktuğu için İstanbul'daki İslâm ordusunun tümünü geriye çekti. Erzak sıkıntısı başgöstermişti. Daha önce İstanbul'da uzun bir süre kalmışlardı. Allah mükafatlarını versin.

