El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Hicretin Doksansekizinci Senesi

Bu senede Süleyman b. Abdülmelik, İstanbul'da bulunan orduya takviye olarak kardeşi Mesleme b. Abdülmelik komutasında ikinci bir askeri birliği gönderdi. Bu ordu yola çıkarak İstanbul'dakilerle birleşti. Mesleme, yola …

Bu senede Süleyman b. Abdülmelik, İstanbul'da bulunan orduya takviye olarak kardeşi Mesleme b. Abdülmelik komutasında ikinci bir askeri birliği gönderdi. Bu ordu yola çıkarak İstanbul'dakilerle birleşti. Mesleme, yola çıkarken ordudaki herkese, atma iki müd yiyecek yüklemesini emretmişti. İstanbul'a vardıklarında bu yiyecekleri bir araya getirip yığdılar. Dağlar kadar yüksek oldu. Mesleme, onlara şöyle dedi: «Bu yiyecekleri bırakın. İstanbul'da bulduğunuz şeylerle geçinin. Bu yiyecekleri tarlalara ekip yetiştirin. Kendinize de tahtadan evler yapın. Çünkü Allah'ın izniyle biz burayı fethetmeden geri dönmeyeceğiz.»

Mesleme, Hristiyanlardan Ilyon adında bir adamla, kendisine Bizans'ın fethinde yardımcı olsun diye gizlice antlaştı. İlk zamanlarda bu adamın iyi davrandığı görülüyordu. Sonra Bizans hükümdarı Ölünce İlyon, Mesleme'nin elçisi olarak görev yapmaya başladı. Ancak Bizanslılar, onu çok korkuttular. İlyon yanlarına gittiğinde Bizanslılar ona: «Mesleme'yi buradan geri gönder ki, seni başımıza hükümdar yapalım.» dediler. İlyon da çıkıp hileye ve hıyanete başvurdu; tuzak kurmaya başladı. Bu işini devam ettirdi. Allah, ona lanet etsin. Nihayet Müslümanların gıda maddelerini yaktı.

Bu olay şöyle olmuştu: îlyon, Mesleme'ye: «Bizanslılar, sendeki bu çok yiyecekleri görünce savaşı onlarla uzun süre devam ettireceğini sanıyorlar, eğer bu yiyecek maddelerini yakacak olursan senin azimli bir adam olduğunu anlarlar ve şehri çabucak sana teslim ederler.» dedi. Bunun üzerine Mesleme de yiyecek maddelerini yaktırdı. Sonra İlyon, gemileri harekete geçirdi ve yapabildiğince askerin eşyasını geceleyin içeriye taşıdı. Ertesi sabah da Müslümanlarla savaşmaya, aşırı düşmanlığım açığa vurmaya başladı, surlara istihkam kurdu. Bizanslılar, etrafında toplandı, Müslümanlar sıkıntıya düştüler, yiyecek bulamadılar. Topraktan başka herşeyi yediler.

Müslümanların bu sıkıntılı halleri, Velid b. Abdülmelik'in vefat edip yerine Ömer b. Abdülaziz'in geçtiğine dair haber gelinceye dek devam etti. Bu haberi aldıktan sonra Şam'a döndüler. Çok yorgun düşmüşlerdi, ama Mesleme, Kostantiniyye'de sağlam yapılı bir mescit inşa etmeden geri dönmedi. Semaya şahika bir eser olarak yükselen ve geniş bir arazi üzerine kurulan mescidi, gerçekten muazzamdı.

Vakidî dedi ki: Süleyman b. Abdülmelik tahta geçince Kudüs'te ikamet etmek istedi. Oradan Kostantiniyye'ye asker gönderecekti, Musa b. Nusayr ise, diğer şehirleri, köyleri ve kasabaları fethederek istanbul'a gitmesini teklif etti. Böyle yaptığı takdirde İstanbul'un, gücü kaybolmuş, kaleleri yıkılmış olduğundan, arada herhangi bir engel kalmadığından dolayı Bizanslılar, orayı kendi elleriyle ona teslim edeceklerdi. Sonra Süleyman, kardeşi Mesleme'yle müşavere yaptı. Mesleme ise, diğer şehirleri şimdilik bırakmasını ve İstanbul'u zor kullanarak fethetmesini teklif etti. İstanbul'u fethedince, diğer şehirler ve kaleler de eline geçecekti.

Süleyman, onun sözünü beğenerek: «İşte doğru görüş budur.» dedi- Sonra Şam'dan ve Cezire'den asker toplamaya başladı. Karada 120.000, denizde de 120.000 savaşçı topladı, maaşlarım ödedi, onlara Çok masraf yaptı. İstanbul'a gidip gaza yapacaklarını, fethedinceye kadar orada kalacaklarım askerlere bildirdi. Sonra Kudüs'ten hareket etti. Gelip Şam'a girdi, askerleri toplanmışlardı. Askerlerin başına kardeşi Mesleme'yi komutan yaptı ve onlara şöyle dedi: «Allah'ın bereketi üzerine yola çıkın, takvalı olun, sabredin, birbirinize iyi davranın ve yardımcı olun.»

Süleyman, yola çıktı. Mercidabık'a gelip mola verdi. Sevaplarını ve mükafatlarını Allah'tan bekleyen gönüllüler de etrafında toplandılar. Böylece misli görülmemiş büyüklükte bir ordu meydana gelmişti. Sonra Mesleme'ye emir vererek orduyu yolu koymasını istedi. Maraşh Rum İlyon da Mesleme'nin beraberinde idi. Yola revan oldular. Nihayet İstanbul'a vardılar ve kuşattılar. Bizanslılar, sıkıntıya düştüler. Mesleme'ye cizye verme teklifinde bulundular. Mesleme ise, cizye almayı kabul etmedi, orayı zor kullanarak fethedeceğini bildirdi. Onlar da: «İlyon'u bize gönder, kendisine danışalım, fikir teatisinde bulunalım.» dediler. Mesleme, İlyon'u onlara gönderdi. Bizanslılar, İlyon'a: «Bu orduyu üzerimizden geri çek, bizden uzaklaşsmlar ki, cizyeleri sana verelim ve seni başımıza hükümdar yapalım.» dediler. Bunun üzerine İlyon, Mesleme'nin yanına dönerek şöyle dedi: «Bizanslılar şehrin fethine razı oldular, yalnız orduyu onlardan uzaklaştırmadığın takdirde şehri açmayacaklar.» Mesleme: «Korkarım ki, bana bir tuzak kuruyorsun.» dedi. İlyon, şehrin anahtarım ve içindeki malları kendisine teslim edeceğine yemin etti. Mesleme, orduyu geri çekince Bizanslılar, yıkılan surları onarmaya başladılar ve kuşatmaya hazırlıklı hale geldiler. Böylece İlyon, lanetlisi Müslümanlara hainlik yapmış oldu.

İbn Cerir dedi ki: Bu senede (hicretin doksansekizinci senesinde) Süleyman b. Abdülmelik, kendisinden sonra halife olması için oğlu Eyyüb'ü veliaht tayin etti. Bu olay, kendi kardeşi Mervan b. Abdül-melik'in ölümünden sonra oldu. Kardeşi Yezid'i veliaht tayin etmesi gerekirken oğlu Eyyüb'ü tayin etti. Kardeşinin başına belalar gelmesini istedi ve ona tuzak kurdu. Fakat Eyyüb, babasının sağlığında öldü. Bu defa Süleyman, amcası oğlu Ömer b. Abdülaziz'i kendisinden sonra halife olmak üzere veliaht tayin etti. Ne de güzel yaptı.

Bu senede Sakalibe şehri fethedildi.

Vakidî dedi ki: Bürcan, bu senede az sayıdaki Mesleme ordusuna hücum etti. Süleyman da Mesleme'ye takviye bir askeri birlik gönderdi. Mesleme, Bürcanlılarla savaştı. Nihayet yüce Allah, onları bozguna uğrattı.

Bu senede de Yezid b. Mühelleb, Çin'in Kuhistan eyaletine gidip gaza yaptı. Orayı kuşatma altına aldı, şiddetlice savaştı. Teslim alıncaya kadar savaşım sürdürdü. Oradaki Türklerden 4.000'ini eli kolu bağlı olarak öldürdü. Sayılamıyacak, miktarı belirtilemeyicek, niteliği anlatılamıyacak derecede çok kıymetli ve güzel mal ile eşyayı ganimet edindi. Oradan da Cürcan'a hareket etti.

Cürcan valisi, Deylenılilerden asker istedi. Deylemliler, yardımına koştular. Yezid b. Mühelleb, onlarla savaştı. Bahadır bir süvari ve kahraman olan Muhammed b. Abdurrahman b. Ebi Sebre elCufî, hükümdarına saldırdı ve onu öldürdü. Böylece Allah, Deylemlileri hezimete uğrattı.

Sözü edilen İbn Ebi Sebre, bir gün bir Türk süvarisiyle göğüs gö-güse savaştı. Türk, ona bir kılıç darbesi vurdu. Türk'ün kılıcı onun miğferine saplandı. İbn Ebi Sebre de bu halde iken darbesini vurup Türk'ü öldürdü. Sonra kılıcından kan damlayarak ve Türk'ün kılıcı miğferine saplanmış olarak Müslüman saflarına yöneldi. Yezid b. Mühelleb, ona bakarak: «Bundan daha güzel bir manzara görmedim. Kimdir bu adam?» diye sordu. İbn Ebi Sebre olduğunu söylemeleri üzerine Yezid: «Şaraba tutsak olmasaydı, ne güzel bir adamdı.» dedi.

Şort" Yezid, Cürcan muhasarasını kuvvetlendirdi. Cürcan hü-kümdar-nı baskı altında tuttu. Nihayet hükümdar 700.000 dirhem, 400.000 dinar, 200.000 elbise, 400 zaferan yüklü merkep, 400 adam vermek üzere onunla barış antlaşması yaptı. Hükümdarın vereceği 400 adamdan herbirinin başında bir kalkan, her kalkanın üzerinde bir taylesan, gümüşten bir kase, bir de birer ipekböceği bulunacaktı. Said b. As, bu şehri daha önce sulh yoluyla fethetmişti. Şehir halkı, her sene 100.000 dirhem verecekti. Bazı seneler 200.000, bazı senelerde ise 300.000 dirhem vereceklerdi. Bazı senelerde ise, hiç vermeyeceklerdi. Ama oradan bir süre geçince bu vergiyi tamamen kesip inkar ettiler. Yezid b. Mühelleb de onlarla savaştı ve Said b. As zamanındaki gibi sulh yoluyla fethedilmiş gibi eski statüsüne döndürdü.

Dediler ki: Yezid b. Mühelleb, başkalarından cidden bol miktarda mal ve parayı ganimet olarak ele geçirdi. Ganimet olarak ele geçirdiği eşyalar arasında kıymetli mücevherlerle süslü bir taç vardı. «Bu taca rağbet etmeyecek bir kimse var mı dersiniz?» diye sorunca etrafındakiler: «Bizce buna rağbet etmeyecek hiç kimse yoktur.» dediler. Yezid ise: «Vallahi, ben öyle bir adam biliyorum ki, bu ve benzeri mallar kendisine teklif edilecek olursa asla rağbet etmez.» dedi. Sonra da orduda bir gazi olarak bulunan Muhammed b. Vasi'yi çağırdı. Tacı ona vermeyi teklif etti, Muhammed: «Benim buna ihtiyacım yok.» dediyse de Yezid: «Alman için sana yemin veriyorum.» dedi. Bunun üzerine Muhammed tacı alıp götürdü. Yezid, yanındaki adamlardan birini görevlendirerek Muhammed b. Vasi'yi takib etmesini ve tacı ne yapaca kendisine bildirmesini emretti. Muhammed, bir dilencinin önüne geçiyorken dilenci ondan birşeyler istedi. Muhammed de tacı ol-gu gibi dilenciye verdi ve yoluna devam eti. Yezid, bu durumdan âoerdar olunca o dilenciyi yanına çağırtarak tacı ondan aldı. Tacın yerine ona çok mal ve para verdi.

Ali b. Muhammed el-Medainî, Ebu Bekir el-Hüzelî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Şehr b. Havşeb, Yezid b. Mühelleb'in hazinedarı idi. Şehr'in içinde 100 dinar bulunan bir keseyi hazineden çaldığına dair bir şikayet Yezid'e ulaştı. Yezid de bu durumu Şehr'e sordu. O da: «Evet, aldım.» dedi ve keseyi getirip Yezid'e takdim etti. Yezid: «Senin olsun.» dedi ve şikayetçiyi huzuruna çağırdı, ona sövdü. Katemi el-Kelbî (başka bir rivayete göre ise Sinan b. Mükemmel elNümeyrî) bu olayla ilgili olarak Şehr'e hitaben şöyle dedi:

«Şehr, dinini bir keseye sattı.

Ey Şehr! Senden sonra âlimlere kim güvenir artık? Önemsiz birşeyi hazineden aldın ve İbn Canbozan'a sattın. Hıyanet işte budur.»

Mürre b. en-Nehaî de bu olayla ilgili olarak şöyle demişti:

«Ey Mühelleb, eğer sen olmasaydın, Ben, salih, âlim gibi birine yönelmezdim.»

İbn Cerir dedi ki: Anlatıldığına göre Yezid b. Mühelleb, Gürcan gazvesine 120.000 askerle gitmişti. Bu askerlerin 60.000'i Şamlılardandı. Allah mükafatlarını versin. Cürcan'm fethi üzerine diğer beldeler de teslim oldular. Yollar kolaylaştı, güvenli hale geldi. Daha önce oraları cidden korkulu yerlerdi.

Daha sonra Yezid, Huzistan'a gitmeye karar verdi. Kendisinden Önce oraya 4.000 kişiden oluşan bir müfreze gönderdi. Müfrezedeki askerler, seçkin kimselerdi. Bunlar düşmanla karşılaştıklarında şiddetle savaştılar. Bu savaşta Müslümanlardan 4.000 kişi öldürüldü. İnnâ lillah ve innâ ileyhi raciûn. Sonra Yezid, beldeleri fethetmenin kaçınılmaz ve zorunlu olduğuna karar verdi. Nihayet Huzistan vahşi İsbahbaz, bol miktarda para ve mal vererek ayrıca her sene 700.000 dirhem para, bol miktarda mal ve köle vermeyi taahhüd ederek Yezid'le barış antlaşması yaptı.

6.Bölüm

Hicretin Doksansekizinci Senesinde Vefat Eden Meşhur Şahsiyetler