Velid b. Abdülmelik, Medine valisi Hişam b. İsmail'i görevden azletti Yerine amcası oğlu ve bacısı Fatıma'nın kocası Ömer b. Abdüla-zİz'i vali olarak tayin etti. Ömer, otuz deve ile birlikte bu senenin re-biyülevvel ayında Medine'ye girdi. Mervan'm evine konuk oldu, insanlar ona hoş geldin demeye gittiler. O esnada Ömer, yirmibeş yaşındaydı. Öğle namazını kıldıktan sonra Medine'nin şu on fıkıhçısmı yanına çağırdı. Fıkıhçılar şunlardı: Urve b. Zübeyr, Ubeydullah b. Abdullah b. Utbe, Ebu Bekir b. Abdurrahman b. Halis b. Hişam, Süleyman b. Hayseme, Süleyman b. Yesar, Kasım b. Muhammed, Salim b. Abdullah b. Ömer, Salim'in kardeşi Ubeydullah b. Abdullah b. Ömer, Abdullah b. Amir b. Rebia ve Harice b. Zeyd b. Sabit. Bu fıkıhçılar, Ömer b. Abdülaziz'in yanına gelip oturdular. O da Cenâb-ı Allah'a la-yıkı veçhiyle hamd-ü senada bulunduktan sonra onlara şöyle dedi:
«Ben, sevap kazanacağınız ve hakka yardımcı olacağınız bir iş için sizi buraya çağırdım, ben görüşünüzü veya sizden yanımda hazır bulunanlarınızın görüşünü almadan bir iş hususunda kesin karar vermek istemiyorum. Eğer görevlilerimden herhangi birinin haddini aştığını veya haksızlık yaptığını görürseniz veya duyarsanız bunu bana mutlaka bildirmenizi istiyorum.»
Fıkıhçılar, Cenâb-ı Allah'ın kendisine hayır mükafat vermesini dileyerek Ömer b. Abdülaziz'in yanından çıkıp gittiler.
Velid de Ömer b. Abdülaziz'e mektup yazarak Hişam b. İsmail'i Mervan'm evinde tutuklamasını emretti. Velid, Hişam hakkında iyi şeyler düşünmüyordu. Çünkü Hişam, valilik yaptığı dört sene boyunca Medinelilere, özellikle Said b. Müseyyeb ile Hz. Hüseyin'in oğlu Ali'ye kötü davranmıştı. Said b. Müseyyeb de oğluna ve kölelerine şöyle demişti: «Sizden herhangi birisi, benim hakarete uğramış olmam nedeniyle şu adama ilişmesin. Ben onu Allah rızası ve akrabalık hatırı için bıraktım. Ona karışmayacağım ve asla konuşmayacağım.»
Hz. Hüseyin'in oğlu Ali'ye gelince o, tutuklu bulunan Hişam'ın yanma gitmiş ve ona ilişnıemişti. Kendi yakın adamlarınada ona ilişmemelerini daha önceden emretmişti. Ali, ona ilişmeyip yanından geçtikten sonra Hişam, ona: «Allah, risaletini nereye bırakacağını daha iyi bilir.» diye seslendi.
Mesleme b. Abdülmelik, Rum illerine gaza yaptı. Bunlardan çok sayıda adam Öldürdü. Birçok kaleleri fethetti. Bol miktarda ganimet elde etti. Bu senede Rum illerine gaza yapan komutanın Hişam b. Ab-aulmelik olduğu da söylenir. O, bu gazalar esnasında Bolak, Ahrem, Pons, Kumaykum kaleleri ile Fermesan gölünü fethetti. Arab-ı Müsta'rebeden de 1.000 kadar adam öldürdü. Kadınlarını ve çoluk çocuklarım esir aldı. "
Kuteybe b. Müslim, Türk illerine gidip gaza yaptı. Türk Hükümdarı Neyzek, bol miktarda mal verme karşılığında Kuteybe ile barış yaptı. Ayrıca Türk ilindeki Müslüman tutsakları serbest bırakmayı da taahhüt etti.
Kuteybe, yine bu sene, Baykent üzerine gidip gaza yaptı. Buha-ra'nın kazası olan Baykent'te Kuteybe'nin etrafında çok sayıda Türk toplandı. Kuteybe, oraya inince Türkler, suğdlulardan ve çevre illerdeki Türklerden ona karşı yardım istediler. Onlarda gelip Baykentli-lere yardım ettiler. Kuteybe'nin yolunu ve geçitlerini kapattılar. İki taraf, iki aya yakın bir süre karşı karşıya durup bekleştiler. Böyle oluncada ne Kuteybe onlara elçi gönderebiliyordu ne de Türklerden bir elçi ona gelebiliyordu. Kuteybe'den haber gelmeyince Haccaç korktu. Beraberindeki Müslümanların telef olmalarından endişe etti. Çünkü onların savaştıkarı düşman Türklerin sayısı çoktu. Bunun üzerine Haccac, mescitlerde Kuteybe ordusu için dua edilmesini emretti ve bu emrini yazılı olarak diğer şehirlere de gönderdi. Kuteybe ve beraberindeki Müslümanlar, her gün Türklerle savaşıyorlardı.
Kuteybe'nin, Tendür adında Acem bir casusu vardı. Buharalılar, ona bol miktarda mal vererek Kuteybe'yi bu savaştan geri çevirmesini istediler. O da Kuteybe'nin yanma gelip: «Seninle başbaşa görüşmem gerekiyor.» dedi. Kuteybe, meclisindeki adamların dışarı çıkmalarını emretti. Yanında sadece Dırar b. Husayn kaldı. Tendür, Kutey-be'ye dedi ki: «Haccac, görevden azledildi. İşte onun azil haberini sana kısa zamanda bir görevli ulaştıracaktır. Adamlarını toplayıp hemen dönsen iyi edersin.» Kuteybe, kölesi Siyah'a: «Şunun boynunu vur.» dedi ve Tendüru öldürttü. Sonra Dırar'a şöyle dedi: «Bu haberi benden ve senden başka bilen kimse yoktur. Allah'a söz veriyorum ki, eğer şu savaşımız sona ermeden bu durum duyulacak olursa (bilirim ki sen duyurmuşsun bu nedenle) seni de Tendür'ün akibetine uğratırım! Dilini tut, çünkü böyle durumlarda bu gibi haberlerin yayılması, askerlerin gücünü ve düşmana karşı direncini azaltır.»
Bundan sonra Kuteybe, askerlerini ve bayraktarlarını savaşa teşvik etti. Böylece iki taraf şiddetlice savaşmaya başladılar. Sonra Ce-nâb-ı Allah, Müslümanların üzerine bir sabır indirdi, öğleye varmadan Müslümanlar muzaffer oldular. Türkler büyük bir bozguna uğradılar. Müslümanlar onları kovaladılar, bir kısmını öldürdüler, bir kısmını esir aldılar, onlardan şehirde kalanlar da kaleye sığındılar. Kuteybe, inşaat işçilerine şehiri ve kaleyi yıkmalarım emretti.
Türkler, bol miktarda mal verme karşılığında Kuteybe ile antlaşma yapmak istediler. Kuteybe onlarla barış yaptı. Kendi ailesinden bir adamı başlarına naib bıraktı. Naibin yanına da bir miktar asker bıraktı, sonra dönüp gitti. Onlardan beş konaklık bir mesafe kadar uzaklaşınca Türkler ahdi bozdular ve naibi öldürüp maiyetindeki askerlerin boyunlarını kestiler.
Bunun üzerine Kuteybe geri döndü ve şehri kuşatma altına aldı. İnşaat işçilerine emir verdi, onlar da surlara tahta çakmaya başladılar Kuteybe, bu tahtaları tutuşturarak surları yakmak istiyordu, surlar yıkıldı. İşçilerden kırk kadarı öldü. Türkler barış yapmak istediler ancak Kuteybe barışa yanaşmadı. Gayretlerini sürdürdü, nihayet şehri tamamen fethetti. Türk savaşçılarını öldürdü, çoluk çocuklarım esir aldı, mallarını ganimet edindi.
Halkı Müslümanlara karşı kışkırtan, Baykentli kör bir Türk'tü. Bu kişi esir alındığında: «Beni bırakırsanız size Çin mamulü beş elbise vereceğim ki değeri bir dinardır.» dedi. Komutanlar, bu teklifi kabul etmesi için Kuteybe'ye tavsiyede bulundularsa da o: «Hayır, vallahi ey kör adam, senin sebebinle bir Müslüman artık ikinci kez korku-tulmayacaktır.» dedi. Emir verdi ve körün boynu vuruldu. Bu da Kuteybe'nin dünya malına önem vermediğini gösteriyordu. Sonra o körün vereceği fidye de zaten ganimetlerin arasına girecekti.
Müslümanlar, Baykent'te altın ve gümüş kaplar, altın heykellerden oluşan bol miktarda ganimet ele geçirdiler. Elde edilen ganimetler arasında, içinde 150.000 dinar altın bulunan dökümden bir heykel de vardı.
Müslümanlar, Türk hükümdarının hazinesinde bol miktarda para, silah ve çeşitli teçhizat buldular. Çok sayıda esir ele geçirdiler. Kuteybe, Haccac'a mektup yazarak bu ganimetleri askerlere dağıtmak istediğini ifade etti. Haccac da ona bu izni verdi. Müslümanlar, böylece düşmanla savaşmak için para ve mal sahibi olup güçlendiler. Askerlerden her biri silah, teçhizat ve çok sayıda atlardan oluşan büyük bir servetin sahibi oldu. Böylece~gerçekten büyük bir kuvvete sahip oldular. Hamd ve minnet Allah'adır.
Hicretin seksenyedinci senesinde Medine valisi Ömer b. Abdüla-ziz, insanlara haccettirdi.
Bu senede Medine'nin kadısı, Ebu Bekir b. Muhammed b. Amr b. Hazm idi.
Irak ve doğu eyaleti tümüyle Haccac'm yönetimindeydi. Haccac'm Basra valisi ise Cerrah b. Abdullah el-Hakemî idi. Basra kadısı, Abdullah b. Ezine idi. Haccac'm Kûfe'deki savaş komutanı, Ziyad b. Ce-rir b. Abdullah el-Becelî idi. Küfe kadısı Musa el-Eş'arî idi. Haccac'm Horasan ve bağlı mıntıkalardaki naibi, Kuteybe b. Müslim idi.

