Bu senenin başında, safer ayının ilk günlerinde çarşamba gecesi Salih b. Mesrah denen Süfari mezhebinin emiri ile Şebib b. Yezid adındaki Haricilerin kahramanı bir araya geldiler. Salih b. Mesrah kalkıp adamlarına bir nutuk irad etti. Onları Allah'a karşı takvalı olmaya ve cihada teşvik etti. Kendi saflarına katılmaya dair çağrıda bulunmadıkça kimseyle savaşmamalarını söyledi. Sonra hep birlikte Cezire valisi Mûhammed b. Mervan'ın bineklerine meylettiler. Onları alıp götürdüler. Dara diyarında onüç gece ikamet ettiler. Dara, Nusaybin ve Sincar halkı onlara karşı kendilerini koruyup kalelere sığındılar.
Cezire valisi Mûhammed b. Mervan da Adiy b. Umeyr komutasında 500 süvariyi onların üzerine gönderdi. Sonra 500 süvari daha ekledi. Adiy, Harran tarafından 1.000 kişiyle bunların üzerine doğru yürüdü. Göz göre göre ölüme gidiyor gibiydiler. Çünkü Haricilerin metanetli, kuvvetli ve savaşçı olduklarını biliyorlardı. İki taraf karşı karşıya geldiklerinde Hariciler, onları feci bir bozguna uğrattılar. Or-dugahlarındaki malları ele geçirdiler. Yenik düşen askerler Mûhammed b. Mervan'ın yanına döndüler. Mûhammed b. Mervan, bu duruma öfkelendi ve Haris b. Cauna komutasında 1.500; Halid b. Hür komutasında 1.500 askeri üzerlerine gönderdi ve onlara şu talimatı verdi: «Hanginiz Haricilerin üzerine daha çabuk giderse komutan o olsun.» Bunlar, toplam 3.000 savaşçıyla Haricilerin üzerlerine doğru gittiler. Hariciler ise 120 kişi kadardı. Amid'e (Diyarbakır) vardıklarında Salih b. Mesrah, adamlarının yarısıyla Halid b. Hür're hücum etti. Şebib'i de geri kalan adamlarıyla birlikte Haris b. Cauna üzerine saldırttı. İki taraf geceye kadar şiddetlice savaştılar. Akşam olunca iki tarafta kendi yerlerine çekildi. Haricilerden yetmiş kişi, İbn Mervan'ın adamlarından da otuz kişi kadar öldürülmüştü.
Hariciler, geceleyin oradan kaçtılar. Cezire'den çıktılar ve Musul yoluna koyuldular. Deskere'yi geçinceye kadar yollarına devam ettiler. Haccac da Haris b. Umeyr komutasında üzerlerine 3.000 kişi gönderdi. Bunlar harekete geçtiler. Nihayet Musul topraklarında Haricilere yetiştiler. Salih b. Mesrah'ın beraberinde sadece doksan kişi vardı. Haccac'ın gönderdiği askerlerle karşılaştı. Adamlarını üç gruba ayırdı. Bir grubun başına kendisi, sağ taraftaki grubun başına Şe-°ib, sol taraftaki grubun başına da Süveyd b. Süleyman komutan oldu. Haris b. Umeyr, bunların üzerine saldırdı. Haris'in sağ cenahında Ebu Revva eş-Şakirî, sol cenahında Zübeyr b. Erva et-Temimî vardı. Hariciler, onlarla yapılan savaşta son derece metanet ve dayanıklılık gösterdiler. Soma Süveyd b. Süleyman geri çekildi. Salih b.
Mesrah öldürüldü. Şebib vurulup atından yere düştü. Haricilerin geride kalanları onu alıp bir kaleye götürdüler. Beraberlerinde sadece yetmiş kişi kalmıştı. Haris b. Umeyr, onları çembere aldı. Adamlarına, Haricilerin sığındığı kalenin kapısını yakmalarını emretti. Onlar da kapıyı yaktılar ve ordugahlarına dönüp kapının yanışını seyretmeye başladılar. Haricileri zorla ele geçirmek istiyorlardı. Onlar, ordugahlarına döner dönmez Hariciler, boyun eğip kapıdan dışarı çıktılar ve geceleyin Haris b. Umeyr'in adamlarına saldırdılar. Onlardan çok sayıda adam öldürdüler. İnsanlar hızla Medain'e doğru kaçtılar. Şebib ve adamları, onların ordugahlarındaki eşyaları ele geçirdiler. Haris b. Umeyr'in askerleri, Şebib'in bozguna uğrattığı ilk askeri birlik oldu. Salih b, Mesrah, bu senenin cemaziyelahir ayının bitimine onüç gün kala salı günü öldürüldü.
Bu senede Şebib, zevcesi Gazale ile birlikte Kûfe'ye girdi. Salih b. Mesrah'm öldürülmesinden sonra Şebib'in, burada anlatımı uzun sürecek çok hadiseleri oldu. Hariciler, onun etafmda toplanıp kendisine bey'at ettiler. Haccac, onun üzerine başka bir ordu gönderdi. Bu ordu onunla savaştı. Onu hezimete uğrattı. Ondan sonra da Şebib, onları hezimete uğrattı. Yola koyuldu, Medain'i geçti. Medainlilefe bir şey yapmadı. Medainlilere gece baskını yapmayı planlıyordu. Oradaki askerler bunu duyunca korkudan Kûfe'ye kaçtılar. Hezimete uğramış askerler Haccac'm yanma ulaştıklarında o, Şebib'in üzerine 4.000 savaşçıdan oluşan bir askeri birlik hazırlayıp gönderdi. Bunlar Medain'e uğradılar. Sonra Şebib'i yakalamak için yola çıktılar. Şebib, bunların önü sıra ağır ağır gidiyordu. Bunlardan korktuğunu gösteriyordu, ama aslında onlardan korkmuyordu ve sonra her vakitte kendisini kovalayan askeri birliklerin öncü kuvvetlerine saldırıyor, hezimete uğratıyor ve ellerindeki malları yağmalıyordu. Karşılaştığı herkesi bozguna uğratıyordu.
Haccac, onu yakalamakta ısrarlı idi. Üzerine müfrezeler ve takviye birlikler gönderiyordu. Ama Şebib bunları umursamıyordu. Beraberinde sadece 160 süvari vardı. Bu da çok tuhaf bir durumdu. Sonra başka bir yoldan gitti. Küfe ile karşı karşıya kaldı ve orayı kuşatmak istedi. Askerlerin tümü onunla karşılaşmak ve savaşmak üzere Küfe dışındaki Sebha'ya gittiler. O bunu duyunca aldırış etmedi. Aksine Kûfeli askerler ve insanlar, ondan korktular, geri dönüp Kûfe'ye gitmek ve oradaki kaleye sığınmak istediler. Nihayet onlara, peşlerinden Süveyd b. Abdurrahman'ın geldiğini ve kendilerine yaklaştığını söylediler. Şebib de Medain'e gitti. Orada bir kiliseye vardı. Yanında onlardan herhangi bir âlim yoktu. Kimseden korkmuyordu. Yemek hazırlanmasını emretti. Kendisine: «Seni ordular kovalıyor, şimdi seni yakalamak üzeredirler!» dedilerse de o bu sözlere aldırış etmedi ve kendisine yemek yapan aşçıya: «Yemeği güzel ve çabuk yap.» dedi. Yemek hazırlanınca yedi ve sonra tam bir abdest aldı. Arkadaşlarına, şartlarına riayet ederek huşu ve hudu ile bir namaz kıldırdı. Namazdan sonra zırhını giyindi. İki kılıç kuşandı. Demirden bir direk aldı. Sonra: «Katırımı eğerleyin.» dedi. Hazırlanan katırına bindi. Kardeşi Musad, ona: «Hayır! Herşeyin bir zamanı vardır. O zaman gözetlenir.» dedi. Katırına bindi, sonra içinde bulunduğu kilisenin kapısını açtı. Açarken: «Ben Müdlih'in babasıyım. Hüküm ancak Allah'ındır.» dedi.
Demir çubuklarla arkasından gelmekte olan ordu komutanına yaklaştı ve onu öldürdü. Bu komutan, Said b. Mücalid idi. Diğer kalabalık orduya da hücum etti ve o ordunun komutanını da öldürdü. Düşman askerleri kaçarak Kûfe'ye sığındılar. Şebib'in kendisi de Fırat'ın aşağısından Kûfe'ye doğru gitti. Orada birçok adam öldürdü. Haccac da korkarak Kûfe'den Basra'ya kaçtı. Yerine Kûfe'de Urve b. Muğire b. Şube'yi vekil bıraktı. Sonra Şebib, şehire girmek üzere Kûfe'ye yaklaştı. Komutanlar bu durumu-vali vekili Urve b. Muği-re'ye bildirdiler. O da bu durumu bir mektupla Haccac'a iletti. Haccac, acele ederek Basra'dan çıkıp Kûfe'ye doğru hızla geliyordu. Şebib, ondan daha atak davranarak Kûfe'ye doğru hızla hareket etti ama Haccac ondan Önce ikindi vakti Kûfe'ye girdi. Şebib de akşama doğru Basra'ya bağlı Merbet panayırına kavuştu. Gecenin sonunda Kûfe'ye girdi. Hükümet konağına yöneldi. Oraya varınca elindeki demir çubukla kapıya vurdu. Çubuk kapıda iz meydana getirdi. Bu iz daha sonraları da görünmekteydi. «Bu, Şebib'in darbesinin izidir.» deniliyordu. Şebib, geceleyin Küfe şehrinin yollarım kontrol etti. Savaş mahallerini kastediyordu. Kûfelilerin reis ve eşrafından birçok adam öldürdü. Öldürdükleri arasında Ebu Süleym ile Düleyz b. Ebi Süleym, Adiy b. Amr ve Ezher b. Abdullah el-Amirî de vardı. Şebib'in beraberinde zevcesi Gazale de vardı. Bu, kadın cesaret ve yiğitliği ile tanınıyordu. Gazale, Küfe mescidine girdi. Minbere çıkıp oturdu ve Mervanileri yermeye başladı.
Haccac insanlara: «Ey Allah'ın süvarileri, bineklerinize binin!» diye seslendi. Şebib de Küfeden çıkıp savaş yerine gitti. Haccac, onun peşme 6.000 savaşçı taktı. Peşi sıra gittiler, o önden gidiyor, uyukluyor, başını sallıyordu. Çoğu kez de dönüp onlara saldırıyor ve onlardan bir topluluğu Öldürüyordu. Öyle ki, Haccac'm ordusundan çok sayıda adamı ve komutanlarından bazılarını Öldürdü. Öldürdüğü komutanlardan biri de Muhtar'ın amcası oğlu Zaide b. Kudame idi. Haccac, kendi yerine komutan olarak Abdurahman b. Eş'as'ı Şebib ile savaşmak üzere gönderdi. Fakat o, Şebib'le karşılaşmadı, geri döndü. Haccac, onun yerine Osman b. Katan el-Harisî'yi gönderdi. Osman b. Katan ile Şebib, bu senenin sonlarına doğru karşı karşıya gelip savaştılar. Osman b. Katan öldürüldü. Adamlarından 600 kişinin öldürülmesinden sonra geride kalan askerleri bozguna uğramış olarak geri döndüler. Bunların önde gelenlerinden bazılarının adları şöyledir: Akil b. Şeddad esSelülî, Halid b. Nüheyk el-Kindî ve Esved b. Rebia.
Böylece Şebib'in durumu güçlendi. Abdüimelik b. Mervan, Haccac ve diğer komutanlar, onun karşısında sarsıntı geçirmeye başladılar. Abdüimelik ondan çok korktu. Üzerine Şamlılardan teşkil ettiği bir ordu gönderdi. Bunlar hicretin yetmişyedinci senesinde Şebib'le karşılaştılar. Şebib'in beraberinde az sayıda adam vardı, ama insanların yüreklerine korku salmıştı. Aralarında çok vak'alar cereyan etti. Hicretin yetmişyedinci senesinin başlangıcına kadar aralarında bu durum devam etti.
İbn Cerir dedi ki: Hicretin yetmiş altıncı senesinde Abdüimelik b, Mervan, dirhem ve dinar bastırdı. İlk para basan İslâm hükümdarı o oldu.
"el-Ahkamü's-Sultaniye" adlı kitabında Maverdî şöyle der: «İslâm tarihinde dirhem ve dinarların üzerine ilk Arapça yazı yazdıran kişinin Abdüimelik b. Mervan olduğu hususunda ihtilaf edilmiştir.»
Said b. Müseyyeb de şöyle der: «İlk nakışlı dirhem bastıran kişi, Abdüimelik b. Mervan'dır. Daha önceleri dinar ve dirhemler, Bizans ve Acem dinar ve dirhemleriydi.»
Ebu'z-Zinad'a gelince o da şöyle demiştir: «Abdüimelik b. Mervan, hicretin yetmişdördüncü senesinde dirhem ve dinar bastırdı.»
Medainî'ye göre ise Abdüimelik, hicretin yetmişbeşinci senesinde dirhem ve dinar bastırmıştır. Diğer İslâm memleketlerinde ise dirhem ve dinarlar, hicretin yetmişaltmcı senesinde bastırılmıştır. Anlatıldığına göre Abdüimelik b. Mervan, paraların bir yüzüne «Allah Ahad», diğer yüzüne ise «Allahu's-Samed» ibaresini yazdırmıştır.
Yahya b. Numan el-Gıfarî, babasının şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«İlk olarak dirhem bastıran kişi, Mus'ab b. Zübeyr oldu. Bu, kardeşi Abdullah b. Zübeyr'in emri üzerine hicretin yetmişinci senesinde Kisralann dirhemlerine benzer bir dirhem bastırdı. Bir yüzünde «Melik», diğer yüzünde ise «Allah» kelimeleri yazılı idi. Sonra Haccac, bu dirhemleri değiştirdi, dirhemlerin bir yüzüne kendi adını yazdırdı. Bundan sonra Yezid b. Abdüimelik zamanında Yusuf b. Hübeyre, dirhemleri saf gümüşten bastırdı. Ondan sonra Halid b. Abdullah elKusarî de Hişam'ın halifeliği zamanında dirhemleri daha da saflaştırdı. Bunlardan sonra da Yusuf b. Ömer, daha kaliteli ve daha saf gümüşten dirhemler bastırdı. Bu nedenle halife Mansur, ancak Hubeyrî, Halidî ve Yusufî dirhemleri kabul etti. Anlatıldığına göre o zamanlarda insanlar çeşitli dirhemler kullanıyorlardı. Bunlardan biri de «Ba-li» dirhemleriydi. Bali dirhemler sekiz danikten oluşuyordu. Taberî dirhemleri dört danikten, Yemem dirhemleri bir danikten oluşuyordu. Ömer b. Hattab Hazretleri, Bali ve Taberî dirhemleri topladı. Bir şer'î dirhem esasını kabul etti ki, bu dirhem, beşbuçuk miskal ağırlı-ğındaydı. Anlatıldığına göre hem cahiliye, hem de İslâmiyet döneminde miskalin ağırlığı değiştirilmemiştir. Ancak bu hususta düşünmek gerekir. Doğrusunu Allah bilir.
Hicretin yetmişaltmcı senesinde Mervan el-Himar diye bilinen Mervan b. Muhammed b. Mervan b. Hakem doğdu. Mervan, Emevile-rin son halifesi oldu. Abbasiler, halifeliği onun elinden aldılar.
Bu sene, Medine valisi Eban b. Osman b. Affan, insanlara haccettirdi. Bu senede Irak valisi Haccac, Horasan valisi ise Ümeyye b. Abdullah idi. Doğrusunu Allah bilir.

