El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Hicretin Yetmişbeşinci Senesi

Bu senede Abdülmelik b. Mervan'ın kardeşi Mervan el-Himar'ın babası Muharnmed b. Mervan, Maraş'tan çıkışı esnasında Bizans'a bir yaz seferi yaptı. Yine bu senede Abdülmelik, Medine valisi Haccac'ı azlettikten sonra oraya …

Bu senede Abdülmelik b. Mervan'ın kardeşi Mervan el-Himar'ın babası Muharnmed b. Mervan, Maraş'tan çıkışı esnasında Bizans'a bir yaz seferi yaptı.

Yine bu senede Abdülmelik, Medine valisi Haccac'ı azlettikten sonra oraya amcası Yahya b. Ebi'1As'ı vali olarak tayin etti.

Bu senede Abdülmelik, kardeşi Bişr'in vefatından sonra Haccac b. Yusuf u Irak, Basra, Küfe ve bağlı mıntıkalara vali olarak tayin etti. Abdülmelik, Haccac'dan başkasının Irak'taki boşluğu dolduramayacağına kanaat getirmişti. Çünkü Haccac, muktedir, güçlü, katı ve yürekli bir kimseydi. Medine'de vali iken Abdülmelik, onu Irak valiliğine atamış olduğuna dair mektubunu gönderdi. O da Medine'den yola çıkıp Irak'a geldi. Oniki süvari ile birlikte gelmiş ve Kûfe'ye ansızın girmişti. Altlarında asil develer vardı. Küfe yakınında konakladı. Orada yıkanıp saçına kına sürdü. Elbiselerini giyindi. Kılınanı kuşandı, sarığın ucunuda omuzlarına sarkıttı. Sonra yürüyüp şehire girdi ve hükümet konağına yerleşti.

Günlerden cuma günü idi. Müezzin cuma namazı için ilk ezanı okumuştu. Çıkıp mescide gitti. Halk onu tanımıyordu. Minbere çıktı, oturdu. Cemaat gözlerini ona dikmiş ve diz üstü çökmüş vaziyette idi. Ona fırlatmak için çakıl tanelerine el uzattılar. Daha Önceki valileri de taşlamışlardı. Fakat Haccac, uzun bir süre konuşmayınca cemaat hayrete düştü. Bu defa da onun sözlerini dinlemek istediler. Söylediği ilk sözler, şunlar oldu:

«Ey Iraklılar! Ey ayrılık yaratan münafıklar! Ey kötü ahlaklılar! Allah'a yemin ederim ki, ben size gelmeden önceleri durumunuz beni iyiden iyiye tasalandırmaktaydı. Sizi benimle imtihan etmesi için Allah'a yalvanyordum. Dün elimde bulunan ve sizi cezalandıracağım kırbacım düştü. Yerine şunu elime aldım. (Böyle derken eliyle kılıcını gösteriyordu.) Allah'a yemin ederim ki, büyüklerinizin işleyeceği suç nedeniyle küçüklerinizi yakalayıp cezalandıracağım! Kölelerinizin işleyeceği suç nedeniyle hürlerinizi yakalayıp cezalandıracağım. Sonra demircinin" demiri dövdüğü, ekmekçinin hamuru yoğurduğu gibi sizi dövüp ezeceğim!»

Bu konuşmasını dinledikleri zaman cemaatın ellerindeki taşlar kendiliğinden yere düştü. Anlatıldığına göre Haccac, ramazan ayında öğle vakti Küfe şehrine girmiş, mescide gitmiş, başında kırmızı bir sarık bulunarak ve sarığın ucunu omuzları arasına sarkıtarak minbere çıkmış, sonra orada bulunanlara şöyle hitab etmişti: «Halkı yanıma getirin!» Cemaat, onun ve adamlarının Haricilerden olduklarım zannederek ona yöneldiler, yanına geldiler. Cemaat toplanınca kalkıp yüzündeki peçeyi açtı ve şöyle dedi:

«Ben aydınlığın oğluyum. Ön dişlerim öne doğru çıkıktır.

Sarığımı indirirsem beni tanırsınız.»

Sonra sözlerini şöyle sürdürdü: «Allah'a yemin ederim ki, muhakkak kötülüğü yerinde yakalayacak ve peşini adım adım takip edeceğim. Kötülük işleyeni, işlediği gibi kötü cezalandıracağım. Olgunlaşmış ve koparılma zamanı gelmiş kelleleri, sarıklar ile sakallar arasında kanlar akarken görür gibiyim. Fitneler sanki eteklerini kaldırıp bacaklarım dışarı çıkarmış gibidir.» Böyle dedikten sonra şu şiiri okudu:

«İşte bu savaş zamanlarıdır, haydi savaş ve şiddetlen!

Gece onu sarmıştır ve önüne geleni paramparça ediyor.

O ne deve çobanıdır, ne de koyun çobanı,

Ne kasaptır o, ne de kesilmiş etin altına koyulan kütüktür.

Gece onu güçlü ve ulu erkeklerle sarmıştır.

Çok korkutucu ve çölden çıkan adamlarla çevresini sarmıştır.

O Muhacirdir, Arabi değildir.»

Bu şiirden sonra sözünü şöyle sürdürdü:

«Allah'a yemin ederim ki ey Iraklılar! Ben, okun ucunu bana yönelten ve bana ok atan kimselere hedef olmam. Çürük su kırbalarının çıkardığı seslerle bana seslenilmez. Ben zekadan kaçtım ve son derece tecrübeler edindim. Mü'minlerin emiri Abdülmelik, tirkeşin-deki okları çıkardı. Sonra bunları denedi. Birer birer gözden geçirdi. Bunlar arasında en sağlam okun ben olduğumu gördü ve beni üzerinize yöneltti. Siz fitne vadilerinde çok otladınız. Azgınlık yoluna saptınız. Dalalet yollarım tercih ettiniz. Ama vallahi ben, değneğin kabuğu soyulur gibi sizleri bu muzırlıklardan ve kötülüklerden soyacağım ve size selem ağacının kabuğunu giydireceğim. Sizleri garip develer gibi vuracağım. Allah'a yemin ederim ki ben, sözümü mutlaka yerine getiririm. Her ne takdir edersem mutlaka güzel takdir ederim.

Benden ve şu cemaatlardan sakının. Dedikodu yapmaktan uzaklasın. Allah'a yemin ederim ki, ya hak yolda doğru dürüst olursunuz, ya da herbirinizin cesedinde kendisini ömür boyu meşgul edecek yaralar açarım! Komutan Mühelleb'i yalnız bırakıp geri dönen asileri üç gün içinde tekrar karargahlarına dönmemiş olarak görürsem, kanlarını akıtır ve mallarım yağmalarım.»

Böyle dedikten sonra minberden indi. Evine gitti ve fazla da birşey yapmadı.

Anlatıldığına göre minbere çıktığında insanlar onun çevresine toplandılar. Uzun bir süre sustu, konuşmadı. Öyle ki, Muhammed b. Umeyr avucuna birkaç çakıl tanesi aldı. Bu çakıllarla Haccac'ı taşlamak istedi ve: «Allah onu kahretsin, ne kadar çirkin ve pistir.» dedi. Haccac, kalkıp konuşmaya başlayınca Muhammed'in elindeki çakıl taneleri -kendisi farkında olmaksızın- elinden yere düşmeye başladı. Çünkü Haccac'm fasih ve beliğ bir konuşma yaptığını gördü. Anlatıldığına göre Haccac, irad etmiş olduğu bu hutbesinde şöyle demişti:

«Yüzler çirkin olsun! «Allah size güven ve huzur içinde olan bir kasabayı misal verir: Her taraftan oraya bolca rızık geliyordu. Ama Allah'ın nimetlerine nankörlük ettiler; bu yüzden Allah onlara yaptıklarına karşılık açlık ve korku belasını tattırdı.» (en-Nahı, 112.) İşte sizler de o kasaba halkı gibisiniz. Dürüst olun, doğru yola gelin. Aksi takdirde Allah'a yemin ederim ki, sizlere alçaklık ve zillet tattıracağım ki, doğru olasınız. Size selem ağacının yapraklarını giydiririm ki, doğru yola gelip teslim olasınız. Allah'a yemin ederim ki, ya zulmü bırakıp insafa gelirsiniz, fitnelere ve kötü haberlere girme işini bırakırsınız. "Şöyle oldu, böyle oldu; falan, falan adamdan naklederek bana dedi, ne haber, durumlar ne?" demekten vazgeçersiniz; ya da sizleri kılıçtan geçiririm. Böylece kadınlarınız dul, çocuklarınız da yetim kalır. Size bu yolları tatbik ederim. Nihayet sizler de istikamete gelir ve gayyalara yuvarlanmaktan, kötü şeylerle uğraşmaktan vazgeçersiniz.»

Haccac, uzun ve beliğ bir konuşma yaptı. Emsali görülmemiş bu konuşması, iyi şeyleri vaadetmiyor, aksine şiddetli tehditleri içeriyordu.

Üçüncü gün çarşıda tekbir getirildiğini işitti. Bunun üzerine evinden mescide gitti. Minbere çıkıp şöyle dedi:

«Ey Irak halkı! Ey isyankar, iki yüzlü, kötü ahlaklılar! Ben, Allah'ın rızasının istenmediği apaçık belli olan bir tekbir sesi işittim. Bu tekbir sesiyle başkaları korkutulmak isteniyor. Bunun, içinde fırtına gizli bir toz bulutu olduğunu anladım.

Ey adi herifler! Ey sopanın köleleri! Ey dul kadınların ve cariyelerin çocukları! Sizden hiçbir kimse hayatta kalmak, kanını akıtmamak ve adim attığı yeri bilmek istemiyor mu? Allah'a yemin ederim ki, çok yakında size öyle bir iş yapacağım ki, bu, şimdiye kadar yaptıklarınızın cezası ve şimdiden sonra da yapacaklarınızın da tehdidi olacaktır.»

Bunun üzerine Tenıimli Umeyr b. Dabi el-Hanzelî ayağa kalkıp şöyle dedi: «Allah emiri İslah etsin, ben savaşa gidecekler arasında olup fazla yaşlı ve hasta birisiyim. Oğlum ise benden daha gençtir.» Haccac, ona şöyle karşılık verdi: «Bu, bizim için babasından daha hayırlıdır.» Arkasından adama: «Sen kimsin?» diye sorunca o da: «Ben Umeyr b. Dabi'im.» dedi. Haccac: «Dünkü konuşmamızı işittin mi?» diye sordu. Umeyr'in: «Evet» diye cevap vermesi üzerine de: «Peki, sen Osman b. Affan üzerine hücum eden kişi değil misin?» dedi. Umeyr: «Evet» diye cevap verince bu defa Haccac şöyle dedi: «Ey Allah'ın düşmanı! Peki, niye Osman'a kendi yerine başka birini gönder-medin? Sen neden böyle birşey yaptın?» Umeyr, onun bu sözlerine şu karşılığı verdi: «Babam gidememişti. Çünkü o da yaşlı bir ihtiyardı.» Bu defa Haccac, şöyle sordu: «Sen, "Yapmak istedim, fakat yapamadım. Yapmama ramak kalmışken bıraktım. Keşke Osman'ın hanımlarını ağîatsaydım." diyen değil misin? Seni öldürmekle her iki şehrin de salaha ereceğini sanıyorum.» Daha sonra yanındaki muhafıza emir vererek boynunu vurdurdu ve malını yağmalattı. Sonra bir mü-nadiye şöyle emir verdi: «Kalk, insanlara duyuru yap.»

Münadi kalktı ve şöyle bir duyuruda bulundu: «Dikkat edin! Umeyr b. Dabi çağrıyı duyduktan sonra üç gün içinde Mühelleb'in maiyetine girmedi. Bu nedenle Haccac, onun Öldürülmesini emretti.»

Bu duyuruyu duyan herkes yola çıktı. Köprü üzerinde izdiham meydana geldi. ,0 köprüden bir saat içinde Mezhiç kabilesinden 4.000 kişi geçti. Onlarla beraber takım komutanları ve çavuşlar da yola çıktılar ve onları Mühelleb'e ulaştırdılar. Mühelleb'ten de askerlerin yanma ulaştıklarına dair bir yazı aldılar. Bu durum üzerine Mühelleb şöyle dedi: «Allah'a yemin ederim ki, Irak'a erkek bir adam gelmiştir. İşte bugün düşman öldürülecektir.»

Rivayet olunduğuna göre Haccac, Umeyr b. Dabi'yi tanımamıştı. Nihayet Anbese b. Said, ona:«Ey vali, şu adam, öldürülmesinden sonra Hz. Osman'a gelmiş ve yüzüne bir tokat vurmuştu!» deyince Haccac, Umeyr'in Öldürülmesini o esnada emretmişti.

Haccac, Basra'ya Hakem b. Eyyüb es-Sakafî'yi vali olarak atadı. Orada Halid b. Abdullah'ı sıkıştırmasını emretti. Şüreyh'i Küfe kadılığında bıraktı. Sonra Kûfe'de Ebu Yafur'u vekil bırakarak Basra'ya gitti. Basra kadılığına Zürare b. Evfa'yı tayin etti ve Kûfe'ye döndü.

Bu senede Abdülmelik b. Mervan, insanlara haccettirdi. Amcası Yahya'yı Medine, Ümeyye b. Abdullah'ı Horasan valiliğinde bıraktı.

Bu senede Basra'da halk Haccac'a saldırdı. Bu olay şöyle gelişmişti: Haccac, Umeyr b. Dabi'yi öldürdükten sonra Kûfe'den ayrılıp Basra'ya gitmiş ve orada halka, Kûfelilere irad ettiği gibi tehdit ve şiddet dolu bir hutbe irad etmişti. Sonra Beni Yeşkur kabilesinden bir adamı ona getirmişler ve onun asi olduğunu söylemişlerdi. Adam da şöyle demişti: «Bende fıtık vardır. Allah bana mazaret vermiştir. Bişr b. Mervan da mazeretimi kabul etmişti. İşte bana verilen maaşlar buradadır ve beytü'1-mala iade ediyorum.» Haccac, o adamın verdiği paralan kabul etmemiş ve öldürülmesi emrini vermişti. Adam da öldürülmüştü. Basrahlar paniğe kapıldılar. Basra'dan çıktılar ve Ramhürmüz köprüsü yanında toplandılar. Başlarında Abdullah b. Carud vardı. Bu senenin şaban ayında ordusuyla birlikte Haccac, bunların üzerine yürüdü. Ramhürmüz köprüsü yanında iki taraf şiddetlice, savaştı. Basralıların lideri Abdullah b. Carud ile beraberindeki kabilelerin reisleri öldürüldü. Haccac, öldürülen bu önde gelen adamlarının başlarının kesilmesini ve köprü yanına dikilmesini emretti. Sonra bu kesik başları Mühelleb'e gönderdi. Böylece Haccac güçlendi ve Haricilerin emiri zayıfladı.

Haccac, Mühelleb ile Abdurrahman b. Muhannef e haber göndererek Ezarika ile savaşmalarım emretti. Onlar da beraberlerindeki askerlerle harekete geçerek Ezarika Haricileriyle savaştılar. Küçük bir savaş neticesinde onları yerlerinden uzaklaştırdılar. Haricilerden olan Ezarika, Kazirun mıntıkasına kaçtılar ki, orası Sabur bölgesine bağlıydı, insanlar peşlerine takılarak onları kovaladılar. Ramazanın son on gününde karşılaştılar. Gece olunca Hariciler, Mühelleb'e saldırdılar. Ancak onun ordugahının çevresini hendek kazarak koruma altına aldığını gördüler. Bu defa Abdurrahman b. Muhannef in üzerine yürüdüler. Onun gerekli tedbirleri almadığını gördüler. Oysa Mühelleb, ordugahının çevresine hendek kazarak gerekli koruma tedbirleri almasını emretmişti ama o, bu emri yerine getirmemişti. Hariciler, Abdurrahman b. Muhannefle savaşmaya başladılar. Abdurrahman b. Muhannefi ve askerlerinden bir grubu öldürdüler. Onları misli görülmemiş bir yenilgiye uğrattılar.

Anlatıldığına göre Hariciler, ramazanın onunda (çarşamba günü) bu savaşta Abdurrahman'in askerleriyle karşılaştıklarında misli görülmemiş bir saldırıya geçtiler ve şiddetle savaştılar. Hariciler, Mühelleb b. Ebi Süfra'nın ordusuna hamle yaptılar. Onu, garnizonunun ıç kısımlarına doğru çekilmek mecburiyetinde bıraktılar. Abdurrahman da peşpeşe gönderdiği süvarilerle onun imdadına yetişmeye çalıştı. Ayrıca peşpeşe piyadeler de gönderdi. Bunun üzerine Hariciler, ikindiden sonra Abdurranman'ın ordusuna hamle yaptılar. Gece bas-tırmcaya kadar onunla savaştılar. Abdurrahman da geceleyin öldürüldü. Beraberinde sebat eden birçok adamları da öldürüldü. Sabah olunca Mühelleb geldi. Abdurrahman'ın cenaze namazını kıldı. Onu defnetti ve öldürüldüğünü bir mektupla Haccac'a bildirdi. Haccac, bu olay üzerine Abdülmelik'e bir mektup yazarak taziyetlerini sundu. Abdülmelik, Mina'da bu ölüm haberini halka duyurdu.

Haccac, yerine Attab b. Verka'yı emir tayin etti ve onun Mühel-leb'e itaat etmesini bir mektupla bildirdi. Ancak o bundan hoşlanmadı ama ister istemez Haccac'a itaat etmek mecburiyetinde olduğunu anladı. Ona muhalefet etmek istemedi. Kalkıp Mühelleb'in yanına gitti. Ona ancak zahiren itaat ediyor, çok defalar isyan ediyordu. Sonra ikisi tartıştılar. Mühelleb, Attab'ı öldürmek istedi, ancak başkaları aralarına girdi. Attab, Mühelleb'i bir mektupla Haccac'a şikayet etti. Haccac da Mühelleb'e haber göndererek yanına gelmesini emretti ve onu bu görevden affetti. Mühelleb, yerine oğlu Habib b. Mühelleb'i tayin etti.

Bu senede Davud b. Numan el-Mazinî, Basra'nın bir mıntıkasında ortaya çıktı. Haccac, ona bir müfreze gönderdi.ve onu öldürdü.

İbn Cerir dedi ki: Bu senede Beni İmru'l-Kays'tan Salih b. Mes-rah adında bir adam harekete geçti. Bu, Haricilerden Ziyad b. Asfar'a bağlı olup onun görüşüne tabi olan Süfarilerden biriydi. Denildiğine göre Süfarilerden ilk ortaya çıkan da buydu. Bunun sebebi şuydu: Salih b. Mesrah, bu sene de Şebib b. Yezid ve Batim adında Harici liderleriyle haccetti. Onlar, hacda mü'minlerin emiri Abdülmelik'le karşılaştılar. Şebib, onu öldürmeye çalıştı. Abdülmelik, hac dönüşünde bu durumdan haberdar oldu. Abdülmelik, onları yakalaması için Haccac'a bir mektub yazdı. Salih b. Mesrah, Kûfe'ye çok girip çıkar ve orada ikamet ederdi. Onun Kûfe'de barınan ve kendisine bağlı olan bir cemaatı da vardı. Bu kimseler, Darah ve Musullu idiler. Bunlara Kur'ân Öğretir, kıssalar anlatırdı. Süferi mezhebine bağlı olup çokça ibadet ederdi. Kıssa anlatırken Cenâb-ı Allah'a hamd-ü senada, bulunur, Rasûlullah'a da salat-ü selam getirir, sonra insanların dünyada zahidane bir hayat yaşamalarını ve ahirete rağbet etmelerini tavsiye eder, ölümü çokça hatırlamayı teşvik ederdi.

Hz. Ebu Bekir ile Hz. Ömer'e rahmet okur, onları güzelce Överdi. Ama bundan sonra Hz. Osman'ı anar, ona söver, kötü sözler sarfeder ve kendisine karşı ayaklanan asi ve facir kimselerin onun hakkında söylediği çirkin sözleri söyler, onu eleştirirdi. Sonra arkadaşlarım diğer Haricilerle birlikte emr-i bi'1-maruf ve nehy-i ani'l-münker vazifesini yapmaya teşvik edirdi. İnsanlar arasında yaygın olan şeyleri hoş karşılamayıp protesto etmeyi tavsiye ederdi. Bu uğurda ölümü hiçe saymalarım, dünyayı aşırı şekilde kötülemelerini, dünyalık işleri horlamalarını ve küçük görmelerini isterdi. Bir grup insan ona yöneldi ve etrafından toplandı. Şebib b. Yezid el-Haricî, ona bir mektup yazarak ayaklanma işini hemen değil de bir süre sonra başlatmasını tavsiye etti. Ona bu hususta teşvikte bulundu ve gerekli çağrıyı yaptı. Sonra Şebib, Dara'da bulunan Salih'in yanma gitti. Sözleştiler ve gelecek senenin safer ayı başında ayaklanmayı başlatmak üzere anlaştılar. Bu duruma göre hicretin yetmiş altıncı senesinin safer ayı başında ayaklanmayı başlatacaklardı. Salih'in yanına Şebib ve kardeşleri Musab, Mücellel ve Fadl b. Amir de geldiler. O Dara'da iken etrafında 120 kadar savaşçı toplandı. Sonra hep birlikte Muhammed b. Mervan'ın atlılarına saldırdılar. Onları ele geçirdiler ve sonra da inşaallah anlatacağımız hadiseler meydana geldi.