El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Hicretin Yetmişdokuzuncu Senesi

Bu senede Şam'da büyük bir veba salgını görüldü. Bu salgının şiddetinden neredeyse halkın tümü yok olup gidecekti. Zayıfladıkları ve sayıları azaldığı için Şamlılardan bu sene gazaya giden olmadı. Bu sene de Bizanslılar, …

Bu senede Şam'da büyük bir veba salgını görüldü. Bu salgının şiddetinden neredeyse halkın tümü yok olup gidecekti. Zayıfladıkları ve sayıları azaldığı için Şamlılardan bu sene gazaya giden olmadı. Bu sene de Bizanslılar, Antakya'ya gelerek birçok insanı Öldürdüler. Onların savaşma ve savaş taktiği hususunda zayıf olduklarını biliyorlardı.

Ubeydullah b. Ebi Bekre, Türk hükümdarı Rutbil'in üzerine gitti. Nihayet onun ülkesinin iç kısımlarına kadar ilerledi. Bunun üzerine Rutbil, her sene ona belirli miktarda mal vermek şartıyla onunla barış yaptı.

Abdülmelik b. Mervan, yalancı Haris b. Said el-Mütenebbî'yi öldürdü. Ona Haris b. Abdurrahman b. Said ed-Dımışkî deniliyordu. Ebü'l-Cülas el-Abderî'nin azatlısı idi. Hakem b. Mervan'm azatlısı olduğu da söylenir. Aslen Cevle mıntıkasından idi. Gelip Şam'a yerleşti. Orada kendini ibadete verdi. Zahidane bir hayat yaşadı. Sonra baştan çıkarıldı. Tekrar eski haline döndü. Yüce Allah'ın ayetlerinden sıyrıldı. Allah'ın kurtuluşa ermiş hizbinden ayrıldı, şeytana uyarak azıtanlardan oldu. Şeytan, onun kafasına dürtmeye başladı. Nihayet onu, hem din hem dünya bakımından kayba uğrattı ve rezil etti. Bedbaht kıldı. Doğrusu bizler Allah'a aidiz. Allah bize kafidir. Göz ve kuvvet ancak Allah iledir.

Ebu Bekir b. Ebu Hayseme, Abdurrahman b. Hassanın şöyle dediğini rivayet etmiştir: -

«Yalancı Haris, Dımışklılardandı. Ebü'l-Cülas'm azatlısı idi. Ba-bası Cevle'de idi. İblis ona göründü ve musallat oldu. Kendini ibadete veren zahid bir adamdı. Altından bir cübbe giyse bile yine de zahid ve âlim bir kimse olduğu anlaşılırdı. Hamdetmeğe başladığı zaman dinleyiciler, onun hanıdi gibi bir hamd ve onun sözlerinden daha güzel bir söz işitemezlerdi. Cevle'de bulunan babasına şöyle bir mektup

gönderdi:

«Babacığım, çabuk yanıma gel. Ben rüyada öyle şeyler gördüm ki, korkarım şeytan rüyada bana görünmüştür.»

Babası ona yazdığı cevabî mektubunda sapıklığına sapıklık ekledi. Onu daha da azdırdı. Yazdığı mektup şu idi:

«Ey oğulcuğum, sen emrolunduğun şeylere yönel. Zira yüce Allah, şöyle buyuruyor: "Şeytanların kime indiğini size haber vereyim mi? Onlar, günahkar iftiracıların hepsine iner." (eş-Şuarâ, 221222.) Oysa sen, ne günahkar ne de yalancısın. Şu halde emrolunduğun şeyleri yap.»'

Mescitteki adamların yanına gider, onlarla birer birer görüşür, durumunu onlara anlatır, onlardan ahid ve misak alırdı. Rüyasında gördüğü şeyler hoş şeylerse anlatırdı. Aksi takdirde gizlerdi.

Halka acayip şeyler gösterirdi. Mescidin mermerinin yanına gelir, eliyle tırtıklar, mermer de beliğ bir şekilde teşbihte bulunurdu. Öyle ki, bu sesi orada bulunan herkes işitirdi.

Ben derim ki: Şeyhimiz allame Ebu 1-Abbas b. Teymiye derdi ki:

«O, mescidin maksure sindeki şu kızıl mermeri eliyle tırtıklardı, o da teşbih getirdi. Evet, bu yalancı Haris zındıktı.»

İbn Ebi Hayseme, bir rivayetinde şöyle der: «Yalancı Haris, halka yazın kış meyvesi yedirir, kışın da yaz meyvesi yedirirdi. Onlara: «Haydi gelin, size melekleri göstereyim.» der, onları Deyr-i Merak'a götürür, orada at üzerinde bazı adamları onlara gösterirdi. Bu hususta birçok insan, ona kanmış ve tabi olmuştu. Durumu halk arasında yaygın hale gelmişti. Adamları ve tabileri çoğalmıştı. Durumundan Kasım b. Muhaymire de haberdar olmuştu. Kendisi de gidip Kasım'la görüşmüş ve ona şöyle demişti:

- Eğer hoşuna gidecek birşeyi gösterirsem kabul et ama hoşlanmadığın birşeyi gösterirsem durumumu insanlardan gizle. Doğrusu ben peygamberim!

- Yalan söylüyorsun ey Allah'ın düşmanı. Sen peygamber değilsin. Aksine sen, Rasûlullah (s.a.v.)'m şu hadisi ile anlattığı yalancı deccallardan birisin: «Her biri kendisinin peygamber olduğunu iddia eden otuz yalancı Deccal çıkmadan kıyamet kopmayacaktır.» Sen de onlardan birisin, senin ahdin yoktur.

Bundan sonra Kasım kalkıp Şam kadısı Ebu İdris'in yanına gitmiş, ona yalancı Haris'ten duyduğu şeyleri nakletmiş, Ebu İdris de: «Biz onu tanıyoruz.» demişti. Sonra Ebu İdris, yalancı Haris'in durumunu halife Abdülmelik'e bildirmişti.

Başka bû rivayette anlatıldığına göre Mekhul ile Abdullah b. Ebi Zaide, Haris'in yanma gitmişlerdi. Haris, onları kendi peygamberliğini kabule davet etmiş, ancak onlar onu yalanlamışlar ve davetini reddetmişler, sonra kalkıp Abdülmelik'in yanına gitmişler ve yalancı Haric'in durumunu ona anlatmışlardı. Abdülmelik de hemen onu yakalamak istemişti. Haris, saklanmaya başlamış ve Beyt-i Makdis'te bir odaya gizlenmişti. İnsanları gizlice kendi peygamberliğini kabule davet ediyordu. Abdülmelik, onun durumuyla iyiden iyiye ilgilenmeye başladı. Onu yakalatmak için Nasıriye'ye gitti. Nasıriye'de Haris'in Beyt-i Makdis'te yanına gidip gelen yerlilerden bir adam Abdülmelik'in yanına geldi. Haris'in durumunu ve o anda nerede bulunduğunu ona anlattı. Haris'i yakalamak için yanına Türk askerlerinden bir grup vermesini Abdülmelik'ten istedi. Abdülmelik de onun yanma bir grup Türk askeri verdi ve ayrıca Kudüs naibine bir mektup yazarak bu adamın emrine girmesini ve istediği şeyleri yapmasını emretti.

Adam, beraberindeki askerlerle Kudüs'e varınca vali onun hizmetinde olduğunu bildirdi. Nasıriyeli adam, valiye, toplayabildiği kadarıyla mum toplamasını ve her adama bir mum vermesini emretti. Hiçbir şeyin gizli kalmaması ve durumun iyice açığa çıkması için emrettiğinde bütün cadde ve sokaklardaki adamların, ellerindeki mumları geceleyin yakmalarını istedi. Bundan sonra Nasıriyeli adam, Haris'in gizlendiği eve gitti. Kapıcıya: «Allah'ın peygamberi Haris'in yanına girmek için izin istiyorum.» dedi. Kapıcı da: «Şu saatte peygamberin yanma girilemez. Sabahı bekle.» diye cevap verdi. Bunun üzerine Nasıriyeli adam; «Mumları yakın!» diye seslendi ve onlar da mumları yaktı. Öyle ki gece bir anda gündüze döndü. Nasıriyeli adam, Ha-ris'e doğru yöneldi. Haris, oradaki bir bodruma inip gizlendi. Adamları da: «Heyhat! Allah'ın peygamberine ulaşmak istiyorlar, ama ne gezer! O, artık göğe yükseltildi.» diye seslendiler. Nasıriyeli adam, elini bodruma uzattı. Haris'in elbisesinin ucunu yakalayıp çekti ve onu ortaya çıkararak yanında bulunan halifeye bağlı Ferganalı Türklere teslim etti. Onlar da onu alıp zincire vurdular. Anlatıldığına göre ona vurulan zincir ve prangalar boynundan defalarca düşüyor, tekrar alıp bağlıyorlardı. O da şöyle diyordu:

«De ki: «Ben sapıtırsam, sapıtmakla ancak kendime etmiş olurum. Doğru yolda olursam bu, Rabbimin bana vahyetmesiyledir. Doğrusu O, işitendir, yakın olandır.» (es-Sebe1,50.)

Kendisim zincire vuran Türklere de şöyle diyordu: «Rabbim Allah'tır, diyen bir adamı mı öldüreceksiniz?» (ei-Mü'min, 28.)

Türk askerleri de kendi dilleriyle ona şöyle diyorlardı: «Bu bizim Kur ân'ımızdır. Sen de kendi Kur'ân'ını getir bakalım!»

Yalancı Haris'i huzuruna getirdiklerinde halife Abdülmelik, onun darağacında asılmasını emretti. Ancak mızrak, onun kaburga kemiklerinden birine değip eğildi. Abdülmelik, o adama şöyle dedi:

- Yazık sana! Mızrağı fırlatırken "Bismillah" dedin mi?

- Unuttum.

- Yazık sana! Besmele çek ve mızrağı fırlat.

Adam, Besmele çektikten sonra mızrağı firlattı. Mızrak, yalancı Haris'in böğrüne saplandı.

Abdülmelik, onu darağacına asmadan Önce hapsetmişti. Sonra fıkıh ve ilim sahibi adamlara, ona öğüt vermelerini ve kendisindeki bu halin şeytani bir hal olduğunu bildirmelerini emretmişti. Fakat o, bunun şeytani bir hal olduğunu kabule yanaşmamış, bunun üzerine Abdülmelik onu astırmıştı. Bu da Abdülmelik'in tam adil ve dindar bir kimse olmasından kaynaklanmaktadır.

Velid b. Müslim, Alâ b. Ziyad el-Adevî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Hükümdarlığı esnasında Abdülmelik'in yaptığı işlerden sadece Haris'i öldürmesine imrendim. Zira Rasûlullah (s.a.v.), bir hadisinde: "Herbiri kendisinin peygamber olduğunu iddia eden otuz yalancı Deccal çıkmadıkça kıyamet kopmayacaktır. Her kim böyle birşeyi iddia ederse, onu öldürün. Bunlardan birini öldüren kimseye Cennet vardır." buyurmuştur.»

Velid b. Müslim dedi ki: «Duyduğuma göre Halid b. Yezid b. Mua-viye, Abdülmelik'e şöyle demiştir:

- Eğer senin yanında olsaydım Haris'i öldürmeni emretmezdim.

- Niçin?

- Bu onun ileri sürdüğü bir görüştü. Eğer onu aç bırakacak olsaydın bu görüşü giderdi.»

Velid, Münzir b. Nafi'nin şöyle dediğim rivayet etmiştir: «Halid b. Cülah'ın Gaylan'a şöyle dediğini işittim:

- Yazıklar olsun sana ey Gaylan! Ramazan ayında bir elmaya birkaç kadın elde eden bir adam sen değil misin? Şimdi de kalkmış, Haris taraftarı bir adam olmuşsun. Karını peçeliyorsun, karının mü nıinlerin annesi olduğunu iddia ediyorsun ve şimdi de dönüp dolaştın, kaderci bir zındık oldun!»

Bu sene de Ubeydullah b. Ebi Bekre, Türklerin büyük hükümdarı Rutbil ile savaştı. Hükümdar Rutbil, Müslümanlarla bazen iyi geçiniyor, bazen de onlara karşı baş kaldırıyordu. Bunun üzerine Haccac, Ebu Bekre'nin oğlu Ubeydullah'a mektup yazarak beraberindeki Müslüman askerlerle Rutbil'in memleketine hücum etmesini, kalelerini yıkmasını, savaşçılarını Öldürmesini emretti. O da bu mektubu alır almaz vilayetindeki askerlerle, Basrah ve Kûfelilerle birlikte yola çıktı. Türklerin hükümdarı Rutbil ile karşılaştığında onu hezimete uğrattı. Keskin darbelerle kalelerini yıktı. Askerleriyle birlikte onların diyarına yerleşti. Birçok şehirlerini ve beldelerini istila etti. Ora halkını ezip geçti. Sonra Rutbil gerilemeye başladı. Ubeydullah b. Ebi Bekre onu kovaladi. Ve nihayet başkente yaklaştı. Arada onsekiz fersahlık bir mesafe kalmıştı.

Türkler ondan çok korktular. Sonra yolları ve caddeleri barikatlarla kapattılar. Geçitleri kestiler. Öyle ki, U-beydullah'ın beraberindeki bütün Müslüman askerler, orada öleceklerinin kaçınılmaz olduğunu zannettiler. O esnada Ubeydullah, her sene kendisine 700.000 dinar verilmesi şartıyla Rutbille barış yapmak istedi. Ayrıca, Müslümanların çıkıp kendi ülkelerine dönebilme-lerini temin edecek bir yol açmalarım da şart koştu. Sahabelerden ve Hz. Ali'nin önde gelen arkadaşlarından Şüreyh b. Hani -o esnada Kûfelilerin başında bulunuyordu- askerlere uyarıda bulunarak savaşmalarım, sebat etmelerini; kılıç, mızrak ve oklarla Türklere saldırmalarını istedi. Ubeydullah b. Ebi Bekre, onu bu şekilde çağrıda bulunmaktan menettiyse de o bu emre uymadı. Bahadırlardan bir grup ve hafızlardan da bir cemaat, Şüreyh'in savaş çağrısına icabet etti.

Bunlar Türklerle savaştılar. Nihayet Müslümanların büyük bir çoğunluğu orada öldürüldü. Allah onlardan razı olsun. Şüreyh b. Hani de şu şiiri okumaya başladı: «Yaşlılıktan çeken kederli biri oldum. Müşrikler arasında asırlarca yaşadım. İnzar edici peygambere kavuştum. Ondan sonra Sıddık'a ve Ömer'e, Mihran gününe ve Tüster'e, Sıffin'e ve Neher'e kavuştum. Heyhat, böyle uzun bir ömre...»

Şüreyh de öldürülenler arasındaydı. Allah ondan razı olsun. O-nunla birlikte adamlarından da bir grup öldürüldü. Sonra kalan askerler, Ubeydullah b. Ebi Bekre'nin maiyetinde Rutbil'in diyarından çıkıp gittiler. Ama sayıları azdı. Haccac, durumdan haberdar olunca ilerleyeni ve geride kalanı tutup sorguya çekti. Bu durumu halife Ab-

dülmelik'e bir mektupla bildirdi. Müslümanların Türk illerinde başlarına gelen facianın intikamını almak için Rutbil'in şehrine, büyük bir ordu göndermek hususunda ona danıştı. Ulağın getirdiği mektubu alan Abdülmelik, bu duruma muvafakat ettiğini bir mektupla Haccac'a bildirdi ve çabucak Rutbil'in üzerine asker göndermesini istedi. Ulağın getirdiği haber üzerine Haccac, asker toplamaya başladı. Hicretin sekseninci senesi olaylarından bahsederken detaylı bir şekilde anlatacağımız gibi kalabalık bir ordu teçhiz etti.

Anlatıldığına göre Rutbil ile yapılan savaşta Şüreyh b. Hani ile beraberindeki 30.000 asker öldürülmüştü. Müslüman askerler arasında bir parça ekmek bir dinara satılmaya başladı. Çok zorlu durumlarla karşılaşmaya başlamışlardı. Açlık nedeniyle de birçok Müslüman ölmüştü. Doğrusu biz Allah'a aidiz ve ona dönücüleriz.

Bu savaşta Türklerden de çok sayıda adam öldürülmüştü. Müslümanlar onlardan kat kat adam öldürdüler.

Yine anlatıldığına göre hicretin yetmişdokuzuncu senesinde Şüreyh, kadılıktan istifa etti. Haccac, onun istifasını kabul etti. Yerine Ebu Bürde Ebi Musa el-Eş'arî'yi kadı olarak tayin etti. Şüreyh'in biyografisini hicretin yetmişsekizinci senesinde vefat edişinden bahsederken anlatmıştık. Doğrusunu Allah bilir.

Vakidî, Ebu Ma'şer ve diğer siyerciler de dediler ki: Bu senede Medine valisi Eban b. Osman, insanlara haccettirdi.

Bu senede Kutri b. Fücae et-Temimî, Ebu Nuame el-Haricî'yi öldürdü. O, meşhur yiğitlerdendi. Anlatıldığına göre adamları ve arkadaşları, yirmi sene süreyle onu halifelik selamıyla selamlamışlardı. Onunla Haccac'm komutanlarından Mühelleb b. Ebi Süfra askerleri arasında çok sayıda savaşlar cereyan etmişti. Ebu Nuame, Mus'ab b. Zübeyr zamanında ayaklanmış, birçok kaleleri ve beldeleri ele geçirmişti. Onun vak'aları meşhurdur. Haccac, onun üzerine büyük ordular göndermiş, ama o, bu orduları bozguna uğratmıştı. Rivayete göre o, cılız bir at üzerinde olup elinde demir bir çubuk varken Haruriler-den bir adam karşısına çıkmış, onunla savaşmak istemişti. Kutri, yüzündeki peçeyi açınca adam onu tanımış, dönüp kaçmıştı. Kutri, ona: «Nereye gidiyorsun? Bir mızra.k dürtüşü veya kılıç darbesi görmeden kaçmaktan utanmıyor musun?» deyince adam şu karşılığı vermişti: «Adamın senin gibi birinin önünden kaçması, utanılacak şey değildir.»

Kutri, bir savaşta Süfyan b. Ebred el-Kelbî ile karşılaşmış, ikisi Taberistan'da savaşmışlardı, o esnada atının ayağı sürçmüş ve Kutri yere düşmüş, düşman askerleri gelip üzerinde yığılmışlar, onu öldürüp başını kopararak Haccac'a göndermişlerdi. Bir rivayete göre onu Şevde b. Hür ed-Darimî öldürmüştü. Kutri b. Fücae, son derece yiğit ve cesur bir adam olup fesahat, belagat, güzel söz ve güzel şiir söyleme hususunda Arapların meşhur hatiplerindendi. Onun kendini ve dinleyicileri yüreklendiren güzel şiirlerinden biri de şudur:

«Ona diyorum ki, bahadırlardan kıvılcımlar uçuştu, yuh sana, korkma!

Eğer sana itaat etmayen ecele karşı bir gün fazla yaşamak iste-sen de,

Ölüm alanında sabretmen gerekir. Ebedi yaşamak benim kudretim dahilinde değildir.

Hayat giysisi, onur giysisi demek değildir.

O elbise, korkak kardeşinden zilleti dürüp giderecek bir şeref elbisesi değildir.

Ölüm yolu, her canlının son durağıdır.

Ölüm, yeryüzündeki herkese çağrı yapmaktadır.

İmrenilmeyen kimseden usanılır ve o hezimete uğrar.

Ölüm onu teslim alır, hayatına son verir.

Kişi hurda eşyalardan sayıldığında, artık yaşamakta hayır kalmaz.»

Bu şiiri, "Hamaset" adlı eserin sahibi nakletmiş ve İbn Hallikan da çok beğenmiştir.

Bu senede (hicretin yetmişdokuzuncu senesinde) Ubeydullah b. Ebi Bekre vefat etti. O, Türk illerine giren ve Türk hükümdarı Rutbil ile savaşan İslâm ordusunun komutanı idi. Şüreyh b. Hani ile birlikte çok sayıda askeri bu savaşta öldürüldü. Nitekim bunu önceki sayfalarda anlatmıştık. Ubeydullah b. Ebi Bekre, elinde bir yüzük olduğu halde Haccac'ın yanına gitmişti. Haccac da ona şöyle bir soru sormuştu:

- Şu mühürlü yüzüğünle kaç bin dinarlık harcama emrini mü-hürledin?

- 40.000.000 dinarlık harcama emrini mühürledim.

- O paraları nereye sarfettin?

- iyilik yapmaya, darda kalana yardım etmeye, iyilik edenleri ödüllendirmeye, bekarları ve kavmin efendilerini evlendirmeye sar-fettim.

Bir rivayete göre susayan Ubeydullah'a bir kadın bir testi soğuk su ikram etmişti. O da suyu ikram eden kadına 30.000 dirhem vermişti.

Yine bir rivayete göre o, arkadaşları arasında oturmakta iken kendisine bir köle ve bir de cariye hediye edilmişti. O da bu köle ile cariyeyi meclisinde oturan arkadaşlarından birine: «Al, bunlar senin

olsun.» diyerek hibe etmiş, sonra düşünüp şöyle demişti: «Allah'a yemin ederim ki, meclisimde oturanlardan birini diğerine tercih etmem, çirkin bir cimrilik ve pis bir alçaklıktır. Ey köle, bu meclisimde oturanlardan her birine birer köle ve cariye var.»

Verilen köle ve cariyeleri saydıklarında seksen tane olduğunu

gördüler.

Ubeydullah b. Ebi Bekre, bu senede Best şehrinde vefat etti. Zerh şehrinde vefat ettiği de söylenir. Doğrusunu, noksanlıklardan münezzeh ve Âlim olan yüce Allah daha iyi bilir. Âlemlerin Rabbi Allah'a hamdolsun.