El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Hicretin Yüzondokuzuncu Senesi

Bu senede Velid b. Ka'ka, Anadolu'ya gazaya gitti. Bu senede Esed b. Abdullah b. Kusan, Türklerin büyük hakanını öldürdü. Bunun sebebi de şuydu: Esed b. Abdullah, Horasan valisi olup kardeşi Halid b. Abdullah'ı Irak'a …

Bu senede Velid b. Ka'ka, Anadolu'ya gazaya gitti. Bu senede Esed b. Abdullah b. Kusan, Türklerin büyük hakanını öldürdü. Bunun sebebi de şuydu: Esed b. Abdullah, Horasan valisi olup kardeşi Halid b. Abdullah'ı Irak'a naib olarak tayin etti. Sonra askerleriyle birlikte Huttel şehrine gitti ve orayı fethetti. Askerleri oralarda etrafa dağılarak adam öldürmeye, esir almaya, ganimet toplamaya başladılar. Casuslar, Türk hakanına giderek Esed'in askerlerinin Huttel şehrinin çevresine dağıldıklarını bildirdiler. Hakan, bu fırsatı değerlendirerek hemen askerlerini toplayıp Esed'e doğru yola çıktı. Yanına ve askerlerinin yanına bol miktarda silah, kavurma ve tuz aldı. Son derece öfkeliydiler.

Esed, Türk Hakanının büyük bir orduyla üzerine gelmekte olduğu haberini alınca, ona karşı hazırlık yapmaya başladı. Askerlerine haber salıp onları topladı, bazı kimseler Hakan'ın Esed b. Abdullah'a hücum ettiğini, onu ve adamlarım öldürdüğünü etrafa yaydılar. Bunu yapmakla Esed'in adamlarının daha da dağılmasını ve gidip yanına toplanmasını önlemeyi amaçladılar. Ama Cenâb-ı Allah, tuzaklarını başlarına geçirdi. Tedbirlerini tahribe dönüştürdü. Çünkü Müslümanlar, bu söylentiyi duyunca, İslâm gayreti ile harekete geçtiler. Düşmanlarına karşı daha da öfkelendiler. İntikam almaya kesin karar verdiler. Esed'in bulunduğu yere yöneldiler. Onun hayatta olduğunu, her taraftan gelen askerlerin de etrafında toplanmış olduklarını gördüler.

Esed, Hakan'a doğru harekete geçti. Milh dağına gitti. Belh nehrine dalmak istedi, beraberlerinde çok miktarda ganimet vardı. Esed, bu ganimetleri arkada bırakmak istemedi, her süvariye, önüne bir, boynuna da bir koyun yüklemesini emretti. Bunu yapmayanların elinin kesileceği tehdidinde bulundu, kendisi de bir koyunu boynuna alarak nehire daldı. Nehri tam geçmeden Hakan, atlılarıyla onlara yetişti. Yakaladıklarını ve karşı kıyıya geçemeyen bazı zayıf Müslüman askerleri öldürdü. Kıyıya vardıklarında durakladılar. Müslümanlar, onların nehri aşıp kendilerine ulaşamayacaklarım sandılar. Oysa Türkler, kıyıda kendi aralarında istişare yaptılar, sonra hep birlikte hücum etme kararına vardılar. Sayıları 50.000 idi. Nehri geçtiler, köslerini şiddetle vurmaya başladılar. Öyle ki, Müslümanlar, Türklerin İslâm garnizonuna girdiğini sandılar. Sonra hep birlikte nehire atıldılar. Atları şiddetle kişnemeye başladı. Türkler, Müslümanların tarafına geldiler. Müslümanlar, garnizonlarında savunmaya geçtiler. Çevrelerinde hendek kaznıışlardı. Türkler, onların yanına gelemiyorlar di. İki ordu karşı karşıya geceyi geçirdiler. Birbirlerinin yaktıkları ateşi görüyorlardı. Sabah olunca Hakan, bazı Müslüman askerlere saldırdı, bir kısmını öldürdü, bir kısmını esir aldı ve yüklerle develeri ganimet edindi.

İki ordu, ramazan bayramı gününde karşı karşıya geldiler. Esed'in askerleri, bayram namazını kılamama endişesine kapıldılar, namazı korku namazı olarak kıldılar. Sonra Esed, beraberindeki askerlerle yola koyuldu, Mercibeleh'e gidip konakladı, kışı orada geçirdi. Kurban bayramı gününde kalkıp askerlere hutbe irad etti. Merv'e mi gidelim, yoksa Hakan'la mı karşılaşalım, yahud Belh'te kendimizi savunmaya mı çalışalım? diyerek istişare yaptı. Bazıları Belh'te kendilerini savunmalarım teklif ettiler. Bazıları, Allah'a tevekkül ederek Hakan'la karşılaşmayı ileri sürdüler. Esed, bu görüşe muvafakat etti, askerleriyle birlikte Hakan'a doğru ilerledi. O esnada askerlerine uzunca iki rekat namaz kıldırdı. Namazdan sonra uzun uzun dua etti. Duasını tamamladıktan sonra askerlerine: «İnşaallah muzaffer olacaksınız.» dedi. Sonra beraberindeki Müslümanlarla yola revan oldu. Öncü kuvvetleri, Hakan'ın öncü kuvvetleri ile karşılaştılar. Müslümanlar, Türklerden bazılarını öldürdüler. Öncü kuvvetler komutanını ve beraberindeki diğer yedi komutanı esir aldılar. Sonra Esed ilerledi, düşmanların koyunlarına ulaştı, koyun sürülerini önüne kattı. 150.000 koyun vardı. Bundan sonra Türk ordusuyla karşılaştı.

Hakan'ın beraberinde 4.000 civarında asker vardı, yanında Haris b. Şüreyh adında emirerliği yapan bir Arap vardı. Müslümanların açıklarını ona bildiriyordu. İki ordu karşı karşıya gelince Türkler, her bir tarafa kaçışmaya başladılar. Hakan ve beraberinde kendisini koruyan emireri Haris b. Şüreyh, bozguna uğrayıp kaçtılar. Esed, onları kovaladı. Öğle vakti Hakan, 400 kadar adamıyla ortada kaldı, yüzlerinde ipek peçeler vardı. Kösleri yanlarındaydı. Müslümanlar, onları yakalayınca köslerin şiddetle vurulmasını emretti. Bu, kaçış vuruşu idi, üç kez vurdular, ama kaçamadılar. Müslümanlar ilerlediler ve Türklerin ordugahını çembere aldılar, orgudahm içindeki büyük ve kıymetli eşyalar, altın gümüş kaplar, kadın ve çocuklarla birlikte herşeyi ellerine geçirdiler. Ganimetlerin haddi hesabı yoktu, kıymeti ve güzelliği takdir edilemiyordu.

Yalnız Hakan, öleceğini anlayınca karısını hançerle vurdu. Müslümanlar, ordugaha ulaştıklarında Hakan'ın karısı can çekişmekteydi. Türklerin kazanlarının kaynamakta, yemeklerinin pişmekte olduğunu gördüler. Hakan, beraberindekilerle birlikte kaçtı ve bir şehre girip kendini korumaya aldı. Yalnız daha önceleri Hakan, kendi komutanlarından biriyle tavla oynamış, komutan onu mağlub edince Hakan onu el kesme cezasıyla tehdit etmişti. Komutan da ona Öfkelenmiş ve kin beslemeye başlamıştı. Bu komutan, onu öldürmek için fırsat kolladı ve işte bu şehirde kendini korumaya aldığı esnada Öldürdü. Türkler de Hakan'ın ölümü üzerine sağa sola kaçışmaya, birbirlerinin mallarını yağmalamaya, birbirlerine saldırmaya başladılar.

Esed, kardeşi Halid'e haber salarak Hakan'ı mağlub ettiklerini, mansur ve muzaffer olduklarım bildirdi. Ayrıca ona Hakan'ın davullarım ve köslerini de gönderdi. Bu davulların ve köslerin sesleri, yıldırımları andırıyordu. Ayrıca Hakan'ın birçok mal ve eşyasını da kardeşine gönderdi. Kardeşi de kendisine gönderilen bu eşyaları, mü'-minlerin emin Hişam'a gönderdi. Hişam buna çok sevindi, haberi ve eşyaları getiren elçilere beytü'l-maldan bol miktarda paralar verdi. Şairlerden biri, bu kahramanlığı nedeniyle Esed'i şöyle övdü:

«Yeryüzünü enine boyuna dolaşarak ölçsen bile,

Esed'den daha hayırlı ve daha hükmü sağlam bir emir ve komutan göremezsin.

Bize hayırları ve iyilikleri yağdırdı, durumumuzu toparladı, dağınıklığı giderdi.

Hakan onun elinden kurtulamadı. Hakan'ın toplu askerlerini darmadağın etti.

Ey Şüreyh'in oğlu Esed, sen öyle bir yararlılık gösterdin ki,

Hasta gönüllerimizin kin ateşini söndürdün ve bizi rahatlattın.»

Bu senede Halid b. Abdullah el-Kusarî, Muğire b. Said ile batıl yolda kendisine tabi olan arkadaşlarından bir grubu öldürdü. Muğire; sihirbaz, facir, Şii ve habis bir adamdı.

İbn Cerir, Muğire b. Said'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Ad ve Semud kavimlerini ve bunlar arasında geçen bazı nesilleri diriltmek isteseydim diriltebilirdim.»

A'meş dedi ki: «Muğire, mezarlığa gider, konuşur ve mezarlar üzerinde çekirge gibi şeyler görünürdü.»

İbn Cerir, onun sihirbazlığını ve facirliğini ispatlayan başka şeylerini de anlatmıştır. Halid b. Abdullah el-Kusarî, onun bu kötülüklerini duyunca huzuruna getirilmesini emretti, altı yahut yedi kişiyle huzura getirildi. Halid, emir verdi, tahtı mescide götürüldü. Kamış sapları getirilmesini istedi. Muğire'ye bu saplardan birini kucaklamasını emretti. Muğire bu emri yerine getirmek istemeyince onu dövdürdü. Nihayet o da saplardan birini kucakladı ve başının üzerinden neft döküldü. Sonra ateşle tutuşturularak yakıldı. Diğer arkadaşlarına da aynı usul uygulandı.

Bu senede "Küssare" lakabıyla tanınan Behlül b. Bişr adında bir adam isyan etti. Yüze yakın Harici de ona tabi oldular. Halid el-Ku-sarî'yi öldürmeye kasdettiler. Halid, üzerlerine müfrezeler gönderdi. Bunlar, kendilerine hücum eden askerleri kırıp geçirdiler. Şecaath ve dayanıklı oldukları için durumları cidden kuvvetlendi. Ancak üzerlerine giden askerlerde samimi kimseler değillerdi. Bunlar silahlı, atlı ve binlerce askerden oluşan birlikleri geri çevirdiler. Kendilerinin sayısı ise yüzü dahi bulmamıştı. Sonra onlar halife Hişam'ı öldürmek gayesi ile Şam'a yöneldiler. Cezire'de karşılarına bir askeri birlik çıktı. İki taraf şiddetlice savaştılar. Harici Behlül'ün adamlarının çoğu öldürüldü. Sonra Cezire'den Ebu'1-Mevt (ölüm babası) künyesi ile tanınan bir adam, Behlül'e bir darbe vurarak onu yere yıktı. Behlül'ün geride kalan adamları da dağılıp gittiler. Topu topu yetmiş kişiydiler. Arkadaşlarından biri, onlara şu ağıdı yaktı:

«Ben Ebu Bişr'in ölümünden sonra düşmana yardımcı olan kimseler gördüm.

Sanki dün onlar bizim dostlarımız, arkadaşlarımız değildiler. Ey göz, artık kendinden yaşlar dök ve bizim için ağla. Onlar bizim için dünyanın içini ve dışını boşalttılar. Ebediyyet cennetlerinde bize komşu oldular.»

Sonra onlardan bir başka grup, bazı emirlerinin etrafında toplanarak savaştılar. Öldürdüler, öldürüldüler.

Halid el-Kusarî tarafından onların üzerine askerler gönderildi. Bu askerler onların kökünü kazıdı, geride hiç kimseleri kalmadı.

Bu senede Esed el-Kusarî, Türk illerine gazaya gitti. Türk hükümdarı Turhan, ona 1.000.000 dirhem teklif etti, ama o bunu hiç kabul etmedi. Türk illerini zorla ele geçirdi. Turhan'ı da eli kolu bağlı olarak huzurunda öldürttü. Şehrini, kalesini, mahsulünü, mallarını ve kadınlarını ganimet edindi.

Sahari b. Şebib adındaki bir Harici isyan etti. Otuz kadar kişiden oluşan küçük bir grub ona tabi oldu. Halid el-Kusarî, ona bir müfreze gönderdi. Bu müfreze onu ve tüm arkadaşlarını öldürdü. Geride bir tek adamları dahi kalmadı.

Ebu Şakir Mesleme b. Hişam b. Abdülmelik, insanlara haccettirdi. Kendisine hac menasikini öğretmek amacıyla İbn Şihab ez-Zührî de onunla birlikte haccetti.

Mekke, Medine ve Taif valisi Muhammed b. Hişam b. İsmail idi. Irak ve doğu eyaleti ile Horasan valisi, Halid el-Kusarî idi. Onun Horasan'daki vekili, Esed b. Abdullah el-Kusarî idi. Anlatıldığına göre o, bu senede vefat etmiştir. Hicretin 120. senesinde vefat ettiğine dair zayıf bir rivayet de vardır. Doğrusunu Allah bilir.

Bu senede Ermeniyye ve Azerbaycan valisi, "Eşek Mervan" diye bilinen Mervan el-Himar'dı. Doğrusunu Allah bilir.