İmam Ahmed b. Hanbel, Nuaym b. Dücace'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«İbn Mesud, Hz. Ali'nin yanma gitti. Hz. Ali, kendisine şöyle sordu: «Rasûlullah (s.a.v.)'m, "İnsanların üzerinde her 100 sene geçince yeryüzünde eski nesilden yaşayan hiç kimse kalmaz." buyurduğunu söyleyen sen misin? Aslında Rasûlullah (s.a.v.), şöyle buyurmuştu: "İnsanlar üzerinden 100 sene geçince yeryüzünde (eskiden yaşamakta olanlardan) canlı hiç kimse kalmaz. Bu ümmetin refahı, 100 seneden sonradır.»
İmam Ahmed b. Hanbel'in oğlu Abdullah'tan rivayet olunduğuna göre Hz. Ali, Abdullah b. Mesud'a şöyle demiştir:
«Ey Ferruh! "İnsanların üzerinden 100 sene geçince bugün yaşamakta olanlardan gözünü açıp kapaman hiç kimse (hayatta) kalmayacaktır ve bu ümmetin refah ve sevinci, ancak 100 seneden sonra olacaktır." diyen sen misin? Rasûlullah (s.a.v.), ancak şöyle demişti: "İnsanların üzerinden 100 sene geçince yer üzerinde açılıp kapanan bir göz kalmayacaktır." Sırtını çukura yerleştiremedin, kenara kaydın, hata yaptın. Aslında Rasûlullah, bugün yaşamakta olanları kasdet-miştir.»
İnsanlar, Rasülullah'm bu hadisinden ötürü korkuya kapıldılar. Çünkü o, bu sözüyle kendi neslinin tükeneceğini kasdetmişti.
Bu senede Harurilerden Irak'ta Harice adında biri isyan etti. Mü'minlerin emiri Ömer b. Abdülaziz, Küfe valisi Abdülhamid'e haber göndererek onları hakka davet etmesini, onlara yumuşak davranmasını, yeryüzünde bozgunculuk yapmadıkları sürece onlarla savaşmamasını emretti.
Haruriler, bozgunculuk yapınca Küfe valisi Abdülhamid, onların üzerine bir askeri birlik gönderdi. Haruriler, bu askeri birliği bozguna uğrattılar. Bunun üzerine Ömer b. Abdülaziz, askerlerinin bozguna uğraması nedeniyle Küfe valisi Abdülhamid'e bir kınama mektubu gönderdi. Kendisi de amcası oğlu Mesleme b. Abdülmelik'i, Cezire'den hareket ettirerek savaşmak üzere Haruriler üzerine gönderdi. Mesle-me> Allah'ın yardımıyla onları yendi ve muzaffer oldu.
Ömer b. Abdülaziz, Haricilerin büyüğü Bestam'a haber göndere-
rek şu mesajı iletti: «Seni bana karşı isyana sürükleyen şey nedir? Eğer Allah rızası için gazaplanmış isen, bunu senden önce ben yapmalıyım ve sen benden daha iyi değilsin, gel, seninle tartışalım. Eğer hakkı bizim yanımızda bulursan, hakka tabi olursun. Eğer sen hakkı bize gösterirsen bakarız, gereğini yaparız.»
Bestam da kendi adamlarından bir grubu gönderdi. Ömer, onlardan iki kişiyi seçti ve onlara sordu: - Niçin bize karşı düşmanlık yapıyorsunuz?
- Yezid b. Abdülmelik'i kendinden sonra halife olması için veli-ahd tayin etmişsin de ondan.
- Ben onu veliahd tayin etmiş değilim, başkası tayin etmiştir.
- Sen kendinden sonra onu bu ümmete emin bir kişi olarak kabul edebilir misin?
- Bana üç gün süre tanıyın.
Anlatıldığına göre Ümeyye oğullan, hilafetin kendi ellerinden çıkmasından korktukları için halife Ömer b. Abdülaziz'e zehir içire-rek öldürmüşlerdi. Doğrusunu Allah bilir.
Hicretin 100. senesinde Ömer b. Velid b. Hişam el-Muaytî ve Hu-muslulardan Amr b. Kays elKindî, yaz mevsimi gazasına gittiler.
Ömer b. Abdülaziz, Ömer b. Hübeyre'yi Cezire valiliğine tayin etti. O da Cezire'ye vali olarak gitti. Bu senede Yezid b. Mühelleb, Irak'tan harekete geçerek Ömer b. Abdülaziz'e hücum etti. Ömer de onun üzerine Basra valisi Adiy b. Ertat'ı Musa b. Vecih'le birlikte gönderdi. Ömer, Yezid b. Mühelleb'e ve ailesine çok kızar: «Bunlar zorbadırlar, böylelerini sevmem.» derdi.
Yezid b. Mühelleb huzuruna girdiğinde Ömer, onun daha Önce Süleyman'a -yanında mevcut olduğuna dair- bildirdiği malları vermesini istedi. Yezid de: «Ben düşmanları bununla korkutmak için böyle bir beyanda bulunmuştum. Benimle Süleyman arasında herhangi bir-şey yoktu, anlaşıyorduk. Onun yanında ne kadar itibarlı ve mertebe sahibi bir kimse olduğumu da biliyorsun.» deyince Ömer b. Abdülaziz: «Ben senin bu sözlerine kulak vermiyorum. Müslümanların mallarını ödeyinceye kadar da seni bırakacak değilim.» dedi ve zindana atılmasını emretti.
Ömer b. Abdülaziz, Yezid'in yerine Horasan valiliğine Cerrah b. Abdullah el-Hakemî'yi tayin etti. Yezid b. Mühelleb'in oğlu Muhalled, Ömer'in huzuruna gelip şöyle dedi:
- Ey mü'minlerin emiri! Aziz ve Celil olan Allah, seni halife kılmakla bu ümmete lütufta bulunmuştur. Senin sebebinle bizler insanların en bedbahtları olmayalım. Niçin bu ihtiyarı hapse atıyorsun, onun yerine ben varım, beni hapse atıp onu salıversen olmaz mı?
- Onun yanındaki Müslüman mallarının tümünü kendisinden al-
madığım ve sen de ondan istenen bütün işleri yapmadığın takdirde onu serbest bırakacak ve ondan vazgeçecek değilim.
- Ey mü'minlerin emiri! Eğer onun aleyhinde ileri sürdüğün iddiaları teyid edecek beyyinelerin varsa mesele yok. Ama yoksa, onun bu konuda yapacağı yemini kabul et, ya da beni onun yerine hapse atıp onu salıver.
- Yanındaki bütün malları kendisinden almadıkça kabul etmem. Muhalled b. Yezid, Ömer b. Abdülaziz'in huzurundan çıkıp gitti.
Çok geçmeden vefat etti. Ömer b. Abdülaziz, onun hakkında şöyle demişti: «Muhalled, babasından daha hayırlıydı.»
Ömer b. Abdülaziz, daha sonra Yezid b. Mühelleb'e yün bir cübbe giydirilerek bir deveye bindirilmesini ve fasıkların sürgün edildikleri Dahluk adasına gönderilmesini emretti. Araya şefaatçılar girdi, rica ettiler. Ömer de onu tekrar hapse gönderdi. Ömer, ölüm hastalığına yakalanıncaya kadar Yezid hapiste kaldı. O, Ömer hastalanınca hapisten kaçtı ve onun- bu hastalığı neticesinde öleceğini anladı. Bunu bir mektupla ona bildirdi. Öyle sanıyorum ki o, Ömer'e zehir içirildi-ğini biliyordu.
Ömer b. Abdülaziz, bu senenin ramazan ayında Cerrah b. Abdullah el-Hakemî'yi bir yıl beş ay süreyle valilik yaptıktan sonra Horasan valiliğinden azletti. Kafirlerden İslâm'a giren kimselerden cizye aldığı için onu azletmişti. Cerrah ise, İslâm'a giren kafirlere: «Sizler cizye vermekten kurtulmak için İslâm'a giriyorsunuz.» demiş, onlar da İslâm'a girmekten vazgeçmiş, kendi dinlerinde sebat etmiş ve cizye ödemişlerdi. Bu durumu öğrenen Ömer b. Abdülaziz, Cerrah'a şöyle bir mektup göndermişti: «Cenâb-ı Allah, Muhammed (s.a.v.)'i vergi ve cizye toplayan biri olarak değil, aksine davetçi biri olarak göndermişti.» Bu mektubu yazdıktan sonra onu, Horasan valiliğinden azletti, yerine Abdurrahman b. Naim el-Kuşeyrî'yi Horasan ordu komutanlığına, Abdurrahman b. Abdullah'ı da haraç işlerinin müdürlüğüne tayin etti.
Bu senede Ömer b. Abdülaziz, valilerine mektup yazarak onlara iyiliği emrediyor, kötülük yapmalarını yasaklıyor, hakkı açıklıyor, kendisi ile onlar arasındaki bazı konuları izah ediyor ve öğüt veriyordu. Allah'ın azab ve intikamından sakınmalarım söyleyerek onları korkutuyordu. Abdurrahman b. Naim el-Kuşeyrî'ye yazdığı bir mektup şöyleydi:
«İmdi ey Allah'ın kulu, Allah rızası için öğüt veren, kullara nasihat veren bir kimse ol. Allah rızası uğruna yaptığın işlerde herhangi bir kmayıcımn kınamasına aldırış etme. Çünkü insanlardan çok, Allah'ın hatırını gözetmen gerekir. Onun, senin üzerindeki hakkı daha °uyüktür. Müslümanların işlerinden birini yürütürken, onlara iyilik yapıp nasihat vererek gerekli yardımda bulun. Senden istenilen hususlarda emanete riayet et. Sakın haktan başkasına meyleden bir kimse olma. Yaptığın gizli işlerden hiçbiri, Allah'a gizli kalmaz. Allah yolundan başka yola sapma. Doğrusu, Allah'a karşı yine Allah'tan başka bir sığınılacak makam yoktur.»
Ömer b. Abdülaziz, buna benzer birçok öğütleri valilerine rnek-tupla bildirdi.
Buharî'nin "Sahih'ınde rivayet olunduğuna göre Ömer b. Abdüla-ziz, Adiy b. Adiy'e şöyle bir mektup gönderdi:
«Doğrusu imanın farizaları, prensipleri, hükümleri, sınırları ve sünnetleri vardır. Her kim bunları tamamlarsa, imanı tamam olur. Kim de tamamlamazsa, imanı tamamlanmış olmaz. Eğer ben yaşarsam bunları size açıklıyacağım ki, bunlara göre amel edersiniz. Ama ölürsem, ben sizinle birlikte dünyaya kalmaya bayılıyor değilim.»

