El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Hicretin Yüzyirmiikinci Senesi

Bu senede Zeyd b. Ali b. Hüseyin b. Ali b. Ebi Talib öldürüldü. Öldürülmesinin sebebi şuydu: Kendisine bey'atta bulunan Kûfelilerin bey'atını aldıktan sonra bu sene başında ayaklanmalarını ve gereken hazırlığı yapmalarım …

Bu senede Zeyd b. Ali b. Hüseyin b. Ali b. Ebi Talib öldürüldü. Öldürülmesinin sebebi şuydu: Kendisine bey'atta bulunan Kûfelilerin bey'atını aldıktan sonra bu sene başında ayaklanmalarını ve gereken hazırlığı yapmalarım emretti. Onlar da ayaklanma için gerekli hazırlıkları yapmaya başladılar. Zeyd b. Ali'nin Süleyman b. Süraka adında bir adamı, Irak valisi Yusuf b. Ömer'e giderek ayaklanma hazırlıkları başladığını bildirdi. O zaman Yusuf, Hire'de bulunuyordu. Süleyman, ona Zeyd b. Ali ve beraberindeki Kûfelilerin durumunu anlattı. Yusuf b. Ömer de Zeyd b. Ali'yi aratmaya başladı ve yakalanmasını ısrarla istedi. Şiiler bu durumdan haberdar olunca Zeyd b. Ali'nin yanında toplandılar ve ona şöyle dediler:

- Allah sana rahmet etsin, sen Ebu Bekir ve Ömer hakkında ne dersin?

- Allah onları bağışlasın, ailemden onun hakkında kötü söz söyleyen birini duymadım. Ben de onlar hakkında iyilikten başka birşey söylemem.

- Şu halde sen Ehl-i beytin öcünü almak istemiyorsun?

- Halifeliğe herkesten daha çok biz layıktık, ama o zaman insanlar Ebu Bekir ile Ömer'i bize tercih ettiler ve bizi halifelikten uzaklaştırdılar. Ne var ki, Ebu Bekir ile Ömer'in küfre götürecek bir faaliyetleri olduğunu duymadık. Onlar yönetimin başına geçtiler ve adaletle hükmettiler, kitab ve sünnete göre amel ettiler.

- Şu halde ne diye bunlarla savaşıyorsun?

- Bunlar, onlar gibi değildirler. Bunlar, hem insanlara hem kendilerine zulmettiler. Ben insanları Allah'ın kitabına, peygamberinin sünnetine uymaya, sünnetleri ihya etmeye, bid'atları öldürmeye davet ediyorum. Eğer bu davetime icabet ederseniz, hem sizin için hem de benim için hayırlı olur. Ama icabet etmezseniz, ben artık sizden sorumlu değilim.

Bunun üzerine Şiiler, onu terkettiler, yanından ayrılıp gittiler, ona yaptıkları bey'atı bozdular ve onu kendi haline bıraktılar. Bu nedenle o günden itibaren onlara Rafiziler; Zeyd b. Ali'ye tabi olanlara da Zeydiler denildi. Kûfelilerin çoğu Rafızi, Mekkelilerin çoğu da bugüne kadar Zeydiye mezhebi üz ermedirler. Zeydilerin mezhebinde gerçeklik ve hak vardır. Hak ve gerçek olan husus, Ebu Bekir ile Ömer'in hak yolda olduklarını, doğru ve dürüst kimseler olduklarını kabul etmeleridir. Ama bunun yanında mezheblerinde batıl da vardır ki, o da Hz. Ali'yi, Hz. Ebu Bekir ile Hz. Ömer'e takdim etmeleri, bunun onlardan daha üstün olduğunu söylemeleridir. Şu da var ki, Hz. Ali, gerçekte onlardan daha üstün değildir. Hatta sabit olan Ehl-i sünnet mezhebinin esah kavline göre Hz. Osman'dan da üstün değildir. Bu hususu, Ebu Bekir ile Ömer'in siretlerinde de anlatmıştık.

Sonra Zeyd b. Ali, yanında kalan arkadaşlarıyla birlikte ayaklanmaya karar verdi. Hicretin 122. senesinin safer ayı başında çarşamba gecesi harekete geçeceklerini söyledi. Yusuf b. Ömer, bundan haberdar oldu. Kûfe'deki kaymakamı Hakem b. Salt'a haber göndererek, halkın tümünü Ulu camide toplamalarını emretti. O da muharrem ayının son günü olan çarşamba gününde, Zeyd'in ayaklanmasına bir gün kala, halkı Ulu camide topladı.

Zeyd, çarşamba gecesi, şiddetli soğukların hüküm sürdüğü bir anda harekete geçti. Adamları, ateş yakarak alevleri yükselttiler ve: «Ya Mansur, ya Mansur!» diye seslenmeye başladılar. Fecir doğduğunda onunla beraber 218 adam toplanmıştı. Zeyd: «Sübhanallah! Hani insanlar nerede?» demeye başladı. Etrafındakiler de: «insanlar mescitte kuşatma altındadırlar.» diye cevap verdiler. Küfe kaymakamı Hakem b. Salt, vali Yusuf a mektup yazarak Zeyd b. Ali'nin ayaklandığını bildirdi. Yusuf da Kûfe'ye bir müfreze gönderdi. Küfe kaymakamı Hakem de harekete geçti. Yusuf b. ÖmerHn kendisi de büyük bir kalabalıkla oraya gitmek üzere yola çıktı. Yolda aralarında 500 süvarinin bulunduğu bir cemaatla karşılaştı. Bunlar da onun birliklerine katıldılar. Sonra Künase'ye geldiler. Şamlı bir topluluk üzerine saldırıp onları bozguna uğrattılar.

Sonra Zeyd b. Ali, tepe üzerinde durmakta olan Yusuf b. Ömer'in yanından geçti. Zeyd'in yanında 200 süvari vardı. Eğer Yusuf b-Ömer'e hamle yapacak olsa onu öldürebilirdi. Ama o sağ taraftan gitti. Hangi grupla karşılaşırsa o grubu bozguna uğrattı. Arkadaşları şöyle sesleniyorlardı:

«Ey Kûfeliler! Dine, onur ve üstünlüğe, dünyaya gelin, oysa şu anda sizler dinde onur ve üstünlükte değilsiniz, dünyaya da hakim değilsiniz.»

Akşam olunca Kûfelilerden bir topluluk, Zeyd b. Ali'nin saflarına katıldı. Günün ilk saatlerinde bazı adamları öldürülmüştü. Ertesi gün Şamlılardan bir grupla savaştı, onlardan yetmiş kişiyi öldürdüŞamlılar, perişan bir halde ondan kaçıp kurtuldular. Akşam olunca

Yusuf b. Ömer de askerlerim güzel bir şekilde tabiye etti. Ertesi sabah olunca Zeyd'le karşı karşıya geldi. Onları Sebha'ya kadar geri püskürttü, sonra üzerlerine hücum etti. Bu defa onları Beni Süleym'e kadar püskürttü, sonra atlı ve piyadeleriyle onları kovaladı. Sah'a kadar gittiler, orada şiddetlice savaştılar. Gece karanlığı bastırınca, Zeyd'e bir ok fırlatıldı ve alnının sol tarafına isabet etti. Okun ucu beynine kadar ulaştı, adamlarıyla birlikte geri döndü. Şamlılar ise onların gece karanlığı bastırdığından ötürü geri döndüklerini sanıyorlardı. Zeyd, Sikketü'l-Berid'de bir eve konuldu ve tabip getirildi. Alnına isabet etmiş olan ok çekilip çıkarıldı. Ama çok geçmeden orada vefat etti. Allah ona rahmet etsin.

Arkadaşları onu nereye defnedecekleri hususunda anlaşmazlığa düştüler. Bazıları: «Onu zırhına koyarak suya atın.» dedi. Bazıları: «Başım koparın, cesedini ölüler arasında bırakın.» dedi. Bunun üzerine oğlu: «Hayır, Allah'a yemin ederim ki, köpekler babamı yiyemiye-cektir.» dedi. Bazıları: «Onu Abbasiye'ye defnedin.» dedi. Bazıları da: «Onu çamurlu bir çukura defnedin.» dedi. Böyle yaptılar, çamurlu bir çukura defnettiler. Kabrinin üstüne de yeri bilinemesin diye su akıttılar.

Adamları gevşediler, çünkü başsız kalmışlardı. Artık emri altında savaşacakları bir komutanları yoktu. Fecir doğar doğmaz kendilerini harekete geçirecek bir liderleri yoktu. Yusuf b. Ömer, yaralıları araştırdı. Zeyd'i bulmak ümidiyle yaralıları kontrol etti. Zeyd'in Sindli bir azadlısı geldi. Onun nereye defnedildiğini gördüğünü söyledi. Mezarını gösterdi. Bunun üzerine Yusuf, Zeyd'i mezarından çıkarttı. Künase de bir ağaca asılmasını emretti, beraberinde Nasr b. Huzeyme, Muaviye b. İshak b. Zeyd b. Harise el-Ensârî ve Ziyad el-Medinî de asıldılar. Anlatıldığına göre Zeyd, dört sene müddetle asılı kalmış, sonra ağaçtan indirilerek yakılmıştır. Doğrusunu Allah bilir.

Taberî'nin anlattığına göre Yusuf b. Ömer'in daha önce Zeyd b. Ali'nin yaptıklarından haberi yokmuş. Nihayet Hişam b. Abdülmelik ona: «Senin hiçbir şeyden haberin yok. Zeyd b. Ali Kûfe'de güçlenmiş, halk ona bey'at ediyor. Onu ısrarla ara, ona eman ver, emanı kabul etmezse onunla savaş.» diye bir mektup yazdı.

Bunun üzerine Yusuf da onu aramaya başladı. Buldu ve Önceki kısımlarda anlattığımız hadiseler ikisi arasında cereyan etti. Mezarının yerini bulunca onu çıkardı, başını koparıp Hişam'a gönderdi. Daha sonra Velid b. Yezid tahta geçti, emir verdi; Zeyd b. Ali asılı olduğu yerden indirildi ve yakıldı. Allah, Velid b. Yezid'i kahretsin.

Zeyd b. Ali'nin oğlu Yahya'ya gelince, o, Abdülmelik b. Bişr b. Mervan'dan eman diledi. Ona sığındı, Abdülmelik de Yusuf b. Ömer'i ona gönderdi, tehdit ettirdi. Nihayet o da Abdülmelik'in huzuruna gitti. Abdülmelik b. Bişr ise ona şöyle dedi: «Ben senin gibi bir adamı himayeme almam. Sen bizim düşmammızsm, düşmanımızın oğlusun.» Yusuf b. Ömer de onun bu sözü söylediğini tasdik etti, aramalar gevşeyince onu Horasan'a gönderdi. Yahya b. Zeyd, Zeydilerden bir topluluk arasında güçlenerek Horasan'da bir müddet ikamet etti.

Ebu Mihnef dedi ki: Zeyd öldürülünce Yusuf b. Ömer, Kûfelilere bir nutuk irad etti. Onları tehdit edip korkuttu, onlara sövdü ve nutkunda şöyle dedi: «Allah'a yemin ederim ki ben, sizden bir grubu öldürmek için halifeden izin istedim. Eğer bana izin verirse, savaşçılarınızı öldürür, çoluk çocuğunuzu ve kadınlarınızı esir alırım. Ben sadece hoşlanmadığınız sözleri size işittirmek için bu minbere çıktım.»

İbn Cerir dedi ki: «Bu senede, yani hicretin 122. senesinde Abdullah el-Battal, bir Müslüman cemaatı ile birlikte Anadolu'da öldürüldü.»

İbn Cerir, bundan daha fazlasını söylememiştir. Hafız İbn Asakir ise, "Tarih-i Kebir"inde, Abdullah el-Battal'ın biyografisini şöyle anlatmıştır: